Thursday, September 13, 2007

Bakanlık destekleme priminde değişikliğe gidiyor, üretici tepkili


Özgül Öztürk
13.09.2007, Referans Gazetesi


Tarım Bakanlığı’nın yağlı tohumlu bitkilerde kilogram başına verdiği destekleme primini dekar başına vermek için çalışmalara başlaması, üretici ve sanayicilerin tepkisine neden oldu. Uygulamanın verimli üretimin önünü keseceği belirtiliyor.

Tarım Bakanlığı, kilogram başına verilen destekleme priminin; kontrol ve denetimlerin daha etkin yapılabilmesi ve verimliliğin arttırılması için alan bazlı verilmesine yönelik çalışmalara başladı. Uygulama çerçevesinde; yağlık ayçiçeği, zeytinyağı, kanola, soya, aspir, kütlü pamuk, dane mısır gibi yağlı tohumlu bitkilerde bugüne dek kilogram başına verilen destek, bundan böyle alan (dekar) başına verilecek. Ancak uygulamaya, birlikler ve uzmanlar karşı çıkıyor.

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, dekar başına destek uygulaması ile üretime verilen destekten vazgeçildiğini bunun da verimli üretimi engelleyeceğini söyledi. Uygulamayı onaylamayacaklarını ifade eden Çetin, “Prim desteği faturaya önem vererek, üretimi desteklediği gibi sanayii de kayıt altına alan bir sistem. Bence önemli olan verim artırıcı desteklerdir. Prim sistemi kaldırılırsa verimli çalışan insanlarla verimsiz çalışan insanlar arasındaki fark da ortadan kalkar” dedi. Batıda da bu tür uygulamalara üretim fazlası ürünlerde başvurulduğuna dikkat çeken Çetin, Türkiye’de prim sisteminin verimli ve kaliteli üretimi özendirecek şekilde bir sisteme bağlanması gerektiğini kaydetti.

'Uygulama üretimi azaltır'

Çukurova Pamuk, Yerfıstığı ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Çukobirlik) Yönetim Kurulu Başkanı Hamza Öztürk, Avrupa Birliği'nde (AB) desteklerin yüzde 60’ının doğrudan araziye, yüzde 40’ının da ürüne verildiğini, ancak bu uygulamanın Türkiye şartlarında geçerli olamayacağını belirtti. Uygulamanın üretimi yetersiz olan yağlı tohumların üretimini azaltacağını kaydeden Öztürk, şunları söyledi: “Ayçiçeği, pamuk, soya ve kanola gibi ekimi yetersiz ürünlerde dekara destek verirsek üretim başka alanlara kayabilir. Örneğin, bu yıl pamuk ekim alanları ciddi oranda azaldı. Bunda iklimsel değişimler ve yüksek üretim maliyetleri etkili oldu. Pamuk çiftçisi mısır ve diğer ürünlere yöneldi. Bu yıl sonunda pamuk rekoltesinde yüzde 15-20 düşüş olacağını tahmin ediyoruz.” Kilogram başına destekleme primlerinin uygulamasında bazı hatalar yapıldığını bunda henüz hasat yapılmadan prim verilmesinin etkili olduğunu dile getiren Öztürk, “Ancak bunlar alınacak önlemlerle düzelebilir. Bizim üretimi teşvik eden uygulamalara ihtiyacımız var. Aksi takdirde üretimde verimsizlik yaşanır” diye konuştu.

Trakya Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Trakya Birlik) Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen ise yeni uygulamanın verim alan üreticiyi cezalandırmak anlamına geldiğini belirterek, “Trakya çiftçisi olarak bu uygulamaya karşıyız. Türkiye’de daha önce bu uygulamanın yanlış olduğu görüldü. Böylece üretim düşebilir” dedi.

Tarıma ciddi zarar verir

Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, kilogram başına verilen desteklerin dekara verilmesi halinde destekleme priminin doğrudan gelir desteğinden farkının kalmayacağını söyledi. AB ve (DTÖ) Dünya Ticaret Örgütü’nün taahhütlerini uygulamak adına yanlış sistemleri hayata geçirmenin Türk tarımına ciddi zarar vereceğini belirten Atalık, "Kaldı ki AB’de doğrudan gelir destekleri belli kriterlere göre veriliyor. Biz de ise dekar başına veriliyor. Bu dekardan ne kadar ürün alındığına da bakılmıyor. Uygulama ile çiftçi verimli üretime itecek sistemden vazgeçilmiş olacak. Verilen desteğin miktarı da azalacak" şeklinde konuştu.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erol Çakmak, Türkiye’nin DTÖ’ye verdiği taahhütler doğrultusunda her ürüne üretim değerinin yüzde 10’undan fazla destek veremediğini söyledi. Buna karşın 2006’da ayçiçeğinde yüzde 50’ye varan destekler verildiğine işaret eden Çakmak, "Bu da DTÖ’ye verilen taahhüde uymuyordu. Bakanlık şimdi destekleri alan başına vererek bu taahhüdü yerine getireceğini zannediyor. Ama yine de DTÖ anlaşmasına göre uyumlu olup olmayacağı kırmızı kutuya girip girmeyeceği belli değil" dedi.

Yeni uygulama neleri içeriyor

*Alan Bazlı Destekleme Modeli’ne göre ürünlere belirli oranda temel destek önerilirken, belirli oranda da sertifikalı tohumluk, makineli hasat, teknoloji kullanımı, örgütlenme, sözleşmeli üretim ve borsa tescili gibi konulara destek verilmesi planlanıyor.

* Her yıl yayımlanan kararname yerine 5 yıl süreli bakanlar kurulu kararı yayımlanarak, kamuoyunun ve üreticilerin önü açılacak ve desteklemelerde süreklilik sağlanacak.

* Destek verilen 7 ürünün en az 5 yıl süre ile belirlenen çerçevede destekleneceği, üreticilere duyurulacağı, ürün, üretim ve işletme planlamasının teşvik edilecek.

* Ürün ekolojisi, kalite ve verimlilik kriterlerine uygun üretim yapılabilen bölgelerde ve ürünlerde gerektiğinde farklı prim ödemeleri yapılabilecek.* Teknoloji kullanımı, örgütlü ve sözleşmeli üretim, ürün satışlarındaki borsa tescili gibi faktörlerin değerlendirilerek üreticilere gerektiğinde ilave prim ödemeleri yer alacak.

Ham yağ fiyatları tavan yaptı


http://www.haberaktuel.com

13.09.2007


Ham yağ fiyatları son 10 günde ton başına 100 dolar artarak, bin 80 dolara çıktı.
Bu fiyat ile ham yağ son 35 yılın en yüksek fiyatına ulaştı.

Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen, bir sorun yaşanmayacağını, ellerinde 5-10 bin ton arasında ham yağ bulunduğunu söyledi.

Dünya yağ fiyatlarının artması ile birlikte Türkiye'de ham yağ fiyatları da tavan yaptı. Son 10 günde 980 dolar olan ham yağın tonu 100 dolar artarak bin 80 dolara çıktı. Bu durum karşısında küçük sanayici, mal olmadığı için fiyatların daha da artacağına dikkat çekti.

Trakya Bitkisel Yağ Sanayicileri Başkanı Şevki Alanya, piyasada mal olmadığını belirterek, dışarıdan getirilen ham yağın fiyatının da vergilerle birlikte daha yükseldiğine değindi. Alanya, "Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olan ülkelere uygulanan vergilerle, üye olmayanlara uygulanan vergiler arasında büyük farklar var. Örnek vermek gerekirse ham yağda Dünya Ticaret Örgütü'ne üye ülkelere yüzde 36 vergi uygulanırken, üye olmayanlara yüzde 60 oranında uygulanıyor. Bu da bizleri zor duruma sokuyor. Küçük sanayicinin işleyeceği ham yağ stokları yok. Türkiye'nin hasata kadar en az 60 bin ton ham yağa ihtiyacı var. Tarife kontejanı açılıp, sanayicilere eşit olarak dağıtılırsa fiyat artışını durdurabiliriz" dedi.

Edirne Yağ Sanayi (OLİN) Yönetim Kurulu Başkanı Okyar Yayalar, fiyatların yükselmesinin sebebi olarak biodizele olan ilgiyi gösterdi. Yaylalar, "Dünyada fiyatların artmasının sebebi biodizeldir. Soya ilk defa ayçicek fiyatlarının üstüne çıktı. Bununla paralel olarak da ham ayçiçek yağ fiyatları da arttı. Maliyetler yükselmeye başladığı için fiyatlar raflara yansımaya başlayacak. Gümrük vergileri ile oynanırsa dengelenir ve fiyat artışı durdurulur" görüşünü dile getirdi.

