Sunday, March 30, 2008

Tzob Başkanı Bayraktar: "Destekleme Primleri Artmazsa, Tarımda İhtalat Kaçınılmaz Olur"


Anka
30 Mart 2008,Pazar


Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım ürünlerine uygulanan destekleme primlerinin, üretimi teşvik etmeye yetmeyeceğini belirterek, primlerin bu seviyede kalması durumunda Türkiye'nin mısır, pamuk ve yağlı tohumlarda ithalatçı ülke olmaktan kurtulamayacağını söyledi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Başkanı Şemsi Bayraktar, tarım ürünlerine uygulanan destekleme primlerinin, üretimi teşvik etmeye yetmeyeceğini belirterek, primlerin bu seviyede kalması durumunda Türkiye'nin mısır, pamuk ve yağlı tohumlarda ithalatçı ülke olmaktan kurtulamayacağını söyledi. Bayraktar, Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu kararlarının değiştirilerek destekleme primlerinin yükseltilmesini istedi.

Yazılı bir açıklama yapan Şemsi Bayraktar, 29 Temmuz 2007 tarihinde yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile kütlü pamuk, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi, kanola, dane mısır, aspir ve zeytinyağı üretiminin 2011 yılına kadar primle desteklenmesinin öngörüldüğünü hatırlattı. Bu ürünlerde prim uygulamasının Türkiye'nin üretim açığını kapatmak için yapıldığını vurgulayan Bayraktar, "Yağ ihtiyacını karşılamak üzere 2007 yılında yaklaşık 1,7 milyon dolar tutarında yağ ve yağlı tohumlar ithalatı yapılmıştır. Üretimin teşviki için çiftçinin bu ürünlerden maliyet üstünde gelir elde etmesi gerekmektedir. Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu, 2007 primlerini geçen yıla ait prim miktarları ile aynı düzeyde belirlemiş, hatta mısır priminde düşüş olmuştur. Prim miktarları belirlenirken üretim maliyeti ve çiftçi satış fiyatının göz önüne alınması gerekmektedir" diye konuştu.

Saturday, March 29, 2008

Hayali, Kraliyet sofrası


'Ölmeden önce kendi büyüttüğüm zeytinlerinden ürettiğim yağımı İngiltere Kraliçesi'nin masasına koyacağım. Göreceksiniz kısa bir zaman içerisinde bunu başaracağım."


Halide DİNLER
Haber Ekspres
29 Mart 2008,Cumartesi


'Zeka, aydınlık, beceri ve el sanatları tanrıçası bakire Minevra ile deniz tanrısı Neptün, Atina şehrinin tanrıçası olmak için Olimpos Tanrısı Jüpiter'in düzenlediği yarışmaya katılırlar. Jüpiter, Atina şehrini, kendisine insan soyu içeren yararlı hediyeyi sunana vereceğini ilan eder. Neptün, Atina Akropolü'nün üstünde tuzlu bir göl oluşturur. Minevra ise bir zeytin ağacı. Minevra, bu bitkinin, insanlığın yaralarını iyi edecek bir merhem, lezzetli ve bol enerjili bir besin maddesi ve karanlıkları aydınlatacak bir alev olduğunu söyler. Jüpiter, Atina'nın yönetimini, denizden daha yararlı olan zeytin ağacını kendisine sunan Minevra'ya verir. Persler, Atina'ya saldırdıklarında Akropol'deki zeytin ağacını yakarlar, ne var ki, ağaç bir gecede tekrar filizlenip ölümsüzlüğünü kanıtlar. Yunanlılar da zeytini koruyucu ve kurtarıcı bilirler ve zeytin ağacına tapınırlar.'

Binlerce yılın mirasıdır zeytin ağaçları... 39 bin yıllık bu ağaçlar tarihte kutsallığın, bolluğun, bilgeliğin ve sağlığın sembolü olmuştur yüzyıllar boyunca. Yaprakları zafer, akıl ve barışı simgeleyen zeytin ağaçlarıyla Türklerin tanışması Anadolu'nun Doğu Roma'dan devralınmasına uzanır.
"Ölmeden önce kendi büyüttüğüm zeytinlerinden ürettiğim yağımı İngiltere Kraliçesi'nin masasına koyacağım. Göreceksiniz kısa bir zaman içerisinde bunu başaracağım." diyen zeytin aşığı Naim Cumalı, bu iddiasını gerçekleştirmek için binbir emekle 'Yağzade'yi kurdu.

Zeytini iyi tanıyoruz

Türkler'in dünyanın en çok zeytin tüketen insanları olmasına rağmen, sofralarına zeytini şişede sokmakta güçlük çektiklerini söyleyen Cumalı, "2 yıl önceye kadar büyük bir zeytin ve zeytinyağı fabrikasında işletme müdürüydüm. Emeklilikle birlikte kendi zeytinlerimi işlemek için kendi firmamızı kurmaya karar verdik. Yağzade'den önce Kuzey Ege Zeytinleri'ni kurduk. Bu isim altında büyük firmalara tedarikçi olarak zeytin sağladık. Markalaşmamız zamana bağlı bir iş olduğu için olgunlaşmayı bekledik. Olgunlaşmak için hedeflediğimiz süreç tamamlanınca da 'Yağzade'yi kurduk. Yağzade'nin altında yurtiçi ve yurtdışındaki raflarda 'Zeyve ve Zavora' ürünümüzü satmak istiyoruz. Zaten yurtdışı pazarına girmek için gerekli alt yapıyı oluşturduk. Çin, Almanya gibi ülkelerde temsilcilikler kurduk. Biz Yağzade olarak sadece zeytinyağı üretmiyoruz. Tarımla ilgili bölümümüz aracılığıyla zeytin çekirdeğinin toprağa düştüğü andan itibaren filizlenmesi ve büyümesi aşamalarını tek tek takip ediyoruz. Ağaçlarımıza, ağaçlarımızın meyvelerine tek tek bakıyoruz. Olgunlaşan zeytin meyvelerini zarar vermeden topluyoruz. Kaliteli zeytinyağı için zeytinin zarar görmemiş olması çok önemli. Zeytini sıktıracak olduğumuz ünitenin projesini parça parça kendim çizdim. Aşağı yukarı 80 tonluk bir makine bu. Biz Yağzade olarak; zeytinin, zeytin ağacının geçmişini biliyoruz. Hem de çok iyi biliyoruz. O bir sürü para döküp satın aldığımız tanınmış firmaların tek bir zeytin ağacı dahi yok ama Türkiye'nin en büyük zeytinyağı firmaları olmuşlardır" dedi.

Kokan yağ, değerini yitirmiştir

Türkiye'de atıl zeytinden zeytinyağı elde edilmesinden şikayetçi olan Cumalı, Türkiye'de kesinlikle birinci sınıf zeytinyağının elde edilmediğini iddia etti. Cumalı, Zeytinin toplandıktan sonra Türk üreticiler tarafından 'iyi zeytin-kötü zeytin' diye ayrıldığını iyilerinin sofralık zeytin olarak, kötülerinin ise zeytinyağı yapımında kullanıldığını söyledi.
'Kaliteli zeytinyağı' seçmenin püf noktalarını anlatan Cumalı sözlerini şöyle sürdürdü: "İyi bir zeytinyağı tüketicisi olmak için her şeyden önce zeytinyağını tanımak duyusal özelliklerini bilmek şart. Eğer satın aldığınız zeytinyağı kokuyorsa değerlerini yitirmiş demektir. Yağ kokmamalı. Çünkü, zeytinyağı meyve suyudur, tatlı olur. Biz zeytinyağını sadece yemeklerde kullanmıyoruz, meyve suyu diye içiyoruz. İyi bir zeytinyağı elde etmek için zeytin toplandıktan sonra 24 saat bekletilmeli ve hemen akabinde ezilmeli. Zeytinyağının saklanması da çok önemli. Zeytinyağı nemli ortamda saklanmamalı."

Yağa değil, ambalaja para ödüyoruz

Tüketicilerin zeytinyağına değil, markaya para ödediğini kaydeden Cumalı, "Kendi markamızı yaratmadan önce ürettiğimiz zeytinyağını büyük firmalara satıyorduk. Market raflarında bizim yağlarımızın iki katı fiyatına satıldığını gördük. Müşteri markaya, ambalaja para ödüyor, bizim zeytinyağımızı yiyor. Zaten bizim tesisimizden çıkan zeytinyağının yenmemesi mümkün değil" diye konuştu.
"Yağzade, kendi baktığı, kendi ilgilendiği zeytinlerin yağını satıyor. Yağzade'nin en güzel tarafı da bu zaten. Yağzade; çiftçi, üretici ve aynı zamanda sanayici. Ne yazık ki, Türk insanı zeytin ağaçlarına kışın yakılacak odun gözüyle bakıyor. Yunanistan'da zeytin ağaçları M.Ö. 700 yıllarda koruma altına alındı. Hatta, zeytinyağının dışındaki tüm ürünlerin ihracatı yasaklandı ve herkes zeytin üretmeye mecbur kaldı.
Bizde ise zeytin ağaçları için daha yeni yeni önlemler alınmaya başlandı. İnsanların cahilliğinden her tarafa zeytin ağacı dikiliyor. Halbuki her tarafta zeytin ağacı olmaz. Mineralce yüksek verimli toprak arazilere dikim yapılmalı. Zeytin ağacı, aşırı sıcağı da soğuğu da sevmez" dedi.

Akıllıoğulları'ndan zeytinyağı ve sabun atağı


ORHAN ÇELİK / BURSA

Edremit'te kurulu Akıllıoğulları Yağ ve Sabun Sanayi Ltd. Şti.,Edremit'i zeytinyağı ve sabun konusunda yeniden Türkiye'nin üretim merkezi haline getirmeyi hedefliyor. Bu hedef doğrultusunda firma,2010 yılında "Kuvvet Marka"lı zeytinyağlı sabunları ABD ve Japonya pazarına göndermeyi planlıyor.

Zeytinyağı ve çizik zeytin üretiminde son yıllarda önemli aşama kaydeden Edremitli firmalar, bu kez yıllar önce gözde olan zeytinyağlı sabun üretimine ciddi biçimde yatırım yapıyorlar. Bunlardan biri de Akıllıoğulları Yağ ve Sabun Sanayi Ltd. Şti. 1950'lerde 13 zeytinyağı üretim tesisi bulunan ve Türkiye'deki sabun üretiminde en büyük iki merkezden biri olan Edremit'e bu ünvanı yeniden kazandırılmak isteniyor. Son yıllarda artan organik ve doğal ürün talebini dikkate alan firma, yatırımını bu yönde yoğunlaştırdı. Ürettiği doğal zeytinyağı sabunlarıyla iç piyasada aranılan marka haline gelirken,müşteri portföyünü de orta ve üst düzey gelir grubundan oluşturdu.Firmanın müşteri yelpazesi içinde tıp dünyasının promosyon şirketleri, eczaneler, doğal ürün reyonları, aktarlar, oteller yer alıyor.

Edremit Körfezi zeytinlerinden üretilen zeytinyağının yıllardan beri uluslararası alanda pek çok ödül alması, yurt çapında ve yurtdışında bölgenin tanınmasını sağladı.

Bu zeytinyağından üretilen sabun da aynı ölçüde hep aranılır olmuştu. Şimdi bu konuda üretim ve markalaşma çalışmaları yapan firmalardan biri de Akıllıoğulları Yağ ve Sabun Sanayi.

Firmanın Genel Müdürü Reşat Akıllıoğlu, "Eskiden Edremit ve Nizip iki önemli üretim merkeziyken, dönem içinde esas iştigal konusu olan zeytinyağının yanında sabunculuğumuz tali bir iş olarak yürütülmüş ve 1950'lerde 13 olan sabunhane sayımız, 10 yıl önce 1'e düşmüştü. Bizler yeni nesil olarak bu geleneksel işimizi yatırım yaparak modernize edip, eskiden olduğu gibi, bugün de kaliteli doğal ürünlerin üretildiği Edremit'i, uygun parametrelerde üretim yaparak, borsada en pahalı yağ olarak işlem gören zeytinyağımızın yanında, en kaliteli sabunların üretildiği bir merkez haline getirebilme gayretindeyiz" dedi.

Kuvvet markalı ürünleri aktarlar, doğal ürün reyonları ve eczane kanalıyla iç piyasaya verdiklerini belirten Akıllıoğlu, ayrıca 2010 yılından itibaren de ABD ve Japonya olmak üzere dünya pazarlarına ihraç etmeyi planladıklarını vurguladı.

Yıllık 300 ton zeytinyağlı sabun üretim kapasitesine sahip Akıllıoğulları Yağ ve Sabun Sanayi Ltd. Şti. 2008'de yüzde 15 büyümeyi hedefliyor. Bu yıl ayrıca, yurtiçinde 3 ayrı fuara katılmayı planlayan firma, kendi konusunda Türkiye'deki önde gelen 3-4 firmadan biri olarak gösteriliyor.

Friday, March 28, 2008

Zeytinyağı tavuk ve sıcak teknoloji

Hürriyet, e-yaşam eki
28 Mart 2008,Cuma


Yurtsan Atakan ve Ali Esad Göksel Barselona yakınlarındaki üç Michelin yıldızlı Can Fabes restoranda Keskinoğlu Yönetim Kurulu Üyesi Keskin Keskinoğlu ve Ravika Satış ve Pazarlama Koordinatörü Savaş Özaltun’la bilişim teknolojilerinin zeytinyağı ve tavuk üretimine katkılarını konuştu.
...
Y.A.: Zeytinyağında teknoloji kullanımımız ne aşamada?

Ş.Ö.: Bilgisayar teknolojisi şu aşamada Türkiye’de henüz kullanılmaya başlanmadı. Ben İsrail’de çok ileri teknolojiye sahip zeytinlikler gördüm. Teknolojinin girdiği yer sulama. Çok uzaktan damlama yöntemiyle sulanıyor. Topraktaki nem ölçülerek ve toprak analiz edilerek gübre ihtiyacı belirleniyor. Bu tamamen bilgisayarla otomatik olarak yapılıyor. Türkiye’de 1 dönümde 40 ağaç yetiştirebilirken, İsrail’de 120 ağaç yetiştiriliyor.
...

Zeytinyağı en iyi kızartma yağı
Y.A.: Kızartma deyince zeytinyağında kızartma yapılmaz gibi çok yanlış bir kanı var halkta. Bu konuda liberal geçinenler bile kızartmada zeytinyağı kullanılacaksa Riviera kullanılmalı diyor. Halbuki sızma ile de çok güzel kızartma yapılır.

Y.A.: Kızartma yapmak için en uygun yağ hangisi?

