Sunday, January 14, 2007

Margarin zehir, zeytinyağı şifa

PROF. DR. KENAN DEMİRKOL

14 Ocak 2007, Aydınlık

"Bu topraklar 4000 yıldır zeytinyağı kullanıyor. Ama ayçiçeği yağı 100 yıl önce Amerika'dan geldi. Margarin, çok ucuz bitkisel yağların yapay yöntemle sertleştirilmesidir. Damar sertliğine yol açıyor. Trans yağ asidinin bir diğer kaynağı da margarinler..."


Prof.Dr. KENAN DEMİRKOL,
AKILLI BESLENMENİN MATEMATİĞİNİ ANLATTI


"Damar tıkayan kolesterol değil, şeker!"

Gazetelerden kesip buzdolabına astığınız bütün "kibrit kutusu kadar" reçetelerini çöpe atın! Prof.Dr. Kenan Demirkol, A'dan Z'ye akıllı beslenmenin matematiğini anlatıyor...

Şeker, vücudumuzu, demir paslanır gibi paslandırıyor, eskitiyor; çocuklarımızın hücrelerini 12 yaşında yaşlandırıyor.

Şekeri, gıda sanayinden söküp atmak zor ama işe evlerimizin kapısından başlayabiliriz!

Prof. Dr. Kenan Demirkol genel cerrah. Muayenehanesinin kapısında "prof." yazmıyor. "Ben üniversitede hocayım, burada hekim" diyor. Söz bir ara "süreölçerli (kronometreli) doktorlara" geldiğinde, yani 15 dakika muayene süresini aşınca ikinci vizite ücretini alanlara çok şaşırdı. Çünkü kendisi saat takmıyor, "dalgınlıkla saatime bakar da hastayı tedirgin ederim" diye.

Uzmanlık alanı; beslenmeyle yakından ilgili olan sindirim sistemi organları. Ancak Demirkol bir "akıllı beslenme" uzmanı. Bunu bir insanın tüm bedenine ilişkin olduğu kadar, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla da ele alıyor. Peki, beslenme nedir?
İlk aklımıza gelen; şişmanlık-zayıflık. Özellikle kadınlarda modasına göre sıfır bedenle, 90–60–90 arasında değişen ölçülerde olmak ya da olmamak. Doğru mudur? "Kibrit kutusu kadar" reçetelerini bir yana bırakıp, Demirkol'a: "Neden düşmandır şu ünlü üç beyaz?" diye sorduk. O, şekerle başladı.

"ŞEKER TÜKETİMİYLE HASTALIK ARTIŞ EĞRİSİ PARALEL"

DEMİRKOL- Kısmen ya da tümüyle beslenme alışkanlıkları sonucu oluşan kronik, aslında önlenebilir hastalıklar, çok büyük bir toplum sağlığı sorunu haline gelmiştir. ABD'de 20 yaş üstü erişkinlerin yüzde 65'i ya şişman ya daha da ileri aşamada. 64 milyon insanın koroner kalp hastalığı, 11 milyon insanın şeker hastalığı, 37 milyonun kolesterol yüksekliği vardır. Ülkemizde kalp hastalığı sıklığı bu boyuta henüz gelmemiş gözükse bile, şeker hastası sayısının dört milyon olduğu göz önünde bulundurulursa, yakın zamanda vahim bir tablo ile karşı karşıya kalacağımız açıktır. Ne zaman ki şeker pancarından şeker üretilmesi Avrupa'da ortaya çıktı, soğuk iklimlerde de şekere dönüşebilecek bir besin maddesi keşfedildi, toplumların şeker tüketimi arttı. Toplumların şeker tüketiminin artış eğrisiyle, hastalıkların artış eğrisi bire bir örtüşüyor. Çünkü şeker sadece kalorisiyle, şişmanlatıcı etkisiyle zarar vermiyor, doğrudan kimyasal yapısıyla da çok tehlikeli. "Şeker yiyeyim oradan aldığım kaloriyi başka yerden kısarım" demek çok yanlış. İnsan vücudunun şeker almasına gereksinim yoktur.

"12 YAŞINDA YAŞLANDIRIYOR"

AYDINLIK- Çocukların enerjiye ihtiyacı var diye belli miktarlarda yemeleri doğru değil mi?

DEMİRKOL- Asla doğru değil.

AYDINLIK- Peki enerji ihtiyacımızı nasıl karşılayacağız?

DEMİRKOL- Taş devri döneminde insanlar hayvan avlar ve bitki toplar. Şeker sadece meyvede var. Meyve esas olarak bir kültür bitkisidir. Doğal ortam sebze ağırlıklıdır. İnsan eli ne kadar fazla değmişse bir gıda maddesine, o oranda olumsuzlaşıyor. O dönemde, insanların kan şekeri 60 dolayındaymış. Bu devirlere geldikçe şekerle tanışıyor ve alışkanlıkları değişiyor. Dolayısıyla ortalama kan şekeri de değişiyor. Şimdi 100'lerdeyiz,120'de şeker hastalığı. Biliyorsunuz şimdi şeker hastalığı iki türlü. Bir doğumsal genetik özelliklerle alakalı tip 1 diabet. Bir de edimsel tip 2 diabet. Pankreas organının artık yeterince insülin üretememesiyle ortaya çıkar. Yaşlanma süreci olarak kabul edilir. 60'lı yaşlarda görülmesi beklenir. Ama şu anda 12 yaşındaki çocuklarda tip 2 diabet var. Sağlıklı beslenmede şekerin hiç yeri yok. Tamamen bir damak alışkanlığıdır.

"KANSER HÜCRESİ DE ŞEKERLE BESLENİYOR"

AYDINLIK- Ama beyin sadece glikozla beslenmiyor mu?

DEMİRKOL- Doğru. Ancak, bu glikozu her türlü karbonhidrat içeren bitkiden vücut elde ediyor. Kanser hücresi de şekerle besleniyor. Özellikle kimyasal tedavi gören asla şeker yememeli. Şeker pancarından veya şeker kamışından elde ettiğimiz şeker 'sakaroz', iki ayrı molekülden oluşan bir birleşik moleküldür. Sakarozu biz yer yemez vücudumuzda glikoz ve fruktoza ayrışır. Glikoz kan şekerimizin de adıdır. Hemen kana karışır ve kan şekerini yükseltir. Vücudumuz şekerin zararlı olduğunu bildiği için korkudan hemen insülin salgılar. Çok fazla miktarda şeker yemişsek, gereğinden fazla insülin salgılanır. İnsülin o şekeri hemen alır vücudun bir enerji açığı varsa kısmen enerjiye dönüştürür. Ama insan vücudu çok tasarruflu bir biyolojik yapıdadır. Çok az enerjiyle çok işler yapabilir. Mutlaka yediğiniz şekerde bir fazlalık olacaktır. Bu fazla şeker, insülin aracılığı ile ya kas ve karaciğerdeki şeker depolarına götürülecek ki, vücudumuzun şeker deposu 120 gram kadardır. Orası da sürekli doludur, hiç boş kalmıyoruz çünkü. İnsulin bu şekeri alacak ve yağa dönüştürecek. Dolayısıyla sizin yediğiniz şeker vücudun değişik bölgelerinde yağlanmalara sebep olacak. İnsülin salgılandığı için bir de tokluk hormonu salgılanır. Hiç olmazsa şekerin glikoz bölümü bir derecede tokluk yarattığı için daha fazla şeker yemenizin de önüne geçmiş olur. Şekerin ikinci bölümü olan fruktoz; çok az oranda insülin salgılatır. Dolayısıyla sınırsızca yiyebiliriz. Fruktoz günde 15 gram kadar vücudumuzda metabolize edilebiliyor. Değişik kimyasal süreçlerin içine katılabiliyor. Bu da 30 gram şekerdir. Günde bundan fazla yenirse karaciğerde trigliserite dönüşür. Trigliserid kan yağıdır. Bu hem karaciğer yağlanmasına, hem damar sertliğine, hem de vücudumuzun yağlanmasına yol açar. Bugün Amerika'da alkole bağlı sirozdan daha çok, karaciğer yağlanmasına dayalı sirozdan karaciğer nakli gereksinimi duyuluyor.

"MEYVE YİYORSAN, ŞEKER YEME"

AYDINLIK- Yiyeceklere ve içeceklere bunu tercüme edersek.

DEMİRKOL- Bir kutu meşrubatta 35 gram; 200 gram meyvede 30 gram şeker vardır. İnsanoğlunun 200 gram meyve dışında hiç şeker yememesi gerekir. Diyelim ki çok aşerdiniz, 2 parça çikolata yediniz, o gün meyve yemeyin. Bir matematik yapmak zorundayız. Elbette, meyveden elde etmiş olduğumuz bir takım vitamin ve antioksidanları da feda etmiş oluyoruz.

AYDINLIK- Meyvelerin şeker oranları farklı değil mi?

DEMİRKOL- İncir ve muz en çok şeker içerenler. Ama onun dışındaki meyveler aşağı yukarı aynı.

AYDINLIK- Okuyucularımız söyleşimizden sonra bir reçete çıkartabilirler mi? Bunu yemeyeceğim, şunu yemeliyim diyebilir mi? Bu sistemin içindeyken, nasıl başaracaklar bunu?

"HAYVANLARA YAPTIĞIMIZ."

DEMİRKOL- Ben kendim yapmadığım şeyleri topluma anlatamam. Ben böyle ve de çok keyifli yaşıyorum. Sunulanlar içinde sağlıklı beslenmeyi bir şekilde yapmak mümkün.

AYDINLIK- Aslında hayvanlar yapabildiklerine göre.

DEMİRKOL- Hayvanlar yapamıyor bu işi, Çünkü hayvanları biz besliyoruz. Tıkıyoruz ahırlara "şunu yiyeceksin" diye hayvanlara hayvanlık yapıyoruz.

AYDINLIK- Oysa tavuklar bütün gün eşelenir durur, ihtiyacı olanı seçer yerdi. Filler örneğin hastalandığı zaman belli ağacın yapraklarını gider yermiş ilaç niyetine.

DEMİRKOL- Evet bu tüm hayvan âleminde var. Kaliforniya Valisi bütün o rambo görüntüsüyle Amerika'da en aklı başında valilerden biri oldu. İki büyük atılımı oldu. Bir tanesi; okullarda meşrubat satışını yasakladı. İki; patates cipsinin üzerinde, "öldürücüdür" yazısı konuyor.

AMERİKA'NIN MISIRINI TÜKETECEĞİZ DİYE.

AYDINLIK- Cips deyince öteki düşmana mı geçiyoruz?

DEMİRKOL- Yok, bir konu daha var. Son yıllarda yeni akım mısırdan şeker elde etmek. 1920'li yıllarda Amerikan başkanı "benim köylüm mısırdan kalkınacak" fetvasında bulundu. Gerçekten de çok büyük teşvikler verildi. Göz alabildiğince mısır ekildi. Dünya mısır ekiminin yüzde 40'ı Amerika'dadır. Bunu sadece hayvan yemi yaparak ya da başka yollarda tüketemeyince değerlendirme yolları arandı. Japonlar mısırdan şeker elde etmeyi keşfetti. Amerika hemen balıklama atladı bu yöntemin üzerine. Artık şeker endüstriyel bir madde oldu. Sıvı olduğu için paketlenip satılamaz. Ama her türlü dondurma, meşrubat, şerbette kullanılıyor. Bakıyorsunuz şimdi baklavacı artık şerbetini kendisi yapıp dökmüyor. Kartal'dan fabrikadan hazır fruktoz şerbeti geliyor.

KOLESTEROL DÜŞMANLIĞI

AYDINLIK- Ama bunun daha sağlıklı olduğu yazılıp çiziliyor.

DEMİRKOL- Maalesef. Şimdi bilgi çağındayız ya! Bence bilgiye ulaşmanın en zor olduğu çağdayız. Çünkü ekonomik kazanç kaygısı her türlü bilginin üzerine binmiş durumda. O kadar büyük bir getirim (rant) var ki, gerçeğe ulaşmanın en zor olduğu dönemi yaşıyoruz. Biraz önce dediğimiz gibi 15 gramdan fazla fruktoz yağa dönüşüyor ve bizi hasta ediyor. Nasıl demir paslanınca eskir, bu paslanmanın bilimsel adı oksitlenmedir. Vücudumuzdaki hücreler de oksitlenir ve yaşlanır. Birtakım gıdalarla oksitleyici, bir de bunu engelleyici maddeler alırız, Örneğin, üzüm çekirdeği gibi. Gerçekten bu sistem bizim organizmamızın yaşlanmasını belirleyen, hastalanmasını, kanser gelişimini belirleyen ana faktör. Bakın bir kolesterol furyası aldı gidiyor. Kolesterol anne sütünde, yeni bir hayatın doğması için ana nesne olan yumurtada bolca var. Demek ki insan hayatının gelişme döneminde inanılmaz gereksinim var. Bakıyorsunuz kolesterol düşmanlığı sarmış ortalığı.

"KOLESTEROL MASUM, BİZ SUÇLUYUZ"

AYDINLIK- Kolesterolün ölçüsü de zaman zaman değişiyor. Bunun modası olurmu?

DEMİRKOL- Bakıyorsunuz LDL 130'a kadar normalde. Üç sene sonra 100, şimdi de 60 olsun diyorlar. Yakında sıfıra indirecekler. Aslında, kolesterol masumdur. Bizler suçluyuz. Fruktozu yani tatlı şekeri yiyerek oluşturduğumuz trigliseritler, kolesterolün oksitlenmesine sebep oluyor. Yağsız kuzu şiş yediğinizi varsayalım, yanında da meyve suyu içiyorsunuz. Sadece kuzu şişi yeseniz bir zararı yok, ama kırmızı etten aldığınız kolesterolü, meşrubattan aldığınız şeker trigliseride dönerek oksitlediğiniz için damar sertliği oluşuyor. [Pizza cola yiyip içtiğinizde olanları düşünün; ya da Amerikan özentisi kebap yanında cola içtiğinizde olanlara bakın. Ama ayran ne kadar masum ve iyi bir içecek. Dr. Şevket] Biz insanlara "kardeşim kolesterol zararlı değil. Ama oksitlenmesine izin verme" diyeceğimize, ilaç firmaları kolesterolü düşürecek ilaç keşfediyor. Biz masum olanı indiriyoruz. Eğer oksitleyici maddeleri düşüremiyorsak, oksitlenen maddeleri azaltalım. Ama esas insan mantığı ne diyor? Oksitleyen maddeleri azalt. Yine oksitleyici bir madde, damar sertliği yapan doymuş yağ asidi. Bu madde yapay beslenen hayvanların sütünde var, depo yağlarında var. Ama bizim ineğimiz merada otlasa, doğru beslense doymuş yağ asidi sütte ve hayvansal yağda sıfır olacak. Dolayısıyla kolesterol oksitlenmemiş olacak.

ANTEP YUVALAMASININ FAYDALARI

AYDINLIK- Peki bu mümkün mü? Merada otlayan inek, otlayacak da, süt yapacak da kaç kişiyi besleyecek? Fiyatı yükseltmez mi tüm bunlar?

DEMİRKOL- Çok güzel bir noktaya değindiniz. Yıllardır hep böyle aldatılıyoruz. "Dünya nüfusu aç. Dünyayı besleyebilmemiz için yapay gübreye, yapay yeme ihtiyacımız var. " Hayvansal proteini, tek kaynak olarak görürseniz haklısınız. Ama insan ekmek yerken bile protein almış oluyor. Hububat, baklagillerde bile protein var. Şimdi doktorlar bunu okur okumaz itiraz ederler. Derler ki "Esansiyel amino asitler vardır". Yani hayvansal gıdada var olan, vücudun üretemediği mutlaka dışardan alınması gereken bazı protein yapı taşları, amino asitler vardır. Örneğin; mercimekli bulgur pilavı yaptığınızda bulgurda eksik olanı mercimekten, mercimekte eksik olanı bulgurdan alıyorsunuz. Anakız diye bir yemek varmış, ben de yeni gördüm, bulgurdan yapılan küçük köftecikler nohutla birlikte pişiriliyor.

AYDINLIK- Antep yöresinin yuvalaması gibi mi?