Alemdar Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Oktay Alemdar da küçük sanayicinin elinde stok olmadığını belirterek, "Türkiye'nin ihtiyacını karşılayacak stoklarımız yok. Devlet acil olarak tarife kontenjanlarını eşit bir şekilde sanayicilere açmalıdır. Vergi indirimi üreticiyi zor duruma sokacaktır. Vergi indirimi yapılırsa seçim sürecinde ikinci düzenleme yapılana kadar üretici zor durumda kalır" diye konuştu.

TRAKYA BİRLİK: "YETECEK YAĞ VAR"

Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen dünya piyasanın sürekli yükseldiğini ifade ederek, "Bu bizim ülkemizde özgü bir şey değil. Hasata kadar idare edecek kadar ham yağımız var. Trakya Birlik'in 5-10 bin ton ham yağı bulunuyor. Bu rakam tabi ki tek başına yetmez ama piyasada bulunan stoklarla yeter inancındayız. Tarife kontenjanına karşıyız. Çünkü bu üreticiyi zor duruma sokar. Ama bir ay sonra Adana'da hasata başlanacak" dedi.



Üretim 750 bin tonda kaldı

13.09.2007 / Referans / Haber


Ramazan ayının gelmesi ve rekoltenin düşük olması fiyatları yükseltti. Bu yıl 700-750 bin ton seviyelerinde gerçekleşen üretim yağ sanayisi endişeye soktu. Şu an Edirne Ticaret Borsası'nda 1,90-1,95 YTL arasında işlem gören ürünün bazı sanayiciler tarafından 2 YTL'ye piyasadan çekilmek isteniyor. Ayçiçeği ithalatı başlayana kadar fiyatlardaki yükselişin devam etmesi bekleniyor. Önümüzdeki haftalarda ise fiyatların 2,10 YTL seviyelerine ulaşacağı tahmin ediliyor.



Ayçiçeği tarlada kurudu, sanayici stoksuz yakalanınca fiyatlar tavan yaptı / Sanayici "yağ" kıskacında

Dünya Gazetesi 22/08/2007


EDİRNE - Havaların kurak geçmesiyle birlikte ayçiçeği yüzde 40-50 civarında rekolte kaybına uğrayınca sanayici de hammadde darboğazına girdi. Ayçiçeği tarlada kururken, sanayici ise stoksuz yakalanınca fiyatlar tavan yaptı. Ayçiçek yağı 12 günde üç kez zam gördü. 18 kiloluk ayçiçek yağı 31 YTL'den 44-47 YTL'ye çıktı. Üretimin yarısından çoğunu tek başına karşılayan Trakya ticaret borsalarında ayçiçeği fiyatı 0,825 YTL'den işlem görmeye başladı. 600 ile 700 bin ton arasında olan ham yağ açığının 900 bin tonlara ulaşması bekleniyor.
Çareyi ithalatta arayan sanayiciler ise gümrük vergisininin indirilmesini bekliyor.

Sezer Yağ: Vergi oranı yüzde 36'ya çekilsin

Ayhan Sezer Yağ Limited Şirketi'nin sahibi Ayhan Sezer Ayçiçek, "Maliyetler inanılmaz arttı. Ramazan dönemine yeni hasatı bekleyen sanayici stoksuz girdi" diye konuştu. Sezer, "Ukrayna ve Rusya'ya uygulanan yüzde 60'lık vergi oranı AB ülkeleri seviyesi olan yüzde 36'ya çekilsin. Dövizin düşmesi ile birlikte de fiyatlar biraz düşebilir. Ocak-şubat gibi Arjantin'de üretim başladığında denge sağlanır" dedi.

Sezer, ayçiçeğindeki fiyat artışlarının diğer yağlara talebi artıracağını belirterek şunları söyledi: "Mısır fiyatları da bin 500 dolar civarında. mısır yağı, kanola talep görecektir. Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olan Bulgaristan'a yönelik gümrük vergisinin düşürülmesi oradaki satıcıların ekmeğine yağ sürmek olur. Çünkü böyle bir söylenti bile oradaki satıcıları mal satmaz hale getirdi. Ödeyeceğim vergiler onların cebine gitmiş olacak."

Alemdar Yağ: İşlenecek ürün yok

Rekoltenin düşük olmasından dolayı işlenecek ürün bulmakta zorlandıklarını anlatan Alemdar Yağ Sanayi Yönetim Kurulu Başkanı Oktay Alemdar, "Trakya'da faaliyet gösteren fabrikalar alacak ayçiçeği bulamıyor. Bulunan ayçiçeklerinin fiyatlarının fazla olması da bizim maliyetlerimizi artırıyor" dedi. Yapılacak gümrük vergisi düzenlemeleri ile fiyatların dengelenebileceğini anlatan Alemdar, "Ama bu düzenleme yapılırken önemli bir ayrıntı da atlanmamalı. İç piyasadaki malı kim almışsa ithalat yapmada da aldığı oran kadar müsaade edilmelidir. Öteki türlü ithalatçıların elini ovuşturması anlamına gelir" diye konuştu.

Trakyabirlik: Üretici memnun

Ham yağ fiyatının artması durumunda kendilerinin artışı rafa yansıtmak zorunda olduklarını anlatan Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanı Rafet Sezen, "ayçiçek fiyat artışlarından üreticinin memnun" diyerek, "Üreticinin mağdur olmamasını her zaman istedik. Bu yıl Türkiye'de beklediğimiz rekolte 750-800 bin tondur. Tabii ki bu oran geçen yıllarda 950 bin tondu. Bu düşüşten kaynaklı fiyatların artması üreticinin işine yaradı. Fiyatların daha fazla artacağını da bekliyoruz. Avans fiyatımızı 0,65 YTL olarak açıkladık. Farkını da üreticimize vereceğiz" şeklinde konuştu.


Edirne Ziraat Odası Fiyatlar yüksek değil


Edirne Ziraat Odası Başkanı Cengiz Yorulmaz yaşanan kuraklıkla birlikte ayçiçeğinde rekolte kaybı yaşandığını ve sanayicilerin işleyecek mal bulamayacağı telaşıyla birlikte alım fiyatlarını yükselttiğini söyledi. Yorulmaz, "Havaların kurak geçmesiyle birlikte ayçiçeği yüzde 40-50 civarında rekolte kaybına uğradı. Yaşanan bu rekolte kaybıyla birlikte sanayiciler de işleyecek ürün bulamayacağım telaşıyla fiyatları yükseltti. Şu an ki fiyatlar yüksek değil. Olması gereken yerde. Normalde ayçiçeği fiyatı buğday fiyatının 2.2 katı olması gerekiyor" dedi.

Yorulmaz, üreticiler olarak ithalat fonunun kaldırılmasını ya da indirilmesini istemediklerini çünkü fonların kalmasıyla birlikte tüccarların ve en büyük alımı yapan Trakya Birlik'in mağdur olacağını belirtti.

DTÖ'ye üye olmayan Rusya ve Ukrayna'nın Türkiye'ye zaten ayçiçeği satmadığını ham yağ satışı yaptığını söyleyen Yorulmaz, "Türkiye'nin yıllık ayçiçeği tüketimi 1.5 milyon ton. Türkiye'de üretim ise verim alınan geçmiş yıllarda 600 bin-800 bin ton arasıdır. Rusya ve Ukrayna Türkiye'ye ham yağ satışı yapıyor. Bize ayçiçeğini DTÖ'ye üye olan ülkeler yapıyor. Bu yüzden örgüte üye olmayan ülkelerin gümrük fonlarının düşürülmesine karşıyız" diye konuştu.


Uluslararası fiyatlar iç piyasadan daha uygun

Trakya Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Doğan Saka ise "Dünyada ayçiceği fiyatları hasatların başlamaması nedeniyle belli değil. Ancak dünya ham yağ fiyatlarını değerlendirirsek, dış pazarın Türkiye'ye oranla daha uygun olduğunu görürüz. Bu fiyatlar şöyle; Ukrayna ve Rusya Karadeniz liman teslimi yağlar; bin 30 dolar, Roterdam teslimi; bin 140 Dolar, Arjantin teslimi ise bin 20 dolardır. Biz bölgemizdeki üreticimizi desteklemekten yanayız. Gümrük vergilerinin düşürülmesi şu dönemde üreticiye zarar verebilir. Hasat döneminden sonra bu konuların konuşulması gerekir ve üretici şu dönemde desteklenmelidir" diye konuştu.