Ş.Ö.: En uygun yağ doğal alternatiflerden yüksek derecede ısıya dayanıklı olan zeytinyağı. Zeytinyağı 3-4 kez rahatlık kullanılabilir. Zeytinyağının en büyük avantajı içindeki antioksidanlar. Antioksidanlar, kansere neden olan radikallere karşı savaşır. Erken hasat edilen zeytinlerden elde edilen sızma yağlarda antioksidan seviyesi en yüksektir.

A.E.: Türkiye, kişi başına zeytinyağı tüketiminde Yunanistan’ın çok çok altında. Yerli tüketimimizi yükseltmeliyiz ki, uluslararası piyasada rekabet gücümüz çoğalsın.

K.K.: Normalde ayçiçeği ve zeytinyağı arasındaki fiyat farkı 4 ila 6 kat kadardı. Günümüzde ayçiçeği yağının fiyatı dünyada çok yükseldi. Türkiye, zeytinyağını kullanmak için daha ideal bir zaman bulamaz.

A.E.: Bir de lokantalarda bu güne kadar Türk damak tadına uygun olmayan ağır zeytinyağları kullanılmış. Ondan herkeste olan zeytinyağı acıdır, geniz yakar inancını yıkmak lazım. Özellikle genç neslin beslenmenin çok önemli bir birleşeni olan salatalar, az haşlanmış yiyeceklerde zeytinyağının kullanılmasını mutlaka sağlamalıyız.

Ş.Ö.: Özellikle sızma zeytinyağının kullanılması teşvik etmeliyiz. Çünkü hem üretim açısından hem de tüketici açısından en avantajlı zeytinyağı sızma. Şu anda rivieranın fiyatı neredeyse sızmanın üzerine çıkmaya başladı.

Liseli Öğrenciler, 130 Zeytin Fidanını Toprağa Kavuşturdu


Cihan Haber Ajansı
28 Mart 2008,Cuma


Mersin'in Mut ilçesindeki Çok Programlı Lisesi öğrencileri, 130 zeytin fidanı dikti.
Fidan dikimine Okul Müdürü Aziz Demir, öğretmenler, öğrenciler ve basın mensupları katıldı. Liseli öğrenciler ağaç dikmek için birbirleriyle yarıştı.

Öğrenciler, dünyanın hızla çölleştiğini ve mevcut yeşil alanın her zamankinden daha fazla korunması gerektiğini aktardı.

Fidan dikme ve yeşil alanı koruma çalışmasının sadece devlet kurumlarına bırakılmamasını isteyen öğrenciler, dünya genelinde her yıl 500 bin ton toprağın yok olduğunu yaklaşık 100 yıl önce yüzde 60 oranında olan ormanlık alanın şimdilerde yüzde 26,7'ye düştüğünü ifade etti.

Okul Müdürü Aziz Demir, erozyon ve bilinçsiz kesimlerle dünyanın hızla çölleştiğini ve bu nedenle bu tür kampanyalarla çevrenin yeşillendirilmesine katkıda bulunulması gerektiğini dile getirdi.

Thursday, March 27, 2008

Zeytinyağı Komisyonu çalışma takvimini belirledi
















Haber Ekspres
27 Mart 2008,Perşembe


Zeytin ve zeytinyağı üreticilerinin sorunlarının belirlenmesi ve çözümlerin tespiti amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, çalışma takvimini belirledi.

AKP Balıkesir Milletvekili Edip Uğur başkanlığında toplanan komisyonda, çalışmaların nasıl yapılacağı, kimlerin dinleneceği konuları ele alındı.

Uğur, komisyonun çalışmalarını haziran ayı sonunda Meclis tatile girmeden bitirmeyi planladıklarını ifade ederek, komisyonun Ankara dışında da çalışma yapacağını söyledi.

AKP Aydın Milletvekili Ahmet Ertürk, ormanımsı ağaçların bulunmadığı ve meyve ağaçlarının yetişmediği bozuk orman alanlarıyla ilgili Çevre ve Orman Bakanlığının bir çalışması bulunduğunu ifade etti.

Bu alanlara zeytin ağacının, orman ağacı sayılmadığı için dikilemediğini anlatan Ertürk, komisyonun bu konuda çalışma yapması gerektiğini bildirdi. Bazı milletvekilleri de komisyonun gerekirse yurt dışında da çalışma yapmasını istedi. Bu talep üzerine Komisyon Başkanı Uğur, Meclis Başkanlığının, araştırma komisyonlarının yurt dışı gezilerine pek sıcak bakmadığını söyledi. MHP Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak ise çalışmalar sonucunda, neler yapılabileceği konusunda komisyonun ortak bir kanun teklifi hazırlayabileceğini kaydetti.

Komisyonun çalışma süresince görev yapmak üzere, kamu kurumlarından geçici personel talebinde bulunuldu. Bu personel, komisyon çalışmalarına ve rapor yazımına katkı sağlayacak.

CHP Muğla Milletvekili Gürol Ergin'in talebi üzerine, Zeytinciliği Araştırma Enstitüsü ile Zeytin Dostu Derneğinden birer kişinin de çağrılmasına karar verildi.
Komisyon, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Dış Ticaret Müsteşarlığı, Ankara Üniversitesi, Trakya Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Çukurova üniversitesi, Tariş, Trakyabirlik, Karadenizbirlik, Fiskobirlik ve Marmarabirlik'in de aralarında bulunduğu bazı kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden bilgi alacak.
Komisyon, her hafta, salı günü saat 15.30'da, çarşamba ve perşembe günleri ise saat 10.30'da toplanacak.

Zeytindeki 'yok yılı' ve milli gelire etkisi


Faruk Türkoğlu
Referans
27 Mart 2008,Perşembe


Türkiye ekonomisinde tarımsal üretim son rakamı tek olan yıllarda azalıyor, çift yıllarda ise artıyor. Bu iniş-çıkışlı üretim miktarının en önemli nedenini, zeytindeki "var yılı-yok yılı döngüsü" oluşturuyor. Buğday üretiminde bazen tek yıllarda üretimin gerilediği oluyor ama bu döngü zeytindeki kadar belirgin değil. Türkiye'deki zeytin üretiminin iki yıl arasında 400 bin ton ile 1.2 milyon ton arasında değişen bu üretim farklılığı hem tarımsal üretimi hem de milli geliri etkiliyor.

Parasal değeri 1.5 milyar ile 2 milyar dolar arasında olan bu farklılık nedeniyle yok yıllarında tarımsal üretim yüzde 3 ile yüzde 5 arasında bir azalma gösteriyor. Var yıllarında ise bu oranlar civarında bir artış ortaya çıkıyor.

Hem zeytindeki hem de tarımın genelindeki üretim düzeyini etkileyen başka faktörlerde var tabii. Yok yıllarının genel bir kuraklığa, elverişsiz hava koşullarına ve bir kriz yılına rastladığı yıllarda zeytin üretimindeki değişim daha fazla oluyor. Büyüme yıllarında ise farklılık azalıyor.

Bizde zeytinin var yılı, sonu çift rakamlı olan yıllarda, yok yılı ise tek rakamlı yıllarda görülüyor. Bu döngü, zeytin tarımının en modern araçlarla yapıldığı ülkelerde de var. Ancak İtalya, Fransa veya Yunanistan gibi ülkelerde, var yılı sonu tek olan yıllarda da yaşanabiliyor.

Bu ülkelerde hem zeytin üretiminin hem de tarım sektörünün milli gelir içindeki payı epey düşük olduğu için, var yılı yok yılı döngüsü istatistikleri etkilemiyor.

40 yılda iki istisna

Son 40 yılın büyüme istatistiklerini incelediğimizde, tek yıllardaki üretim düşüşü kuralında yalnız 1971 ve 2005 yıllarında olmak üzere iki istisnanın ortaya çıktığını görüyoruz. 2004 yılında ekonominin yüzde 9.9 gibi yüksek bir hızla büyümesi tarımsal üretimi bir şekilde artırdı. Diğer 38 yılın tümünde tek yıllardaki tarımsal üretim düzeyi, çift yıllardakinin altında kaldı. 2007 yılında tarımsal üretimde beklenen azalma, tek yıldaki daralma kuralının yine de geçerli olduğunu ortaya koydu.

Tarımsal üretimin milli gelir içindeki payının yüzde 35 ile yüzde 45 arasında bulunduğu 1945-1970 döneminde, zeytindeki yok yılı veya bir kuraklık, büyüme hızını önemli ölçüde düşürürdü. Bu nedenle şiddetli kuraklık yılları bir durgunluk veya kriz dönemini tetiklerdi. Tarımın milli gelirdeki payı yüzde 11'e doğru geriledikçe, sanayi ve hizmetler sektöründeki canlılık tarımsal üretimdeki gerilemeyi telafi eder oldu.

2008 üretim beklentileri

Ürün hasatlarının milli gelir istatistiklerine girdiği üçüncü çeyrekte tarımdaki üretim daralması yüzde 7.8'e kadar tırmandı. Geçen yılın ilk dokuz ayındaki tarımsal üretim ise yüzde 5.6 oranında azaldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarımsal üretim için yaptığı ikinci tahminde zeytin üretiminde yüzde 35 dolayında bir azalma olduğunu vurguladığı için son çeyrekte de negatif değerlerin ortaya çıkması kaçınılmaz olacak.

Tarımda iki yıl arka arkaya üretim daralması yaşanmadığı için 2008 yılında üretim ister istemez artacak. Biraz da baz etkisinin yardımıyla bu yıl tarımsal üretim yüzde 4 ile yüzde 6 arasında bir artış gösterecek. Geçen yılın düşük üretimi nedeniyle bu yılın normal düzeydeki bir üretimi bile yüksek görünen oranlar üretebilecek. 100 milyonu aşkın zeytin ağacından elde edilecek yaklaşık 1.7 milyon tonluk zeytin üretimi de tarımdaki artış eğilimini destekleyecek. Son yıllarda zeytin tarımına verilen önemin etkisi ise gelecek yılların üretim düzeylerinde ortaya çıkacak.

Tarımda üretim artışı yetersiz

Zeytin üretimini bir tarafa bırakıp, tarımsal üretimin geneline baktığımızda durumun pek iç açıcı olmadığını görüyoruz. Yapısal ve ekonomik etkenler nedeniyle ortaya çıkan tarımsal üretim dalgalanmaları, bu sektörde istikrarlı bir artış trendinin yakalanmasını zorlaştırıyor. 1995 yılındaki tarımsal üretim düzeyini 100 kabul ettiğimizde 2007 sonundaki üretim endeksinin 111.8'de kaldığını görüyoruz. Bu sonuç, tarımda yıllık ortalama üretim artışının yüzde 0.9'u aşamadığını gösteriyor. Aynı dönemde nüfusun yıllık ortalama artış hızının yüzde 1.4 olduğunu dikkate aldığımızda, nüfus başına tarımsal üretimin miktar olarak azaldığı ortaya çıkıyor. Kısacası tarımdaki üretim artışı, beslenecek ağızlardaki artışa yetişemiyor. Diğer istatistikler de bu bulguyu doğruluyor. Örneğin tarımsal üretim ile ithalat toplamının, tarımsal tüketim ve ihracat toplamına çok yakın olması da sektördeki verimlilik artışının yetersizliğini kanıtlıyor. Tarımda arzın artan talebin gerisinde kalması ithalat artışıyla sonuçlanıyor. Bu rakamlar, yıllardır ağızlarda sakız olmuş "Tarımda kendi kendine yeten sekiz ülkeden biriyiz" klişesinin pek yakında anlamını kaybedeceğini gösteriyor.

Orta vadede tarımsal üretimin artışı için ise daha geniş kapsamlı önlemlerin alınması gerekiyor. Çünkü verimliliği yükseltmeyi amaçlayan, küresel ısınmayı dikkate alan ve su kaynaklarının akılcı kullanımını öngören tarımsal politikalar uygulanmadıkça tarım sektörü, ekonomik kalkınmaya beklenen katkıyı yapamayacak.

EKONOMİNİN VE TARIMIN 2007 BİLANÇOSU 31 MART'TA KESİNLEŞECEK

Kuraklığın ve zeytindeki yok yılının tarımsal üretime ve milli gelire etkisi, Türkiye İstatistik Kurumu'nun 31 Mart Pazartesi günü açıklayacağı gayri safi milli hasıla istatistikleri ile kesinleşecek. Aynı tarihte son çeyreği ve 2007 yılının tamamına ait GSMH büyüme oranları da açıklanacak.

Son tahmin ve göstergelere bakıldığında 2007 yılının tamamında tarımsal üretimdeki daralmanın yüzde 5.5 ile yüzde 7 arasında kalacağı söylenebilir. Bu daralma, GSMH büyüme oranını bir miktar aşağı çekecek. Ancak son çeyrekteki büyüme oranı, üçüncü çeyrekteki yüzde 2'lik oranın epey üstüne çıkacak. Bu oranı, ekonomide önemli bir iyileşmenin ortaya çıktığı yönünde yorumlamak yanlış olur. Son çeyrek büyüme oranının önceki döneme göre yükselmesi daha çok baz etkisinden kaynaklanacak. Çünkü 2006 yılının son çeyreğinde mal ve hizmet üretimi, aynı yıl yaşanan ilkbahar çalkantısı nedeniyle düşüktü. Bu nedenle geçen yılın son çeyreğinde ekonomik durum üçüncü çeyreğe göre iyileşmemiş olsa da daha olumlu bir oran karşımıza çıkacak. Bu oran konusundaki tahminlerin çoğunluğu yüzde 5 dolayında yoğunlaşıyor.

Zeytindeki yok yılı, kuraklık ve ekonomideki genel yavaşlama nedeniyle 2007'nin tamamındaki büyüme oranı ise hükümetin resmi hedefi olan yüzde 5'in altında kalabilir. Bu ihtimalin gerçekleşmesi durumunda 2007 büyüme oranı 2001 krizinden bu yana en düşük düzeyine inmiş olacak. Tamamlanmak üzere olan bu yılın ilk çeyreğinde ise GSMH büyüme oranı yine baz etkisi nedeniyle epey yüksek çıkacak. 2007 yılının ocak ayında bayram tatili nedeniyle üretim düşük olduğu için 2008'in ilk ayında sanayi üretimindeki artış oranı beklenenden yüksek düzeyde açıklandı. 8 Nisan'da açıklanacak şubat ayı sanayi üretimi artışı da yüksek hatta iki haneli olacak. 2008 yılının sanayi üretimi ve milli gelir büyüme oranı konusundaki en önemli ipuçları ise mart ayı sanayi endeksinin açıklanmasından sonra ortaya çıkacak. 8 Mayıs'ta açıklanacak bu oran yüzde 5'in altında kaldığı takdirde ekonomide yavaşlama endişeleri yaygınlaşacak. Sanayi üretiminde yüzde 6'nın üstündeki oranlar ise ekonominin canlanma için atak yaptığı anlamına gelecek.