DEMİRKOL- Bir baklagil ve bir hububat. Birbirinin eksiklerini tamamlıyorlar. Tam ete eşdeğer protein almış oluyorsunuz. Makro besleyiciler yağ, protein ve karbonhidrattır. Mikro besleyiciler ise vitaminler, mineraller, enzimlerdir. Bizim süte kalsiyum açısından ihtiyacımız var. Eğer merada otlayan bir hayvanın sütüyse içinde bulunan omega-3'e ihtiyacımız var. Türkiye'de biliyorsunuz gençlerde inanılmaz bir demir eksikliği var. Kırmızı et doğadaki en önemli demir kaynağıdır. Bitkiden demir çok daha az özümsenebilmektedir. Dana eti bir demir kaynağıdır, protein kaynağı değildir. Ben proteinimi bulgurdan, baklagilden alıyorum zaten. Ama yapay yem üreticileri "biz dünyayı nasıl doyuracağız" yalanıyla kandırarak hayvancılığı katlettiler. Hayvanları meralardan ahırlara çektiler ve bugün her ahır hayvanı şeker hastası. Çünkü neyle besleniyor, pancar küspesiyle, yapay protein yemleriyle, patatesle ve mısırla besleniyor. Hızla kan şekerini yükselten, hayvanın yağlanmasına yol açan ve hayvanın şeker hastası olmasına yol açan bir beslenme şekli.

İNEK NE YEMELİ?

Doğal beslenen ineğin sütünde omega–3 vardır, yapay beslenende hiç yoktur. Doğal beslenen ineğin sütünde damar sertliği yapıcı doymuş yağ asidi yoktur, yapayda vardır. Bu asitler fruktoz gibi kolesterolün oksitlenmesine yol açar. Doğal beslenen ineğin sütünde dünyanın bugüne kadar bildiği en büyük antioksidan olan alfaminolimik asit vardır. Bu maddeyi tüketen kadınlarda meme kanseri yüzde 40 daha az görülmektedir. Yapay beslenen ineğin sütünde bu hiç yoktur. Yine merada beslenen ineğin sütünde insüline benzer büyüme hormonu vardır. Bu gençlik aşısıdır, bütün hücrelerin kendisini yenilemesini sağlayan maddedir. Duymuşsunuzdur kırsal alanda 100 yaşını aşmış bazı insanlarda ikinci kalıcı dişler düşer ve onun yerine üçüncü dişler çıkar. İşte bu doğal sütün eseridir. Doğal sütün maliyetinin çok pahalı olduğu söylenir ama batıda çevreyle ilgili hayvancılığın sonucu elde edilen süt ile konvansiyonel üretilen sütün maliyeti arasındaki fark yüzde 10-15'i geçmiyor. Ne Türkiye yasalarında çevreyle ilgili hayvancılıkla barışığım, ne de AB'dekiyle. Ekolojik hayvancılık denince akla "çevreyle ilgili tarım sonucu elde edilmiş ürünlerle hayvanın beslenmesi" geliyor. Affedersiniz ama 2000 yıl önce hayvan nerden patatesi buldu da yedi, ya da pancarı. İneğin normal beslenmesinde pancarın, mısırın ve patatesin yeri var mı? Yok.

AYDINLIK- Demek Amerika'dakilerin varmış.

DEMİRKOL- Orada da yok. İster çevreyle ilgili tarımla, ister normal tarımla elde edilmiş olsun hayvana pancar verilmesi yanlış. Zaten hayvanın sütünün kötü olmasının sebebi hayvanın, karbonhidratı zengin, onu yağlandıran tarzda, mısırla beslenmiş olması. O yüzden çevreyle ilgili hayvancılık dediğimizde yasalarımızın buna göre organize olması gerekiyor. Tanımlamamız gereken, türe özgü beslenme. Bir inek nasıl beslenir doğada? Öyle beslersek ineğin sağlıklı olmasını sağlarız. Dolayısıyla verdiği ürünün de insanlara sağlıklı olmasını sağlarız. Bütün doğada kendiliğinden yetişen yeşillikler omega–3 ağırlıklı yağ içerir. İnsanların eliyle ekilenler omega–6 içerir.

HAMSİYİ HANGİ YAĞDA KIZARTACAĞIZ

AYDINLIK- Ne fark var arasında?

DEMİRKOL- İnsan vücudunun her hücresinde hücre zarı vardır. Bu hücre zarı lipo protein katmanla sarılı. Yani bir yağ bir de protein. Bu hücre zarındaki yağ ana madde olarak omega-3'tür. Tek tük omega–6 da içerir. Biz yeşillikten uzaklaştıkça ve hayvanımızı da yeşillikten uzaklaştırdıkça elimizde tek bir omega–3 kaynağı kaldı. O da doğal deniz balığı; kültür balığı değil. Hâlbuki insanın her gün 1 gram omega–3 alması gerekiyor. Omega–6 yağ asitleri ile omega–3 yağ asitleri vücudumuzda aynı enzimlerle metabolize edilir. Biz ayçiçeği yağı, soya yağı gibi yağlarla beslenip çok omega–6 aldığımız için artık omega-3'e enzim kalmıyor. Diyelim ki hamsiyi ayçiçeği yağında kızarttık, o hamsiden artık bize fayda gelmiyor. Bütün yağlar, yağ asitlerinin karışımıdır. Onlar da 3'e ayrılır. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri. Çoklu doymamış yağ asitleri ikiye bölünür, onlar da omega–3 ve omega-6'dır. Bundan 40–45 yıl öncesi omega–6 kolesterolü düşürüyor diye tüm topluma söyledik. Ayçiçeği ve mısırözü yağlarını tükettirdik. Fakat sonra anladık ki bu yağlar iyi kolesterolü de, kötü kolesterolü düşürdüğü oranda düşürüyor. Bizim kolesterol açısından sağlıklı olmamızdaki unsur iyi ve kötü arasındaki dengedir. İkisini birden düşürürse denge bozulmamış olduğundan herhangi bir iyilik elde etmiş olmuyoruz.

DEPRESYONUN ÇARESİ

AYDINLIK- İkisi arasında denge mi, fark mı önemli?

DEMİRKOL- Oran önemli. Omega-6'yı o kadar fazla alıyoruz ki, almış olduğumuz azıcık omega-3'ü de değerlendirmeden vücuttan hemen atıyoruz. Omega–3 olmayınca hücre duvarına veremiyorsunuz. Hücre duvarı da omega-3'ten oluşuyor. Vücut da asıl malzemeyi bulamadığı zaman gecekondu yapar gibi ne bulursa onunla hücreyi onarıyor. Omega–3 yerine, omega–6 yağ asidi olan araşidonik asidi kullanıyor. Ama bu asit bütün stres komalarının hammaddesidir. Gecekondunuzu el bombasıyla örmüş oldunuz. Dışardan biri taş atsa havaya uçacak.

AYDINLIK- Ama o zaman da ben size stres ilaçları satacağım.
DEMİRKOL- Tabii. Omega-3'ten zengin beslenen toplumlarda depresyon çok az oranda görülüyor. Zihinsel performans artıyor. Beynimizdeki toplam yağ asidinin yarısı omega–3 olmak zorunda. Ama biz vücudumuza bunu sunamıyoruz.

ÇAY VE ZEKÂ

AYDINLIK- Beslenmeyle doğrudan ilişkili öyle mi?

DEMİRKOL- Aynı şey mesela demir için de geçerli. Zamanında Türkiye'nin yarısı aptaldır lafı çok tepki yarattı. Bunu bu şekilde ifade etmek hoş olmadı, ama Türkiye'nin yarısında demir eksikliği, kansızlığı var. Demir eksikliği zihinsel eksiklik yaratır. Sonuçta demir üstünden düşünürsek Aziz Nesin haklıydı. Türkiye'de çay tüketiminin de buna katkısı var. Demirin emilimini olumsuz yönde etkiliyor. Ama diğer taraftan çay iyi bir anti oksidan.

AYDINLIK- Yemekten hemen sonra çay içme âdetimiz var. Doğru mu?

DEMİRKOL- Şekerle içmediğiniz takdirde hiçbir zararı yok. Yemekten hemen sonra çay içilebilir.

AYDINLIK- Demirin emilimini engellediği için iki saat sonra içmek gerektiği söyleniyor.

"ÇAYI ŞEKERSİZ İÇİN!"

DEMİRKOL- Üç saat. Ben tekrar omega-3'e dönmek istiyorum. Çünkü hayati bir olaydır. Omega -3' ün eksikliği insanları şeker hastalığına itiyor. Damarların sertleşmesine yol açıyor. Pıhtılaşabilirlik oranın artmasına, dolayısıyla kalp damarının veya beyin damarının pıhtıyla tıkanıp "inme" veya "enfarktüs" olmasına yol açıyor. Bir yandan omega–3 kaynaklarımız çok azaldı Toplum olarak zaten balığı çok az tüketiyoruz. Omega-6'yı çok tükettiğimiz için omega-3'ün yolunu kesiyoruz. Artık kesin olarak biliyoruz ki, ayçiçeği ve soya yağı kansere sebep olabiliyor. Akciğer kanseri, meme kanseri, kalın bağırsak kanseri, şeker hastalığının oluşumunu kolaylaştırıyor.

AYDINLIK- Ayçiçeği de bir bitki. Neden zararlı? Kimyasal yapısından dolayı mı, üretim hatasından mı?

DEMİRKOL- Kimyasal yapısından. Kültür bitkisidir. Omega–6 yağ asidi içerdiği için. Mesela zeytinyağı omega–9 yağıdır. Tekli doymamış yağdır ve omega–3 ün emilimine hiçbir zararı yoktur. Ayrıca ayçiçeği yağının bir olumsuzluğu daha var. Pişirme esnasında maruz kaldığı ısıdan sonra birtakım yapay yağ asitlerine dönüşüyor. Biz bunlara trans yağ asitleri diyoruz. Bu yağ asitleri de yine kolesterolu oksitleyerek damar sertliği yapıyor. Diğer taraftan trans yağ asidi beyindeki sinir kılıflarına girerek beyindeki iletiyi bozuyor ve parkinson, alzheimer gibi hastalıklara sebep oluyor.

"ANNEMİN YEMEKLERİ BAŞKAYDI"

AYDINLIK- Acaba "tadı güzel" dediklerimiz bize dışardan dayatılan bir kavram mı? Güzel nedir?

DEMİRKOL- Eşinizle ilk evlendiğinizde yemek yaptığınız zaman size itiraz etmedi mi, "benim annem böyle yapıyor" diye?

AYDINLIK- Ben güzel yemek yaparım.

DEMİRKOL- Ona rağmen itiraz etti. İnsan çocukluğundan alıştığı damak tadını arıyor. Belki dünyanın en kötü aşçısı annesi, ama insan neye alıştıysa onu arıyor.

AYDINLIK- Eski çağlardan bu yana insana dair güzel-çirkin kavramı bile ne kadar çok değişmiş. Biz ona böyle bir değer yüklediğimiz için güzel oluyor. Toplumda da dayatılan değerler var. Kola ya da hamburger için "bak bu güzeldir" deniyor çocuklara.

DEMİRKOL- Ben o yüzden üniversitelerde konferans vermeyi tercih ediyorum. Çünkü onlar yakın zamanda anne baba adaylarıdır.

Kahvaltı



Kahvaltı

Fotoğraf : U. Erdal Özer

Wednesday, January 03, 2007

Bidonla Alırsan 4, Şişede İstersen 14 YTL

Türkiye, üretiminde dünya dördüncüsü olduğu zeytinyağını pahalı tüketiyor. Üreticinin kilogramına 4-4,5 YTL fiyat biçtiği zeytinyağı, şişelenerek perakende sektöründe 14 yeni liradan satılıyor.

Tarım Merkezi
http://www.tarimmerkezi.com/

04-Ocak-2007 Persembe-

Butik marketlerde rakam, 35 yeni liraya kadar çıkıyor. İhraç fiyatı ise yaklaşık 5 dolar (7 YTL). Fiyat uçurumu, tüketiciyi zeytinyağını doğrudan üreticiden almaya yönlendiriyor. Her yıl yaklaşık 80 bin ton zeytinyağı tüketilirken, bu miktarın sadece 25 bin tonu marketlerden alınıyor. Geri kalanını üretici bidonlarla satıyor. En büyük alıcılar ise turizmciler ve üreticilerin büyük şehirlerde yaşayan akraba ve tanıdıkları. Kentlerde ikamet edenler, yaz tatilinden dönüşte uğradıkları köylerden çoğunlukla 50 litrelik güğüm, 17 litrelik teneke veya bidonlarda zeytinyağı getiriyor.

Emekli Mehmet Özkan, Ayvalık'taki tanıdığından her yıl 60 kilogramın üzerinde zeytinyağı alıyor. Ailesiyle İzmir'de yaşayan Özkan, marketlerde pahalı olduğu için direkt üreticiden almayı tercih ettiğini belirtiyor. Özkan, "Yağla birlikte zeytin de alıyoruz. Yıllardır aynı kişiden alıyorum. Ben söylemeden o yağımı ve zeytinimi ayırıyor. Yağı bidonlarda alıyorum." diyor. Edremitli üretici Süleyman Karakaş, üretici ile perakende fiyatları arasında uçurum olmasının tüketicileri yağı bidonlarla tanıdıklarından almaya yönlendirdiğini dile getiriyor. Her yıl çok sayıda tanıdığa Edremit'ten yağ gönderdiğini belirten Karakaş, kendisinden yağ isteyenlerden birinin de Edremit eski müftüsü olduğunu kaydediyor. Karakaş, "Eski müftümüz İstanbul'a tayin oldu. Yıllar geçmesine rağmen her yıl benden yağ istiyor, bidonlarla gönderiyorum. Yağın büyük bölümünü tanıdıklarımıza satıyoruz." diye konuşuyor.

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin ise Türkiye'de en büyük zeytinyağı tüketicisinin üreticinin kendisi olduğunu söylüyor. Çetin'e göre elden satılan zeytinyağı direkt üreticiden satın alınmışsa tedirgin olacak bir durum yok. Üreticinin asla kendi ürettiği zeytinyağına ihanet etmeyeceğini vurgulayan Çetin, "Eğer satın alınan ürün direkt üreticiden alınıyorsa bu ürünlerin kalitesiz olması ya da karışım içermesi mümkün değil. Ancak yol kenarlarında satılan yağlar için aynı şeyi söyleyemem." diyor. Çetin, perakende fiyatlarının ihracattan yüzde 50 daha pahalı olmasını ise AB'nin stratejisi olarak görüyor. Türkiye, 60 bin tonluk zeytinyağı ihracatının yüzde 70'lik kısmını dökme ve varilli olarak iç piyasadan yüzde 50 daha ucuza yapıyor. İç tüketimin kişi başına bir kilogram seviyesinde kalması, fiyatların yüksekliğine bağlanıyor. Bugün marketlerde satılan zeytinyağının litresi 12-14 yeni lira arasında değişiyor. Sızma yağ ile riviera arasında ise kiloda 1 yeni lira fark var. Fiyatlar son üç ayda üreticide 6 YTL'den 4 yeni liraya düşmesine rağmen yüzde 50 oranındaki ucuzluk tüketiciye yansımazken aksine zamlanıyor. İstanbul Ticaret Odası verilerine göre zeytinyağı, yıllık bazda fiyatı en fazla artan ürünlerin başında geliyor. Bu durum tüketiciyi zeytinyağından uzaklaştırdı. 1970'li yıllarda yapılan bir araştırmaya göre Türkiye'de 2 kilogram olan kişi başına tüketim, günümüzde 1 kilograma düştü.

Üç tip zeytinyağı var

Diğer bütün yağlar ancak rafine edildikten sonra yemeklik yağ olarak kullanılabilmelerine rağmen, zeytinyağı doğal haliyle kullanılabilen tek yağdır. Zeytinin yağa işlenmesi için ilk önce zeytinin parçalanarak macun haline getirilmesi gerekir. Bu amaçla sıcak su yardımıyla yumuşatılan hücre duvarları bir pres ile parçalanır ve yağ+su olmak üzere posasından ayrılır. Suyun yağdan uzaklaştırılması ile natürel yağ elde edilmiş olur. Asitlik derecesine göre farklı isimlerde gruplandırılır.

Riviera:
Ham zeytinyağının, fiziksel yöntemlerle rafinasyonu sonucu elde edilen rafine zeytinyağı ile yüzde 10-20 oranında natürel yemeklik zeytinyağlarının karışımı sonucu elde edilen ve en çok yüzde 1,5 asit içeren zeytinyağı tipidir. Riviera zeytinyağının lezzet ve kalitesini, doğal olarak karışım oranları ile natürel zeytinyağının niteliği belirler. Bütün doğal Riviera zeytinyağları, en ideal asit seviyesine, en iyi renge ve aromaya sahip olması için test edilirler. Rengi ve aroması, sızma zeytinyağına göre daha açık ve hafif olan Riviera, özellikle yemek ve kızartmalarda, her türlü soğuk yemeklerin hazırlanmasında kullanılır.