1 kilogram ayçiçeği yağı 12 günde 3 kez arttı

Tarih Fiyat (YTL)

08 Ağustos 2007 0.674

14 Ağustos 2007 0.738

20 Ağustos 2007 0.825


4 bin 250 ton ayçiceği ve ham yağ ithal ediliyor

Türkiye'nin toplam ayçiçiçek üretimi 800 bin ton, tüketimi ise 1 milyon 250 bin ton. 4 bin 250 bin ton ayçiçek ve ham yağ ithal ediliyor. Edirne bu üretimin yüzede 23'ünü yani 200 bin ton civarını üretiyor. Geri kalan üretim ağırlık olarak Trakya bölgesi, az miktarını da Samsun ve Amasya illeri tarafından karşılanıyor. Trakya Birlik'in Marmara, Ege ve İçanadolu Bölgeleri'nde 13 ilde 48 kooperatifinde 82 bin üretici üyesi bulunuyor.


Aytaç Yağ: Lobi baskıları ithalatı engelliyor


Sektörün birkaç firmanın tekelinde olmaması gerektiğini belirten Aytaç Yağ Sanayii AŞ Fabrika Müdürü Yusuf Aydın, yıllık 300 bin ton ham yağ açığı bulunduğunu ve ithalatın kaçınılmaz olduğunu söyledi. Sektörde güçlü firmaların lobi baskıları sonucunda ithalatın engellendiğini ifade eden Aydın "Bu firmalar lobi çalışmaları ile Dış Ticaret Müsteşarlığı'na (DTM) baskı yaparak ithalatı engeliyor. Haziran ve temmuz sonlarında stokların erimesini fırsat bilerek kendi stoklarındaki ürünü yüksek fiyattan piyasaya sürerek haksız rekabete yol açıyorlar. Üretim ve tüketim arasındaki açık belli. Gümrük vergileri düşürülerek sektör birkaç firmanın tekelinden kurtarılmalı" dedi.

Türkiye'de kalite pahalı


Cengiz SEMERCİOĞLU csemercioglu@hurriyet.com.tr
Hürriyet Kelebek, 12 Eylül 2007


Türkiye'de neden zeytinyağı pahalı, neden şarap pahalı, neden eğlence yerlerinde bir kadeh içkinin fiyatı pahalı?..

Dünyanın en iyi zeytini Türkiye'de yetişiyor buna rağmen son 5-10 yılda kaliteli zeytintyağı üretilmeye başlandı.

O zeytinyağını da her markette bulamazsınız, üstelik de pahalıdır.

Pahalı olduğu için de geliri düşük olanların sofrasında zeytinyağı yer almaz.

Oysa İtalya gibi zeytinyağı konusunda dünya lideri olan ülkelerde, her markette herkes kaliteli zeytinyağına kolayca ulaşır.

Hem kaliteli hem ucuzdur.

Aynı şey şarapta da geçerli.

Kaliteli bir şarabı ortalama bir markette ortalama bir fiyata bulursunuz.

Oysa Türkiye'de iyi şarap için iyi para ödemeniz gerekir.

Kulüplerdeki içki fiyatları da Türkiye'de pahalıdır.

Malta'da 22 diye bir kulübe gittik.

Adayı tepeden gören, 22'nci katta çok şık bir kulüp. İçerdeki kadınlar 'yıkılıyor', erkekler tarz giyinmiş, her yerinden zarafet akan bir mekan.

Bizde böyle bir yerdeki içki fiyatı 40-50 liradan aşağı olmaz, 22'de sadece 10 Euro'ydu...

Türkiye'de kalite=pahalı olduğu için pek çok alanda fiyatlar almış başını gitmiş durumda.

Kaliteli mala/hizmete daha çok para veriyoruz.

Ortalama geliri olanlar buna ulaşamadığı için de kaliteli yaşam bizde yaygınlaşmıyor, hep küçük bir kesimin hegomanyasında kalıyor.

Wednesday, September 12, 2007

Kaz Dağı'na dozer


Yalçın BAYER
ybayer@hurriyet.com.tr

Hürriyet, 09 Eylül 2007


"İDA'nın efsanelerinden gelen 2500 yıllık mirasımız; ulusal değerlerlerimiz, zengin tabiatımız, faunamız, oksijenimiz, 2004 yılında çıkartılan 5177 sayılı Maden Kanunu ile ulus ötesi madenciler ve onların işbirlikçileri tarafından yok edilmeye başlandı. Kaz Dağı'nın altı üstüne getiriliyor.

Kaz Dağı'nın içerisinde barındırıp beslediği 1.5 milyon insanımızın yaşam alanı büyük bir tehlike altındadır. İda'nın bin pınarlı su kaynaklarına el koyan madencilerin yaptıkları sondajlar sonunda kullandıkları kimyasallarla yerüstü-yeraltı suları giderek zehirlenmektedir.

Şu anda Kaz Dağı eteklerinde Bahçedere Köyü'nün yaşam alanı sınırlarında 3400 hektarlık (34 bin dönüm) alanda, ruhsat verilen Global Madencilik AŞ tarafından kurşun, bakır ve arkasından da altın cevheri elde edilmek üzere tam bir doğa -ve de canlı hayvan- katliamı yaşanmaktadır.

Ne yazık ki, Kaz Dağı'nın doğası yitirilmekte, yöre halkı endişeye sürüklenmektedir.

Madencilere, dünyanın en kaliteli ekolojik zeytinlerine sahip olan yöremizin mahvolacağını söylüyoruz. Onlar ise saf insanlarımızı, "İstihdam yaratacağız, çıkardığımız madenden sizler de zenginleşeceksiniz" diye kandırmak istiyorlar. Halbuki yapılan sondaj ve maden çıkarma faaliyetlerinin zeytin alanlarımızın sınırında bulunduğunu, Zeytin Kanunu'nun 20. maddesine göre 3 km alan sınırları dışında maden faaliyetleri yapılamayacağını görmezlikten geliyorlar.

BU RUHSATI NASIL VERDİNİZ?

Maden İşleri Dairesi sorumluları bu ruhsatları nasıl veriyor? İşveren Hasan Bey'e, "Nasıl aldınız bu belgeyi?" diye sorduğumuzda "Daha ortada bir şey yok, önümüzü göremiyoruz, şu an arama yapıyoruz" diye kaçamak yanıtlar veriyor. "38000 dönüm orman arazisini kiraladınız, nasıl bir işletme yapacaksınız; açık ocak mı? Çam ağaçlarını kesecek misin?" sorularımıza ise sessiz kalıyor.

En önemli eko-turizm merkezi olan Kaz Dağı'nda insanlarımızın geçim kaynağı olan turizm, zeytincilik ve ormancılık yapılmaması mı isteniyor? Eğer öyle ise bizler buradan göç etmek zorunda kalacağız."

Bunları söyleyen Troia-İda Platform Başkanı Ecz. Muzaffer Bayraktar... "Zengin kültür ve doğamızda insanca yaşamak ve üretmek istiyoruz. Oluşan tehlikelere karşı herkesi duyarlı ve taraf olmaya çağırıyorum" diyor.
(0533-686 15 16)

Tuesday, September 11, 2007

Haberler...Haberler...Haberler...Haberler...


Zeytin Üretiminde Rekor Beklentisi

(HÇ-MT-MEF-Y) (İhlas Haber Ajansı) 04.09.2007


Mersin'in Mut İlçesinde, Bu Yıl Zeytinde Rekor Üretim Bekleniyor.

Mersin'in Mut ilçesinde, bu yıl zeytinde rekor üretim bekleniyor.

Zeytin, Mut'ta hasat mevsimi gelmeden üreticisinin yüzünü güldürmeye başladı. İlçede kayısıdan sonra ikinci sırada yer alan zeytin üretiminde bu yıl yüksek rekolte bekleniyor.

Ziraat Odası Başkanı Ali Çelik, bu yıl ilçede 80 bin tonun üzerinde zeytin üretimi beklendiğini ifade etti. Zeytin dikiminin her yıl daha da arttığını belirten Çelik, zeytin üretiminin ilçede kayısıdan sonra ikinci sırada yer aldığını kaydetti. Bu yılın zeytin üreticisinin yılı olacağını belirten Çelik, ilçede Ayvalık, Gemlik, Sarıulak ve Domat çeşitlerinin üretildiğini ifade ederek, "Bu yıl 80 bin tonun üzerinde bir rekolte bekliyoruz" dedi.



Zade, 24 Çeşit Bitkisel Sıvı Yağı, 24 Ülkeye İhraç Edecek
‏Kaynak :Haberler.com

Türkiye"nin önde gelen yağ üreticilerinden Zade, Tesco Kipa ile imzaladığı anlaşmayla, Kipa"nın en büyük yağ tedarikçilerinden biri oldu.