Ekonomi yönetiminin ve piyasalardaki analistlerin gerçek durumu kavramak için hesaplarını baz etkisinden ve mevsimlik dalgalanmalardan arındırarak yapmaları gerekiyor.

Wednesday, March 26, 2008

Evimizin önü zeytin ağacı…


Sefa Taşkın
Bergama
14.03.2008


Akdeniz, Ege kıyılarında akşamüstüleri güneşe doğru baktığınızda zeytin ağaçları gelin gibidir!
Yaşlısı, olgunu, genci sanki, gelin duvaklarını bezeyen gümüş tellerle süslüdür!
Zeytin ağaçlarının koyu yeşil yaprakları akşam güneşinin yorgun ışıklarıyla birlikte göz alıcı gümüş rengine dönüşür!..
Belki de bu nedenle kadim zamanlarda Kuzey Ege’nin zeytin ağaçlarıyla kaplı “Midilli Ada”sına “Gümüş Ada”, çevresi bir zeytin yurdu olan “ Edremit Körfezi”ne “Gümüş Körfez” denirdi!
Yaprağı gün devrilirken gümüş rengidir ama zeytin ağacının “meyvesinin suyu” doğanın beslenmek için insana verdiği en seçkin nimetlerden biridir.
“Troya” savaşlarının ölümsüz anlatıcısı İzmirli kör ozan Homeros 3.000 yıl önce ona, “zeytin yağı”na “sıvı altın” diyordu!
Nişanlısını görmek için İzmir’den yola çıkıp, “Teuthrania”ya, günümüzde altın-gümüş çıkarmak için açgözlü çokuluslu şirketlerce kirletilen Bergama-Ovacık yöresine gelen koca ozan, muhakkak “Elaitikos Körfezi”nin, “Zeytindağı, Çandarlı Körfezi”nin” kıyısında bulunan “Elea”, “Zeytin” iskelesinde dinlenirdi...
Zeytin ağacı Akdeniz kıyılarının ecesidir. Lacivert Ege sularının binlerce yıllık arkadaşıdır.
Zeytin tanesinin çekirdeği deniz kıylarına eğimle inen taşlık yamaçlara düşmeye görsün! Bir fiske toprak bulsa bile hemen ona sarılır, köklenir. İnce filizlerini salar yüce göğe doğru!
Zeytin ağacı gizemli bir ağaçtır!
Toprağa düşen tohumdan üreyen fidan, bildiğimiz zeytin ağacı değildir. Egeli’ler doğada kendiliğinden büyüyen yaban zeytin fidanlarına “delice” derler. Çalıya benzer bu bitki hem yaşamak için kayalık toprağa deli gibi saldırır, hem de küçücük meyvelerinin yağı yok denecek kadar azdır. Yani bu bodur ağaç yağ üretecek kadar “akıllı” değildir!
“Deliceler”, Ege’nin bu delişmen makileri bilgili çifçiler tarafından aşılanır, “akıllı” hale dönüştürülür. Bugün bizim “zeytin ağacı” olarak bildiğimiz ağaçlar bu “akıllı” ağaçlardır!
Kendi tohumundan üremediği, ancak çelikle, aşıyla çoğaldığı için zeytin ağacına kimileri “kısır ağaç” der, kimileri de “akıllı zeytin”in var oluşunu ilahi güçlere bağlar!
Ege Denizi’nin ortasındaki Kiklad adalarından biri olan, 3.600 yıl önceki patlamasıyla Girit adasındaki yüksek Minos uygarlığını yok eden “Thira” yanardağıyla ünlü “Santorini”, “Kutsal Barış” adasında bulunan fosilleşmiş “yabani, delice” zeytin çekirdekleri ve yaprakları 39.000 yıl önce de bu topraklarda, yaban da olsa zeytin ağaçlarının yetiştiğini gösterir.
Günümüz zeytincilik bilgisinin en önemli isimlerinden Jose M. Blazquez, zeytin yetiştiriciliğinin yaklaşık 6.000 yıl önce Anadolu’da başladığını söylüyor.
İlk “akıllı” zeytin ağaçlarının; insanlık tarihinde ilk çiftçi topluluklarının görüldüğü: Mezapotamya’dan kuzeye, Güney Anadolu dağlarına uzanan, oradan Filistin’e inen “Bereketli Hilal” denen; “ekin”in ilk ekilip, buğdayın biriktirildiği, bir çok meyva ağacının ilk kez yetiştirildiği bölgede ortaya çıktığı düşünülüyor.
O yıldır, bu yıldır “zeytin ağacı” Akdeniz, Ege insanının günlük yaşamının bir parçasıdır. Yeşil, alaca, siyah tanesi ekmeğine katıktır! Suyu, yani yağı yeryüzünün en sağlıklı, doyurucu besinlerinden biridir! Odunu kışın ocaklarda insanı üşütmez! İstenirse yağı kandilde çevreyi aydınlatır! Dalları, yaprakları kızgın yaz güneşine gölgedir!
Bu kadim ağaç giderek Akdeniz-Ege kültürünü belirleyen temel öğelerden bir haline gelir.
Sevinçte, acıda, türküde, şiirde “o” vardır!
Zeytin ağacı ve çevresi insanı insan yapan “sevgi”nin mekanı, birbirine kavuşamayan sevenlerin çektikleri acının tanığıdır!
Anadolu insanının motiflerini tuvaline, halkın deyişlerini şiirlerine yansıtan, “Karadut’um, çatal karam’ın şairi” Bedri Rahmi Eyüpoğlu yüreğindeki sevda yangınını “Sitem” adlı şiirinde zeytin ağaçlarıyla paylaşır:
“Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Sene 1946
Mevsim sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Yar yar..
Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar….”
Sonra gür soluklu Ruhi Su alır sazı eline! “Sol” dünya görüşü nedeniyle yıllarca hapis yatan, Türk halk müziğini sazıyla evrensel boyutlarda yorumlayan 1940’ların Opera sanatçısı, “basbariton” Ruhi Su, o görkemli sesiyle Anadolu insanına olan sevdasını bir Ege türküsünde bir garip zeytin ağacına anlatır:
“Evlerinin önü zeytin ağacı
Dökülmüş yaprağı kalmış siyeci
Eğer gönlün bende yok ise
Sen bana kardaş de canım ben sana bacı”.
Zeytin ağacı Anadolu’nun aynasıdır!
Baktığınızda yurdunuzu göreceksiniz!

Yeni teşvik sistemi nasıl işleyecek!












Tarım Merkezi
26 Mart 2008,Çarsamba


Hükümetin hazırlıklarını sürdürdüğü yeni teşvik sisteminde 2006 yılında kaldırılan yatırım indirimi geri geliyor. 3 ayaklı uygulanacak sistemde 200 milyon dolar ve üstü yatırımlara yüzde 100 yatırım indirimi sağlanacak.

Hükümet, 2008 yılı sonrasında uygulanacak yeni teşvik sisteminde yatırım indirimini yeniden hayata geçirmeye hazırlanıyor. Yatırım indiriminin temelini oluşturacak teşvik sistemi, "büyük, sektörel ve bölgesel" yatırımlar şeklinde 3 ayaklı olacak. 200 milyon dolar alt sınır getirilen büyük yatırımlara yatırım indirimi yüzde 100 olarak uygulanacak.

Hükümet, 2008 yılından sonra uygulayacağı yatırım teşvik modelini de tartışmaya açtı. Bir süredir ekonomi bürokrasisi tarafından tartışılan yeni model, ekonomi çevrelerinde ise "geçmişe dönüş" olarak değerlendiriliyor. İlk olarak 1963'te kanunlarına giren ve kaldırıldığı 2006'ya kadar çeşitli şekillerde uygulanan yatırım indirimi modelinde özel sektörün kazancının bir kısmından vergi alınmıyordu. Hazine Müsteşarlığı'nın halen çalışmalarını yürüttüğü yeni model "yatırım indirimi" üzerine kurulu olacak. Bilgi veren bir kaynak temelin yatırım indirimi olacağını, ancak SSK primlerinde indirim, enerji teşviki, kredi faizlerinde indirim gibi birtakım ek unsurların da uygulanacağını belirtti.

Yeni modelle birlikte, özellikle büyük yatırımlara da yüzde 100 oranında yatırım indirimi verilmesi öngörülüyor. Büyük yatırım sınırının 200 milyon dolar olduğu belirtiliyor. Yetkili, çeşitli sektörler için değişen rakamların da büyük yatırım için alt sınır oluşturabileceğini kaydetti.

Bunun yanı sıra "seçilen 10 sektörün ve 10 ilin yatırım indirimi" temel alınarak teşvik edilmesi de tartışılıyor. Sistemi anlatan kaynaklar, "belli sektörlere belli bölgelerde yatırım yapıldığında teşvik unsurlarının devreye gireceğini, bunun yanı sıra belli sektörlerin ve belli bölgelerin özel olarak teşvik edileceğini" belirtti. Şu anda bu sektör ve bölgelerin belirlenmesi için çalışmalar sürüyor.

43 yıl uygulanıp kaldırılmıştı

Yatırım indirimi "gerçekleştirilecek yatırımların belli bir yüzdesine tekabül eden kazancı, Gelir veya Kurumlar Vergisi'nden istisna etme" olarak biliniyor. Bu şekilde yatırımın net maliyeti düşürülüyor ve yatırım teşvik edilmiş oluyor. Yatırım indirimi sistemi 1963 yılında ilk kez yürürlüğe girdi, daha sonra da pek çok değişikliğe uğradı. Bu değişikliklerin önemli bir kısmını indirimden yararlanacak en az yatırım tutarlarının küçük ve orta ölçekli yatırımlar aleyhine artırılması, yatırım indirimi belgesiyle ilgili bürokratik işlemlerin değiştirilmesi gibi düzenlemeler oluşturdu. Temel olarak yatırım indirimi gelişmiş bölgelerde yüzde 30, diğer bölgelerde yüzde 60, kalkınmada öncelikli bölgelerde ise yüzde 100 olarak uygulanırken özel önem taşıyan sektörlere de yatırım indirimi yapılıyordu. Proje bazında farklı oranlarda yatırım indirimi uygulanması da bir dönem tartışıldı.

2003 yılında 4842 sayılı kanunda yapılan değişiklikle ise yatırım indirimi yeniden düzenlendi ve indirim istisnası teşvik belgesi olmaksızın otomatik işler hale getirilerek yüzde 40 olarak belirlendi. İndirimde bölgesel ve sektörel ayrımlara da son verildi. Ancak 2006 yılı itibariyle "yatırım indirimi" tamamen kalktı.

49 ilde teşvik yıl sonu bitiyor

29 Ocak 2004'te Meclis'te kabul edilen "5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"la, halen 49 ilde uygulanan teşvik sistemi devreye girdi. Bu kapsamda, 2001 için belirlenen fert başına gayri safi yurtiçi hasıla tutarı 1500 dolar veya daha az olan illerle, daha önce kapsama alınan 36 ilde yapılacak yatırımlara teşvik verilmesi öngörüldü. Toplam 49 ilde uygulanan yasayla "Gelir Vergisi stopajı, sigorta primi işveren hissesi, bedelsiz yatırım yeri tahsisi, enerji desteği" halen uygulanıyor. Söz konusu yasanın uygulaması, bu yıl bitiyor.

YENİ TEŞVİK SİSTEMİ NASIL İŞLEYECEK

* Büyük yatırımlar, sektörel ve bölgesel olarak 3 ayaklı.

* Teşvikin temelini yatırım indirimi oluşturacak.

* 10 sektör ve 10 il seçilerek yatırım indirimi verilecek.

* Bu sektörlerin belirlenen illere yatırımı teşvik edilecek.

* SSK prim ve kredi faiz indirimi ile enerji teşviki de verilecek.

Tuesday, March 25, 2008

Zeytin karasuyunun zararını azalttı


Haber Ekspres
25 Mart 2008,Salı


Aydın Süleyman Demirel Anadolu Lisesi 9. sınıf öğrencisi Suphi Anıl Parlakoğlu, TÜBİTAK Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışması kapsamında hazırladığı proje ile zeytin karasuyunun içindeki zararlı fenolik bileşik miktarını yüzde 40 oranında azaltmayı başardı.

Parlakoğlu, zeytinciliğin yoğun olarak yapıldığı yerlerde 'Karasu' olarak da bilinen zeytinyağı atık sularının çevreye olan zararlı etkilerinin diğer atık su tiplerinden daha farklı ve daha fazla olduğunu söyledi.

Karasuyun içermiş olduğu yüksek miktardaki yağ miktarı, yüksek organik madde ve keskin koku ile toksik özelliği olan fenolik bileşenlerin önemli çevre problemlerine yol açtığını ifade eden Parlakoğlu, şöyle konuştu:

"TÜBİTAK Ortaöğretim Öğrencileri Arası Araştırma Projeleri Yarışması için "Zeytin Karasuyundaki Fenolik Maddenin Azaltılması" isimli bir proje hazırladım. Bu projeyi, zeytin karasuyu probleminin kesin olarak çözüme kavuşuncaya kadar, karasuyun çevreye olan olumsuz etkilerini azaltmak ve son yıllarda çok kullanılan köpük(polistiren) bardak, tabak gibi atıkları değerlendirmek amacıyla yaptım."

Parlakoğlu, projesi için Aydın merkeze bağlı Kızılcaköy'de bulunan zeytinyağı fabrikasından örnekler aldığını, daha sonra köpük(polistiren) bardak ve tabak atıkları parçalayarak, aynı miktarda alınan karasu örneklerine karıştırdığını anlatarak, 24 saat sonra köpüklü karasu örneklerinde fenolik bileşik testi yaparak fenolik bileşik miktarını hesapladığını belirtti.

Yaptığı hesaplamalar sonucunda, başlangıçtaki karasudaki fenolik bileşik miktarında yüzde 40 azalma meydana geldiğini ve köpük miktarı arttıkça, fenolik bileşik miktarının azaldığını tespit ettiğini dile getiren Parlakoğlu, şöyle konuştu:
"Bu sonuçlardan hareketle, zeytinyağı fabrikalarının atıksu koydukları çökeltme kuyularına köpük(polistiren) parçacıkları döküldüğünde, karasudaki fenolik bileşik miktarında azalma olduğu görülecektir. Ayrıca, köpük atıklarda değerlendirilmiş olacaktır. Aynı zamanda kötü kokuların çevreye yayılması da engellenmiş olacaktır."
Parlakoğlu, zeytin karasuyunun arıtılmasına yönelik bugüne kadar birçok araştırma yapılıp, olumlu sonuçlar alınmasına rağmen, henüz bu çalışmaların uygulamasının pratik hayata geçemediğini vurgulayarak, "Sayıca fazla olan küçük işletmeler hala çevreye önemli zararlar vermeye devam etmektedir" diye konuştu.