Natürel:
Kendi içinde üç popüler çeşidi bulunuyor; asit içeriği yüzde 1 olan sızma, yüzde 2 olan birinci ve yüzde 1'lik organik. Asidi yüzde 3,3'ten az bir zeytinyağı tipi olan natürel, en olgun zeytin tanelerinden sızma veya basınçla çıkarılır. Santrifüjleme, dinlenme ve süzme gibi yalnız fiziksel işlemlere tabi tutulur, hiçbir kimyasal işlem görmez. Natürel olarak doğrudan tüketilebilir, zeytin kokusunu ve tadını en yoğun, en doğal biçimde muhafaza eder, renginin tonu, sarı ve yeşil hakim olmak üzere üretim yerine göre değişir, mükemmel tat ve aroması bulunur. Zeytinyağları içinde en makbul olan sızma zeytinyağı, çiğ olarak salata-soslarda tüketilebilir.

Rafine:
Ham rafinajlık zeytinyağının, fiziksel yöntemlerle rafinasyonu sonucu elde edilen ve maksimum binde 3 asit içeren zeytinyağıdır. Asit oranı yüksek olan zeytinyağının, yenilebilir nitelikte olmadığından rafine edilmesi gerekir. Fiziksel rafinasyon işlemi sonrasında elde edilen rafine yağ, hemen hemen sıfır asit oranına sahip, yağın kalitesini bozan maddelerden arındırılmış bir yağdır. Rafine zeytinyağı, natürel yağın nötrleştirme, ağartma ve koku giderme gibi işlemlere tabi tutularak arıtılması suretiyle elde edilen zeytinyağı olup işlemler sırasında uygulanan yöntemler ve kullanılan maddeler sağlığa zararlı değildir. Rafine zeytinyağı hafifliği ile sebzelerin marine edilmesinde, fırında ve ocakta kızartma yapmak için en ideal ve sağlıklı seçimdir. Rafine ya da light zeytinyağı daha çok zeytinyağının kuvvetli lezzetine alışık olmayan kimseler tarafından tüketilmek üzere hazırlanır.

Türkiye zeytin ve zeytinyağında ilk kez 'varlık içinde yokluk' yaşıyor




















İlk zeytin hasadını ekimde Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı yapmıştı.

Radikal, 03 Ocak 2007
AYVALIK

Zeytin ve zeytinyağı sektörü, var sezonu olmasına rağmen ihracatta arzu ettiği rakamlara ulaşamıyor. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği kayıtlarına göre, 1 Ekim 2006- 24 Aralık 2006 tarihleri arasında 27 milyon 970 bin 293 dolarlık zeytin ve zeytinyağı ihraç edildi. Geçen yılın aynı döneminde ise bu rakam 43 milyon 742 bin 420 dolar olmuştu. Sezon başından bugüne zeytin ve zeytinyağı ihracatındaki düşüş geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28 oldu.

Zeytin ve zeytinyağı ihracatında var yılında yok yılının ihracat rakamlarının gerisinde kalınması bir ilk oluyor. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkanı Ali Nedim Güreli, sektördeki düşüşün büyük bölümünün zeytinyağı ihracatından kaynaklandığını, bunun nedeninin ise Tunus'un çok ucuz fiyata zeytinyağı ihraç etmesi olduğunu söyledi. Güreli, "Dünya'da zeytinyağı ihraç fiyatları 4 bin avro seviyesindeyken, Tunus 2 bin avro civarında bir fiyatla zeytinyağı satmaya başladı. Dünya piyasalarında fiyat tutturamaz olduk" diye konuştu.

2007 yılında fiyatların daha makul seviyelere geleceği beklentisi içinde olduklarını kaydeden Güreli, "Bu sayede 2007 yılında geçtiğimiz yılın rakamlarını geride bırakacağımızı düşünüyoruz" dedi.

Rum güzeli Refika hâlâ yaşıyor!

Ege kıyılarında emeklilik hayalleri kuran dört arkadaş eski bir Rum köyü olan Adatepe'de ev alarak başlamış işe. Sonra zeytinlik, ardından da geleneksel yöntemle zeytinyağı elde edebilecekleri bir fabrika sahibi olan dört arkadaş Türkiye'nin ilk zeytinyağı müzesini de burada kurmuş.

CELAL BAŞLANGIÇ

Radikal , 25 Aralık 2006

Türkler arasındaki takma adı Refika'ydı. Kimse gerçek adını bilmiyordu Adatepeli bu Rum güzelinin. Köyün hem Türkleri hem de Rumları çok severlermiş Refika'yı. Güzelliğinin yanı sıra çok neşeli bir kızmış. Düğünlerde şarkı söyler, çok da güzel dans edermiş. Yalnızca Adatepe'de değil, Refika'nın güzelliği ve iyilikseverliği çevre köylerde de dillere destanmış. Zeytin zamanı Refika'nın çalıştığı tarlalarda köylüler hem zeytin toplar hem de Refika'nın şarkılarını dinlermiş. Düğünlerde mutlaka Refika başmisafir olarak çağırılır, şarkı söyletilir, dans ettirilirmiş.

Büyük çoğunluğu Hıristiyan olan Adatepe Köyü'nde Türklerle Rumlar yıllarca barış içinde bir arada yaşamış. Ama Birinci Dünya Savaşı tüm Anadolu'ya olduğu gibi Adatepe'ye de felaketler getirmiş. İki halk arasında başlayan soğukluk giderek karşılıklı çatışmaya dönüşmüş. Yaşanan tüm kargaşaya rağmen Refika'yı yine de Türkler çok sevmeye devam etmişler.

Savaştan sonra Türk ve Yunan hükümetleri karşılıklı nüfus değişimine karar verince Refika da mübadeleyle Yunanistan'a giden Anadolu Rumlarından olmuş.

Ayrılışı Türkler arasında büyük üzüntüye yol açmış. O gittikten sonra bile adına türküler yakılmış ve her fırsatta, özellikle düğünlerde onun türküsü okunup onun adına danslar edilmiş. Bu gelenek Adatepe Köyü'nde hâlâ sürüyor. "Refika'nın efsanevi öyküsünü biz köyün en yaşlısı olan ve maalesef kaybettiğimiz Abdi amcadan dinledik. Daha sonra Sakız Adası'na yerleştiği ve Yunanistan'ın ilk güzellik kraliçesi seçildiği yönünde efsaneler anlatılan Refika'nın izini bulmak için Sakız Adası'na gittik. Kendisine ait herhangi bir ipucu bulamadık. Ne var ki tesadüfen bir antikacıda bulduğumuz resimdeki kızın güzelliği ve yüzündeki ifade bizi derinden etkiledi. 'Bu kesinlikle Refika olmalı' diyerek resmi alıp köye getirdik. Adatepe'nin yaşlılarına resmin Refika'ya ait olabileceğini söylediğimizde gözyaşlarını tutamayıp heyacanla 'Evet! Bu o' dediler. Biz de çağlar boyu insanlara güzellik ve sağlık veren doğal Adatepe Zeytinyağları'nın alameti farikası olarak Refika'nın resmini etiketimizde ölümsüzleştirmeye karar verdik."

İşte böyle anlatıyor Erhan Şengel, Haluk Yurtkuran, Mahmut Boynudelik ve Müfit Erkarakaş, Çanakkale'den Ayvalık'a inerken Küçükkuyu'da, yol üzerindeki zeytinyağı fabrikalarının kapısında fotoğrafı asılı duran güzel Rum kızının öyküsünü.

Erhan Şengel, gazetecilik fakültesi mezunu, büyük ajanslarda çalışmış bir reklamcı. Mahmut Boynudelik siyasal bilimler mezunu. Turist rehberliği ve tur operatörlüğü yapmış. Haluk Yurtkuran da siyasal bilimleri bitirmiş. Rehberlik, seyahat acentesi yöneticiliği, turizm işletmeciliği yapmış, Boğaziçi Üniversitesi'nde dersler vermiş. Müfit Erkarakaş da siyasal bilimler mezunu. İşletmecilik yapıyor.

'Kutsal meyve'nin peşinde

Ancak onların İstanbul'dan Ankara'dan gelip Kazdağı eteklerinde bir köye yerleşmeleri, Adatepe'de bir butik otel, bir zeytinyağı fabrikası kurmaları ve Türkiye'nin ilk zeytinyağı müzesini yaratmalarının öyküsü de Refika'nın öyküsü kadar ilginç.

"1993 yılının yağmurlu ve kasvetli bir şubat günü, köye ilk ziyaretimizde aslında bir arayış içindeydik. Bizi stresli kent yaşamından kurtaracak, keyifli bir emeklilik yaşamı sunacak yer arayışı bizi Kazdağları'nın güney yamaçlarındaki tarihi ve metruk evlerle dolu Adatepe Köyü'ne getirmişti. Havanın kasvetine rağmen köy, ilk görüşte aradığımızı bulduğumuzu müjdeliyordu. İlk günden beğenip aldığımız evlerin restore ediliş süreci zorlu fakat heyecan vericiydi. Farkında olmadan komünal bir emeklilik yaşamının temellerini atıyorduk. Bu yaşamı köyün yerlileriyle de paylaşmak için mümkün olduğu kadar onların sohbetlerine katılıyor; kültürlerini, yaşamlarını ve mutfaklarını öğrenmek için düğünlerine gidiyor, evlerine misafir olup onları da kendi evlerimize davet ediyorduk."

İşte bu süreçte 'kutsal meyve' zeytine ilgileri artar. Müthiş bir keyif almaya başlarlar zeytin ağacının bakımı, budanması, gübrelenmesi, hasadı, işlenmesi ve 'suyunun sıkılması' yani yağının çıkarılmasıyla ilgili anlatılanlardan. Bunun sonucu olarak da parça parça zeytinlik almaya başlarlar. Köylülerle sohbetlerinden taş değirmenlerde ezilen ve preslenen, su vermeden sıkılan zeytinyağının en iyi zeytinyağı olduğunu öğrenirler. Böylece topladıkları zeytinleri çevredeki fabrikalara sıktırmalarıyla elde ettikleri zeytinyağının neden istenilen kalitede olmadığını anlarlar.

"Nasıl bir emeklilik rüyası ise, geleneksel tarzda üretim yapan tarihi bir fabrika alıp köylülere iyi bir zeytinyağının nasıl üretildiğini ispat etmeye kadar sürüklemişti bizi. Üstelik onların küçümseyici tavırlarını da hesaba katıp başarılı olmak için canımızı dişimize takmalıydık. Aksi takdirde yerel zeytinyağı aristokrasisi nezdinde bir kentli fantezisinin daha hüsrana uğraması kaçınılmaz olacaktı. Neyse ki o kutsalNeyse ki o kutsal meyve bizleri utandırmadı."

Adatepe Zeytinyağları

Geleneksel üretim tarzına uygun bir fabrika kurmuş dört ortak. Adatepe Zeytinyağları olarak bir marka yaratmışlar. Zeytin ezmesinden sabuna kadar yan ürünleri de eklemişler üretimlerine. Köylüler de örnek almaya başlamış onları. Gerekli bakım ve üretim şartlarını gözetmeye başlamışlar. Hatta saklama ve kendi çaplarında markalaşma için hijyenik ve naif ambalajlama girişimlerine yardımcı olmalarını istemişler. Fabrikanın üst katını da müzeye dönüştürmüşler. Eski baskı aletlerinden saklama kaplarına kadar zeytinyağıyla ilgili tüm süreçlerin görülebileceği bir müze yaratmışlar. Bu, aynı zamanda Türkiye'nin hem ilk hem de henüz tek zeytinyağı müzesi olmuş.

Bu dört eski arkadaşın kendilerine kurdukları dünyaya tanıklık etmek için çıktığımız yolculukta ilk durak Küçükkuyu'daki fabrika oluyor. Bakla keşkekten ısırgan çırpmaya kadar yerel lezzetlerle donatılmış bir sofrada buluyoruz kendimizi. Zeytinyağı da hemen yanımızdaki binadan taze taze üretilip geliyor. Bina 50 yıllık. Sabunhane olarak yapılmış. Şimdi alt katında zeytinler sıkılıyor. Üst katı da müze. Akşam köyde kalınacak. Küçükkuyu'dan üç kilometre tırmanıyoruz Kazdağları'nın eteklerine. Köy gerçekten muhteşem. Eski taş evlerin çoğu onarılmış. Her biri ayrı güzellikte. Bu arada bir taş ev gösteriyorlar "Bu Orhan Pamuk'unmuş. Ama hiç geldiğini gören olmamış" diye.

Ertesi gün zeytinliklerdeyiz. Erkekler ellerinde uzun sırıklarla zeytinleri düşürüyor. Kadınlar da topluyor. Erkeklerin yevmiyesi 20-25 YTL. Toplayıcı kadınlar 15 YTL alıyor. "Öldük, bittik" diyor köylüler durumlarını anlatırken. "Bir koyun 300 YTL'ydi üç yıl önce. Şimdi 80 YTL. Peynir üç yıl evvel 3 YTL'ydi, yine 3 YTL." Daha önce DYP'ye oy vermiş çoğu. Kiminin aklı yine DYP'de. Kimi "Genç Parti" diyor. "Bu sefer gerçek hırsızı seçeceğiz" diye açıklıyor siyasi görüşünü bir başkası. 'Ya Baykal' sorusunu da "Biz MHP'ye oy vermeyiz" diye yanıtlıyorlar.

Küçükkuyu'dan ayrılırken insanın aklı Adatepe'nin taş evlerinde, zeytinde, zeytinyağında kalıyor. Bir de Refika'da. Mübadeleyle Adatepe'nin Rum güzeli Refika'sı şimdi bir fabrikanın kapısında, bir zeytinyağı şişesinin, bir sabun kalıbının üzerindeki fotoğrafıyla anayurduna dönmüş, doğup büyüdüğü topraklarda yaşamayı sürdürüyor...

Friday, December 29, 2006

Yeni Yılınız Kutlu Olsun

2007 Yılı bütün zeytin dostları için bereketli ve güzel bir yıl olsun.















Fotoğraf : U. Erdal Özer

Banılacak Zeytinyağı

Banılacak zeytinyağı







Serdar Turgut
serdar.turgut@aksam.com.tr

Akşam, 17.12.2006

Bugün kaliteli yeme-içmeye bir yaşam stili olarak önem veren her insanın militanlığını yapması gereken zeytinyağının güzelliği konusuna gireceğim. Bunun militanlığının yapılması, Türkiye açısından daha da önemli. Çünkü biz çok güzel zeytinleri ve zeytinyağını ürettiğimiz, zeytinyağı ile çok güzel yemekler yapabildiğimiz halde, ne yazık ki zeytinyağı yaşamımıza gerektiği kadar fazla girememiş durumda. Zeytinyağı üretiminde İspanya, İtalya, Yunanistan'dan sonra dördüncü sırada gelmemize rağmen tüketimde bu üç ülkenin çok ama çok altındayız. Tüketim böyle düşük olunca, zeytinyağını hayatımızın önemli bir parçası haline getirip bunun kültürünü de yaratamıyoruz. Yaygın bir kültür oluşturulamayınca potansiyelimizi de tam kullanamayıp dünyada hak ettiğimiz yere gelemiyoruz.

Hatırlıyorum da; hayli gençken çukur bir kabın içine sızma zeytinyağını döküp, içine bir miktar kırmızı biber ve kekik atar, çok az da sirke katardım. Sonra sıcacık ekmeği bunun içine banıp yerdim. Yanına da güzel kırmızı bir şarap açardım. Bana göre bu, dünyanın en güzel lezzetlerinden birisi ve pahalı rafine bir yemekten daha da değerlidir benim için. Gençken yapıyordum dediysem şimdilerde bu adeti bıraktığımı sanmayın. Aradaki tek fark; yanında açtığım şarabın daha kaliteli olmasıdır.

Bir gün, New York'ta bir restoranda masamıza gelen şef, yemeklerini çok beğendiğimizi söylememizden sonra 'haydi şerefe içelim' demişti. Ben şarap içeceğimizi sanırken şef, küçük bardaklara sızma zeytinyağını koydurdu. 'Şerefe' deyip bardağını kaldırdı ve içti... Tabii biz de takip ettik. O anda üzerinde okumuş olduğum zeytinyağı tadımlarının, neden şarap tadımları kadar ciddiye alındığını fark ettim. Tereyağla yapmaya alıştığımız her yemeği zeytinyağı ile rahatlıkla yapabileceğimizi anladım. Şimdilerde ben Risotto'yu bile içine bir damla tereyağı koymadan pişiriyorum, çok da lezzetli oluyor.