Zade, Tesco Kipa"dan uluslararası onay alarak bitkisel yağ pazarında bir ilki başardı. Zade, bitkisel yağ pazarında Tesco Kipa"dan uluslararası onay alan ilk ve tek Türk yağ firması oldu. Zade yağları tüm Kipa raflarında yerini aldı.



`Zeytin için İkliminiz ve Toprağınız Çok Uygun`
Kaynak : Haberler.com


İspanyol Zeytin Uzmanı Pako Reyes, Zeytin Üretimi İçin İklim ve Toprak Yönünden Çok Verimli Olan Türkiye`nin Bu İmkanı Değerlendiremediğini söyledi.

İspanyol zeytin uzmanı Pako Reyes, zeytin üretimi için iklim ve toprak yönünden çok verimli olan Türkiye"nin bu imkanı değerlendiremediğini söyledi.

Reyes, Beta Sulama Fidancılık şirketinin davetlisi olarak fidan üretim uzmanı Gabriel Lopez ile birlikte Adana"ya gelerek incelemelerde bulundu. Adana Ticaret Odası Sosyal Tesislerinde (ATOSEV) onuruna verilen yemekli toplantıda Çukurovalı çiftçi, iş adamı veziraatçılarla biraraya gelen Reyes, Türkiye"de toprakların çok verimli olmasına rağmen bunun yeterince kullanılamadığını söyledi. Reyes, "Bu kıymetli toprakları değerlendirmelisiniz. Bu sizin için büyük bir şans. Bu topraklar üzerinde Beta Sulama Fidancılık şirketi yetkilisi Ziraat Mühendisi Dr. Emine Tanrıver ise Türkiye"nin ağaç sayısı bakımından ön sıralarda olmasına karşın zeytin yetiştiriciliğinde gerilerde olduğunu söyledi. Tanrıver, "Zeytin yağı tüketiminde gerilerde kaldık. Komşumuz Yunanistan kişi başına 20 kilo zeytin yağı tüketirken bizler 1 kilo tüketiyoruz. Halkımız yeni bilinçlenmeye başladı. Topraklarımızı değerlendirmeliyiz. Kaliteli 1.sınıf zeytin üretmeliyiz. Zeytincilikte bir an önce hızlı davranarak markalaşmalıyız" dedi.


TARİŞ AYMA 60'ncı yılını yeni ürünlerle kutladı..‏
Kaynak : www.tarimmerkezi.com
09-Eylül-2007


TARİŞ Ayma 60. yılına, yeni ürünü Barış Tanrıçası isimli naturel sızma zeytinyağı Ayma Eirene'nin tanıtımı ile girdi. TARİŞ Ayma, TARİŞ markası ile 300 ürünü, yıl sonuna kadar İzmir, İstanbul ve Ankara'da açacağı 7 satış mağazasında tüketicilere sunacak. TARİŞ Ayma'nın İzmir Fuarı'nda düzenlediği kokteylde, yeni ürünün tanıtımında konuşan TARİŞ Pamuk ve Yağlı Tohumlar Birliği Başkanı Basri Özçoban, TARİŞ Ayma'nın yeni hedefinin, yurtdışında Türk işçilerinin en fazla bulunduğu ülkelere satış mağazaları açmak olduğuna da dikkat çekti.

Özçoban, "TARİŞ, Ayma'da hedefleri büyütüyor. Yurtiçinde ve yurtdışında yeni mağazalar açarak, tüketicilerimiz ile bütünleşmeye çalışıyoruz. Yurt genelinde satış mağaza sayısını arttıracağız. Daha fazla tüketiciye TARİŞ ürünlerini ulaştıracağız. İlk hedefte Almanya,Hollanda ve Belçika'da satış mağazaları açacağız. Bundan böyle ülkemize gelen yurttaşlarımız dönüş yolculuklarında yanlarında TARİŞ ürünleri götürmeyecekler" dedi.

TARİŞ Ayma Genel Müdürü Ruhkan Alkan, TARİŞ Ayma'nın, 2006 yılında uygulamaya koyduğu projeler doğrultusunda hedeflerine emin adımlarla yürüdüklerini, 300 ürün çeşidini daha geniş alanlara yaymaya çalıştıklarını kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ayma Eirene, yüzde 100 Ayvalık zeytinlerinden yapılmış, 0.7 dizyem zeytinyağıdır. Hedef mağazalar açmaya devam ediyoruz. Yıl sonuna kadar 7 mağaza açacağız. İzmir'de 4, İstanbul'da 2, Ankara'da 1 olmak üzere,7 mağaza açılışından sonra, yurt genelinde mağaza sayımızı arttıracağız. İhracatta ABD'ye başlandı. Ekim'de Çin'e başlanacak. Buay sonuna kadar 'Organik Zeytinyağı'nı piyasaya çıkaracağız. TARİŞ emin adımlarla, kalitesini kanıtlayarak yürüyor. TARİŞ Ayma olarak,kendi mağazalarımızı açacağız. Yurtdışında çalışan vatandaşlarımızın, ayaklarına kadar gitmeyi hedefliyoruz."

TARİŞ Pamuk ve İncir Birliği Genel Müdürü Dr. Hüseyin Velioğlu, "TARİŞ Ayma'nın 60. yıla yeni ürünle girmesi çok güzel bir hizmettir. Bundan böyle, TARİŞ Ayma olarak tüketicilerimize güvenli ürünler sunmaya devam edeceğiz. Üründe, 'tarladan sofraya' prensiplerini ilke edineceğiz. AB normlarında ürünleri tüketicilere sunacağız. Böylece,TARİŞ ürünlerini dünya markası yapacağız. Hedefimizde; ABD, Japonya,Çin ve Avrupa ülkelerinin yanı sıra, Afrika'da gelişme gösteren ülkelere de TARİŞ markalarımızı tanıtmak var. İzmir'den sonra İstanbul ve Ankara'ya da TARİŞ ürünlerinin satıldığı mağazalar açacağız" dedi.



Gıda sektöründe teneke ambalajın yeri ne?‏
Kaynak: www.tarimmerkezi.com
09-Eylül-2007


Gıda sektöründe kullanılan ambalajlar 9 çeşittir. Bunlar teneke,teneke + alüminyum, cam, plastik + pet, kâğıt, oluklu mukavva,alüminyum takviyeli kâğıt, alüminyum ve selafon ambalajlardır.Bunlardan plastik - pet ambalaj, teneke ambalaj, cam ambalaj ve kâğıt ambalaj ana grupları oluştururlar. Gıda ürünlerinin yüzde 87'sinde bu 4 ambalaj grubu kullanılmaktadır. Her gıda ürününün özelliğine göre kullanılan ambalaj tipi değişiklik göstermektedir.

Türkiye'de teneke ambalajı kullanım oranı yüzde 20,1 ile ikinci sıradadır. Teneke ambalajın diğer ambalaj malzemeleri içerisinde 2. sırada yer alır. Cam ambalaj teneke ambalajın en yakın takipçisidir.Cam ambalaj yüzde1'lik farkla üçüncü sıradadır. 9 ambalajın yüzde 87'sini 4 temel ambalaj tipi oluşturmaktadır. Plastik - pet ambalaj yüzde 37'lik kullanım oranı ile birinci sırada, teneke ambalaj yüzde 20,1 ile ikinci sırada yer almaktadır. Cam ambalaj, teneke ambalajın en yakın takipçisidir. Cam ambalaj kullanım oranı yüzde 20 mertebesindedir. Kağıt ambalaj ise 13,7'lik yüzdesi ile 4. sırada yeralmaktadır.

Metalin yumuşayarak şekil verilebilmesi gıda ambalaj sanayinde yer almasında önemli bir rol oynamıştır. Metal ambalaj iki gruba ayrılır. Birincisi teneke ambalaj, ikincisi alüminyum ambalajdır. Teneke kutu yapımında çelik gövdesi yüzde 50 oranında tahrip olmaksızıninceltilebilmektedir. Bu özelliği teneke kutunun yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Işık, hava su gibi ortam koşullarına karşı dayanıklılığının yüksek olması, kemirgen ve böceklere karşı sağlam ve dayanıklı olması, bozulabilir gıdaları güvenilir şekilde muhafaza edebilmesi, sınırlı üretim dönemleri olan gıda ürünlerini ileride kullanılmak üzere saklayabilmesi ve doğada en kolay yok olan malzeme olması teneke ambalajın üstünlüğüdür. Son yıllarda kaplama özelliklerinin iyileştirilmesi ve teneke kutunun korozyona dayanıklı hale geliştirilmesi, daha ince kalınlıklara inilebilmesi teneke ambalaj sektörünün gelişmesinde rol oynamıştır.