'Hileli zeytinyağı' hattı ilgi görmedi


Haber Ekspres
25 Mart 2008,Salı


Aydın'da Ticaret Borsası tarafından zeytinyağında hilenin önüne geçilmesi için açılan "Alo Tağsiş" (hileli zeytinyağı) hattı ilgi görmedi.

Aydın Ticaret Borsası Başkanı Aydın Ağababaoğlu, yaklaşık 2 ay önce zeytinyağında hilenin önüne geçmek amacıyla Aydın Ticaret Borsası bünyesinde belirledikleri santral numarasına sadece bir tüketici ile bir tüccarın ihbarda bulunduğunu söyledi.

Vatandaşların bu telefonu aramaları durumunda her türlü şikayet konusunu aktarabileceklerini söyleyen Ağababaoğlu, "Halkımız 'benden olmasın kimden olursa olsun' düşüncesi ile hareket ediyor. Bu çok yanlış. Halkın sağlığı ile oynanmasına, Aydın'ın adının bu şekilde kirletilmesine göz yumulmamalı. Bize ihbarda bulunanların isimleri saklı kalıyor. Bu konuda kimsenin endişesi olmasın" dedi.

Vatandaşların şikayetlerini "211 50 00" nolu telefona yapabileceklerini belirten Ağababaoğlu, daha sağlıklı ürün tüketilmesi için vatandaşların çekinmeden kendilerini arayabileceklerini belirterek, "Aydın Ticaret Borsası olarak kaliteli ürünlerin ortaya çıkması, pazarda yerini alması için gayret sarf ediyoruz. Bu gayretimize vatandaşımızda yardımcı olmalı"şeklinde konuştu.

Zeytin Ezmesi


Aşçı Fok
Nurdan Çakır Tezgin
www.ascifok.com


Geçen gün hem kahvaltılık, hem de akşamlık hoş bir tad yakaladı bizim damağımız, arkadaşlarımız genel istek üzerine zeytincilere de duyursana dediler.

Aslında zeytincilerden ziyade zeytinseverler desem daha mı iyi ne! Çünkü, zeytincilerin tariflerle pek arası yok gibi, varsa yoksa tağşiş, prim ve diğer yağların kötü fenalığıyla ilgilendikleri için, şu sıralar lezzet ve tadım işlerine pek itibar etmiyorlar kanaatimce (yanlış olabilirim).

Yine de, (İsmi lazım değil) iyi bir markanın siyah zeytin ezmesinden hazırladığım çok yönlü tadı paylaşmalıyım sizlerle. İsmini de koydum; "Katmer Arası Kara Kız"

Katmer Arası Kara Kız

Önce malzemesi;
4 yemek kaşığı zeytin ezmesi,
2 yemek kaşığı tuzsuz domates salçası,
Bir yemek kaşığı az tuzlu biber salçası
3 yemek kaşığı ufalanmış iç ekmek
3 yemek kaşığı dövülmüş ceviz
biraz çiçek kekiği
biraz kimyon
çok az tarçın
bir diş sarımsak
iki kaşık sızma yağ

Hazırlanışı: Sızma zeytinyağında ince kıyılmış bir diş sarımsağı soteliyoruz, üzerine domates ve biber salçalarını ilave edip, pişme kokusuna ulaşıncaya kadar ateşte kavuruyoruz. Ateşten indirdiğimiz bu salçalı karışıma, zeytin ezmesi, ceviz içi, ekmek içi ve diğer tüm baharatları da koyup karıştırıyoruz. Üzerine biraz daha sızma zeytinyağı döküp, ceviz parçalarıyla tadıma hazır hale getiriyoruz.

Ben; akıtmaya benzeyen, Hint mutfağında da çapati denilen yağsız katmervari hamur işiyle sunum yaptım. Mis gibi pişmiş sıcacık katmerlere sürdüğümüz zeytin ezmeli kara kız sosu kesinlikle çok lezzetliydi, çayla, ayranla ve rakının anasonuna çok yakışıyor benden söylemesi :) Haa yanında az tuzlu fakat damakta kekremsi tat bırakan bir beyaz peynir olursa daha da iyi...

Ben işi iyice abarttım, ikinci defa hazırladığımda tuzsuz kaşar loru da ilave ettim. Tuzsuz kaşar loruyla zeytin ezmesinin birlikteliği çok özel bir keşif doğrusu, bunu geliştirmeliyim... Kreplere sarıp rulo şeklinde aperatifler hazırlanabilir neden olmasın?

Minik doğranmış salatalık turşusuyla karıştırılınca da yakışıyor, özellikle rakı mezesi olarak. Denemeye değer şeyler çıktı ortaya, tavsiye ediyorum :)

Hoşlukla.

Manisa'da Budama Ustaları Yetiştiriliyor


Cihan Haber Ajansı
25 Mart 2008 Salı


Manisa Tarım İl Müdürlüğü, üzüm bağı ve zeytinde yanlış budamadan kaynaklanan ürün kaybını önlemek için budama ustaları yetiştiriyor.
Tarım İl Müdürlüğü, 2007-2008 budama sezonunda 245 çiftçiye eğitim verdi. Biri Manisa merkez ve altısı köylerde olmak üzere yedi eğitim kursu açan müdürlük, bunlara katılan 245 çiftçiden başarılı olan 136'sına belge verdi.

Manisa Tarım İl Müdürü Ömer Çelik, eğitimlerle bağ ve zeytin üreticilerine, budamada karşılaştıkları problemlerin çözümü noktasında destek sağladıklarını söyledi.

Yetiştiricilik ve budamada yanlış uygulamaların bağların ve zeytinliklerin ömrünü kısalttığı gibi, ürün bazında da önemli verim kayıplarına sebep olduğunu dile getiren Çelik, "Bağcılık ve zeytincilik, ilimizde tarım geliri açısından önemli bir yere sahiptir. Bu bakımdan çiftçilerimizin, bilinçli ve tekniğine uygun budama bilgisine sahip olması önemlidir. 2007-2008 budama sezonunda olduğu gibi 2008-2009 sezonunda da çiftçilerimize yönelik bağda, zeytinde ve talep olursa diğer meyvelerde yetiştiricilik ve budama kurslarına devam edilecek. Belgesi olan çiftçilerimizin tekniğine uygun olarak budayacağı bağ ve meyvelikler, daha uzun ömürlü ve daha yüksek verimli olacak" dedi.

Monday, March 24, 2008

Sadece zeytin aşeriyor

Sabah Günaydın
24 Mart 2008, Pazartesi


Geçtiğimiz günlerde hamile olduğunu açıklayan ünlü aktris Minnie Driver, zeytin aşerdiğini söyledi. 38 yaşında olmasına rağmen hamileliğinin çok kolay ve sorunsuz geçtiğini belirten Driver, "Suçluluk duygusu hissetmeden, ne isterseniz yiyebilmeniz gerçekten harika bir duygu. Ben özellikle geceleri zeytin aşermeye başladım. Her akşam zeytin yemeden uyuyamıyorum" diye konuştu. Bebeğinin cinsiyetini öğrenmek istemediğini belirten ünlü yıldız, "Sağlıklı olsun yeter" dedi.

Zeytin OSB için ÇED raporu tamam


Sefer TALAY / BURHANİYE, (DHA)
Hürriyet Ege
24 Mart 2008,Pazartesi


BALIKESİR’in Burhaniye İlçesi’nde oluşturulması planlanan Zeytincilik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi için Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan olumlu ÇED raporu alındığı bildirildi. Burhaniye Belediye Başkanı Fikret Akova, proje sayesinde ilçede kara su problemine de çözüm bulunmuş olacağını söyledi. Şarköy sınırları içindeki 500 dekar alanda kurulması planlanan Zeytincilik İhtisas Organize Sanayi Bölgesi için olumlu ÇED raporu alarak önemli bir aşama kaydettiklerini belirten Akova "Belirlenen alanda 40 fabrika kurulacak. Organize sanayi bölgesi oluşturulurken hiçbir zeytin ağacı kesilmeyecek. İlçe merkezinde bulunan 6 zeytinyağı fabrikası da buraya taşınacak. Yaşanan kara su problemi de ortadan kalkmış olacak. Burada fabrika kurmak için şimdiden 9 kişi başvuru yaptı. Burhaniye’yi zeytinde marka yapmak istiyoruz" dedi.

50 Bin Adet Yağlık Zeytin Fidanı Dağıtıldı


İHA
24 Mart 2008 Pazartesi


Adıyaman Tarım Müdürlüğü İl Özel İdare bütçesiyle alınan 50 bin adet yağlık zeytin fidanını çiftçilere dağıttı.

Tarım Müdürlüğü Çiftçi Eğitim Şube Müdürlüğü bahçesinde düzenlenen törenle yağlık zeytin fidanı dağıtımı yapıldı. Fidan dağıtım törenine Vali Vekili Ümit Şeref Kayacan, AK Parti milletvekili Ahmet Aydın, Tarım İl Müdürü Cafer Kınanç, İl Genel Meclis Başkanı Celal Erkan, İl Özel İdare Genel Sekreteri Ahmet Kırılmaz, AK Parti İl Başkanı Lütfullah Ayhan, İlçe Başkanı Zeynal Özbilgin ve çiftçiler katıldı. İl Özel İdare bütçesiyle alınan 50 bin adet yağlık zeytin fidanının yüzde 70'i hibe, yüzde 30'u ise çiftçi katkı payından karşılandı.

Vali Vekili Ümit Şeref Kayacan, GAP'tan Adıyaman'ın yeterli derecede faydalanamadığını ve Adıyaman'daki toprakların verimli olduğuna dikkat çekerek, "Alternatif ürün kapsamında fidan dağıtımları devam ediyor. Verimli topraklara sahip olan Adıyaman'da önümüzdeki yıllarda seracılığın çok ilerleyeceğini umut ediyorum" dedi.

Tarım Müdürü Cafer Kınanç ise, 2007 yılında çeşitli kalemlerde 66 milyon YTL destek verildiğini kaydederek, "2007 yılında Bakanlığımız ve İl Özel İdare kaynaklarından başta bağ, nar ve zeytin olmak üzere toplam 787 bin adet fidan dağıtımı yapıldı" şeklinde konuştu.

AK Parti Adıyaman milletvekili Ahmet Aydın ise, çiftçilerin artık tütünle uğraşmayacağını ve alternatif ürüne yöneldiğini belirtti.

Zeytinyağında ithalat tartışması


- Sektör temsilcileri, üretici ve ihracatçıya verilecek teşvikle sorunların aşılacağı görüşünde...

NİHAL ÖZKEN
24 Mart 2008,Pazartesi
Ticaret Gazetesi


Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları’nın, geçtiğimiz günlerde “Zeytinyağı ithalatına izin yok” açıklaması, sektörde yine tartışmaların yaşanmasına neden oldu. TİCARET Gazetesi, konuyla ilgili olarak sektör temsilcilerinin görüşlerini aldı. Sektörde üretici kesimi ithalata gerek olmadığını savunurken, ihracatçılar ise ihraç edecek ürün bulamadıklarını ileri sürüyorlar. Bu tür tartışmaların sektöre zarar verdiğini de belirten sektör temsilcileri, zeytinyağı üreticisine de ihracatcısına da verilecek yeterli teşviklerle sorunların aşılabileceğine dikkat çekiyorlar.

Zeytinyağı ithalatı yapılsın söylemlerinin sektöre zarar verdiğini dile getiren TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, zeytinyağı ithalatına karşı olduklarını, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları’nın “Zeytinyağı ithalatına izin yok” açıklamasını çok yerinde bulduklarını söyledi.

Ülkede yeterli miktarda yağ varken böyle bir talebin yersiz olduğunu belirten Çetin, “Üretici fiyatlarını baskı altına almak için ithalat isteniyor. Hatta önümüzdeki var yılının fiyatları dahi baskı altına alınmak isteniyor. Biz, TARİŞ olarak buna karşıyız. Zeytinyağı ithalatı yapılmasını engellemek için en baştan beri uğraşıyoruz” dedi.

Zeytinyağı ihracatının düşmesini de piyasadaki ithalat söylentilerine bağlayan Çetin, şöyle devam etti:

“Piyasa dört aydır ithalat laflarıyla çalkalanıyor. Yabancı alıcılar da bizim piyasayı yakından takip ediyorlar. İthalata izin çıkarsa, fiyatlar düşer diye bekliyorlar. Alıcı özellikle talepsiz duruyor. Yabancı alıcıların mal talebini de etkiliyor bu konuşmalar. Dünyada ithalatı yasaklamak gibi uygulamalar olmayabilir, fakat o ülkelerin üreticileri ithalattan etkilenmez. Onlardaki mecburiyet bizde yok. Örneğin, İtalya’da üretilen yağın tamamı iç piyasadaki tüketim için kullanılır. 500 bin tonlara varan ihracatını karşılamak için de ithalat yapar. Üreticisi de, 2 YTL civarında devletten üretim yardımı alır.

Bizde ise üreticiye 20 YKr destek veriliyor. Bir de ithalat yapılırsa; üretici hepten zarar eder. Ülke ekonomi politikalarında üretim esastır. Üreticiyi küstürürseniz, ihraç edecek mal da bulamazsınız.”

“İTHALAT SÖYLENTİLERİ ÜRETİCİNİN

ŞEVKİNİ KIRAR”


Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Başkanı Mustafa Tan da, zeytinyağı ithalatına karşı olduklarını söyledi.

İthalat söylemlerinin fiyatlara baskı yapacağını savunan Tan, “Sektörde huzursuz eden söylemlerdir bunlar. Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Ticaret Bakanlığı da karşı ithalata. Bazı ihracatçılarımızın fiyat tutturamama sorunları var bu konuda. İhracata teşvik arttırılarak, Türkiye’ye özgü ihracat teşvikleriyle bu sorunlar aşılabilir” dedi.

Türkiye’nin zeytinyağında çok büyük hedefleri olduğunu anlatan Tan, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Dış Ticaret Müsteşarlığı Türk markasıyla, Türk imajıyla dünya zeytinyağı pazarında yer almamızı istiyor. Birçok birlik de yurtdışında zeytinyağımızı tanıtma çalışmaları yapıyor. Ambalajlı yağ ihracatını da öğrenmek zorundayız.