Zeytinyağının doğal sevgilisi otlardır. Ege otlarından bahsediyorum. Tabii ki: sadece bu cümleleri yazmak bile bana Cunda'yı hatırlatıyor. Cunda'ya gelirken havada zeytinyağını koklamaya başlarsınız ki, bu koku beni rakıya hazırlamaya başlar. Ayvalık zeytinyağı kültürünü yaşar. Radika, cibes, hardalotu, turpotu, kayakoruğuotu, bunlar Ege'dir, topraktan fışkırır. Bunları haşlayacaksınız, sonra zeytinyağı ve sarımsak sosunu haşlanmış ota bolca dökeceksiniz. Eğer deniz kenarında bir masadaysanız, güneş de batmak üzereyse, günün sıcağı yavaştan çekilmeye başlamışken sıcaklık sadece gündüz güneşinin altında kalmaktan vücudunuzda kalmışsa, masaya bu otlar geldiğinde sıkıysa bir bardak buz gibi rakı içmeyin de görelim bakalım sizi. Otlardan birkaç çatal ve o ilk yudum hayatın güzelliğidir.

Bu tür yaşam kültürü 'Ege'ye özgüdür. Yunanlılarla paylaşırız bu kültürü. (Benim en sinirlendiğim şey ahtapot bacağını onların bizden daha güzel pişirmeyi başarmalarıdır. Sadece ahtapot bacağı yemek için Midilli'ye bile gittiğim olmuştur)

Bize bu kültür, bu yaşam biçimi tarihimizden doğal olarak geldi. O açıdan şanslıyız. Zeytinyağı kültürünü başka ülkeler gibi uğraşarak yaratmak zorunda değiliz.

Akdeniz kültürü etkisinden hayli uzakta olan ve yemek kültürünü Fransa'nın hakimiyetinde geliştiren Amerika'da (Fransız mutfağı başta bol tereyağlı ve kremalıydı) zeytinyağı kültürü ilginç bir şekilde hippi kültürü ile bağlantılı olarak gelişmişti. 1960'lı yıllarda Amerika'nın doğu kıyısında Fransız yemek ve restoran kültürü hakimiyetini kurmuşken batı tarafında ise gençlik başkaldırısının merkezi durumundaki Berkeley Üniversitesi civarında örgütlenmiş radikaller, yemek kültürü de oluşturmaya girişti. Chez Panisse adında bir restoran açıldı ve bunun sahibi Alice Waters, gerçi yine Fransız ağırlıklı bir mönü oluşturmuştu ama organik yemek kavramını ortaya atmaya başlamıştı. Doğal koşullarda yetiştirilen otlarla ve yine doğal koşullarda yetiştirilen hayvanlarla yapılıyordu yemekler. Bu kavram sonradan Kaliforniya'da alternatif ve radikal bir yemek kültürünün oluşmasına neden olmuştu. Organik yemek, vejetaryen yemek kültürü, hep bu kökenlerden gelişmişti. Zeytinyağı da hakim restoran kültürüne (Fransız) karşı bir restoran kültürü geliştirmek için kullanılmaya başlandı. Sonunda zeytinyağı Kaliforniya'nın resmi yağı da oldu bir şekilde... Daha sonra batı tarafına dersler vermek için sık sık gelen doğu yemek aristokrasisinin duayeni James Beard Kaliforniya'da gördüğü gelişmeleri batıya yani New York'a götürmeye başladı. James Beard bu arada ekmek üzerine bir kitap da yazıyordu. (Beard on Bread) Anlayacağınız zeytinyağına banılacak ekmek fikri de oluşmaya başlamıştı. Gayet tabii ki bir ülkede zeytinyağının kullanılmaya başlanması bu kadar basit ve özetle geçilecek bir konudan ibaret değil. İtalyanların etkisi de analize sokulmadan tam açıklama yapılması imkansız. Burada amacım bir kapsamlı yemek tarihi anlatımına girmek değil. Sadece bir ilginç bağlantıya dikkat çekmeye çalışmaktan ibaret.

Ben İstanbul'dayken Cunda keyfini sürmek için Bostancı'daki Cunda Balık'a giderim. Sahibi Cundalı olan bu restoranın balıkları bile günlük olarak Cunda'dan geliyor. Adres: Köy Yolu Sok. No: 6 Bostancı. Tel: 0216 3805989

Cunda'da ise doğrudan Bay Nihat'a giderim. Bay Nihat deniz kıyısında bir restoran. Kış aylarında ise arkadaki taş binada hizmet veriyor. Nefis mezeleri var. Hatta yazın meze sayısının 100'e çıktığı bile söyleniyor.

Adres: Sahilyolu No.21 Cunda Adası Ayvalık-Balıkesir. Tel: 0266 3271063

Thursday, December 28, 2006

Yeni Yıla Girerken Zeytinciliğimiz

Dr. Mustafa Tan
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi
Kurucu Girişimi Başkanı


İzmir,28.12.2006

Zeytin Ağacı kadar sağlam, güçlü ve ölümsüz bir dostluğu paylaştığımız Değerli Arkadaşlarım,

Anavatanı Ülkemiz olan Zeytin Ağacını layık olduğu onurlu tahta oturtabilmek yolundaki el ele yürütülen çalışmaların ve çabalarımızın takdire şayan olduğunu belirtmek istiyorum. Bu yüce hedef; gelecek yıllarda dünyanın önde gelen zeytinci ülkeleri İspanya, İtalya zeytincilik sektörünün gerek üretim, gerekse ticari potansiyeline ulaşmak olarak karşımızda duruyor.

Zeytincilik sektörümüz kendisi ile aynı kaderi paylaşan ülke sektör temsilcilerinin sahip olduğu olanaklardan kısmen veya tamamen yoksun olarak bu yolda emin adımlarla ilerliyor. Üreticimiz en yakın AB üyesi komşumuz üreticisinden tam 22.5 kat daha az prim desteği alıyor. Kooperatiflerimiz ne yazık ki AB' deki benzerlerinin olanaklarından yasa yoluyla mahrum bırakılmaya çalışılıyor. Gümrüksüz ve vergisiz ihracat konusunda Tunus'un AB' den aldığı tavizleri de alamıyoruz. Ancak buna rağmen Sektör; Üreticisi, Sanayicisi, Tüccarı ile ve de Birlikleri ile 21. yüzyılda var olabilme yolunda vahşi mücadelesini sürdürüyor. Kuva-i Milli Ruhu ile Üretici artan girdi maliyetlerine ve tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de düşen fiyatlara rağmen ürününe daha fazla bakım yapmak istiyor, yeni fidan dikmek istiyor. Sanayici ürünlerini daha fazla katma değer yaratacak şekilde değerlendirmek istiyor. Zeytin sıkım, depolama, rafine ve ambalajlama tesisleri konusunda müthiş ilerlemeler gösteriyoruz. Ürünleri içte ve dışta pazarlamaya çalışanlar rekabet edebilirliğin çabası ile boğuşuyor. Zira biliyor ki "hedef başarının kutup yıldızıdır." Üreticimize yeni üreticiler ilave oluyor. Yeni tesislerin oluşumu için bu yıl en az 50 milyon adet fidan üretiliyor. Bu miktar dünyanın hiç bir ülkesinde yok, İspanya'nın 300-350 milyon civarındaki ağaç varlığı ile yaklaşık 1.200 bin ton ürettiği ve milyarlarca dolarlık katma değer yarattığı düşünüldüğünde 109 milyon resmi ağaç varlığı olan yenilerle birlikte 150 milyonu bu yıl yakalayabilecek güce ulaştı. Gelecek 10 yıl içinde aynı hızla koşulduğunda Esas hedefe ulaşmak hiç te hayalci görünmüyor. Bakınız Ülkemiz yaklaşık 1.150 bin ton bitkisel yağ ve bitkisel yağ oluşturan tohum ithalatını tam 1,5 milyar dolar döviz harcamak suretiyle yapıyor. Kişi başına tükettiğimiz bitkisel yağ 17 kg civarında, oysa zeytinyağı yaklaşık 1 kg civarında ve ithalatı yapılmayan ender ve stratejik ürünlerden, Zeytinyağı ihracından yaklaşık 300 milyon dolarlık bir katma değer yaratılıyor sofralık zeytin ile birlikte yaklaşık 500 milyon dolarlık bir katma değer söz konusu. Mevcutla yani yılda ortalama 122 bin ton zeytinyağı üretimi ve yaklaşık 200 bin ton sofralık zeytin üretimiyle yaklaşık 1 milyar dolar bir üretim değeri söz konusu. Buradan hareketle zeytincilik sektörüne yapılacak her türlü desteğin Ülkemiz ekonomisine ne denli yansıyacağını kestirmek zor olmasa gerek hele hele bu kutsal ağacın ürünleri için tüm dünyada saptanan yeni üstün özellikleri ki onlar zeytin ağacını ve ürünleri baş tacı yaptıracak boyutta... Danimarka, ABD gibi çok sıkı! katı yağ, margarin tüketicisi ülkelerde yapılan araştırmalar ile zeytinyağının kansere karşı kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkileri bilimsel olarak ortaya konuluyor ve ABD, AB gibi ülkelerde obeziteye ve sağlık sorunlarına yol açan trans yağların yasaklanma yolunda önemli kararlar alındı. Biodizel uygulamaları önümüzdeki yıllarda zeytinyağına yeni açılımlar getirecek tüm bu faktörler hedefimizin ne denli ulvi olduğunu gün gibi aşikar hale getiriyor.

Evet Değerli Arkadaşlar, Ülkemiz özellikle UZZK Grubumuzun Üyeleri ve Bizlerle aynı düşünceleri paylaşan paylaşmayan Diğer Arkadaşlarımızla ve Sektörümüzün Güzide Temsilcileri ile büyük bir sinerji yakalamış durumda, dekar başına 250 YTL verilen Tarım ve Köyişleri Bakanlığı odaklı hükümet önlemi yardım, özel idare, belediyeler vb gibi kurum kuruluşların ve kişilerin fidan desteği ve girişimleri ile oluşturulan bir çok modern ve yeni plantasyon ülkemiz zeytinciliğinin vitrinini teşkil etmeye başladı Bu anlamda Ülkemizin sahip olduğu genç nüfus potansiyeli adeta zeytincilik sektörümüzde de görülüyor. Ülkemiz gerek coğrafyası gerekse üstün özellikteki insani değerleri ve üstün zekalı ve yaratıcı insan yapısı ile büyük sıçrama yapabilmeye muktedir. Ancak bu yolda asla hile ve aldatmaya ve uydurukçuluğa kaçmadan zeytinyağı gibi kaliteli olmak ve bu imajı hiç bozmadan yol almak zorunda. O halde tam kenetlenme zamanı, ulusal menfaatlerimizi ön plana çıkaracak politikalar oluşturma zamanı, tüm zeytinci ülkelerde özellikle Tunus, Türkiye gibi ülkelerde daha fazla hissedilen fiyat düşüklüklerinin yarattığı sektörün şevkini kırabilecek kara bulutların dağıtılması için yoğun çaba içinde olma zamanı, biliyoruz ki bu yıl İspanya' da geçen yıldan daha fazla üretim var ama diğer ülke üretim tüketim bilançoları tüm olarak değerlendirildiğinde Dünya Zeytinyağı Tüketimi ile Dünya Zeytinyağı üretimi arasındaki fark geçtiğimiz yıla göre artarak devam ediyor. Yani Dünyada bu yıl yine yağ temini problemi var. O halde Sektör her zamankinden daha akıllı ve ülke menfaatlerine uygun hareket etmeli. Böyle panik ortamları gerek ülkeleri gerekse o ülke sektör temsilcilerini üreticileri ve tüm sektörü hata yapmaya zorlayabiliyor. Nitekim şu anda bu panik havası Tunus' un çok ucuza AB' ye mal vermesine yol açtı. Ülkemizde de bu durumun geçici de olsa olumsuz etkileri görülüyor. Bu aşamada AB üyesi olmamız nedeniyle koruyucu hükümet önlemleri alınmak zorunda bunun en başında 11 YKRŞ olarak açıklanan prim desteğinin acilen yeniden gözden geçirilerek güncellenmesi ve yaklaşık 2,5 YTL olan AB üretici prim desteğine yaklaştırmanın sağlanması yapılmalıdır. Diğer çok önemli önlem Birliklere stok tardımı uygulaması bu da AB de 1 ton zeytinyağı için günde 1.22 Euro yani günde 2.28 YTL işte bu yardımın olmayışı, Birliklerin 4572 sayılı yasada sektör içinde yer alan diğer tacirlerle eşit hale getirilme ya da özerkleşme arzusunun da önünde engel zira mevcut Yasa Birlikleri benzer firmaları ile rekabet edemez hale getiriyor. Birlikler, üreticisinin malını rekolte beyanı oranında satın almak zorunda ve bunun süresi yıllara göre 7-8 ay olabileceği gibi hatta yıla dayanan stok maliyeti söz konusu. Oysa tacir günlük fiyattan ve ihraç edebileceği kadar alıp satıyor. İşte bu eşitsizliği giderebilecek önlem stok desteği tabii ki bu tüm sektör için de özel stok yardımı adı altında da verilebilir. Nitekim çıkarılan Lisanslı depoculuk Yasası uygulamaya geçmedi ve aslında öyle bir sorunu gidermek üzere bir an önce hayata geçmeyi bekliyor. Yeni tesislere yapılan dekara 250 YTL’ lik destek hükümet önlemi olarak çok etkili olmaktadır. Benzeri uygulama 109 milyon geleneksel ağacın verimliliğini geliştirmek için de yapılmalı. Bu üretim hedeflerimize ve daha kısa yoldan ulaşmamızı sağlayabilir.

Zeytinyağı İhracatında Tunus’ ve diğer benzeri ülkelere sağlanan dökme ve ambalajlı yaklaşık 64 bin ton’luk zeytinyağının gümrüksüz ve vergisiz ihracı sağlayan tavizlerin halihazırda alınamaması nedeniyle özellikle ihracatımızın arttırılması ve Türk Malı imajının yerleştirilmesi için uygulanan teşviklerin zeytinyağı ve sofralık zeytinde daha da artarak devam etmesi, Sıvı yağ iç tüketimin diğer bitkisel yağların ithalatı ile karşılanması ile oluşan döviz kaybının önüne geçilmesi ilave katma değerler yaratmak ve ülkemiz insanının sağlık unsuru zeytinyağı ve sofralık zeytin ile daha fazla buluşturmak ve gerek iç gerekse dış tüketimi arttırıcı kamu destekli tanıtım, promosyon eğitim ve yayım faaliyetlerinin hayata geçirilmesi öncelikle çözüm bulunması gereken sorunlarımızın başında durmaktadır.

Ancak biliyoruz ki Zeytinciliğe gönül vermiş değerli Arkadaşlarımızın ortak çabası ile oluşturulan UZZK nezdinde yaratılan bu sinerji ve azim sayesinde hiçbir sorun Ülkemiz Zeytinciliğinin Geliştirilmesi Hedefinin önünde duramayacaktır.

Wednesday, December 27, 2006

Bir Zeytinyağlı Kurabiye Tarifi

Aslı Altan Altundal

http://www.zeytinagaci.blogspot.com

DÖRT MEVSİM KURABİYESİ

Malzemeler

125 gr zeytinyağı(3/4 su bardağı )
2 yumurta (1 'nin beyazı üzerine)
3/4 bardak şeker
200 gr buğday nişastası
1 çay kaşığı limon suyu
1 paket kabartma tozu
aldığı kadar un (yaklaşık 2, 5 su bardağı elenmiş un)

Yapılışı

Önce hamur yoğurma kabınızda yumurta ve şekeri karıştırın. Sırasıyla zeytinyağı, limon suyu ve nişastayı ekleyin. Unu kabartma tozuyla birlikte eleyerek ve karışıma yavaş yavaş aktararak hamuru yoğurun. Kulak memesi yumuşaklığında , ele yapışmayan bir hamur elde edin. Hamurun 1/3 ünü ayırıp 2 yemek kaşığı kakao ekleyerek yoğurun. Merdane ile yarım cm kalınlığında açtığınız hamura dilediğiniz şekilleri vererek, üzerine fırça yardımıyla yumurta akı sürün .Yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsinizde 175 C de pişirin.