Aydın`a zeytinyağı rafinerisi kuruldu‏
Kaynak: Haber7.com


Aydın Ortak Girişimciler A.Ş.`nin 7 milyon YTL harcayarak kurduğuzeytinyağı rafinerisi, düzenlenen törenle açıldı.

Aydın Vali Vekili Cevdet Kuran, törende yaptığı konuşmada, Aydınlı iş adamlarının bir araya gelerek böyle bir tesisi yaratmalarından ötürü mutluluk duyduğunu belirterek, jeotermal konusunda da benzer birlikteliğin yararlı olacağını söyledi.

Aydın Belediye Başkanı İlhami Ortekin de bazı muhalif iş adamları nedeniyle tesisin kuruluşunda bazı sorunlar yaşadıklarını anlattı.Tesisin işletilmesi konusunda hiç kimsenin kuşkusunun olmaması gerektiğini ifade eden Ortekin, ""Bu tesis, hür teşebbüsün Aydın"a olan güvenini artırmıştır"" dedi.

Zeytinyağı rafinerisinin kurulduğu alana daha sonra biyodizel, pirina ve kestane işleme tesislerinin de kurulacağını açıklayan Ortekin,tesis üretime başlamadan Güney Amerika ve Japonya"da sipariş geldiğini sözlerine ekledi. Aydın Ticaret Odası (AYTO) Başkanı Mustafa Baştuğ,Aydın"da Aydınlıların ürettiği ürünleri işleyecek bir fabrikanın kurulmuş olmasının gurur verici olduğunu, başka tesislerin de kurulacağına inandığını söyledi.

Aydın Ortak Girişimciler A.Ş Yönetim Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr.Özcan Güven de, tesisin kurulması için gece gündüz çalıştıklarını belirtirken, ""Bu tesis, Aydın halkının inancı, kararlılığı, azmi ve inadı ile kuruldu"" dedi.

Konuşmaların ardından tesis, Aydın Vali Vekili Cevdet Kuran, Aydın Belediye Başkanı İlhami Ortekin, AK Parti Aydın Milletvekili Mehmet Erdem, MHP Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak ve Aydın Ortak Girişimciler A.Ş Yönetim Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. Özcan Güven tarafından hizmete açıldı.



TARİŞ'ten Yeni Zeytinyağı;Olgunca!.‏
Kaynak: www.tarimmerkezi.com
07-Eylül-2007 Cuma


Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, yeni zeytinyağı Olgunca'yı İzmir Enternasyonal Fuarı'nda tanıttı. Birlik Başkanı Cahit Çetin, Körfez bölgesinin olgunlaşmış zeytinlerinden elde edildiğini söyledi. Çetin, Olgunca'nın 500 ml'lik ambalajlarda tüketiciye sunulduğunu, altın sarısı renkli, berrak ve akışkan kıvamlı olduğunu dile getirdi. Cahit Çetin, Tariş olarak zeytin ve zeytinyağını yurtdışında tanıtmaya devam edeceklerini de ifade etti, ''Bu öncülüğümüzü sürdüreceğiz. Avrupa'da ilk mağazamızı Almanya'nın Düsseldorf kentinde 21 Eylül'de açacağız''dedi.

Monday, September 10, 2007

Yağlı bitkilerde prim sistemi değişiyor


Olay Gazetesi
11 Eylül 2007


"Çiftçiye 1,1 milyar YTL`lik ek kaynak aktarılmasını sağlayan yağlı bitkilerdeki prim sistemi, uluslarası kurallara uyumu da sağlayacak şekilde değiştirilecek. "

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, AB`ye de uyum amacıyla, halen kilo başına verilen yağlı bitkilerdeki prim sistemini, ``üretim alanı`` bazlı desteklemeye dönüştürmek üzere çalışma yapıyor. Kamuoyunun görüşüne de açılan çalışma uyarınca, çiftçiye üretim yaptığı alan dikkate alınarak temel destek ödemesi yapılacak. Ayrıca, çiftçinin kooperatif-birlik üyesi olması, makinalı hasat yapması, sözleşmeli üretime geçmesi, ürünü borsada tescil etmesi hallerinde de ek ödemeler gündeme gelecek. Sistem üzerindeki çalışmaların bu yıl tamamlanması halinde, uygulamaya 2008 yılı ürünleri için 2009 yılında geçilmesi öngörülüyor. Yeni sistemle ayrıca, destek tutarlarının 5 yıllık belirlenerek, çiftçinin uzun vadeli üretim planlaması yapmasının sağlanması da hedefleniyor.

MEVCUT SİSTEM NE?

Türkiye`de tarımsal üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle, maliyet ile piyasa fiyatı arasındaki farkın karşılanarak çiftçinin mağdur edilmemesi amacıyla, kütlü pamuk, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi, dane mısır, kanola, aspir ve zeytinyağı üretiminde, çiftçiye kilo başına ``telafi edici ödeme-prim ödemesi`` yapılıyor. Çiftçi ürünün sattıktan sonra, satış tutarına göre verilen destekler, genellikle ertesi yıl çiftçinin hesabına aktarılıyor. Prim tutarı belirlenirken, üretim maliyetleri, iç ve dış piyasa fiyatları yanında bütçe imkanları da göz önüne alınıyor. Prim ödenmesinde, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) üzerinden üretim ve ürün satış belgeleri istendiği için, üretici, üretim alanı, üretim miktarı, sertifikalı tohum kullanımı da kayıt altına alınmış oluyor.

Yağlı bitkilerde prim sistemi, "üretim alanı" bazlı desteğe dönüştürülecek


Dünya Gazetesi
11/09/2007


Zeytinyağı desteklemelerinde de alan bazlı desteğin uygun olmadığı ifade ediliyor. Zeytin üretim bahçelerinde, dekar başına dikilen ağaç açısından bir standart olmadığına dikkat çekilerek, üretim bazlı desteğin daha uygun olacağı görüşü dile getiriliyor.

ANKARA - Çiftçiye 1.1 milyar YTL'lik ek kaynak aktarılmasını sağlayan yağlı bitkilerdeki prim sistemi, uluslarası kurallara uyumu da sağlayacak şekilde değiştirilecek. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, AB'ye de uyum amacıyla, halen kg başına verilen yağlı bitkilerdeki prim sistemini, "üretim alanı" bazlı desteklemeye dönüştürmek üzere çalışma yapıyor. Bakanlık ayrıca, yağlı tohumlarda bazlı destekleme sistemine alternatif olarak, "sabit alan, sabit üretim, sabit prim" sistemi üzerinde de çalışmalar yapıyor.

Ek ödemeler olacak

Kamuoyunun görüşüne de açılan çalışma uyarınca, çiftçiye üretim yaptığı alan dikkate alınarak temel destek ödemesi yapılacak. Ayrıca, çiftçinin kooperatif-birlik üyesi olması, makineli hasat yapması, sözleşmeli üretime geçmesi, ürünü borsada tescil etmesi hallerinde de ek ödemeler gündeme gelecek.

Sistem üzerindeki çalışmaların bu yıl tamamlanması halinde, uygulamaya 2008 yılı ürünleri için 2009 yılında geçilmesi öngörülüyor.

Yeni sistemle ayrıca, destek tutarlarının 5 yıllık belirlenerek, çiftçinin uzun vadeli üretim planlaması yapmasının sağlanması da hedefleniyor.

Türkiye'de tarımsal üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle, maliyet ile piyasa fiyatı arasındaki farkın karşılanarak çiftçinin mağdur edilmemesi amacıyla, kütlü pamuk, yağlık ayçiçeği, soya fasulyesi, dane mısır, kanola, aspir ve zeytinyağı üretiminde, çiftçiye kg başına "telafi edici ödeme-prim ödemesi" yapılıyor.

2006'da 1.150 milyar YTL prim ödendi

Prim ödenmesinde, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) üzerinden üretim ve ürün satış belgeleri istendiği için, üretici, üretim alanı, üretim miktarı, sertifikalı tohum kullanımı da kayıt altına alınmış oluyor. Mevcut sistem uyarınca, 2006 yılı ürünleri için, 696 milyon YTL'si pamuk, 190 milyon YTL'si ayçiçeği, 4,8 milyon YTL'si soya, 5,5 milyon YTL'si kanola, 234,5 milyon YTL'si dane mısır, 220 bin YTL'si aspir, 13,2 milyon YTL'si zeytinyağı için olmak üzere, bu yıl üreticilere 1 milyar 149,9 milyon YTL primi ödemesi yapıldı. Geçen yıl ödenen prim tutarı 926 milyon 968,4 bin YYL düzeyindeydi.