Türkiye’nin büyük hedefleri var. İspanya’nın ardından ihracatta 2. sırayı almak. İhracatımızı 300-350 bin tonlara çıkarmak. Üretimimizi de 700-750 bin tonlara çıkarmak. Böylesine hedefler belirlemişken, ithalat söylemleri üreticinin şevkini kırar. Bu tür söylemlerle üreticinin şevkini kırmamalıyız.

“DÜNYADA BÖYLE BİR

UYGULAMA YOK”


Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Nedim Güreli ise, zeytinyağı ithalatına izin verilmemesine karşı olduklarını söyledi.

Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulamanın olmadığını savunan Güreli, “Türkiye’de yeterince pamuk var. O halde pamuk ipliği ve pamuk ithalatına da izin verilmesin. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Müsteşarı, ‘Zeytinyağı ithalatına izin yok’ diye bir açıklama yapmış, fakat Dahilde İşleme Rejimi’nin gerek olup olmadığına Dış Ticaret Müsteşarlığı karar verir. Dahilde İşleme Rejimi’nin yasak olduğu dünyada başka bir ülke var mı acaba? Dünyada başka modeli var mı acaba bu modelin.

İhracatımız 7 bin tona düştü. Bunun nedeni de mal yok. Köylü ürününü satmak istemiyor. Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olsa acaba Tarım Müsteşarı böyle bir açıklama yapabilecek miydi? diye sormak istiyorum” diye konuştu.

Sunday, March 23, 2008

Üreticiler, Zeytinci İlaçlama Bedellerini Ödeyemiyor


İHA
23 Mart 2008 Pazar


Türkiye'nin önemli zeytin üretim merkezlerinden Balıkesir'in Körfez bölgesindeki zeytin üreticileri, ilaçlama bedellerini ödemekte zorluk çekiyor.
Burhaniye, Edremit, Havran, Gömeç ve Ayvalık ilçelerini içine alan körfez bölgesindeki zeytin üreticilerinin ilaçlama bedellerini ödemekte zorluk çektikleri öğrenildi. İlaçlama bedellerini tahsili için 500 üretici için haciz işlemi başlattıklarını belirten Körfez Zeytin Hastalık ve Zararlıları ile Mücadele Birliği Sekreteri Naci Öztürk, zeytincileri bilgilendirmek için köy gezileri yaptıklarını söyledi. Bölgede kaliteli zeytinyağı için zeytin sineği ilaçlamasının şart olduğunu belirten Öztürk, "Birlik olarak ilaçlama bedellerini toplamak için büyük gayret içindeyiz. Bu güne kadar birliğe 300 YTL ve üzeri borcu olan 2 bin kişiye ödeme emri gönderdik. Bu arada 500 üretici için de haciz işlemi başlatıldı. Zeytin üreticilerinin birliğe olan borçlarını ödemelerini istiyoruz. Kaliteli zeytinyağı için sezonda ilaçlama şart. Körfez bölgesinde 30 bin zeytin üreticisi var" dedi.

İskenderun'da Roma Dönemine Ait Zeytinyağı İmalathanesi Kalıntıları Bulundu


Cihan Haber Ajansı
23 Mart 2008 Pazar


Hatay'ın İskenderun ilçesinde Roma döneminde yapıldığı tahmin edilen Zeytinyağı fabrikasının kalıntılarına rastlandı. Bölgede Hatay Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü'nde görevli arkeolog ve 25 işçi kazı çalışmalarını sürdürüyor.
İskenderun'a bağlı Sakarya Mahallesi Şerif Tosyalı Sağlık Ocağı'nın hemen karşısındaki boş arazide bulunan zeytinyağı fabrikasının kalıntıları kazı çalışmaları ilerledikçe ortaya çıkmaya başladı. Zeytinlerin getirilerek o zamanki taş havuz içerisinde sıkılması ve ona bağlı olarak yağların akması için kullanılan kanallar da kalıntılarda açıkça görünüyor.

Kazıyı yürüten Arkeolog Ömer Çelik, kazı yapılan alanda inceleme yaparken, "Yaklaşık 25 günden bu yana çalışmalarımızı sürdürüyoruz ve iki haftaya kadar bitecek. İskenderun'da bulunan Geç Roma ve sonraki döneme ait olduğunu tahmin ettiğimiz Zeytinyağı işliği yani zeytinlerin sıkılıp, yağ haline dönüştürüldüğü imalathanenin kalıntılarına rastladık. Şu an çalışmalarımız devam ediyor" şeklinde konuştu.

Hatay Arkeoloji Müzesi Müdürü Faruk Çelik ise Hatay'ın buram buram tarih koktuğunu vurgulayarak, İskenderun'da da çeşitli tarihi kalıntılara rastlandığını, bunlardan en son bulunanın ise zeytinyağı imalathanesi olduğunu belirterek, 15 gün içerisinde çalışmaların tamamlanacağını bildirdi.

Sayemizde 40 milyon zeytin ağacı dikildi meyveyi kuştan korumaya bile teşvik var


Vahap MUNYAR
vmunyar@hurriyet.com.tr
Hürriyet
23 Mart 2008,Pazar


GEÇEN perşembe akşamı İstanbul Swissotel’in balo salonu... Kürsüde Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker var. Eker’in amacı tarımda 5 yıllık bir vizyon ortaya koymak.

Salona baktım, epey kalabalık. Konuşma bitince Eker’e "Salondaki kalabalık kadrodan mı?" diye sordum, "Gıda ve tarımla ilgili işadamları, öğretim üyeleri, sektör temsilcileri var" yanıtını aldım.

Eker, "Tarımın entelektüeli yok, politikacısı çok" diyerek, Türkiye’nin bu konuda şimdiye kadar doğru strateji oturtamadığına dikkat çekti. 5 yıllık hedefini de 44 milyar dolarlık "tarım milli geliri"ni 70 milyar dolara çıkarmak şeklinde ortaya koydu.

Daha sonra Eker’le sohbet ettik. Destekleme politikalarında yaptıkları değişikliğin ulaştığı "başarılı sonuçlar"ı anlatmak için zeytini örnek gösterdi: "Zeytinde dekar başına 250 YTL ’fidan desteği’ veriyoruz. Bu desteğin de etkisiyle iki yılda Türkiye’de dikilen zeytin ağacı sayısı 40 milyonu buldu."

Bakan Eker’in zeytincilikteki planı 170 milyon ağacı bulunan İspanya’yı yakalamak. İki yıl önce 90-95 milyon olan zeytin ağacı sayısı bugün 135 milyona çıkmış. Eker, İspanya’yla arayı kapatmak için zeytindeki fidan desteğini sürdürmekte kararlı: "Ancak, 10 dekardan daha küçük alanlar için fidan desteği vermiyoruz."

Eker’in hedefi, aynı fındık, incir, kayısıda olduğu gibi 20 tarım ürününde Türkiye’yi "dünya liderliğine" taşımak. Ona göre, Türkiye’nin "dünya markası" yaratma konusunda en çok tarımda şansı var.

Çiftçiye verilen destekler sadece fidanla, doğrudan gelir deteği gibi katkılarla sınırlı kalmıyor. Soğuk hava deposundan, süt toplama deposuna, silaj makinesine kadar çiftçinin tüm yatırımlarında maliyetin yüzde 50’sine kadar hibe veriliyor.

Eker, bunları "modernizasyon desteği" olarak görüyor. Saydıkları arasında bana ilginç gelenlerden biri de "meyve ağaçlarını kuşlardan koruma desteği" oldu. Bakanlık, meyve bahçelerini kuşlardan, dondan, doludan korumak için tül benzeri bir örtüyle kapatmak isteyenlere de yüzde 50 hibe veriyormuş.

Aslında Eker’in ortaya koyduğu "5 yıl sonra tarımdan 70 milyar dolar" planı, zeytin ağacı dikimi örneğiyle ortaya koyduğu gelişmeler önemli.

Ama...

Hükümetin "türban ısrarı"yla başlayan, AKP’yi kapatma davasıyla doruğa çıkan "gerginlik" Cumhuriyet Gazetesi Başyazarı 83 yaşındaki İlhan Selçuk’u sabah 04.30’da olağanüstü dönem yöntemiyle gözaltına almaya kadar varmışken...

Dikilen zeytin ağaçlarına, kuşlardan korunan meyvelere bakan olur mu?..

Saturday, March 22, 2008

Sekizinci kuşak torun, dedelerinin zeytinyağını marka yaptı


Sibel ARNA
Hürriyet Cumartesi
22 Mart 2008,Cumartesi


O doğduğunda annesi de babası da zeytinyağı üreticisiydi. İkisinin de ailesinden kalma zeytin ağaçları vardı, kendi babalarının ölümünden sonra güçlerini birleştirmişlerdi. Sahip oldukları ağaçların en genci 250 yaşındaydı. Her sezon ürettikleri yağları dökme yağ olarak Komili, Kırlangıç, Orkide gibi büyük markalara satıyorlardı.

Kendi markaları yoktu çünkü marka yaratmak için gerekli bilgi ve cesaret onların köye yıllardır hiç uğramamıştı. Kızları Semra Kara (36) geçen yıl bu gidişe dur dedi. Uzun yıllar tekstil sektöründe çalıştıktan sonra, aile işinin kaderini değiştirmek için kolları sıvadı. Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Bayat Köyü’ndeki zeytin ağaçlarından elde edilen yağlara Tantalis ismini verdi. Şişesinden lezzetine kadar butik bir zeytinyağı markası yarattı. Tantalis, Manisa’nın mitolojik isimlerinden Tantolos’dan geliyordu. Şişe etiketinin üstüne de, yıllarca zeytinyağlarını markalaştırmanın hayalini kuran büyük dedesi Tevfik Efe’nin resmini bastı. Geçen ay, İstanbul’da Profilo Alışveriş Merkezi’nde ilk Tantalis dükkanı açıldı.

Çocukluk deyince aklına dedesinin babası Tevfik Efe ve onunla ilgili hikayeler geliyor. Manisa’nın Soma ilçesine bağlı Bayat Köyü’nde yaşayan Tevfik Efe ürettiği Bayat zeytinyağını tüm Anadolu’ya tattırmak için hayaller kuruyordu. Hayaline kavuşmak için önce zeytin ağaçlarının verimini artırdı, yüksek kaliteli zeytinler üretti. Bunları özenle damıtarak yüksek saflıkta, tadına doyulmaz zeytinyağları elde etti. Dönemin yaylı at arabalarını kullanarak bu özel hasadı Manisa dışına çıkarmayı başardı. Kısa sürede güneyde Muğla pazarından kuzeyde Balıkesir ve Bursa çarşılarına Tevfik Efe’nin zeytinyağı aranan yağlardan biri haline geldi. Taş mengenelerde sıkılan, her biri mücevher değerindeki zeytinlerden elde edilen Bayat zeytinyağının ünü tüm Ege’ye yayılmış oldu.

Yayıldı yayılmasına ama bu satışın arkası gelmedi, ürün etiketlenmedi, Bayat zeytinyağından başka bir isme sahip olamadı. Tevfik Efe’den sonraki kuşak pazar pazar dolaşıp satış yapmak yerine büyük zeytinyağı üreticileriyle anlaşmayı o dönem için daha basit ve kárlı buldu. Ama Tevfik Efe’nin hikayeleri aile içinde hep anlatıldı durdu.

Semra Kara (36) uzun yıllar bir tekstil markasının iletişim bölümünü yönetti. 2006’nın son günlerinde ani bir şekilde işinden ayrıldı ve aileden miras kalan zeytinyağı üretimini devralmaya karar verdi: "Bir gün zeytinyağı işiyle ilgileneceğimi biliyordum ama o gün ne zaman gelecek bir türlü kestiremiyordum. Markanın ismini iki yıl önce tescil ettirmiştim. Mitolojide Manisa ve civarında kurulan, zeytinlikleriyle ünlü krallığa Tantolos deniyor. Onu Tantalis yaptım. Dedelerimin mirası için bir şeyler yapmasaydım bu dünyada huzur bulamazdım."

270 MARKA ARASINDA İLK 10’A GİRDİ

Ailenin zeytinyağıyla ilgili sekizinci kuşağına mensup Semra Kara ürettikleri zeytinyağını marka yapmak istediğinde ailesinden tam destek aldı. Ortak karar doğrultusunda büyük firmalarla yapılan sözleşmeler feshedildi. Artık Bayat zeytinyağı bir tek Tantalis şişelerini dolduracaktı. Kurumsal kimlik çalışması altı ay sürdü. Yüzlerce şişe, yüzlerce etiket arasından farklı beğeni grupları üzerinde test yapılarak karar verildi. Herkes şarap şişesine benzeyen ince uzun şişeyi daha çok beğendi.

Semra Kara’nın Tantalis ile öyle çok büyümek, devleşmek gibi bir hedefi yok. Bu butik bir marka. Üretim kapasiteleri sadece 30 ton. Şu anda iki tip zeytinyağı var ve hep öyle kalacak. Birincisi "Ege sızması" denilen temel ürün. Diğeri ise "özel üretim". "Özel üretim dediğimiz yağlar en yaşlı ağaçların zeytinlerinden üretiliyor. Her yıl sadece 2000 şişe dolduruluyor. Her şişenin üzerinde sertifikası ve numarası yazıyor. Grappa şişesine benzeyen özel bir şişede metal etiketle satılıyor. Piyasadaki zeytinyağlarının çoğunda kağıt etiket var. Bizim Ege sızması da öyle. Ama özel üretim piyasaya kağıt etiketli çıkamazdı."

Tüm bu olan biten karşısında Semra Kara’nın ailesi şaşkın ve çok mutlu. Babası bugünlerde bütün cümlelerini "Ummadık taş baş yarar" diye bitiriyor. Marketing Türkiye Dergisi’nin Aralık ayı PR Analiz raporu aileyi şoke etmiş. Tantalis 270 sıvıyağ firması içinde bilinirlik açısından Komili, Tariş gibi markalarla birlikte ilk ona girmiş.

İlk dükkanlarını da açtılar

Tantalis marka zeytinyağlarını, İstanbul’da Harvey Nichols, Mısır Çarşısı’ndaki Cankurtaran Gıda, Emre Mermer Dükkan, OKKO, Namlı, La Vita, ile Varan Tesisleri ve Kemerburgaz Ezzo şarküteride bulmak mümkün. Dubai’de üç noktada satış başladı. ABD’de Türk Gıda ürünlerini satan Good Food adlı grupla görüşmeler sürüyor. Semra Kara, yavaş yavaş kendi perakende noktalarını da açmaya başladı. Geçen ay İstanbul’da, Profilo Alışveriş Merkezi’nde ilk dükkanlarını açtılar. Dükkanda, zeytinyağının dışında tahta ev gereçleri ve zeytinyağı sabunu gibi ürünler de satıyor. Semra Kara büyük şirketler için zeytinyağını hediyelik bir ürün haline getirmiş. Garanti Yatırım yılbaşında birçok müşterisine hediye olarak Tantalis göndermiş. Mustafa Koç, Cem Topçuoğlu, Ersin Özince, Kemal Unkakıtan gibi ünlü kişilere isme özel zeytinyağı üretilmiş.