Peroksit Değeri


Zeytinyağında Peroksit Değeri

Faruk Demirel

Hemen hemen bütün gıdalarda olduğu gibi yağlar da tüketilmelerinden önceki "yaşantıları" boyunca, gerek maruz kaldıkları havanın oksijeniyle, gerekse kendi bünyelerindeki oksijen ile "etkileşirler". Oksijen ile etkileşme, hem yağın kendisiyle yani yağ molekülleriyle, hem de yağın içeriğindeki yağ haricindeki diğer maddelerle zaman içerisinde sürer gider.

Bu süreç yağın yaşam sürecidir aslında çünkü zamana bağlı olarak bir şeyler sürekli değişir içinde, canlıların yaşlanması gibi... Ortam sıcaklığının yüksekliği ve ortamda güneş ışığının var olması da bu etkileşimi hızlandırır.

Özetle, yağın ve içeriğindeki maddelerin oksijenle etkileşmesi sonucunda oluşan yeni maddelere peroksitler diyoruz. Tıpkı demirin pasa dönüşmesi gibi, ilk üretildiğinde hoş algıladığımız pek çok tadın ve kokunun nahoş hale dünüşmesi olarak da algılayabiliriz peroksitleri...

Zeytinyağında, özellikle naturel sınıfı zeytinyağlarında diğer yağlara nazaran daha belirgin hissederiz peroksitleri. Çünkü mis gibi kokan, nefis lezzetteki zeytinyağının, acı, küflü ve kötü kokulu olarak algılanmasının en önemli nedenidir peroksitler.

Kimyasal analizle ölçülür ve tüm yemeklik yağlar için doğrudan kalite kriteri olarak yer alır standartlarda. Değerlendirme ölçütü farklı sınıf yağlara göre değişir, örneğin naturel sızma sınıfı zeytinyağı için en fazla 20 meq O2/kg olmalıdır peroksit değeri. Eğer bu değeri aşıyorsa, asidi ve diğer özellikleri ne olursa olsun yağımız "sızma" değildir.

Zeytinden yeni sıkılmış sızma zeytinyağının peroksit değeri 5 civarındadır genellikle. Fakat uygun olmayan depolama koşullarında yani yüksek sıcaklıkta, ışıklı ortamda, açık kaplarda muhafaza edilirse peroksit değeri hızla yükselir ve daha tüketime sunulmadan yağınız nefasetini kaybedebilir. Ayrıca zeytinyağının antioksidan düzeyini belirleyen, ağaç cinsi, yetiştiği iklim gibi özellikler de yağın dayanıklılığı üzerine etkendir.

Sunday, December 24, 2006

Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor

Hürriyet, 24 Aralık 2006

Danimarka’da yapılan bir araştırma, yemeklerde zeytinyağı kullanmanın kalbi korumaktan başka, kanser hastalığına yakalanma riskini azalttığını da ortaya koydu.

Kopenhag Üniversitesi Hastanesi araştırmacıları, 20 ile 60 yaş arası 182 Avrupalı erkek üzerinde yaptığı deneyde, her gün 25 mililitre zeytinyağı tüketen kişilerde, hücre harabiyetine neden olan kimyasalların seviyesinde azalma tespit ettiler.

Böylece zeytinyağının kansere yol açan hücre harabiyetine karşı koruma sağladığı kanıtlandı. Araştırmada, güney Avrupalı erkeklerin, kuzeylilere oranla daha az kanser hastalığına yakalanmalarının nedeninin de, Akdeniz tipi beslenmede kullanılan zeytinyağı olduğu ortaya çıktı. Zeytinyağındaki birçok yararlı bileşimden "fenol"ün güçlü bir antioksidan olduğunu belirten Dr. Henrik Poulsen, "Zeytinyağı tüketiminin kuzey ve güney Avrupa’da görülen kanser vakalarının farklılığı konusunda belirleyici unsur olduğunu gözlemledik" dedi.

Thursday, December 21, 2006

Zeytin İspanya'da 1 Euro

Türkiye'de zeytin 2 dolar İspanya'da 1 Euro
Esra Öngen, günde 15 YTLye zeytin topluyor. Tarlada bile cep telefonu elinde, teknoloji ile iç içe yaşıyor.

Meliha Okur

Sabah, 21 Aralık 2006

Aşağıda fotoğrafını gördüğünüz zeytin toplayıcısı Esra Öngen, 2 ay süren zeytin sezonunda 15 YTL yevmiyeye çalışıyor. Zeytin bitti mi, Esra kadın, sürü güdüyor. Fotoğraf hoş, düşündürüyor. Esra kadının derdi, Behramkale'nin Kuruoba köyündekiler gibi iş ve aş. O yüzden Anadolu, Ankara'dan yansıyan siyasi türbülansı 'kuru gürültü' diye değerlendiriyor.Anadolu ne 'Sine-i millete dönecek' CHP'yi, ne 'Vatan haini diye indiririz' diyen MHP'yi ve ne de 'Koyun bile güdemezler' diyen AK Parti'yi' umursuyor. Üretici, 'AK Parti köylüyü yan yatırdı' diyor. Kafası karışık, oy vereceği parti arıyor. Biz de dağ tepe köyleri dolaşıyoruz. Zeytin üreticisini dinliyoruz. Açıkçası birbirinden çok farklı zeytin ve zeytinyağı pazarını inceliyoruz. Türkiye'de zeytin ağaçları yaşlı. Doğru dürüst zeytin ağacı envanteri yok. Ağaç sayısı tartışmalı. Kimi '90 milyon, kimi 140 milyon ağaç var' diyor. Zeytin ağaçlarının sürekli yenilenmesi gerekiyor. Ağacın budanması zeytinde verimlilik ve kaliteyi artıyor. Sonuçta bir ağaç ortalama 7 yılda ürün veriyor.

Pazar böylesine hareketli ama nedense işler bir türlü yoluna giremiyor. Çünkü zeytin piyasasında büyük oranda kayıtdışı çalışılıyor. Planlama yapılamıyor. Strateji belirlenemiyor. Üstelik yanlış politik uygulamalar 'tam gaz' devam ediyor. AB'ye giriyoruz diye dağa taşa ağaç dikiliyor. Dikilen ağaç Gemlik Ağacı !!!


Gelin görün ki dikilen Gemlik Ağacının ne AB'ye ne de küreselleşmeye katkısı var.
Gemlik zeytinini sadece Türkler tüketiyor . Gemlik zeytininin ihracat şansı sıfır. Oysa Memecik, Kaba, Uslu ve Domat zeytinin toplam ihracatı 70 bin tonu geçmiş. Gemlik yerine ManisaAydın Ağacı dikilmiş olsa sorun yok! Türkiye daha fazla ihracat yapacak, üretici makus talihini kıracak.


Sakın ola, yazdığımız yanlış anlaşılmasın. Durduk yerde birileri ağaç dikimini engellemeye kalkışmasın. Sadece ve sadece üreticiyi doğru yönlendirsin.

İddia ediyoruz, 10 yılda zeytin üreticisi zenginleşir. Kafamızı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı karıştırıyor. Acaba niye stratejik planlamayı bir türlü yapamıyor? Bugün zeytinde rekolte tahminini iki bölge belirliyor. Biri, Ege-Marmara, diğeri Güneydoğu Anadolu.
2005-2006 sezonu zeytinde 'yok' yılıydı.

20062007 sezonu 'var' yılı. 350 milyon dolarlık zeytin pazarında 400 bin üretici bu işten ekmek yiyor. 'Yok' yılında zeytin rekoltesi sofralık zeytinde 325 bin ton, yağlık zeytinde 504 bin ton oldu.
101 bin ton yağ üretildi.

2006-2007 sezonunda sofralık zeytinde rekolte tahmini 385 bin ton, yağlık zeytinde 838 bin ton. 160 bin ton da yağ üretilecek. En önemlisi bu pazarda da katma değer yaratılması gerekiyor.

Yani zeytinin işlenmesi şart.

Zeytinde fiyatı Marmara Birlik belirliyor. Fora, Ece gibi az sayıda marka yaratmış ihracat yapan şirketlerin sayısının artması gerekiyor. Gerisi merdiven altına çalışıyor. Maliye Bakanlığı'na duyurulur.

Ancak Tariş ve Fiskobirlik gibi Marmara Birlik de politik baskı altında. Dünya fiyatlarının üzerinde zeytine fiyat vermeye devam ediyor. Açıkçası; Türkiye'de zeytin 2 dolar, İspanya'da 1 Euro.

Daha ne olsun!!!




Tuesday, December 19, 2006

Adatepe

Adatepe dörtlüsünün asırlık marka yolculuğu

Meliha Okur
Sabah, 19 Aralık 2006

Türkiye'nin kuşaktan kuşağa insanlarına aktarabileceği marka öyküleri yok. Sermayenin kıt olduğu bu ülke, bugüne kadar bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az marka yaratabilmiş. Marka demek para demek, sinerji ve vizyon demek. Türkiye henüz bunu başaramamış.Oysa şimdi size anlatacağımız dörtlü belki Türkiye'nin makus talihini kırmada öncü olabilir. Biz, İskenderiye Dörtlüsü'nden esinlenerek onlara 'Adatepe Dörtlüsü' dedik. Adatepe eski bir Rum köyü. Adatepe bir zeytinyağı markası. Adatepe Türkiye'nin ilk özel zeytinyağı müzesi. Yaratılan az şey değil...

Dört entellektüel ve paralı girişimci elele vermişler. 'Alışkanlık yaratır' sloganıyla bir zeytinyağı markası yaratmışlar. Delicesine süren rekabet ortamında farklılıklarını ortaya koymaya çalışıyorlar. Üretimde titizler, soğuk baskı tekniğiyle sızma yağ üretiyorlar. Ambalajda tasarıma çok önem veriyorlar. Adatepe'nin efsane Rum kızı Refika'nın resmi, etiket olarak ambalajlarını süslüyor. Mahmut Boynudelik ve Haluk Yurtkuran, Robert Kolej ve Mülkiye'den arkadaşlar. Malum, 1980 öncesi Dışişleri Bakanlığı Mülkiyelilere kapılarını kapatınca bu ikili Oasis Turizm'i kurmuşlar. Rehberlik yapıp dünyayı dolaşmışlar. Sonuçta para kazanmışlar ama farklı olmak bu ya, 12 yıl önce emeklilik hayali kurup, emeklilikte yaşayacakları yeri seçme turuna çıkmışlar.Dağ tepe dolaşırken Adatepe'yi keşfetmişler. Olan olmuş, o gün bugündür artık onlar Adatepeli...Adatepe, Küçükkuyu'ya bağlı 380 haneli bir köy. Köy halkı zeytincilikle geçiniyor. Küçükkuyu ve Adatepe'deki asırlık zeytin ağaçları Sultan Abdülhamit zamanında ve 1940'da CHP'nin tek parti döneminde dikilmiş.

Boynudelik ve Yurtkuran, zaten asırlık ağaçlarla asırlık köye takılıp kalmış. Yakın dostları Yorum Ajans'ın eski ortaklarından Erhan Şengel'e Adatepe ve zeytin yolculuğunu anlatmışlar. Şengel, düşünmeden 'evet' demiş. Üçlü, herkesin altın, bakır gibi maden aramaya çalıştığı bu ilde zeytin madenine dalmış.

Aradan 10 yıl geçmiş. Artık hem kendi işlerini sürdürüyorlar, hem de zeytinyağı yolculuğu devam ediyor. Restore edilen köy, felsefe ve tarih derslerinin verildiği Taş Mektep, taş baskıyla üretimi yapılan zeytinyağı ve Küçükkuyu'nun en eski, bir o kadar harap haldeki sabun fabrikasından yaratılan özel zeytinyağı müzesi...

Girişimcinin kendi öz kaynağıyla marka yaratması kolay mı? Değil, o yüzden 3 ay önce Mülkiye'den sınıf arkadaşları hesap uzmanı Müfit Erkarakaş'ı da ortak alıp, ciddi bir iş bölümü yapmışlar. Onlar bu yolculukta başarılı olursa artık bizim de üniversitelerde ders olarak okutabileceğimiz bir marka öykümüz olacak.

Küresel yolculuk bu...

Monday, December 18, 2006

'Dökme yağ ihracatı serbest bırakılsın'

Zaman Gazetesi-17 Aralık 2006

Ak Parti Balıkesir Milletvekili Ahmet Edip Uğur, Bu yıl zeytinyağı fiyatındaki düşüş karşısında dökme yağ ihracatına izin verilmesi gerektiğini belirterek, "Dökme yağ ihracatı serbest bırakılsa ihracatçı mal almak için piyasaya girecek. Fiyatlar yükselecek. Dökme yağ ihracatına karşı çıkmaya anlam vermek mümkün değil," dedi.

Burhaniye Belediyesi tarafından düzenlelen 3. Uluslararası Burhaniye Zeytin ve Zeytinyağı Festivali'nde zeytin ve zeytinyağının sorunları tartışıldı.

Burhaniye İskele Mahallesi Yağcı Zeytinyağı Fabrika Binası'nda düzenlenen 'Körfezde Zeytin ve Zeytinyağı Sorunları' paneline 19. Dönem Balıkesir Milletvekili Melih Pabuççuoğlu, Marmara Üiversitesi Öğretim Üyesi Profesör Doktor Kenan Mortan, Balıkesir Milletvekilleri ve TBMM Zeytinyağı Araştırma Komisyonu Üyesi, AKP'li Ahmet Edip Uğur, CHP'li Kemal Deveciler, Balıkesir Turizm İl Müdürü Ruknettin Ceyhun katıldı.

Ak Parti Milletvekili Ahmet Edip Uğur, burada yaptığı konuşmada,körfez bölgesi zeytinyağlarına coğrafi işaret alınması gerektiğini ifade etti. Zeytinyağına 110 Ykr olarak açıklanan primin yükseltilmesi için uğraş verdiğini, ancak başarılı olamadığını kaydeden Uğur, Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerinin sahip olduğu kötü alışkanlıkları terkedemediğini söyledi. Uğur, Kazandıkları para çiftçinin cebine girmedi. Birlikler paralarını taşa demire yatırıp kocaman fabrikalar diktiler," diye konuştu. Geçtiğimiz yıl zeytinyağı sezonunda Tariş Zeytinyağı Birliği nin açıkladığı yüksek fiyat ve üreticiye yaptığı ürününüzü satmayın çağrısı nedeniyle sanayici mal bulamadı. Ne ihracatçı ihracatını yapabildi, ne sanayici mal alıp iç piyasaya mal verebildi. Sonra fiyatlar geriye gelmeye başladı. Elinde mal olan üretici eyvah dedi," diye konuştu.

Bu yıl zeytinyağı fiyatındaki düşüş karşısında dökme yağ ihracatına izin verilmesi çağrısında bulunan Edip Uğur, şunları söyledi: "Ürettiğinizi zaten tüketemiyorsunuz. 160- 170 bin ton üretime karşı 70 bin ton tüketim var. 100 bin ton zeytinyağını ihraç etmek zorundasınız. Bu durumdayken dökme yağ ihraç edemezsiniz diyorlar. Neden ihraç edilmesin, efendim katma değeri bizde kalsın. Katma değeri bizde kalsın dediğiniz zaman adam ham yağ fiyatına alır. Bir de piyasada sirkülasyon olmadığı için iç piyasada fiyatlar düşüyor. Dökme yağ ihracatı serbest bırakılsa ihracatçı mal almak için piyasaya girecek. Fiyatlar yükselecek. Dökme yağ ihracatına karşı çıkmaya anlam vermek mümkün değil"

Melih Pabuççuoğlu ise, Balıkesir Havran Büyükdere/de Koza Madencilik tarafından işletilmek istenen altın madeninin bölgedeki zeytinliklere büyük zarar vereceğini belirterek 'Devlet zeytincilik ve madencilik arasında karar vermelidir. Havran'daki altın madeni yıllık 13, 5 milyon dolar gelir getirecek. Buradan devlete kalan toplam para yasaya göre toplam kazancın yüzde 2'si kadar yani 270 bin dolardır. Bu kazanç için zeytinciliği bitirmenin alemi yok', dedi.

Zeytin fiyatlarındaki düşüş karşısında üreticinin mağduriyetinin giderilmesini isteyen Por. Dr. Kenan Mortan ise prim uygulamasının Türkiye bitkisel yağ açığı tamamlanana kadar devam etmesi gerektini söyledi. Mortan, 'Prim uygulaması 5 yıl süreyle devam etmeli ve 50 cent ten az olmamalıdır," diye konuştu.