Çiftçinin eline geçen paranın yüzde 25'ini destekler oluşturuyor

Bu arada Türkiye'de üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle, ürünlerin kg fiyatı uluslararası piyasa fiyatlarının üzerinde gerçekleşiyor. Buna rağmen bu ürünlerdeki arz açığının kapatılması için, üretim desteklerle teşvik ediliyor. Bu yüzden destekler, ürünün fiyatının önemli bir bölümünü oluşturuyor.

Bakanlık verilerine göre, geçen yıl, 600 bin hektar alanda 3,8 milyon ton mısır üretildi. Ton maliyeti 260 YTL olarak hesaplanırken, piyasa fiyatı 360 YTL (268 dolar) düzeyinde gerçekleşti. Aynı yıl itibariyle mısırın dünya piyasalarındaki ton fiyatı fiyatı 166 dolar düzeyindeydi. Arz açığını kapatmak için Türkiye'ye 220 dolardan mısır ithal edilirken, çiftçinin üretime teşviki için, ton başına, 67 YTL'si prim, 22,9 YTL'si DGD, 1,4 YTL'si toprak analizi olmak üzere toplam 91,3 YTL (telafi edici) destekleme ödemesi yapıldı. Mısırda 360 YTL'lik piyasa fiyatına karşın çiftçinin eline, desteklemelerle birlikte ton başına 451 YTL geçti. Çiftçinin eline geçen fiyatın yüzde 25'ini destekler oluşturdu.

Aynı şekilde, çiftçinin eline geçen fiyatın ayçiçeğinde yüzde 59'unu, pamukta yüzde 42'sini, kanolada yüzde 61'ini, soya da ise yüzde 70'ini devlet destekleri oluşturuyor.

Zeytin desteği üretim bazlı olacak

Diğer taraftan yağlı tohumlu bitkilerde alan bazlı sisteme geçilmesi halinde, Türkiye'de arazi tespit çalışmalarının tam olarak yapılmaması nedeniyle bazı sorunlar yaşanabileceği belirtiliyor. Bu nedenle, tapu ve kadastro kayıtlarının 2008 yılından önce tamamlanması büyük önem taşıyor.

Zeytinyağı desteklemelerinde de alan bazlı desteğin uygun olmadığı ifade ediliyor. Zeytin üretim bahçelerinde, dekar başına dikilen ağaç açısından bir standart olmadığına dikkat çekilerek, üretim bazlı desteğin daha uygun olacağı görüşü dile getiriliyor.

Bir Öykü


Zeytin Bahçesi / Fatma Papak

Resim yapmayi pek beceremezdi. Yine de en çok zeytin bahçesinde zeytin toplayan kadinlarin resmini yapmayi severdi. Büyük zeytin agaçlari çizerdi önce. Topragin üzerine erkek isçilerin agaçlardan siyirdigi zeytinleri siyah boya kalemiyle tek tek çizip boyardi. Mutlaka agaçlarin birine dayanmis bir zeytin merdiveni olurdu kocaman. Sonra renk renk salvar giymis; egilerek, yere dökülen zeytinleri toplayan kadinlar. Resmi bittiginde geriye çekilir bakardi resmine. Simsiyah zeytinler ne de güzel dururdu topragin üzerinde.

Zeytin toplamasi zordu. Soguk havada, saatlerce egilip yere siyrilan zeytinlerin toplanmasi, ayrilmasi gerekiyordu. Bu isi çok iyi beceren kadinlar vardi. Iki ellerini kullanarak, bir müzik aleti çalar gibi müthis bir uyumla toplarlardi zeytinleri. Uzun uzun zeytin toplayan kadinlarin ellerini, parmaklarinin hareketini izlerdi. Bu parmaklar kurulmus gibiydi. Hangi parmaktan sonra hangi parmagin hareket edecegi önceden belirlenmis gibiydi sanki. Genellikle önlerinde iki kapanca olurdu. Hiç sasirmazlardi. Iri siyah olanlar bir kapancaya, kizil ve küçük olanlar diger kapancaya atilirdi. Bazen de zeytinler ayrilmadan toplanirdi. Böyle olunca aksamlari evde zeytinler büyük sinilere dökülür sonra da sihirli parmaklar ise koyulurdu. Yine iri siyah olanlar bir kapancaya, kizil ve küçük olanlar diger kapancaya.

Aradan geçen yillar zeytinliklerde ve zeytin toplamada neler degistirdi, bilmiyordu. Ama o yillarda mahalle aralarinda küfeci dükkanlari vardi. Bu dükkânlarda baska becerikli eller, ince kesilmis agaç parçalarindan küfe ve kapanca örerlerdi. Iste kadinlar topladiklari zeytinleri ayirarak, önce küfelerden küçük olan kapancalara doldururlar, sonra da dolan kapancalari küfelere bosaltirlardi. Küfeler ya at arabasina ya da eseklere yüklenir, satilmak için borsaya, yag çikarilmak için yaghaneye gönderilirdi.

Ara sira zeytinlige kardesleri ile birlikte giderlerdi. En büyük zevkleri esege binmekti. Ibrahim agabey dedikleri; zayif, kara kuru bir adam zeytinlikleri ile ilgilenirdi. Ne iyi, ne güler yüzlü bir adamdi. Zeytinlige gidecekleri zaman Ibrahim agabey esegi kapinin önüne getirirdi. Özenle, ince hesaplar yaparak esegin her iki yanina küfeleri yerlestirir, sikica baglardi. O küfelerin kazayla da olsa dagildigini, iplerinin çözüldügünü hiç görmemisti. Çünkü küfelerin baglanmasi önemli ve hesap isteyen bir isti. Kendinden birkaç yas büyük agabeyi esegin semerine biner, onu esegin arkasina bindirirlerdi. Küçük, ciliz kiz kardesini de küçük bir agirlikla dengeleyerek küfelerden birine bindirirlerdi. Esegin arkasinda kendini bir masal kahramani gibi duyumsardi.

Çaliskan adamdi Ibrahim agabey. Hep neseli olarak animsiyordu onu. Karisi ile birlikte var güçleri ile kisin zeytinliklerde zeytin toplarlardi. Kis mevsiminde elleri hep çatlak ve nasirli olurdu Ibrahim agabey ile karisinin. Aslinda Ibrahim agabeyin ellerindeki nasir hiç bitmezdi ya. Zeytinlikte yemek yiyecekleri zaman ates yakardi Ibrahim agabey. Zeytin dallarini bir araya toplar, atese verirdi. Yagli zeytin dallari müthis çitirtilarla yanardi. Çatlak, nasirli ellerini hisirdatarak birbirine sürterler ve atese dogru uzatirlardi. Yemeklerinde genellikle tuzlu balik ve helva bulunurdu. Atesin karsisinda yenen bu yemek ne de tatli olurdu.

Küçük bir deniz motoru vardi Ibrahim agabeyin. Zeytinliklerde is olmadigi zamanlar balikçilik yapardi. Dizlerine kadar çikan lastik çizmeleri ayaklarinin islanmasini engellerdi. Denizde suyla, balikla oynayinca islanmamak için önlemler alinmaliydi. Basindan ucu sivri takkesini de hiç eksik etmezdi. Camiye gidenlerin giydigi takkelere benzemezdi Ibrahim agabeyin takkesi. O takkeyi gören herkes onun balikçi oldugunun anlardi. Bir çesit balikçi sembolüydü, Ibrahim agabeyin takkesi.Yaz gelince de motoruyla turistleri gezdirirdi.