Friday, March 21, 2008

Yağda açan orkide!

Ahmet Yazıcıoğlu

Yeni Asır
21 Mart 2008,Cuma


İki Ahmet geçenlerde şeytan çatlattık. Biri malum ben, konuğu olduğum kişi ise Ahmet Küçükbay.
Yağda "Orkide" markalı ürünlerin babası...
Küçükbay Yağ ve Deterjan Sanayi, Türkiye'de sıvı yağ pazarının yüzde 15'ini tek başına elinde bulunduruyor. Dalında, yıllardır ihracat ve iç pazar şampiyonu.
2006 yılında gerçekleştirdikleri 45 milyon dolarlık ihracatı, 2007'de 60 milyon dolara yükseltmişler. Bu yılki ihracat hedeflerini ise açıklamadan önce hepimizin "maşallah" demesi gerekiyor. Çünkü 2008 yılı ihracatı 150 milyon dolar hedeflenmiş ve çok büyük bir aksilik olmazsa bu hedefe kolayca ulaşacaklarmış.
"Yıllık ciroları ne kadar?" derseniz, 2006 yılında 140 milyon, 2007'de ise 180 milyon dolar ciro yapmışlar. Bu yılki ciro hedefleri de en az 300 milyon dolar.
Yine tahtaya vurmalıyız!
Küçükbay Yağ ve Deterjan Sanayi, İstanbul Ticaret Odası'nın her yıl açıkladığı Türkiye'nin en büyük 500 şirketinin yer aldığı listede, 2005 yılında 268'inci iken, 2006'da 59 basamak birden yükselerek 209'unculuğu elde etmiş. 2007 yılı sonuçları açıklandığında bakalım kaçıncı sıraya oturtulacaklar?

BAKKALLIK VE PAZARCILIK-
Ahmet Bey, yazıyı rakamlara boğdurmak istemiyorum. Biraz eskilerden söz açın lütfen.
- Biz Manisa Kırkağaçlı'yız. Rahmetli babam Akif Bey bakkaldı. Ben de ilkokuldan itibaren onun çırağı. Babam daha sonra bakliyatçılığa başladı. 16 yaşına geldiğimde ise ben pazarcıydım. İşe at arabasıyla başladım, üç tekerlekli motosiklet, kamyonet derken işi ilerlettim. Bu arada babam da otobüs, araba, kamyon alım-satım işine girmişti.
- İzmir'e ne zaman geldiniz?
- 1978, Küçükbay Ailesi'nin dönüm yılıdır. Bornova'dakı bu yağ ve sabun fabrikasını Akbank'tan 3 milyon lirası peşin, 2 milyon lirası vadeli satın almıştık. Günlük 5 ton kapasiteli tesisle tüccarlıktan sanayiciliğe atlamıştık.
1984'de fabrikaya zeytinyağı kontinü tesisi ile 100 tonluk rafine üretim tesisi eklemişler.
Günlük yağ üretimleri çoktan bin tonu aşmış.
- Babam hep "Ticarette borca girme. Peşin al, peşin sat" derdi. Kardeşim Halil de üniversiteyi fabrikada çalışarak bitirdi. Üretimden hala o sorumludur. Ticaret yaparken 2 kalıp sabun almak istesek, birinin parasını ödemeden öbürüne elimizi sürmezdik. Bankadaki paramızla idare eder, asla kredi kullanmazdık.

Çin hedef ülke
Küçükbay Yağ ve Deterjan Sanayi, yıllardır Birleşmiş Milletler, Kızılhaç ve Kızılay'ın resmi tedarikçisi. Orkide, dünya markası olma yolunda hızla ilerliyor.
Dışsatımının yüzde 55'ini Ortadoğu ve Akdeniz, yüzde 41'ini Afrika, yüzde 2'sini Avrupa, yüzde 2'sini ise Türk Cumhuriyetleri'ne yapıyor. İhracat yaptığı ülke sayısı 80'i aşmış. Türk firması olarak Amerika'ya zeytinyağı dışında ilk sıvı yağ ihracatını gerçekleştirmiş.
Yoğun ihracat yapma hedefleri arasında şimdi Çin ve Japonya başı çekiyormuş.
- Çin'in yüzde 5'i zeytinyağı tüketse, Türkiye kadar bir pazar oluşur! Ülkemizde yıllık 70 bin ton zeytinyağı tüketimimiz var. Bunun yarısı markalı ürünler, gerisi dökme. Kişi başına sadece bir kilo zeytinyağı tüketiyoruz. Doğu'da zeytinyağını hiç bilmeyen insanımız çok. Bence zeytinyağı ithalatına yılın 8 ayında izin verilmeli, ancak dökme ihracat sonlandırılmalıdır.
- Ahmet Bey, ayçiçek, mısırözü, zeytinyağı, kanola, soya ve margarin çeşitleri üretiyorsunuz. Tüketici olarak bizler hangisini tercih etmeliyiz?
- Ayçiçek E vitamini zenginidir. Kanola, Omega 3 yönüyle, mısırözü ise lezzeti ve hafifliğiyle önemlidir. Soyanın sulu yemeklerde özellikleri say say bitmez. Margarinsiz pasta, börek, çörek olmaz.
Bu cevaba karşılıklı gülüşüyoruz...

Thursday, March 20, 2008

"ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI DERGİSİ'NDE MÜŞKÜLE'YE YER VERİLMESİ"


Taner SARGIN
http://www.muskulekoyu.com/


1 Mayıs 2007 tarihinde köyümüzü ziyaret eden, üreticilerimizin sorunlarını ve görüşlerini dinleyen Zeytin ve Zeytinyağı dergisi yazarlarından sayın M. Hakkı Yazıcı'ya teşekkürlerimle başlamak isterim yazıma.

Köyümün tek gelir kaynağı zeytin üzerine olduğundan bu konuda uzmanlaşmış coğrafi ve iklim avantajlarından dolayı civarın en kaliteli zeytinlerini üretmektedir. Problemimiz pazarlamadır. Pazarlama olayı çok geniş bir konu bunu açmadan önce zeytin üretiminin artmasının fide alanlarının çoğalmasının halkımızı endişeye düşürdüğü kanısındayım. Bırakın zeytin üretimi artsın. Pazar bulunsun yeter ki, siyasetçilerimiz yurt dışı gezilerine çıkarken iş adamlarını alıyorlar yanlarına iş bağlantıları yapılıyor. Alsınlar yanlarına Marmarabirlik, Tariş başkanlarını; Uzakdoğuda, Türk Cumhuriyetlerinde bağlantı yapsınlar. Elinizdeki zeytin yetmez.

Gelelim iç tüketime: Türkiye'nin nüfusu yirmi milyon iken de zeytin üretimi aynı idi; şimdi de pek değişen bir şey yok . Ama nüfus dörde katlamış; niye zeytin tüketimi dörde katlamıyor? Problem nerede biliyor musunuz? Problem; toplumumuz zeytin ve zeytinyağı tüketemiyor. O dönemlerden bu yana dört misli fakirledi ülkemiz. Göreceli refah artışı gelişmişlik olarak gösterilip, toplumsal tüketim insan ihtiyaçları alışkanlıkları manipüle edilerek, temel ihtiyacı olan beslenme ihtiyacı ikinci plana itiliyor. Özellikle zeytin yağının faydalarını herkes biliyor; tüketime gelince yok.

İkincisi: 2003 yılında zeytinde düşük fiyat nedeniyle Mudanya'da yapılan Türkiye Üretici Köylü Sendikası'nın organize ettiği Gemlik, Mudanya, Orhangazi Birlik başkanlarının ve ziraat odası başkanlarının konuşmacı olarak katıldığı; 500 civarında Mudanyalı zeytin üreticisinin katıldığı bir toplantıda ben de vardım. Malesef bu toplantıda tek İznikli ben idim. Tüm konuşmacılar alım politikasını eleştiriyordu.

Bir sorunu anlamak lazım önce köküne inmek lazım. Marmarabirlik'in alım politikasını etkileyen temel sebebin, satış politikası olduğunu vurgulamaya çalıştım orada da. Beni kaç kişi anladı bilmiyorum. Birileri beni anlayana kadar anlatırım. Bir kez de sizlerle paylaşayım: Ekonomide temel bir kural var dır. Tüketim olmadan üretim olmaz. Bugün çoğu üretici beklentileri olduğundan zeytinlerinin büyük bir kısmını havuzlara bastı. Ama tüccar gelip de sende zeytin var mı? diye sormuyor. Neden? Çünkü az iş yapıp çok para kazanma politikası. Bizim elimizden 3,200'e alınan zeytinin tüketiciye ulaşma fiyatı 10 ila 15 arasında değişiyor. Bu uçurumun sebebi Marmarabirlik'tir. Çünkü çözüm yolu ondadır ve bilinçli olarak çözülmemektedir.

Babam anlatır: "Marmarabirlik'ten biz üretici olarak bir zamanlar zeytin almak istesek bir limit vardı" der. Yanlış hatırlamıyorsam 12,5 kilo üzerinde satış yapılmıyormuş. Daha sonraki dönemlerde 100 ton zeytin alan tüccara 10 ton bedava verdikleri dönemleri gördük.

Bugün Marmarabirlik'in perakende satış yaptığı şubelerde yetersizlik var. Koskoca İstanbul'da iki tane o da büyük bir metropol olduğu için.

Gelin tanzim satışı artırın, tüketiciye 12-13 ten satılan zeytini 7,5 den satın ondan sonra tüketim oluyor mu olmuyor mu? Ama Tüketim artarsa az iş yapıp çok kazananlar stokları eriyince gelip benim havuzumda zeytin var mı diye soracaklar. Bu işlerine gelmiyor. Herkes birşeyler söyler ama önemli olan pratikte yaptığındır. Herkes yakınır ama önemli olan problemi çözmek için çaba harcamandır ya da çaba harcayanı anlamaya çaalışmakla işe başlanabilir.

Günümüzde tarım hususunda gelinen nokta, alanında uzmanlaşmanın gerekliliği. Tek tip üretimde uzmanlaşma. Bu üretim biçimi çevresinde oluşan alanlarda yetkinleşme gerekliliğidir. Köyüm bu konuda çok uygun ama insanlarımız bilinçsiz ve cahil. Bir şeyleri anlatmaya çabalıyorsun ama anlatamıyorsun. Köylülerde genelde 'köylü kurnazlığı' denilen bir tavır vardır. Kısa vadeli üretimi için gerekli gördüğü konularda ısrarcı yaklaşırken uzun vadeli onun için hayati önem taşıyan konularda kafa bile yormuyor. En önemli çıkış noktası, acilen salamura tesisi ve gerekli pazarlama bağlantılarının yapılmasıdır. Tanıtım konusunda ben köyümün zeytininin kalitesine güveniyorum. Tanıtıma yardımcı olanlar bu anlamda mahçup kalmazlar.

Sayın M. Hakkı Yazıcı' ya, Zeytin ve zeytinyağı dergisinde yer verdiği için bir kez daha teşekkürlerimi borç bilirim.

KOLZA ya da KANOLA YAĞI HAKKINDA...













Doç. Dr. Yalçın GÜRAN
http://usavurma.blogspot.com/


Geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalının sağlıkla ilgili bir programında kanola yağı tanıtımı, daha doğrusu propagandası yapıldı. Bu nedenle sözü edilen kanola yağının gelmişi ile geçmişini inceleme gereksinimini duyduk,

Bilindiği gibi beslenme işiyle ilgili olanlar haksız yere, besinlerle aldığımız yağlar ile bunların kandaki temsilcileri olan cholesterol ile sürekli olumsuz anlamda uğraşı vermektedirler. Bunun nedeni de cholesterolün bir türünün (LDH) damar hastalıklarından atherosklerosls’ e yol açması; başlıca kalbi besleyen koroner damarların tıkanmasına neden olduğu söylentisidir.

Oysa, bakınız bundan önce bu konuda neler yazdığımıza bir göz atalım (27 Mart 2007 tarihli “Önemli Bir Tıbbi Paradoks” başlıklı makalemizden) :

“Atherosklerosis’in gerçekleşmesi için damar (arter) iç yüzeyinde bir yaralanma olmalıdır. Bu yaranın üzerine, artık cilalı olmayan bu yüzeye, kanda dolaşmakta olan cholesterol oturur. Kanda dolaşmakta olan cholesterol düzeyi ne olursa olsun, demek ki ister normal ister yüksek, dahası isterse düşük düzeyde cholesterol bulunsun, damar yarası üzerine cholesterol oturarak burayı bir yaranın kabugu gibi kapatır. Doğa kendi yöntemiyle yarayı iyileştirmiştir. Bu olurken, elbette damar boşluğu bir ölçüde daralır. O bölgede damar duvarı esnekliği de kalmaz. Bu yüzden hastalığa damar sertliği ya da atherosklerosis diyoruz. Cholesterol’ün oluşturduğu bu yara kabuğuna atheroma plağı adı verilir. Atheroma plakları, hep damarların (arterlerin) ikiye ayrıldıkları yerlerde oluşur. Çünkü kan buradan geçerken girdigi damar duvarlarına bir darbe etkisi (trauma) yapar. Bu darbenin sürekli olması yüzünden damar iç yüzü yaralanabilir.

Ama hepimiz de mi?...

Hayır. Bazı buna yatkın kişilerde bu olay meydana gelir. Bazı ırklar buna yatkın gibi görünüyor. Demek ki bir soya çekim olayıyla karşı karşıya olabiliriz. Bundan bir gen sorumlu olmalıdır diye düşünülebilir. 2000 li yılların başlarında bu tür gen araştırmaları yapıldığını görüyoruz. Bu konuda Tove Andersson ile Roger T. Dean’ın çalışmaları, tünelin ucunda görülen ışık niteliğindedir bizim için. Atherosclerosis’te yapılan gen araştırmaları belki bizi bu gün içinde olduğumuz “yanlış tanı, yanlış sağıtma” sarmalından kurtarabilir. Böylelikle, insan organizması için yaşamsal önem taşıyan lipidler ile onların yapı taşları olan yağ asidleriyle uğraşmayıp, kendi hallerine bırakma olanağını elde edebiliriz.

Gerçekten de, bu günlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde yapılmakta olan güncel bir klinik saptamayla, ana karnındaki bebekte, öteki kalıtımsal bozukluklar yanında atheroskleroza yatkınlık olup olmadığı anlaşılmaktadır. Demek ki, böylece atherosklerosis’in kalıtımsal olduğu, açıkça kabul edilmektedir. Bizce bu büyük bir aşamadır.