Balıkesir Milletvekili Kemal Deveciler de hükümetin prim politikasını eleştirerek zeytinyağına verilen 110 YKr'lik primin artırılmasını istedi. Deveciler, "Pamukta prim 380 YKr, ürünün yüzde 55'i. Ayçiçekte ürün 50 YKr, prim 210 YKr. Primin telafi edici olduğunu söylüyorlar. Bugün, zeytinyağında fiyatlar 5 YTL- 5 YTL 75 YKr arasında. Primin tam da yüksek olması gereken bir durum yaşanıyor. Hükümet zeytinyağında primi artımanın yolunu bulmalı" dedi.

Panele katılan Tarım İl Müdürü Ruknettin Ceyhun da yaptığı konuşmada Balıkesir'deki zeytin tarımı ile ilgili bilgi verdi.

ZEYTİNYAĞI FİYATLARI NEREYE GİDİYOR?



Burhaniye Zeytin Festivali kapsamındaki zeytin panelinde Prof. Dr. Kenan Mortan tarafından yapılan sunumun ana başlıkları:









Kenan Mortan

Burhaniye Belediyesi
16 Aralık 2006

1. Dünya zeytinyağı fiyatları ile üretim tahminleri birlikte yükseliyor, birlikte düşüyor.

2002-03 2004-05 2005-06
Haziran Ekim Ocak Ekim Ocak Eylül

Üretim 1,300 2,800 1,300 3,900 4,000 2,100
Fiyat 2.45 2.65 2.40 3.90 4.20 2.70


2. Dünya ortalama zeytinyağ fiyatları yıl içinde 1.5 Euro/kg’a varan oynamalar gösteriyor.

3. Dünya üretim tahmin ve gerçekleşmeleri arasında 1-1.9 milyon ton farklılık yaşanıyor.

4. Dünya ile Türkiye’nin ortalama zeytinyağ kotasyon fiyatları 2004 – 2006 döneminde paralellik gösteriyor*:


2004 2005 2006
Türkiye 2.16 2.55 3.40
Dünya 2.30 2.70 3.50

*Euro olarak

5. İspanya’nın iç fiyatlarıyla Türkiye’nin İspanya’ya ihraç fiyatları paralellik gösteriyor:

2004 2005 2006
Türkiye 2.08 2.62 3.30
İspanya 5.00 3.01 3.06

*Euro olarak

6. Dünya ortalama fiyatıyla perakende fiyatlar arasında büyük farklılıklar var:

2005-06 Ekim (Ekstra virgin – €/500gr.)

Fransa 18.50
İtalya 19.50
İspanya 12.00
Lübnan 16.50
İsrail 14.00
Tunus 13.00
Türkiye- Laleli 12.00
DÜNYA 1.25

7. Türkiye’nin ilgili ülkeye ihraç fiyatıyla o ülkedeki satış fiyatı arasında da büyük oynamalar var:

Ülke Adı İhraç Fiyatı Per. Fiyatı
İran 4.94 $ 10.00$

8. Türkiye’nin perakende iç fiyatıyla ihraç fiyatı arasında %50’ye ulaşan farklar var:

Ekim 2006

Perakende satış ort. Fiyatı : 9.75 YTL
İhraç satış ort. fiyatı : 6.46 YTL


9. İTO endeksinde yeralan zeytinyağı yıllık bazda en yüksek artış gösteren ürünler arasında yer alıyor:

2003 – 04: % 4
2004 – 05: % 11
2005 – 06: % 29
2003 – 06: % 50

10. Fındıkyağı ile zeyinyağ fiyatı eşitlenirken, ayçiçek yağı ile zeytinyağ arasında fark 5 kat yükseldi.

11. Son 10 yılda dünya üretiminin % 80’i AB ülkelerinden sağlaniyor.

KURAL: Fiyatı, AB ülkeleri tayin ediyor!

12. Üretimin ancak 5’te 1’i ihraç konusu oluyor (537.000 ton). Bunun da %60’ını AB ülkeleri ihraç ediyor.

13. Dünya ithalatı arasında AB bölgesinin payı sadece %28 ve bu pay düşüyor! İthalatın yeni adresi 11 ülke arasında değişiyor. (Örnek: ABD %37)

14. Türkiye’de meyve veren ağaç toplamı 92 milyon adet. Ağaç başına verim dünya ortalamasının 5’te 1’i (14.5 kg).

15. Türkiye’de sertifikalı ağaç dikimi giderek artıyor. Ancak onay alan ağaç sayısı toplamın %50’sini geçmiyor (2006’da 60 milyon fidanın 31 milyon adedi onay aldı).

16. Türkiye’de prim kesinlikle artmak zorunda. Prim uygulaması 5 yıllık dönem için açıklanmalı ve 50 Ç’nin altında olmamalı (Primin 5’te 1’i vergi olarak geri dönüyor).

17. Yeni bir pazarlama düzeni yaratmalıyız!
AB’nin COPA ve COGECA düzenleri örnek olmalı.

SONSÖZ:
‘’Ya bir yol bulacağız ya da bir yol açacağız.’’
- Anibal.

Sunday, December 17, 2006

youtube'de zeytin ve zeytinyağı



TRT'de Laleli Zeytinyağları'nın da yer aldığı Gezelim Görelim programını kaçırdıysanız aşağıdaki linki tıklayın. Ve hatta biraz vaktiniz varsa yine zeytin ve zeytinyağı ile ilgili yine aşağıdaki linkleri tıklayarak başka sevimli kliplere de ulaşıp, izleyin.
İyi seyirler...



Laleli Zeytinyağları
http://www.youtube.com/watch?v=3pLE-UU9Jkk

Zeytinyağı Reklamı :
http://www.youtube.com/watch?v=ryUQD0RnOws&mode=related&search=

Zeytin Toplama :
http://www.youtube.com/watch?v=clarra3N4Zk

Olive Oil and Gravity-Tariş :
http://www.youtube.com/watch?v=QWE-3Qu1NVA

Velaux :
http://www.youtube.com/watch?v=grHEZjREy5w

Olive Oil Tasting :
http://www.youtube.com/watch?v=L_tSON1_O0A&mode=related&search=

Olive Oil
http://www.youtube.com/watch?v=hUe1she0gh4

Pressing Olive Oil in Tuscany
http://www.youtube.com/watch?v=Joico1fLS4c&NR

Basilippo’s Cultural Centre of Olive Tree :
http://www.youtube.com/watch?v=DfFsHdF0tTk

Saloio Olive Oil
http://www.youtube.com/watch?v=Enih0DkHefo

Olive Oil
http://www.youtube.com/watch?v=ihFmDciyKzE

Ramallah’ta Zeytin Toplamak
http://www.youtube.com/watch?v=ldvQKOTQu7g

Yaşamaya Dair-Nazım Hikmet
http://www.youtube.com/watch?v=i6HiRzPtiyY

Monday, December 11, 2006

Zeytinyağlı Antakya Mahalli Yemekleri

ZEYTiNYAGLI TEPSi ORUGU

1 kg yağsız sinirsiz parça et 1 kg ince çekilmiş bulgur 2 baş soğan orta büyüklükte 2 su bardağı ayçiçek yağı 2 yemek kaşığı kırmızı pul biber 2 çay kaşığı kimyon 2 çay kaşığı tuz 2 yemek kaşığı un Yarım su bardağı zeytinyağı Oruk hamuru iki eşit parçaya ayrılır. Bir tepsiye zeytinyağı sürülür. Parçalardan biri tepsiye 1-1.5 cm inceliğinde elle bastırılarak yerleştirilir. Üzerine oruk içi (şam oruğu reçetesinde tarif edilen) yayılarak konur. Diğer oruk hamurundan parçalar koparılıp kıymalı harcın üzeri alt parçanın inceliğinde kaplanır. Baklava şeklinde kesilip üstüne zeytinyağı gezdirilir. Orta ısılı fırında pişirilir.

ZAHTER SALATASI (Kekik Salatasi)


250 gr zahter kekik 1 çay kaşığı nar ekşisi 1 orta boy soğan 1 tatlı kaşığı salça veya toz biber 1 çorba kaşığı zeytinyağı Yarım demet maydonoz Zahterin taze yaprakları alınır, doğranıp yıkanır. Acı suyunun gitmesi için tuzla ovulur, biber, narekşisi, maydonoz, zeytinyağı ilave edilerek karıştırılır. Not: Arzu edilirse yeşil zeytin küçük doğranıp ilave edilir.

ZAHTER HALiLLi EKMEK


1 tutam dağ kekiği (yalnız yaprakları) 1//2 kg un 250 gr çökelek 1 bardak zeytinyağı 1 baş soğan İçi; çökelek, ince doğranmış soğan, yarım fincan zeytinyağı, dağ kekiği bir tutam tuzla karıştırılır. Un,su ile yoğrulup hamur yapılır. Bu hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar kopartılıp elle yuvarlanarak açılır. İçine hazırlanan harç konulup börek gibi kapatılır. Zeytinyağında kızartılır.

YUMURTA ÖCCESi (MÜCVER)


6 yumurta 2 demet maydanoz ½ kg taze yeşil soğan 250 gr taze sarımsak 1 demet taze nane 3 yemek kaşığı un Toz kırmızı biber karabiber,kimyon Malzemeler (maydanoz, soğan, sarımsaklı nane) çok ince doğranır.Toz biber, kimyon, karabiber ve tuzla ince doğranan malzeme harmanlanır, un ilave edilip yumurtalar kırılarak karıştırılır. Mücver tavasında kızdırılmış zeytinyağında kaşık kaşık konularak her iki tarafı ayrı ayrı kızartılır. Not : İçine suyu sıkılmış patates rendesi konulursa daha gevrek olur.

TAZE ÇÖKELEK SALATASI


3 adet domates 3 adet salatalık (arzu edilirse) 2 adet kırmızı veya yeşil biber 1 orta büyüklükte soğan 2 kaşık taze çökelek 1 kahve fincanı zeytinyağı, Nane,tuz Çökelek önce ince doğranmış soğan, sonra ince doğranmış biberle ovulur. Küçük doğranmış domatesler karıştırılır. Zeytinyağı ilave edilip bol nane ile süslenir. Not :Arzu edilirse yeşil zeytin küçük doğranıp ilave edilir.

KÜFLÜ ÇÖKELEK SALATASI


1 adet küflü çökelek 2 domates 2 adet yeşil biber 1 baş kuru soğan 1 kahve fincanı zeytinyağı Tuz, taze veya kuru nane Bir adet çökelek bıçakla ince ince kıyılır, küçük doğranmış soğanla beraber iyice ovulur. Kabukları çıkarılmış ve küçük doğranmış domates, yeşil biber ilave edilir. Üstüne zeytinyağı konularak hepsi karıştırılır. Arzu edilirse taze nane ilave edilir.

KÜLÇE


1 kg un Mayalı hamur (fırından) 2 yemek kaşığı şumra 3 yemek kaşığı susam 1 yemek kaşığı çörek otu 1 çay bardağı zeytinyağı 1 çay bardağı tahin (arzu edilirse) 400 gr margarin Un, mayalı hamur ve biraz ılık suyla (tuzsuz) iyice yoğurulur. Sertçe bir hamur elde edilir. Üzeri örtülür ve dinlenmeye bırakılır. Mayalandıktan (kabarınca) sonra ufak yumaklar yapılır. Tezgaha zeytinyağı sürülerek hamur yağla çok iyi açılır, üstüne tahin sürülüp dövülmüş sumra, çörek otu, susamlı karışımdan serpiştirilir. Hamur elde dolanarak yuvarlak bir şekil (helazonik) verilir. Susamlı karışıma batırılarak yağlanmış tepsiye aralıklarla dizilir. Hepsi bittikten sonra bol yağlanıp bir cm kalınlığında elle bastırılıp fırında pişirilir.

LiBYE (BÖRÜLCE)


750 gr libye 750 gr domates 1 çay bardağı zeytinyağı 2 orta boy soğan Kırmızı tuz biber veya taze biber Tuz Küçük doğranmış soğan zeytinyağında hafifçe pembeleştirilir. Üzerine ayıklanıp, yıkanarak bir iki santim boyunda doğranmış libyeler ilave edilerek hafif sararıncaya kadar yağda döndürülür. Yıkanıp kabukları soyulmuş ve ufak doğranmış domatesler, biber, tuz konulup tencerenin kapağı sıkıca kapatılır. (Çelik tencerede su ilavesi gerekmez). İnce ateşte yumuşayıncaya kadar pişmeye bırakılır. Not: Zeytinyağı yerine margarinle de hazırlanıp üzerinde yağda kızarmış yumurta konarak servis yapılır.

MERCiMEKLi BULGUR PiLAVI


1 su bardağı bulgur 1/2 su bardağı siyah mercimek 2 su bardağı su 1 büyükçe soğan 1/2 su bardağı zeytinyağı, tuz Mercimek yıkanarak, taneleri diri kalacak şekilde haşlanır. Suyunun fazlası dökülüp 2 bardak kadar bırakılır. Kaynarken içine bulgur,tuz konup suyu çekilinceye kadar pişirilir. Soğanlar ay şeklinde doğranıp kızgın zeytinyağında kızartılır. Pişmiş pilavın üstüne dökülür.

MERCiMEKLi KÖFTE


1 kase kırmızı mercimek 2 kase bulgur 3-4 baş soğan 1 su bardağı zeytinyağı Maydanoz Toz biber,kimyon,tuz Mercimek bol suda pişirilir. Suyunu çekince yayvan bir kaptaki bulgurun üstüne konur. Biber salçası veya kırmızı pul biber, kimyon, tuz ilave edilip karıştırılır. Üzeri kapatılır, kabarıncaya kadar bekletilir. Piyaz şeklinde doğranmış soğan zeytinyağında sarartılır. Kaptaki bulgurlu malzeme yoğrulur. Tavadaki soğan üstüne dökülüp karıştırılır. Köfteden küçük parçalar koparılarak elde sıkılıp tabağa dizilir ve üstü maydanozla süslenir.

SARMA iÇi


1 büyük su bardağı ince çekilmiş bulgur 2 Çorba kaşığı salça veya dökülmüş baş biber 2 büyük domates veya bir yemek kaşığı salça 250 gr. taze soğan bir kuru soğan 1 demet maydanoz 1,5 yemek kaşığı nar ekşisi 1 orta su bardağı zeytinyağı tuz Marul, lahana veya asma yaprağı Bulgur, efsillenip (kepekleri savrulup) bir tepsiye konulur ve üstüne bir domates küçük doğranarak (bulgurun ıslanması için) yirmi dakika kadar beklenir (domates yoksa suyla ıslatılır) Sonra ince kıyılmış soğan, biber, domates kullanılmıyorsa domates salçası ve tuz eklenerek çok iyi yoğrulur. Yıkanıp suları süzülmüş ve ince doğranmış maydanoz, yine ufak kesilmiş domates karıştırılır. Nar ekşisi ve zeytinyağı ilave edilip üstü maydanozla süslenerek mevsimine göre marul, lahana veya asma yaprağıyla servis yapılır.

SEYH MUALLA


1 kg yerli patlıcan 1.5 bardak zeytinyağı 5 büyük soğan 8 diş sarmısak 5 adet kırmızı veya taze biber 1/2gram domates yoksa bir fincan domates salçası 1 kahve fincanı nar ekşisi 1 bardak haşlanmış nohut (Tercihe göre mercimekte olabilir.) 1 kaşık tuz 1 demet maydanoz Soğan ve yeşil biber ince piyazlık gibi doğranır. Sarımsak ve domatesler soyularak doğranır. Haşlanmış nohut ve nar ekşisi ilave edilerek hepsi karıştırılır. Diğer taraftan patlıcanlar alacalı şekilde bir parmak kabuk bırakılarak soyulur. Baş kısımları ayrılmamak şartı ile dilimlenir. Biraz güneşte bekletilir veya bir saat tuzlu suda bırakılır. Kurulandıktan sonra zeytinyağında hafif kızartılır. Dilimlerin arasında hazırlanan harç doldurulur. Üstüne kalan zeytinyağı ve bir bardak su ilave edilir. İnce ateşte pişirilir. Soğuduktan sonra maydanozla süslenip servis yapılır. Not : Arzu edilirse patlıcan ve diğer malzemeler kızartılmadan hazırlanabilir.

YILAN BALIGI


1 kg yılan balığı (3 tanesi 2 kg gelen lezzet bakımından en idealidir) 1 çorba kaşığı tuz Baharat Balığın derisi sırtından yüzülür. (Tulum halinde çıkarılması iççin kaygan olan deri ve gövde el küle batırılarak veya kağıtla ayrı ayrı tutulup gömlek çıkarır gibi soyulur), soyulan balığın karın tarafı yarılarak içi temizlenir. Sıcak suyla iyice yıkanır. 5-6 cm boyunda doğranan balık, tuz, kimyon, kırmızı biber, reyhan, defne yaprağı ile terbiye edilir. Buzdolabında 5-6 saat dinlenmeye bırakılır. Dinlenmiş balık zeytinyağında iyice kızartılır. (Yağını bırakıp çekmesi için bu kızartma süresi epeyce uzundur) Kızaran balık taratorla servis yapılır.