Bahçe içinde iki odali küçücük bir evde yasiyorlardi. Ne temiz bir kadindi Aysel abla. O küçücük evi daginik gören olmamisti hiç. Kisin zeytine gidecegi zaman bile aksamdan evin bütün islerini yapardi. Evini temizler, ertesi günün yemegini hazirlardi. Iki çocuklari vardi; biri kiz, biri erkek. Ibrahim agabey bu kadar çok çalismasinin tek nedeninin çocuklarini iyi yetistirmek oldugunu söylerdi hep. Çok ugrasmisti Ibrahim agabey çocuklarini okutmak için. Kizinin ögretmen olmasini istedigini söylerdi sik sik. Önce oglu okulu birakti. Babasi gibi bir balikçi beresi geçiriverdi basina bir gün. Ayaklarina da uzun lastik çizmeler. Ne kadar üzülmüstü Ibrahim agabey oglunu kendinin bir kopyasi olarak karsisinda görünce. Bir süre sonra da kizi okumayacagini söylemisti. Kendi eline geçmeyen firsatlari çocuklarina tanimisti. Yazin sicakta, kisin sogukta yilmadan çalismisti. Ne hayaller kurmustu çocuklari için. Okuyacaklardi. Kisin sogukta elleri çatlamayacakti onlarin. Isinmak için zeytin dallarinin çitirtilarina ihtiyaç duymayacaklardi. Onlar da sadece merak ettikleri için zeytin bahçesine gelecekler, zeytin toplayan kadinlarin parmaklarinin ustaligini izleyeceklerdi. Sadece degisiklik olsun diye zeytin bahçesinde tuzlu balikla helva yiyeceklerdi. Esegin üzerinde zeytinlige giderken onlar da kendilerini birer kahraman gibi duyumsayacaklardi.

Ibrahim agabey ugrasarak, didinerek bir seyleri degistirebilecegine düsünmüstü yillarca. Bu fikre öyle inanmisti ki hayatinin en zor anini oglunu balikçi çizmeleriyle, kizini da süpürgesi ile karsisinda gördügünde yasamisti. Çok üzüldü Ibrahim agabey. Günlerce evden disariya çikamadi. Ama zaman en büyük ilaçti. O ilaci herkes gibi Ibrahim agabey de kullandi. Simdi oglu ile birlikte baliga çikiyorlar. Yaz gelince birlikte turistleri gezdiriyorlar ve zeytin toplamaya birlikte gidiyorlar. Iri siyah olanlar bir kapancaya, kizil ve küçük olanlar diger kapancaya.

Friday, September 07, 2007

Taviloğlu: Sofralık zeytinde sıkıntı yaşanacak‏


DÜNYA GAZETESİ BURSA
06/09/2007


Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Refi Taviloğlu, bu yıl Türkiye genelinde yaşanan kuraklığın bölge zeytinciliğini de olumsuz etkilediğini belirterek, "Bölgemizde rekolte tercih edilen tanelerden ziyade, piyasada fazla değer bulmayan orta ve küçük tanelerden oluşacağı için ürünün alım satımı ve tüketiminde ciddi problemler yaşanacak,"dedi. Marmara Bölgesi'nin güneyinde zeytinlerin tane yapısının bugün itibariyle mevsim şartlarına göre oldukça küçük kaldığını dile getiren Taviloğlu, "Yani hem miktarda, hem de tane yapısında ciddi olumsuzluklar görülmektedir. Kuraklığın devam etmesi halinde özellikle tanenin gelişmesi ve olgunlaşması aşamasında ilave olumsuzlukların yaşanacağından endişe ediyoruz," diye konuştu.

Arz-talep dengesizliği yaşanacak

Hasat döneminde piyasada ekonomik değeri düşük olan ve pek alım satım görmeyen küçük taneli bir rekolte oluşacağını kaydeden Taviloğlu, "Bu da piyasada ayrıca bir dengesizlik yaratacaktır. Bu tanelerde oldukça yüksek bir arz fazlası yaşanacağını tahmin ediyorum. Tabii bu arz fazlası karşısında piyasa değerinin de daha düşük olması nedeniyle üreticinin buradan olumsuz etkilenmesi beklenmektedir. Bu nedenle bölge zeytinciliğinde bu yıl bir genel olumsuz gelişmenin yaşanacağından endişe ediyoruz. Zaten kısmen de yaşamaktayız.

Bölgemizde rekolte tercih edilen tanelerden ziyade, piyasada fazla değer bulmayan orta ve küçük tanelerden oluşacağı için ürünün alım satımında, tüketilmesinde ciddi problemler yaşanacak. Bu arz fazlası olumsuz şekilde üreticiye yansıyacaktır. Bu da tabii bölge zeytinciliğinde bir sıkıntı meydana getirecek. Sofralık zeytinde ortanın üstü ve iri zeytinler tercih ediliyor. Onun için bu yıl sıkıntı olacak. Kaldı ki, son 2 yılda, bu yılki tane büyüklüğünde olan, hem üreticinin elinde hem tüccarın elinde hem de Marmarabirlik'in elinde birikmiş stoklar vardır. Bu stok fazlasını eritmeye çalışırken, yine aynı nitelikte yoğun bir rekolteyle karşılaşılacak."

Birlik olarak ortaklarının bu durumu en az zararla atlatabilmeleri için gereken tedbirleri almaya çalışacaklarını anlatan Taviloğlu,şöyle konuştu:

"Ama burada önemli olan, üreticinin bu özellikteki zeytini değerlendirmekte çekeceği sıkıntıdır. Muhtemelen bunun da çözümlenmesi için sofralık değerinde olan bu ince tanedeki zeytinlerin bir şekilde direkt olarak üretici nezdinde desteklenmesi gerekiyor. Yani arz fazlası karşısında oluşacak piyasa fiyatıyla, o nitelikteki bir sofralık zeytinin maliyeti ve olması gereken fiyat arasındaki farkın bir şekilde doğrudan destek olarak üreticiye sağlanması gerekir ki üretici biraz nefes alabilsin. Yoksa piyasa şartlarıyla üreticinin rahatlaması pek mümkün değil."

"Damla sulamaya geçilmeli"

Taviloğlu, zeytincilerin artık bahçelerini sulamaya başlaması gerektiğini ifade ederek, üreticilerin devletin damla sulamada verdiği desteği değerlendirerek bir an önce bahçelerinin sulanması konusunda önlem almaları gerektiğini vurguladı.

Zeytine farklı teşvik sahte fidan satışını başlattı‏


Sinan Doğan / REFERANS GAZETESİ
06.09.2007


Bakanlığın Gemlik zeytinine 45 YTL, Ayvalık cinsi zeytine ise 250 YTL destek uygulaması sektörde sahteciliğe yol açtı. Birçok yörede Gemlik çeşidi Ayvalık olarak satılırken bakanlık inceleme başlattı.

Dünya zeytinyağı piyasalarını yönlendirmeyi hedefleyen Türkiye'nin yanlış destek politikası, sektörde sahteciliğe ve kaçakçılığa yol açtı. Gemlik cinsi zeytin fidanı, Türkiye'nin farklı bölgelerinde Ayvalık cinsi olarak satılmaya ve dikilmeye başlandı.

Yaklaşık 100 milyon adet olan zeytin ağacı varlığını artırmak için iki yıl önce üreticiye dekar başına destek uygulaması başlatan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ne cins olursa olsun zeytin diken üreticiye ilk önce 30 YTL, daha sonraki yıl ise 250 YTL ödemeye başladı. Ancak bu yıl başında alınan karar ile yağının ve danesinin yeterince kaliteli olmadığı gerekçesiyle Gemlik zeytinine verilen destek 45 YTL'ye indirildi. Ayvalık cinsi zeytine ise 250 YTL destek ödemeye devam edildi. Ayvalık cinsinin az üretildiğini ve iki cins arasında destek farkını gören bazı kooperatif, firma ve şahıslar, Bursa Orhangazi,Kuzey Ege ve İzmir'deki fidanlıklardan aldıkları Gemlik zeytinini özellikle Çukurova ve Güneydoğu Anadolu'da sahte sertifikayla Ayvalık fidanı olarak satmaya başladı.

Giderek artan sahte ticaretten hem fidan hem zeytin üreticileri mağdur olurken devlet de Ayvalık diye Gemlik fidanına dekar başına 205 YTL fazla destek vermekten dolayı zarara uğradı. Fidan üreticilerinin şikâyet ve ihbarlarını değerlendiren Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, konu hakkında inceleme başlattı.Tarım il müdürlüklerine gönderilen yazıda, sertifika ve fidan ticaretinin bundan böyle sıkı şekilde takip edilmesi istendi.

Usulsüzlüğe destekleme farkı yol açtı

Torbalı'da bulunan Yeşilce Zeytin Fidanlığı'nın sahibi Ülker Dikmelik, bir süre önce Manisa'da faaliyet gösteren bir kooperatife 16 bin adet Gemlik cinsi zeytin fidanı sattığını ancak kooperatifin fidan parasını ödemediğini söyledi. Yaptıkları araştırmada fidanların izine Hatay'da rastladıklarını ifade eden Dikmelik, "Zeytin fidanlarının büyük kısmının Ayvalık cinsi diye ve sahte sertifikalarla başka üreticilere satıldığı ortaya çıktı. Yargıya intikal eden duruma ne yazık ki basit bir alacak-verecek davası olarak bakıldı. Birçok yörede Gemlik çeşidinin Ayvalık olarak satıldığını öğrendik. Bunun üzerine Tarım Bakanlığı fidancılardan kime, ne kadar, hangi tarihte fidan satıldığının listesini istedi. İki cins arasındaki destekleme farkının büyük olması ve kontrollerin güçlüğü bu tür usulsüzlüklere zemin hazırladı. Burada sertifika etiket seri numaraları takip edilmeli. Kontroller yapılırsa usulsüz ve haksız ödemeler geri alınabilir" diye konuştu.