Buna karşın, daha önce bizler ne yapmışız? Damar yarası üzerine oturan maddeyi alıp inceleyerek, bunun cholesterol olduğunu görüp bütün sorumluluğu cholesterole yüklemişiz. Elbette bundan sonra kanda bu maddeyi nasıl düşürebiliriz sorusu gündeme gelmiş. Çünkü “ulema!” kan cholesterol düzeyinin önemi üzerinde, her şeye karşın anlaşmış bulunmaktadır.

Bu niye benziyor biliyor musunuz?.. Bir deri yaralanmasından sonra yaranın üzerinde oluşan kabuğu, yaranın açılmasından sorumlu tutmaya benziyor. Hemen irkilip kendinize “hiç böylesi anlamsız, saçma bir düşünce olabilir mi?” diye sormayın. Çünkü bu konuda bütün olanlar, eskilerin “abesle iştigal” diye nitelendirdikleri olgudur.

Oysa bize düşen, önce damar iç yüzü neden, nasıl yaralanmaktadır? Bu bir iltihab olayımıdır yoksa başka türlü bir olay mı gelişmektedir? Konularını araştırıp deneyler yapmaktır..Hastalığa çare arıyorsak bu yönde araştırma ya da çalışma yapmamız düşünülür. Yoksa kendi düşüncemizi zorla doğrulayabilmek için, sonu boşa çıkan, hayvanlarda cholesterol yükleme deneyleri yapmak değil... Kandaki cholesterol düzeyi ikincil, belki de üçüncül bir özelliktir. Hele cholesterol’ün iyi huylu ya da kötü huylu olan bölümlerini araştırıp bulmak, iyice boşa çalışmak sayılır. Bu günkü günde varılmış olan noktada, bunları hala düşünüp aklımıza getiremiyorsak, söylenecek bir söz kalmamış demektir. Yalnız bir özellik belirtilebilir. O da günümüzde damar sertliği için uygulanan sağıtım ile korunma yöntemlerinin yanlış yönde olduğudur.”

Gelelim kanola yağının televizyon yayını sırasında gözden kaçan özelliklerine :

Kanola yağı kolza bitkisnin tohumlarından elde edilen kolza yağının, bir Kanada kuruluşunca arıtım işleminden geçirilmiş biçimine denmektedir.

Kolza yağı, Cruciferae familyasından, Brassica napus ile campestris tohumlarından elde edilen bir yağdır. Kolza bitkisi toprak ile iklim koşulları bakımından fazla seçici olmadığı için tarımı bütün dünyada yapılabilmektedir. Kolza tohumu üretimin en yaygın olduğu ülkeler Çin, Hindistan, Pakistan, Japonya, İsveç, Polonya, Almanya, Şili, Fransa ve Kanada'dır. Ülkemizde de Bursa, İzmir, Van ile Akdeniz Bölgesinde tarımı yapılmaktadır. Kolza tohumlarının yağ miktarı yüzde 30-42 arasında değişmektedir. Genel olarak kolza yağı, yüzde 20-55 gibi yüksek orandaki erüsik asit içeriği ile bilinen bitkisel kaynaklı bir yağ çeşidir. Ancak tohum ıslah çalışmaları ile erüsik asit içeriği yüzde 0.1 değerine kadar düşürülebilmiştir. Bu tohumlardan elde edilen yağlar kanola yağı (canola oil) olarak bilinmektedir. Kanola tohumu sıfıra yakın erüsik asit içeriği ve yüzde 41 yağ içeriği ile ayçiçeğine yakın bir tohumdur. Kolza yağının toplam doymuş yağ asidi içeriği yüzde 5.4-9.5 toplam doymamış yağ asidi içeriği ise yüzde 90.5-94.2 arasında değişmektedir. Düşük erüsik asitli kolza yağlarının bileşiminde yer alan en önemli yağ asitleri ise oleik ve linoleik asitlerdir. Nötralize edilmiş yüksek erüsik asitli kolza yağının sabunlaşmayan bileşenleri (yüzde 0.8) arasında yüzde 0.03 oranındaki triterpenler ve yüzde 0.50 ile steroller yer almaktadır. Yüksek erüsik asitli kolza yağlarının tokoferol içerikleri (270 mg/kg yağ) ise oldukça düşüktür. Düşük erüsik asitli kolza yağlarının indüksiyon periyodları (AOM) 35-50 saat arasında değişirken, yüksek erüsik asit içeren kolza yağında 19 saat olarak belirtilmektedir.

Kolza yağı boya endüstrisi ile biodizel (alternatif yakıt) üretiminde kullanılan, kullanılırken de denatürasyonu için anilin katılan bir madde. 1981 yılında İspanya'da açıkgöz bir şirket ucuz endüstriyel yağ olarak bunu ithal ediyor, başka biri rafine ediyor, sokak satıcıları endüstriyel kolza yağını kıvamı ile aromasından istifade ederek ucuz zeytinyağı diye satıyor, ispanyanın varoşları pişirip yiyor, hani bana hani bana diyenler aslında çoktan yırtmış olanlar oluyor. yağı rafine eden bilinçli üreticinin anilinin kolza yağından ayırılması için yapılması gereken asitle yıkama işlemini göz ardı etmesi mi, yoksa insan sağlığına zararlı olduğu ile homo sapiens tüketimi için piyasaya sürüleceği büyük olasılıkla bilinen bir karışımı işledikten sonra dönüp bir kalite kontrolü yapmaması mı daha katmerli bir umursamamazlık?.. Buna karar vermek zor. Sonuçta, etkilenen 20 000 kişiden 300'ü hayatını kaybediyor, geri kalanların çoğu sürekli sinir ile dolaşım sistemi hastalıklarına yakalanıyor.

Kandaki cholsterol düzeyini düşüreceğiz diye endüstriyel yağlardan yemeklik yağ üretmeye kalkışmaya hiç gerek yoktur. Bu davranış bazı tehlikeleri de ister istemez beraberinde getirir. Çünkü atherosklerosis’ in bir gene bağlı hastalık olup doğrudan kandaki cholesterln’ e bağlı olmadığı, artık bu günkü günde bilimsel olarak anlaşılıp açıklanmış bulunmaktadır.

Alternatif ucuz bir yemeklik yağ diye düşünülüyorsa da gene gerek yoktur. Çünkü endüstriyel bir yağı yemeklik yağ haline getirmek için yapılacak işlemler, örnekse ayçiçek ya da mısır yağını üretmekten daha pahalı olsa gerektir.

Bırakalım endüstriyel yağlar kendi alanlarında işlevlerini yürütmeyi sürdürsünler. Bizler de Kaynağı henüz tükenmemiş olan yemeklik yağları mutfaklarımızda kullanalım.

Hiç akıldan çıkarmayalım ki, beynin kuru ağırlğının % 60 - 65 ini yağlar yapar. Besinlerdekideki yağlar üzerinde oyunlar düzenlemekte direnme, biz insanoğlunu çok kötü beklenmedik durumlarla karşı karşıya bırakabilir!..

Wednesday, March 19, 2008

Tarım Ürünü İhracatına Destek Ödemesi


Zeytinyağında ton başına 100 dolar "ihracat iadesi"

ANKA
19 Mart 2008,Çarşamba


Sebze, Meyve, Çiçek, Bal, Kümes Ürünleri, Çikolata, Bisküvi, Makarna İhracatında Ton Başına 63-370 Dolar Arasında İhracat İadesi Yapılacak. Söz Konusu İade, Merkez Bankası Nezdinde İhracatçı Adına Açılacak Hesaptan, Vergi ve Cezası, SSK Primi, Haberleşme ve Enerji Giderleri ve TMSF'ye Borçların, Banka Kanalıyla Mahsubu Yoluyla Gerçekleşecek.

Tarımsal ürünlerinin uluslar arası piyasalarda rekabet gücünün ve ihracat potansiyelinin artırılması amacıyla bazı ürünlerin ihracatında, "ihracat iadesi" yapılması kararlaştırıldı.

Sebze, meyve, çiçek, bal, kümes ürünleri, çikolata, bisküvi, makarna gibi ürünlerin 2008 yılı içinde gerçekleştirilecek ihracatında, Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) ödenekleri çerçevesinde, ton başına 63-370 dolar arasında değişen tutarlarda ve yüzde 14-100 arasında değişen miktar barajı ve yüzde 5-20 arasında değişen azami ödeme oranlarına göre "ihracat iadesi" yapılacak. İadeler, ihracatın gerçekleştirilmesinin ardından, Merkez Bankası nezdinde ihracatçı adına açılacak hesaptan, vergi ve cezası, SSK primi, haberleşme ve enerji giderleri ve TMSF'ye borçların, Banka kanalıyla mahsubu yoluyla gerçekleştirilecek.

Para Kredi ve Koordinasyon Kurulu'nun Tarımsal Ürünlerde İhracat İadesi Yardımlarına İlişkin Tebliğ'i Resmi Gazete'de yayımlandı. Buna göre, azami ödeme oranı yüzde 10 olmak üzere kurutulmuş sebzelerde ton başına 370 dolar, kümes hayvanlarında 250 dolar, çiçeklerde ton başına 205 dolar ihracat iadesi yapılacak. Azami ödeme oranı yüzde 5 ile yüzde 12 arasında değişmek üzere, ton başına iade tutarı hazırlanmış veya konserve edilmiş balıklarda 200 dolar, kümes hayvanı etlerinde 186 dolar, meyve sularında 150 dolar, zeytinyağında 100 dolar olarak belirlendi. Yumurta ihracatında azami yüzde 10 ödeme oranıyla bin adet için 15 dolar iade yapılacak.

Balda iade azami yüzde 5 ödeme oranına göre tonda 65 dolar ve miktar barajı yüzde 32 olarak belirlendi. Balın net ağırlığı 1 kiloya kadar (1 kilo dahil ambalajlarda, "tescilli Türk Markaları" ve "Made in Turkey" ibaresi ile ihraç edilmesi halinde miktar barajı yüzde 40 olarak uygulanacak.

İmalatçı firmalar, kendi dış ticaret şirketleri ya da şirketlerinin de yer aldığı aynı kuruluş bünyesindeki bir dış ticaret firması kanalıyla ihracatı gerçekleştirmesi ve dış ticaret firmalarının hak edişlerini imalatçı firmalarına devretmesi durumunda teşvikten yararlanabilecek. İhracatçı firmalar hak edişlerini ürünü satın aldıkları imalatçı veya üretici firmalara devredebilecek.

İhracatçı firmalar; hak edişlerinin en fazla yüzde 50'lik kısmını, ihraç ettikleri ürünü satın aldıkları veya söz konusu ürünün ihraç edilebilmesi amacıyla gerçekleştirilen faaliyetler kapsamında mal ve hizmet satın aldıkları firmalara, belirtilen giderlerin mahsubunda kullanılmak üzere devredebilecek.

-MAHSUP EDİLECEK GİDERLER
Vergiler, vergi cezaları, SSK primleri, sabit telefon, telefaks gibi haberleşme giderleri, elektrik ve doğalgaz gibi enerji giderleri, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ve ilgili tasfiye halindeki Bankalara olan borçlar ve bunların gecikme zammı ve faizlerine ilişkin giderlerin tamamı, belirlenen oran ve miktarlara göre hesaplanacak iade tutarına mahsup edilebilecek.

Mahsup işlemlerinde, hesapların kullanımı sırasında imalatçı/ihracatçı veya ihracatçılara hiçbir şekilde nakit olarak doğrudan ihracat iadesi ödemesi yapılmayacak.

İmalatçı/ihracatçı veya ihracatçı adına açılacak mahsup hesabına 1 Ocak-31 Aralık 2008 arasında gerçekleştirilecek fiili ihracat esas olacak. Ancak bu dönemde gerçekleştirilecek fiili ihracat sonucunda imalatçı/ihracatçı veya ihracatçı adına açılacak hesaptan, teblile belirlenen giderlerin mahsubuna 31 Aralık 2008 tarihinden sonra da devam edilecek.

/**
Tarım ürünlerinde ihracat iadesi

İHRACAT AZAMİ İADE MİKTAR ÖDEME MİKTARI BARAJI ORANI ($Ton) (%) (%)

Çiçekler 205 37 10
Sebzeler 79 27 12
Kurutulmuş sebzeler 370 20 10
Meyveler ve sert çek. meyveler (pişirilmiş, dondurulmuş ) 78 41 8
Dondurulmuş Mey. ve sebze ile meyve-sebz.işleme san. Day. gıda mad. 75 51 15
Bal 65 32 5
Reçel, jöle, marmelat, meyve püreleri, pastları 63 35 5
Meyve suları, meyve nektarları 150 15 12
Zeytinyağı 100 100 5
Hazırlanmış veya konserve edilmiş balıklar 200 100 5
Kümes hayvanları etleri 186 14 20
Yumurta ($/1000 Adet) 15 78 10
Kümes hayv. etinden, sosisler vb. ürünler ile konserve ürünler 250 40 10
Çikolata ve kakao içeren gıda müstahzarları 119 48 6
Bisküviler, gofretler, kekler 119 18 8
Makarnalar 66 32 10

Ufuklu Öğrenci Velileri, 400 Adet Zeytin Fidanı Dikti


Cihan Haber Ajansı
19 Mart 2008,Çarşamba


Alanya Ufuk Akademi Anaokulu ve Hayat - Ufuk İlköğretim Okulu'nda eğitim gören öğrenci velileri, 400 adet zeytin fidanı dikti. Fidan diken veliler, piknik alanında mangal keyfi yaparak dinlendi.
Alanya Ufuk Akademi Anaokulu ve Hayat - Ufuk İlköğretim Okulu velilere yönelik her yıl düzenlediği fidan dikim programını bu yıl da gerçekleştirdi. Demirtaş beldesine bağlı Yeşilöz Hocalar köyünde fidan dikim programına 200'ün üstünde veli katıldı. Fidan dikim alanına aileleriyle birlikte gelen veliler, fidan dikiminden sonra Demirtaş Sedre piknik alanında mangal keyfi yaptı.

Hayat - Ufuk İlköğretim Okulu Müdürü Ömer Faruk Mücahitoğlu, öğrenci velilerine yönelik organize ettikleri fidan dikim programını her yıl düzenleyerek geleneksel hale getirdikleri için mutlu olduklarını ifade etti. Bu yıl düzenledikleri programa önceki yıla göre katılımın daha fazla olduğunu kaydeden Mücahitoğlu, fidan dikimine eşi, çocuğu ve yakınlarıyla katılan velilere teşekkür etti. Bu yıl 400 adet fidan dikimi gerçekleştirdiklerinin altını çizen Mücahitoğlu, gelecek yıl bin adet zeytin fidanı dikmeyi hedeflediklerine işaret etti.