ABUGANNÜÇ (PATLICAN SALATASI)

1kg iri patlıcan 1-2 diş sarımsak 5adet yeşil biber 3 domates Zeytinyağı Nar ekşisi veya koruk suyu,maydanoz,tuz Patlıcanlar, domatesler, biberler ateşte közlenip iyice piştikten sonra kabukları soyulur. Püre haline getirilip karıştırılır. Sarmısaklar dövülerek püreye karıştırılır. Nar ekşisi,zeytinyağı ve tuz karıştırılarak servis yapılır.

BAKLA EZMESi

½ bakla (kuru) 1 fincan tahin 6-7 diş sarımsak 1 limon Kimyon, toz biber, zeytinyağı, maydanoz Akşamdan ıslatılan baklanın dış kabuğu ayıklanarak yumuşayıncaya kadar pişirilir. Pişen baklalar bir kapta iyice ezilir, içine dövülmüş sarımsak, tahin, limon suyu ilave edilerek karıştırılır. Bu karışım kenarlı bir servis tabağına konulup üzerine bol kimyon, biber, zeytinyağı gezdirilerek maydanozla süslenir.

BAKLALI BULGUR PiLAVI

1 bardak bulgur 1 çay bardağı zeytinyağı 2 baş soğan 1/2 kg. bakla 1 tatlı kaşığı toz biber veya biber salçası 4 bardak su 1 tatlı kaşığı tuz Soğanlar doğranıp zeytinyağında kavrulur. Ayıklanıp doğranmış baklalar ilave edilir, biber ve tuz konarak dört bardak suyla yumuşayıncaya kadar pişirilir. Üstüne bulgur ilave edilir. Bulgur için ayrıca 2 su bardağı kaynamış su konur. Suyu kurumadan ateşten alınır.

BiBERLi EKMEK

1 paket un 1 mayalı ekmek hamuru Tuz İçi:200 gr salça biber 300 gr taze peynir 300 gr taze çökelek 1 portakal kadar tuzlu yoğurt 50 gr çörek otu 50 gr küncü (susam) 1 çorba kaşığı kuru veya taze doğranmış zahter 1 bardak dövülmüş ceviz içi 1 kahve fincanı nar ekşisi 1 kg zeytinyağı 1 büyük baş soğan Mayalı hamur unla, biraz suyla ve tuz ilavesiyle çok iyi yoğrulur. Hamur yarım saat dinlendirilir ve yumurta büyüklüğünde yuvarlak parçalara ayrılır. Diğer tarafta bütün iç malzemeleri iyice karıştırılır. Zeytinyağının yarısı iç malzemeleriyle karıştırılır. Zeytinyağının yarısı ayrılır. Hamur tahtası yağlanır ve yumaklar zeytinyağı sürülerek elle çok ince açılır, uçlarından birbirinin üstüne katlanır. Hazırlanan iç üstüne konarak tekrar zeytinyağı gezdirilip orta ısılı fırında pişirilir.

BiBERLi EKMEK (PATATESLi)

Hazır 22 ekmek hamuru Orta büyüklükte 3 patates 1/2kg çökelek 1 kahve fincanı toz biber 100 gr zeytinyağı 1 paket susam Kimyon Patatesler haşlanır,dövülerek püre haline getirilir ve hamura katılır. Zeytinyağının yarısı ilave edilerek yoğurulur. 15 dakika dinlenmeye bırakılır. Bir kap içinde çökelek,toz biber,susam,kimyon ve biraz zeytinyağı karıştırılarak iç hazırlanır. Bir tepsiye zeytinyağı sürülür. Hamur iri ceviz büyüklüğünde yuvarlanıp tepsiye aralıklı dizilir. Hazırlanan malzeme üstüne konarak elle hafif bastırılır. Fırında pişirilip servise sunulur.

BiBERLi KiMYONLU BULGUR PiLAVI

1 Bardak bulgur 1.5çay kaşığı kimyon 1 çay bardağı zeytinyağı 2 soğan (büyük) Yarım çorba kaşığı kırmızı toz biber veya biber salçası 1 tatlı kaşığı tuz Soğanlar iri doğranır. Yağda sarartılır. Kimyon, biber ilave edilir. Bu malzeme suyla kaynamaya bırakılır, kaynayınca bulgur ilave edilir. Hafif sulu iken ateşten indirilir. Şalgam turşusu ile servis yapılır.

Ebe Gömeci

1Kg ebe gömeci, 1soğan ,1 su bardağı zeytin yağı ,1 yemek kaşığı pul biber ,1 çay bardağı bulgur , 1 çay kaşığı tuz , 1 adet limon ebe gömeci yıkanıp ince kıyılacak , soğan kesilip zeytinyağıyla kavrulacak , pul biber ilave edilecekkıyılan ebe gömeci ilave edilecek üzerine bulgur katılıp karıştırılacak , tencerenin kapağı kapatılıp kendi suyuyla 20 dakika pişirilecek , üzerine limon ilve edilip sunulacak afiyet olsun .

KATIKLI EKMEK

1 kg ıspanak 4-5 yumak mayalı ekmek hamuru 300 gr taze çökelek 200 gr tuzlu yoğurt 2 adet orta boy soğan 1 yemek kaşığı dövülmüş baş biber veya toz biber 1 bardak zeytinyağı (içi için) 1 bardak zeytinyağı (ayrıca) İçi:kök tarafları kesilerek çıkartılmış ve ince doğranmış ıspanak çok iyi yıkanır. Avuç içinde sıkmak suretiyle suları çıkartılıp bir tepsiye konulur. İçine küçük kesilmiş soğan, taze çökelek, tuzlu yoğurt, biber, zeytinyağı konularak karıştırılır. Mayalı hamurdan küçük bir mandalina büyüklüğünde parçalar koparılır. Yağlanmış hamur tahtasına teker teker konularak el zeytinyağına batırılıp bir çay fincanı tabağı büyüklüğünde açılır. Ortasına kâfi miktarda iç konulup börek şeklinde kapatılır. Zeytinyağıyla yağlanmış tepsiye dizilir. Üstüne yağ sürülüp fırında pişirilir. Not: Evde hazırlanan içle çarşı fırınında, içli pide tarzında pişirilir.

KEREBİC

Kendimize bir ölçek ayarlarsak* bir kase su iki kase zeytinyağı bir paket kabartma tozu <500> zeytinyağı ve ılık su derin bir kaba konur iyice karıştırılır sonra azar azar un ilave edilerek kulak memesi yumuşaklığında bir hamur elde edilir.Not kabartma tozu una ilave edilir daha iyi kabarması için.hamur 10 dak. kadar dinlendirilir sonra ceviz iriliğinde yumaklar yapılır yumaklar oyulur içli köfte gibi içerisine önceden hazırladığımız doğranmış ceviz içi bir yemek kaşığı tarçın ve beş yemek kaşığı toz şeker karışımından alabildiği kadar doldurulur.tepsiye dizilir .önceden ısıttığımız fırında hafif sıcaklıkta pişirilir.mahalle fırınında pişirilecekse fırının sönmüş zamanı tercih edilir.pişen kerebiçler uzun çarşıda satılan köpük dediğimiz şekerli bir mdde ile servis yapılır o köpüğe bandırılarak yenir.

KÜFLÜ ÇÖKELEK

3 kilo taze çökelek 1 tatlı kaşığı tarçın 1 avuç dolusu kimyon 1 tatlı kaşığı yenibahar 1 avuçtan az küzbara 3 diş sarımsak (arzuya göre) Bir miktar kurutulmuş dövülmüş kekik (zahter) Miktarı arzuya göre tozbiber-tuz 1 kahve fincanı zeytinyağı 3 kilo çökelek, büyük bir tepsiye konarak, çekilmiş kimyon, baharat ve diğer malzeme ilave edilip güzelce yoğrulur. Portakal büyüklüğünde parçalara ayırıp, yuvarlak bir şekil verilir. Şekillendirilen parçalar gazete yayılmış bir tepsiye konup, üç-dört gün dışarıda kurutulur. Kuruduktan sonra samanlı kağıda (gazete olabilir) tek tek sarılarak küflenmeye bırakılır.

Thursday, December 07, 2006

Zeytinyağı Fiyatları Yılbaşından Sonra Yükselecek

UZZK Kurucu Girişimi Başkanı Mustafa Tan: "Zeytinyağı fiyatları yılbaşından sonra yükselecek"
07/12/2006
http://www.haberler.com
İZMİR -
İspanya'da 20-24 Kasım'da gerçekleştirilen Uluslararası Zeytinyağı Konseyi'nin (UZK) dönem toplantısına, 30 Kasım-3 Aralık tarihleri arasında da Yunanistan'da gerçekleştirilen danışmanlar kurulu toplantısına katılan Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Kurucu Girişimi İcra Kurulu Başkanı Dr. Mustafa Tan, dünyada zeytinyağı fiyatlarının ocak ayından sonra yükselmeye başlayacağı ama asla geçen yılki düzeye gelmeyeceği beklentisinin hakim olduğunu dile getirdi.

İspanya ve Yunanistan'da edindiği bilgi ve izlenimleri aktarmak amacıyla Ege Bölgesi Sanayi Odası'nda UZZK İcra Kurulu Üyeleri Murat Narin, Mehmet Cavlı ve Mehmet İrem Himam ile birlikte basın toplantısı düzenleyen Tan, "İspanya'da bu ülkenin Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı, Kooperatifler, Genç Ziraatçiler ve Zeytinciler Derneği yöneticileri ve UZK Başkanı Habib Essid ile görüştüm, bu ülkedeki zeytinlikleri inceledim. İspanya dünyanın en büyük zeytinyağı üreticisi. Geçen yıl yaşanan don ve kuraklık nedeniyle son 15 yılın en düşük üretimi gerçekleşti. Bu yıl ağaçlarda toparlanma var ama yine de önceki yıllar kadar iyi bir rekolte yok" diye konuştu.

Zeytinyağında fiyat oluşumunun arz ve taleple açıklanamayacağını vurgulayan Tan, "UZK rakamlarına göre geçen yıl dünyada 2 milyon 599 bin tonluk üretime karşı 2 milyon 665 bin tonluk tüketim gerçekleşti. Tüketim üretimden fazla olmasına karşın sezon başında tonu 4 bin Euro'yu aşan fiyatlar 2 bin 600 Euro'ya kadar geriledi. Fiyatların bu oranda düşüşünü teknik olarak açıklamak mümkün değil. Bu sezon dünyada rekolte 2 milyon 828 bin ton, tüketim ise 2 milyon 929 bin ton. Arzda 100 bin ton eksiklik var. Orada fiyat düşüşlerini sorduğumuzda bize bu yılki fiyat düşüşlerinin değil geçen yılki fiyat yükselmelerinin sorgulanması gerektiğini söylediler. Açıklanan rekolte tahmin raporlarının spekülatif olabileceği dile getirildi. Fiyat düşüşlerinde İspanyol ve İtalyan firmalarının birleşerek oluşturdukları tekellerin de etkisi var. Bu yılki fiyatların İspanya'nın hasat yapacağı ocak ayı sonuna kadar bir seviyeye oturacağı ve daha sonra yavaş yavaş yükseleceği, en yüksek düzeye de temmuz-eylül arasında geleceği yönünde bir beklenti var. Fakat bu yükselmenin geçen yılki düzeylere çıkmasını kimse beklemiyor" görüşünü ifade etti.

AB'de üçlü fiyat sistemi olduğuna dikkat çeken Tan, "Bu sistemde temsili fiyat ve üretim hedef fiyatları var. Şu an temsili fiyat 2 bin 600 Euro dolayında. Üretim hedef fiyatı ise 3 bin 800 Euro. AB aradaki bu farkı sübvanse ediyor. Yani Avrupa'daki üreticinin eline 2 bin 600 Euro değil, 3 bin 800 Euro geçiyor. Oysa Türkiye'de prim miktarı kilogramda 11 Ykr olarak açıklandı. Bunu şaşkınlıkla karşıladık. Devlet bu miktarda bir prim vereceğine, üretimi, kaliteyi, verimliliği yükseltecek yardımlar yapsın. Şu an yeni dikimlerde dekara 250 YTL destek sözkonusu. Benzer bir destek eski zeytinliklerin rehabilitasyonu için de verilebilir" dedi.

Fiyatı AB'nin stokları belirliyor

Son 3 sezon dünya üretiminde büyük düşüşler olduğunu anlatan UZZK Kurucu Girişimi İcra Komitesi Üyesi Murat Narin ise "Bu süreçte AB'nin zeytinyağındaki denge stokları 1.6 milyon tonlardan sıfırlanma noktasına geldi. AB elinde yağ olunca fiyatları düşürmüyor. Üreticiye tavsiyemiz dünya piyasalarını, süreci takip etmeleri. Zorda kalmadıkça ürünlerini satmasınlar ya da kooperatiflere ve güvendikleri tüccarlara versinler. Türkiye de, Fas ve Tunus gibi ülkelerle işbirliği yaparak AB politikalarının yarattığı olumsuzlukları engellemeye çalışmalı" görüşünü savundu.

Bir Zeytinci Öyküsü


Takvimlerde kaybolmak

Mehmet Uhri
mehmetuhri@e-kolay.net

mehmetuhri@hotmail.com

“Beyim bütün yıllar zeytinin var yılı, artık. Yok yıllarını unuttu millet. İstediğin yağ olsun”. Halis zeytinyağı almak için tavsiye üzerine İzmir Bergama’ya bağlı Zeytindağ köyüne gitmiştim. Kapısını çaldığım kır saçlı yaşlı adama “zeytinyağın var mı?” diye sormuş ve bu yanıtı almıştım. Ne kadar yağ istediğimi sorup elimde yağ koyacak kap olmadığını görünce evden birlikte çıkıp köy meydanında yağhanenin yanındaki bakkaldan yağ tenekesi aldık. Yol boyunca konuşmamıştı. Konuşkan birine de benzemiyordu. Bu adamı ve yağını tavsiye edenler aksi biri olduğunu, yalnız yaşadığını ancak en lezzetli ve düşük asitli naturel zeytin yağını ondan alabileceğimi söylemişlerdi. Yağ tenekelerini alıp eve dönerken eskiden zeytinlerin sopalarla vurularak toplandığını. Ağacın yıpranması yüzünden ertesi sene daha az ürün alınan yok senelerinin yaşandığını, gelişen zeytin toplama teknikleri ile verimin arttığını eskiden olduğu gibi zeytinin yok yıllarının kalmadığını anlattı. Zeytinin her sene bol olduğu var yıllarının yaşandığından söz etti.

Bizimkinin evi boy boy saksılar içinde çiçeklerin süslediği geniş bahçeden geçilerek girilen iki küçük bir büyük odadan oluşan tek katlı kerpiç köy evlerindendi. Mutfaktan aldığı huniyle bahçenin kenarında duran büyük küpten tenekelere yağ doldurmaya başladı. Temizlik bezi almak için eve girdiğimde salonun duvarlarında asılı saatli maarif takvimleri dikkatimi çekti. Takvimler farklı yıllara aitti ve hepsi ayrı bir günü gösteriyordu. Çoğunun yaprakları koparılmamıştı. Temizlik bezlerini verip doldurduğu tenekeyi taşımasına yardım ettim. Bu sırada yaşlandığından belinin eskisi gibi tutmadığından ağır kaldıramadığından yakındı. “Hanımın çocukların yok mu? Bu yaşta yalnızlık zor olsa gerek.” diye üsteledim. Yüzü kederlendi, başını eğdi. Hanımını 10 yıl kadar önce kaybettiğini, çocuklarının şehirde yaşadığını kendisinin buradan ayrılamadığını söyledi.

- Peki neden gitmiyorsun şehre, çocuklarının yanına? Hem şehirde daha rahat edersin.

- Beyim daha ben buradan ayrılamam. Hanımın mezarı burada. O mezarı bırakıp gidemem. Ben de gidersem kim sulayacak kim ziyaret edecek o mezarı? Kim bakacak hanımdan yadigar bu bahçenin çiçeklerine?

- Yani hastalansan da gitmeyecek misin?

- Hastalık da sağlık da Allah’tan. Ben bu toprağın insanıyım. Er veya geç hanımım gibi burada ölüp onun yanında aynı toprağa gömülmek istiyorum. Günü gelene kadar burada bekleyeceğim elbet.