Yeşil alanların insanlar için oksijen kaynağı olduğunu belirten Mücahitoğlu, yeşil alanların bir insanın gözü gibi korunması gerektiğini kaydetti. Yeşil alanların temiz hava ve oksijen başta olmak üzere insanlara 6 bin dolayında fayda sağladığını vurgulayan Mücahitoğlu, "Dikilen her fidan yeni doğan bir bebek gibi naziktir. Bu nedenle yeşil alanlarımıza sahip çıkmalıyız. Dikmekle iş bitmiyor. Bunların korunması büyütülmesi, yaşatılması ve yararlı hale gelmesi için bilinçli hareket etmeliyiz." dedi.

Kuraklık ayçiçeğini vurunca kanola yağı kıymete bindi

Abdulhamit Yıldız-Şaban Gündüz
Zaman
19 Mart 2008, Çarşamba


Ayçiçeği yağı fiyatları, hem kuraklık hem de biodizel üretiminin artmasıyla birlikte ikiye katlandı. 5 litrelik yağın fiyatı 10 YTL'den 20'ye fırladı.

Fahiş artış tüketicileri alternatif ürünlere, üreticileri de yeni arayışlara yöneltti. En önemli alternatif ise kanola oldu. Ayçiçeğine göre en az yüzde 10 daha ucuz olan kanola yağının, özellikle yemek üreticileri tarafından ilgi görmesi bekleniyor. Türkiye'de palmiye yağının tamamı, mısır yağının yüzde 90'ı ve ayçiçeğinin yüzde 50'si ithal ediliyor. Toplam yağlı tohum ithalatı 2,5 milyar dolar civarında. Avrupa ülkelerinin 10 yılı aşkın bir süredir kullandığı kanola yağı geçen yıldan itibaren Türkiye pazarına girmeye başladı. Bu alanda üretime başlayan firmalardan Aymar'ın patronu Beşir Özyurt, tat itibarıyla kanolanın zeytinyağına en yakın bitki olduğunu söyledi. Özyurt'un verdiği bilgilere göre protein açısından zengin olan kanola, antidoksan içeriyor ve beyni geliştirici özelliklere sahip. Özellikle yemek firmaları ve personel yemeğini kendisi pişiren şirketler tercih ediyor. Özyurt, yağ fiyatlarının 2010 yılına kadar yükselmeye devam edeceği görüşünde. Bu durum, zaman içinde tüketicilerin ayçiçeği yağını bırakma sonucunu ortaya çıkaracak. Özyurt'un kendi şirketinde de hâlâ ayçiçeği yağı ciro bakımından yüzde 80'le ilk sırada. Bunu mısır ve zeytinyağı takip ediyor.

Ürün yelpazesine kanolayı ekleyen bir diğer firma da Oruçoğlu. Şirket, üretim içinde yüzde 20 paya sahip kanola yağını yüzde 50'ye çıkarmayı planlıyor. Genel Müdür Ercan Kara, alternatif ürünün yanında yağ çeşitlenmesi bakımından kanolanın büyük önem taşıdığını vurguluyor. Kara, "Beslenme değerleri açısından diğer yağlardan farklı olarak omega 3 ve 6 içeriyor. Ayrıca ayçiçeği yağına göre ısıya daha çok dayanıklı. E vitamini açısından da zengin bir yağ." diyor. Şirketin üretiminin yüzde 60'ı ayçiçeği, yüzde 20'si mısır, yüzde 20'si de kanoladan oluşuyor. Kanola yağı üretimine üç ay önce başlandı ve payı yüzde 20'ye çıktı. Mısırda bu oran 15 yılda ancak yakalanabildi. Fındık, haşhaş ve keten tohumundan da yağ çıkarmaya hazırlanan Oruçoğlu, hammadde ihtiyacını Ukrayna, Kanada, Romanya ve Bulgaristan'ın yanı sıra yurtiçinde sözleşmeli üretim yaptırdığı çiftçilerden karşılıyor.

'Pahalı yağ sattırmayacağız'
Öte yandan Aymar, Türkiye'nin en eski yağ markalarından biri. 1979'da üretime Koç Holding bünyesinde başladı, sonra Unilever'e geçti. 2003'de yönetim kurulu başkanlığını Beşir Özyurt'un yaptığı Toros Ltd. tarafından satın alındı. Türkiye'nin her yerinde Aymar'ın tanındığını dile getiren Özyurt, "Biz olduğumuz sürece kimse çok pahalıya yağ satamayacak. Denge unsuruyuz." diyor. Yılda 70 ton sıvı yağ üretimi gerçekleştiren şirket, mısırözü, pamuk, kanola, keten, üzüm çekirdeği, kabak ve çörekotu yağlarını da üretiyor.

Kanola, kolesterol ve kalp için en ideali
Kanola, en ideal yağ oranlarına sahip bitkisel bir yağ. Sarı çiçekli kanola bitkisinden elde edilen kanola yağı, benzerleri arasında en düşük doymuş yağ oranına sahip. Ciddi miktarda omega-3 yağ asidi içeriyor, antioksidan olan E ve K vitaminleri yönünden de zengin. Beslenme uzmanları, kalp hastalıkları riskini azaltmak ve kandaki kolesterol seviyesini dengelemek için doymuş yağ oranı düşük, doymamış yağ oranı yüksek kanolayı tavsiye ediyor. Kanola yağı, diğer tüm yemeklik yağlar içerisinde yüzde 7 ile en düşük doymuş yağ ve yüzde 93'le en yüksek doymamış yağ oranına sahip. Yüksek kaynama noktasına (238 °C) sahip olması sebebiyle iyi bir kızartmalık yağ olan kanola, hafif olduğu ve ağırlık yapmadığı için her tür yemekte rahatlıkla kullanılabilir.

Yağlı tohum üretimi nasıl artar?


Ali Ekber YILDIRIM
Dünya
19 Mart 2008,Çarşamba


Türkiye, yağlı tohumlarda yüzde 70 gibi büyük bir oranla dışa bağımlı. Geçen yıl 2.2 milyon ton yağlı tohum ve 806 bin ton hamyağ ithal edildi. Bu ithalat için ödenen döviz ise, 1.7 milyar dolar. Buna rağmen bitkisel yağ sanayicisinin sorununa çözüm bulunamıyor. Sanayici hamyağ bulamıyor. Yakında fabrikalarda üretim durursa ve yağ fiyatları daha da artarsa kimse şaşırmasın.

Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği, internet sayfasında, "Yağ sektörünün en önemli sorunu sizce nedir?" diye sordu. Ankete yaklaşık 500 kişi katıldı. Katılımcıların yüzde 45'i "en önemli sorunun" hammadde olduğunu bildirdi. Yüzde 21'i tağşiş (karışım yağ) ve denetim, yüzde 14'ü ise dış ticaret sorunu olduğunu söyledi.

Ne kadar acı bir tablo...

Yılda 1.7 milyar dolar döviz ödeniyor, 3 milyon tonu aşkın hammadde ithal ediliyor. Fakat sanayicinin sorunu çözülemiyor.

Bu şartlarda çözülmesi de mümkün değil.

Yağlı tohumlarda yaşanan hammadde sorunu ithalatla değil, üretimle çözülebilir. Üretim artışı ise ancak bu ürünlerin desteklenmesi ile olur.

Yağlı tohumlarda uygulanan destekleme primi üretim artışı için belirleyici bir unsurdur. Destekleme priminin yüksek olduğu yıllarda üretimin arttığı ve hammadde sorununun çok daha az yaşandığı biliniyor. Fakat bunu bilmeyenler, görmeyenler var.

Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu, 2007 ürünü yağlı tohum destekleme primlerini artırmamaya karar verdi.

Geçmiş yıllarda en azından enflasyon oranında artış yapılırdı. Bu kez girdi fiyatları, dünya fiyatları, üretimdeki gerileme ve daha birçok etken dikkate alınmadı. Enflasyon artışı da dikkate alınmadı. 2006 ürünü için uygulanan destekleme priminin aynen uygulanması benimsendi. Dane mısır destekleme primi 6,7 yeni kuruştan 2 yeni kuruşa düşürüldü. Sanki, mısırda üretim fazlası var. Üretimin artmaması için destekleme primi düşürülüyor.

Yağlı tohumlarda ithalatın tavan yaptığı 2007'de destekleme primini enflasyon oranında bile artırmamak ithalatı desteklemektir. Öyle anlaşılıyor ki, hükümet ithalatın artmasından çok memnun. Üretimin artmasını istemiyor.

Defalarca yazdık, yeri gelmişken bir kez daha hatırlatalım. Mart ayı sonuna yaklaşılırken belirlenen destekleme primi 2008 yılı ürünleri için değil. 2007 ürününün destekleme primi daha yeni belirleniyor. Başbakan Erdoğan, destekleme primlerinin ürün ekiminden önce açıklanacağına söz vermişti. Bu söz uçtu gitti. Primler üretimden bir yıl sonra açıklanıyor. Ne zaman ödeneceği ise belli değil.

Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu'nun aldığı karara göre 2007 ürünü destekleme primlerinin çiftçiye ulaşması hazirandan önce mümkün değil. Çünkü, kütlü pamuk, yağlık ayçiçeği, kanola, aspir ve soya fasulyesi üreten çiftçiler 15 Nisan 2008'e kadar, dane mısır üretenler ise 30 Nisan 2008'e kadar başvuruda bulunacaklar. Gerekli incelemeler yapıldıktan sonra prim ödemeleri yapılacak. Bu da haziranı bulur. Bu anlayışla yağlı tohum üretimi artabilir mi?

KOBİ’lere KOSGEB ve TSE tanıtıldı
















Gemlik Ticaret Borsası'nın düzenlediği toplantıda konuşan TSE Personel ve Sistem Belgelendirme Müdürü Ömer Eyüboğlu,“Nasıl Gemlik denince akla ilk önce zeytin geliyorsa Gemlik zeytininin de kalitesini yönetmek durumundayız. Aksi halde herkesin şikayet ettiği gibi dışarıda üretilen kalitesiz Gemlik zeytinleri sizlerin gerçek imajınızı alır götürür" dedi.

Seyfettin ŞEKERSÖZ
Gemlik Körfez Gazetesi
19 Mart 2008,Çarşamba


Gemlik Ticaret Borsası'nın Gemlik zeytininin markalaşması için başlattığı girişimler içinde yer alan üründe kalite toplantıları kapsamında üyelere KOSGEB ve TSE tanıtım toplantısı yapıldı.Kısa adı KOSGEB olan Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Des tekleme İdaresi Baş kanlığı Merkez Mü dürü Ahmet Akdağ ile TSE Belgelen dirme Müdürü Mus tafa Karaman ve TSE Personel ve Sistem Belgelendirme Müdürü Ömer Eyüboğ lu'nun konuşmacı olarak katıldığı top lantıya oda üyeleri ile komşu ilçelerin Ziraat Odası başkanları katıldı.

Toplantının açış konuşmasını yapan Ticaret Borsası Başkanı Mehmet Dillioğlu, amaçları nın kaliteli gıda ürü nü yapan işletme lerin alacakları TSE belgeleri ile kredilerinden faydala nabilecekleri KOS GEB'in çalışmaları hakkında bilgi sahibi olunmasını gösterdi."Ülkenin geleceği için yapmamız
gerekli işlerde eksikliğimiz var" diyerek konuşmasına başlayan Ömer Eyüboğlu, yönetim sistemleri konusunda bilgiler verdi.

ÖNCE KALİTE SONRA YÖNETİM
Gelişmiş batıya bakıldığında Türkiye'nin çok geride kaldığının altını çizen Eyüboğ lu, "Kim hangi alanda ne hizmet veriyorsa kaliteli yapmak durumunda. Bizlerin görevi ise kaliteyi kontrol yerine kali teyi yönetmek olma lıdır. Nasıl Gemlik denince akla ilk ön ce zeytin geliyorsa Gemlik zeytininin de kalitesini yönetmek durumundayız. Aksi halde herkesin şika yet ettiği gibi dışarıda üretilen kalitesiz Gemlik zeytinleri sizlerin gerçek imajınızı alır götürür" dedi.Güvenilir gıdanın günümüz dünyasında geçerli olduğunu da belirten Eyüboğ lu, "Yani tarladan sofraya kadar tüketiciye güven vermeliyiz. Ürettiğiniz gıdayı her aşamasında çok iyi yönetmeliyiz. Her kes yaptığı işte en iyisi olmaya ve en iyisini yapmaya mec burdur. Artık dünya böyle istiyor. Dede den, babadan kalma yöntemlerle bu işler olmuyor"
şeklinde konuştu.Eyüboğlu ayrıca, piyasada TSE belgesi vermek için dola şanlara kesinlikle inanılmamasını istedi.

GEMLİK ZEYTİNİ TAKLİTÇİLERİN ELİNE KALDI
Ucuz ve kalitesiz üretilen zeytinlerin öncelikli olarak Gemlik'te bu işi
yapmakta olan zeytin üreticilerine darbe indirmeye devam ettiğinin
altını çizen TSE Belgelendirme Müdürü Mustafa Karaman, hangi kaliteyi
nereye kadar yönetebileceği konusunda toplantıya katılanlara bilgi verdi.
Kalitede ödül ve ceza uygulamasının mutlaka yapılması gerektiğini savunan Karaman, "Ticareti kalitenin önünde görerek ürün yetiş tirmek işletmeye büyük zararlar verir. Türkiye Çin'den sonra taklitçilikte dünyada üçüncü sırayı alıyorsa Gemlik zeytini de taklitçilerin eline kaldı. Zeytinde TSE kalite belgesi alan işletmeler Gemlik zeytinini taklitçilerden kurtarabilirler. Ancak piyasada ge zen güvenilmez bazı kişiler sanayicimizi, esnafımızı ve üreticimizi kaz yerine koyarak kalite belgesi vermek istiyorlar. Hiç kimseye kaynaklarınızı peşkeş çektirmeyin. Devlet güvenceli TSE kurumuna güvenin" dedi.KOSGEB Merkez Müdürü Ahmet Akdağ'da yaptığı konuşmada, KOSGEB'in ne işler yaptığını, nasıl çalıştığını ve KOBİ'lere yönelik verdiği krediler hakkında bilgiler verdi.KOBİ'lerin ülke ekonomisinin ana omurgasını teşkil ettiğinin altını çizen Akdağ, toplantıya katılanlara görüntülü olarak yaptıkları çalışmalar ile verdikleri hizmetleri aktardı.