Doldurduğu yağ tenekelerinin ağzını kapatıp temizledi. Birlikte arabaya taşıdık. Ellerimizi yıkamak için tekrar eve girdiğimizde duvardaki saatli maarif takvimlerini sordum. Gülümsedi, başını önüne eğip cevap vermek istemedi. Üsteledim.

- Rahmetli o takvim yapraklarını koparıp okuyarak güne başlardı. Şimdi o yok. Takvimleri alıp asıyorum her yıl. Ama her gün yeni güne uyanmak zoruma gidiyor. Elim gitmiyor, koparamıyorum o yaprakları. Sanki daha çok uzaklaştırıyor beni hanımımdan. Yalnızlık, ne edeceksin.

- Peki niye asıyorsun o takvimleri. Asma o zaman.

- Ne bileyim. Rahmetli gözünün önünde olsun isterdi o takvimler. Bazen yemek tarifleri bazen de güzel bir şiir için sakladığı olurdu takvim yapraklarını. Kıyamıyorum gün gelir çıkar gelir kaldığı yerden devam eder diye indirmiyorum o takvimleri. Başlangıçta hiç yaprak koparmazdım takvimlerden. Sonraları hanımın acısı hafifleyip biraz kendime gelince başladım ara sıra takvim yapraklarını koparıp okumaya. Her gün aynı güne uyanmaktansa geçmişten bir güne uyanıp o günün takvim yaprağı ile avunmak daha iyi geliyor, bazen.

Gözleri dolmuştu. Bir süre konuşmadı. Odanın karşı duvarındaki eşi ve çocukları ile birlikte çekilmiş aile fotoğrafına baktı, uzun uzun.

- Hanımım beyim. Hanımım vaktinden önce öldü. Onu iyi yaşatamadım. Gönlünü pek hoş tutamadım. Hep çocukların ve benim kahrımı çekti garibim. Gerçi bir şey söylemez, yakınmazdı. Karadeniz’i görmek gezmek istediğinden söz ederdi, ara sıra. Önceleri çocuklar büyüsün diye erteledik. Sonra hep bir engel çıktı. Biraz da ben bahane uydurdum, masraf olmasın diye. Paramız kıt diyerek zeytinin var senelerine erteledik hep o çok istediği geziyi. Sonuçta gidemedik.

- Yani?

- Hanımım öldü gitti. Çocuklar büyüdü. Zeytin var senelerine geldi ama nafile. Ona istediğini veremedim. İçim yanıyor. Ölüm Allah’ın emri ama her gün aynı güne uyanmak, yokluğa alışmak zor geliyor. O takvim yapraklarında eskinin günlerine gidiyor oralarda kalıyorum. Bayramı seyranı unuttum anlayacağın. Bazen o takvimlerle, bazen de hanımdan kalan bu çiçeklerle avunuyorum. Şu saksıdaki yaseminin bir eşini hanımın mezarına diktim. Rahmetli çok severdi kokusunu. Göğsünde açsın, bari gittiği yerde gönlü hoş olsun istedim.

Elindeki bezi bırakmak için mutfağa yöneldi. Sonra geri dönüp elini uzattı. “Gevezelik edip seni de yolundan ediyorum. Aldığın yağı beğeneceksin merak etme. Umarım afiyetle yersin. Yeter ki ağzının tadı yerinde olsun.” diyerek elimi sıktı.

Daha konuşmadı. Birlikte dışarı çıktık. Borcumu ödeyip arabaya yöneldim. Ayrılırken “Bu gün takvimden yaprak koparacak mısın?” diye sordum. Gülümseyip “hadi git” dercesine sırtıma vurdu. “Bugün fena bir güne benzemiyor. Hele güneş biraz daha yükselsin, bakarız elbet” dedi. Öğlen olmuştu. Zeytindağ’dan çıkıp yola koyulduğumda yükselen güneşin sıcağı giderek daha çok hissediliyordu.

Tuesday, December 05, 2006

Zeytin Dostları Çoğalıyor!..


NEBİL ÖZGENTÜRK DE ZEYTİNDOSTU

Ayvalık Hasat Şenliği'ne katılan Gazeteci Nebil Özgentürk, zeytine tutkuyla bağlı olduğunu, zeytindostlarını bir çatı altında toplayan Zeytindostu Derneği'nin kurulmasından ve zeytin ve zeytinyağı kültürüne önemli katkılar sağlamasından mutlu olduğunu söyledi."Ben de Zeytindostu'yum" rozeti ile poz veren Özgentürk, derneğin faaliyetlerini yakından takip edeceğini ve katkıda bulunacağını ifade etti.

Sunday, December 03, 2006

Bir milli mesele: Zeytinyağı

Zeytinyağını üretiyor ama tüketmiyoruz

Ahmet Örs

Sabah Pazar, 03 Aralık 2006

Türkiye, zeytinyağı üretiminde dünyada beşinci. Ama her şeyde olduğu gibi, bunda da değer bilemiyor, güzelim yağımızın kalitesini düşürmek için elimizden geleni yapıyoruz.

Zeytin hasadında bulunmak, toplanan zeytinlerin sıkım tesislerine götürülüp tek bir işlemle altın rengi zeytinyağına dönüşmesini yaşamak bana her zaman heyecan verir. Tarihin izlerini gövdesinde taşıyan bir ağacın altında, toplayıcılar dalları çırptıkça iri ve dolgun meyvelerinin yağmur gibi etrafımdan döküldüğünü hissettikten kısa süre sonra bu tanelerin mis gibi kokan saf bir yağa dönüşmesini izlerken, bir mucizeye tanık olduğumu düşünürüm hep. Çünkü fındık, badem, ceviz yağları ile birlikte zeytinyağı, meyvenin kendi saf suyudur. Tıpkı limon sıkar gibi sıkıldığında içindeki su ve yağ çıkartılır, su ayrıştırıldıktan sonra geriye saf zeytinyağı kalır. Oysa diğer tohum yağları, sofralarımıza gelecek kıvama ulaşabilmeleri için sayısız mekanik ve kimyasal işlemlerden geçirilmek zorundadır. Geçtiğimiz hafta doğanın bu mucizesini yeniden yaşadım. İzmir'in Torbalı ilçesinde, bölgenin en büyük zeytinyağı tesislerinde yazdan kalma nefis bir havada zeytin toplayıp, kendi topladığım zeytinlerin sıkılışına tanık oldum. Zeytinyağlı yemekler yedim, zeytin ve zeytinyağı üzerine sohbetlere katıldım. Bu olağanüstü ürünle ilgili yeni bilgiler edindim. Önce güzel haberleri vereyim. Ülkemizde toplam sayısı 110- 120 milyon olarak tahmin edilen zeytin ağaçlarına son zamanlarda 34 milyon sertifikalı yeni zeytin fidanı eklenmiş. Bu sayının yakında 54 milyon sertifikalı zeytin ağacına yükselmesi için de çalışılıyor. Avrupa Birliği'nde zeytincilik konusunda musluğun başını tutmuş İspanya ve İtalya'nın, biz birliğe girecek olursak, zeytinlik alanını artırmamıza izin vermeyecekleri açıkça belli olduğu için, o zamana dek zeytin sayısını ne kadar çoğaltırsak kâr diye düşünmekteyiz. Bir başka güzel haber, bütün dünyada zeytinyağı tüketiminin hızla arttığı. Bizse zeytin üretiminde dünyanın ikinci, zeytinyağı üretiminde de dünyanın beşinci büyük ülkesi olmamıza rağmen, hala kişi başına yılda yarım kilodan az zeytinyağı tüketiyoruz. Bu sayı İtalya ve İspanya'da 12'şer kilo, hatta komşumuz Yunanistan'da 22 kilo. Bizden çok sonra zeytin dikmeye başlayan Suriye'de bile bu miktar kişi başına yılda 4 kilo. Sofralık zeytin tüketimimiz, zeytinyağına göre daha iyi. Yılda her birimiz ortalama 3 kilo zeytin yiyoruz. Ne yazık ki birçok güzel ürünümüzün kıymetini bilmeyip dışarıya sattığımız gibi zeytinyağının da önemli bölümünü ihraç etmek, sürekli yeni pazarlar aramak zorundayız. Bu bağlamda, bugüne dek hiç ağızlarına koymadıkları zeytinyağı ile tanışabilmeleri için, Çinli yetkililerin bizden zeytinyağı almaya başladıklarını duymak beni mutlu etti.

LEZZETİ AZALIYOR

Ülkemizde zeytinler, mevcut irili ufaklı toplam 607 tesiste sıkılıyor. Tesislerin kimi hala çok ilkel. Sıkma işlemi sırasında meydana gelen ısı, yağın lezzet ve vitamin değerini düşürüyor. İlkel tesislerde bunun önüne geçebilmek mümkün değil. Sızma zeytinyağının yanı sıra, çok yüksek asitli yağları rafine edip riviyera tipi olarak işleyerek katma değeri yüksek yağ haline getiren ancak Suriye gibi yeni yeni sektöre giren ülkelerin sahip olmadığı pek çok tesisimiz var. Dünyanın en modern işleme tesislerinin de birbiri ardından kurulduğunu duyuyorum.

KALİTESİ AZALIYOR

Şimdi de hoş olmayan bir haber. Ağaç sayısının hızla arttığı ve elimizde yağ stoklarının birikeceği bahanesiyle bir takım aracılar halen yurt dışına satışı yasak olan 2.5 asit gibi, natürel olarak tüketilemeyecek yağların ihraç edilmesi için kamuoyu oluşturmaya başlamış durumda. Aracılar bu işten katmerli kazanç sağlayacak. Bir yandan rafine edilip gerçek değerine satılabilecekken kısa sürede yok pahasına tüm stokları almak için ellerini ovuşturarak bekleyen İtalya ve İspanya gibi devlere satarken, komisyonlarını ceplerine indirecekler. Bir yandan da işlenecek stokumuz kalmadığı zaman, çok daha yüksek fiyata yine onlardan alıp rafine ederek iç pazara vereceğimiz yağlardan paylarını alacaklar. Burada kaybedecek olanlar, yavaş yavaş gelişmekte olan zeytinyağı sektörümüzün yanı sıra, ağzının tadını bilen ve kendi öz ürünlerine sahip çıkan bizim gibi tüketiciler. Uzun zamandır merak ettiğim bir konu vardı. Ülkemizde tattığım bazı çok özel sızma zeytinyağları bir yana, bizim çoğu sızma yağımızın, örneğin İtalya ve İspanya'da sıradan bir restoranda sofraya getirilen yağların kalitesine ulaşmadığını saptamıştım. Bu gezimde konunun her türlü ayrıntısını iyi bilen Verdi Zeytinyağları Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ulukartal'a bu gözlemimi aktardım. Aldığım yanıt çok ilginç oldu. "Evet," dedi Ali bey, "Birçok firma titizlikle sızma zeytinyağı ürettiği halde, lezzet kalitesi Batı Akdeniz'deki rakiplerimizinkileri tutmaz. Bunun tek nedeni, üreticilerin iri, dolgun taneli zeytinleri ayırıp sofralık olarak işlemeleridir. Elek altında kalanlar sıkılır. Oysa iyi gelişmiş, kaliteli tanelerin yağı da daha kalitelidir. Bunlar ayrılınca, zeytinyağının lezzeti beklediğiniz düzeye ulaşamaz." İki hafta önce gittiğim çok başarılı bir meyhanenin sahibine, taramanın içinde zeytinyağı tadını bulamadığımı söyledim. "Haklısınız," dedi. "Ayvalık'tan gidip kendi zeytinyağımı seçerim. Ama birkaç müşterim yağın koktuğunu, mezelerimden rahatsız olduklarını söylediklerinde, çaresiz zeytinyağını ayçiçeği yağı ile karıştırmaya başladım." Buyurun bakalım. Biz "Akdenizliyiz!" diye böbürlene duralım, Akdeniz'e özgü zeytinyağını bilenimiz, takdir edenimiz ne yazık ki çok az. Bir ürün, kendi toplumu tarafından takdir edilmezse, gelişemez. Onun için zeytinyağını halkımıza sevdirmek için üreticisinden medya mensuplarına, devlet yetkililerine kadar hepimiz üzerimize düşeni yapmak zorundayız. Çünkü 'mucize bitki', 'ölmez ağaç' gibi sıfatlarla yücelttiğimiz zeytin ağacının ve onun olağanüstü ürünü zeytinyağının bu topraklardaki binlerce yıllık kültür birikimini bizden sonraki kuşaklara da aktarabilmek için buna mecburuz.

Saturday, December 02, 2006

Zeytinyağı mucizesi



Zeytinyağı Mucizesi

Filiz Akın

Sabah-Cumartesi, 02 Aralık 2006

İnsanoğlunun beslenmek için seçtiği en eski ve en çok kullandığı ürünlerden biri. Yıllar önce kanser araştırmalarında dünyadaki beş isimden biri olan Fransız Profesör Mathe, zeytinyağı mücizesinden bahsetmişti bize. 20 yıl önce arkadaşım Tuncay Önal'ı yaşatmaya çalışıyorduk birlikte. "Filiz unutma, zeytinyağı yalnız faydalı bir besin değil aynı zamanda iyileştirici özellikleri var," demişti, "Zeytinin olduğu her yerde hayat vardır. Uzun yaşamı, barışı temsil eder. Mitolojiden, felsefeye, tarihten sanata kadar her şeyde insanoğluna eşlik eder. Afrika'da yerliler bile ciltlerine zeytinyağı sürer, kozmetikte cilde en iyi gelen, en basit üründür," diye anlatmıştı. Yalnız bir tavsiyesi vardı: "Yemeklerde sadece zeytinyağı kullanın. Ama ekstra-ekstra değil, sadece ekstra, yani bir kere damıtılmış olanı." Çok sevdiğim kız arkadaşıma Amerika'da en fazla altı ay ömür biçmişlerdi. Profesör Mathe ile birlikte kaliteli bir altı sene daha yaşattık.

Zeytinciler zor durumda

Hem şanslı hem de şanssızız. Dünyanın bu kesiminde üçüncü olabilecekken; henüz etkileyemediğimiz birtakım kararlar ve tanıtamadığımız ürünümüzle Avrupa işlenmiş zeytinyağımızı yeterince almıyor. Elde edilen bol miktarda ürünle zeytinciler zor durumda olmalı. "Sana ne diyeceksiniz?" Zeytinyağının beslenme ve sağlıkta bu kadar önemli olması; bir açılım olduğu takdirde Türkiye'ye getireceği katkının büyüklüğünden olsa gerek, içim acıyor. Hiç tanımam bu piyasayı, sadece okuduklarımdan çok üzülüyorum. Keşke başbakanın dikkatini çekse, yüksek düzeyde yetkililerin devreye girmesiyle birşeyler yapılabilse. Ne bileyim karar mekanizmalarını açmak için çarpıcı bir kampanya ve etkileme turları mı olur, en azından pazarı zorlamak için bir beyin takımı... Geçen gece bununla ilgili mücadele verdim rüyamda. Komik komik şeyler. Sonunda kampanyaya bir de proje ekledim. Türk yemeklerini ve tariflerini içeren bir kitap. Zeytinyağlılarımızı tanıtmak için de kendimce çok esprili bir isim buldum. Biliyorsunuz Avrupa, deli dana korkusundan sonra et yemez oldu. Bütün dünya, diyetlerde dikte edildiği şekilde, kırmızı eti azalttı. Kuş gribinden sonra tavuk ve benzeri hayvanlardan da el çektiler. Zeytinyağlı yemeklere yöneliş var, ama çeşit çeşit salata haricinde çok tarifleri de yoktur. Halbuki bizim mutfağımızı zeytinyağlıları hafifleterek ve sunumunu çok güzelleştirerek onlara alternatif olarak sunamaz mıyız? Bilimsel araştırma neticelerine göre deli danadan, kuş gribinden, kırmızı et ve kanserojen faktörlerden uzak bir mutfak. Sloganı: Sağlıklı beslenmek, genç kalmak ve kilo almamak için. (Doğrusu da bu değil mi?) İngilizce ismi de Turkish The Lights. Türk lokumu (Turkish delights) yerine sağlıklı, şık, ucuz, orijinal, en önemlisi lezzetli ve hafif anlamına gelebilir. O kadar eğlendim ki; o heyecanla tarifler ve çok şık sunumlarını not etmeye başladım. Hatta bir ara notere gitmemiz icabetti, "Acaba şu düşünceyi de noterden tasdikli hale getirsem mi?" diye düşündüm. İnsan böyle kaptırıyor işte. Her şey hayal etmekle başlarmış.