Türkiye'de bu sezon için 10 milyon sertifikalı zeytin fidanı üretildiğini kaydeden Dikmelik, fidanların yüzde 85'inin Gemlik olduğunu, talep edilen miktarda Ayvalık ve diğer cins zeytinlerin yetiştirilmesinin 3-4 yıl alacağını kaydetti.

Zeytinyağında fiyat artışı ve desteklerden dolayı 2 yıl önce hızla artmaya başlayan zeytin yatırımlarının hız kestiğini dile getiren Dikmelik, "10 yıl önce 2.5 milyon fidan dikilirken, bu sayı 10 milyona çıktı. Ancak destek tebliğinin değişmesi satışları hızla kesti. Geçen yılın aynı dönemine göre satışlarımız yüzde 80 oranında düştü" dedi.

Fidancıyla üretici mahkemelik

Bursa-Orhangazi'de faaliyet gösteren Çancı Zeytin Fidanlığı'nın sahibi Oktay Çancı ise sahte sertifikalardan dolayı mağdur olanlardan. Çancı,"Bize ait sertifika bilgileri, bazı firmalar tarafından sanki bizden fidan alınmış gibi kullanılıyor. Bu sefer bizim gerçekten satış yaptığımız üretici desteklerden yararlanamıyor. Bu nedenle üreticilerle mahkemelik olduk. Şimdi Tarım Bakanlığı müfettişleri inceleme başlattı. Gerçeklerin bir an önce ortaya çıkmasını istiyoruz" diye konuştu.

Çoğu Gemlik cinsi olmak üzere yılda 600 bin adet zeytin fidanı ürettiklerini dile getiren Çancı, destekleme miktarının değişmesinden dolayı da satışlarının bıçak gibi kesildiğini ve bu tür usulsüzlüklerin ortaya çıkmaya başladığını kaydetti.

Zeytin varlığında 10 yılda büyük sıçrama

* Asgari 10 dekara sertifikalı zeytin dikimine destek veriliyor.
* Destekleme ile 2 yılda 25 milyon zeytin dikildi.
* Dikilen zeytinin yüzde 85'i Gemlik cinsi.
* Çok sayıda sanayici ve tüccar zeytin plantasyonları kurdu.
* Zeytin fidanı üretimi de 50 milyon adede çıktı.
* Zeytin varlığı 10 yılda 85 milyondan 125 milyona ulaştı.
* Tebliğin çıkmasıyla satışlar yüzde 80 düştü.

MARMARABİRLİK: Zeytine Zam Yok‏


Ticaret Gazetesi
05-Eylül-2007


Ramazan öncesi birçok gıda maddesinde zam sağanağından söz edilirken,zeytinin patronu konumundaki MARMARABİRLİK'ten, Ramazan öncesi zeytine zam yapılmayacağı açıklaması geldi. MARMARABİRLİK Yönetim KuruluBaşkanı Refi Taviloğlu, Ramazan öncesinde pek çok üründe fiyatlarınyükselme gösterdiği, buna rağmen sofraların değişmezlerinden olanzeytine zam yapmayacaklarını söyledi.

MARMARABİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Refi Taviloğlu konuya ilişkinaçıklamasında, Ramazan öncesinde ve Ramazan süresince zeytinde fiyatdeğişikliğine gidilmeyeceğini işaretleyip altını çizerken, bu konudakararlılıklarını dile getirdi.

Bu arada, tüketicileri sağlıksız koşullarda üretilen ve ambalajsız satılan ürünlere itibar etmemeleri konusunda da uyaran Taviloğlu,vatandaşların MARMARABİRLİK markalı zeytinleri güvenle yiyebileceğini vurguladı.

MARMARABİRLİK Yönetim Kurulu Başkanı Refi Taviloğlu, "Türkiye'nin enbüyük zeytin kuruluşu MARMARABİRLİK'in, zeytin piyasasında bir dengeunsuru olduğu dikkate alındığında, kahvaltı sofralarının vazgeçilmezizeytini, tüketici bir süre daha zamsız yiyebilecek" diye konuştu.

Tuesday, September 04, 2007

Akhisar’ dan Ekonomi Canlı Yayında!


Kaynak : http://www.akhisarhaber.com

Akhisar (Barış GEZİCİ)


Yayın hayatına yeni başlayan ve Ege’ de ekonominin nabzını tutarak canlı yayınlarda bulunan Yeni Asır TV dün Akhisar’ da Bülent Ciğeroğlu Kültür Salonunda canlı yayın yapıldı. Yaklaşık 1 buçuk saat süren ve İsmail Uğuralp’ in sunduğu programa Akhisar Belediye Başkanı Salih Hızlı, Akhisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Ali Erdayıoğlu, Akhisar Ticaret Borsası Önder Yamanel, Akhisar Ziraat Odası Başkanı Naci Özkara, Akhisar Genç İş Adamları Derneği Başkan Yardımcısı Vehbi Bakırlıoğlu, Manisa İl Genel Meclis Üyesi Kefayettin Öz, Zeytin Dostu Derneği Başkan Y. Mustafa Alhat programa konuk olarak katıldı.

Akhisar Belediye Başkanı Salih Hızlı :
“Ekonomiden önce Akhisar coğrafi olarak, Ege Bölgesinde Manisa’ nın ilçesidir ve ayrıca Ege bölgesinin en büyük ilçesidir. 180 bine nüfusa sahip ilçemizin yaklaşık 100 bini ilçe merkezinde yaşarken diğer nüfus köylerde ikamet etmektedir. Akhisar stratejik bir konum itibari ile İzmir-İstanbul karayolu ve İzmir – Ankara Demiryolu üzerindedir. Akhisar’ ın tarihi olarak da 5 bin yıllık bir geçmişi vardır. Akhisar ekonomik olarak tanımlamak gerekirse tarıma dayanan bir ekonomisi vardır. Ancak büyük bir geçiş söz konusudur, Akhisar sanayileşmeye doğru da iyi bir adım atma çabası içerisindedir. Oda başkanları ile birlikte bunları doğru bir şekilde anlamaya çalışıyoruz. Şu anda bir organize sanayi bölgemiz var, ve şu anda kuruluş aşamasında olan bir İhtisas Zeytin Organize Sanayi Bölgemiz çalışması vardır. Bunun yanında tavukçuluk sektörünün Türkiye’ deki büyüklerinden birisi yine Akhisar’ dadır, büyük bir seramik fabrikası vardır. Zeytin de Akhisar için çok önemlidir, yaklaşık 300 tane zeytin işletmemiz, 30’ u aşkın zeytinyağı fabrikamız vardır. Bunlar biraz yer sıkıntısı yaratmaktadır, bunu da ihtisas zeytin organize sanayi bölgesi ile çözmek istiyoruz."

Akhisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Ali Erdayıoğlu :
“Akhisar’ da geleceği ile önü açık bir kenttir. Özellikle son zamanlarda bundan 15 yıl öncesinde tütün olan kentimiz, 10 yıldan bu yana tütün zeytine dönüşmüştür. Zeytin ve zeytinyağı ile şu an Türkiye’ de Akhisar markası adı altında birincisi sırada olan bir kent diye yorumlayabiliriz. Bizler ağırlımızı geleceğimiz olan zeytin’ de arıyoruz. Zeytin üzerine bir çok firmamız vardır. Odamızın 1600 üyesi vardır, bunların bin 400’ ü faaldir. Odamıza kayıtlı 300 firma zeytin ve zeytin yağı firması olarak kayıtlıdır. Tekstil, plastik, makine, serbest meslek üzerine bir çok firma da odamıza kayıtlıdır."

Akhisar Ticaret Borsası Başkanı Önder Yamanel:
“ilçemizdeki zeytin ağacı sayısı 10 milyon civarındadır, bunun 6 milyon adedi mahsul veren ağaçtır, 4 milyonu ise meyve veren yada yeni dikilmiş ağaçlardır. Türkiye’ de üretilen gelincik siyah zeytinin yüzde 35 i, gelincik yeşil zeytininde yüzde 80’ i Akhisar’ da üretilmektedir. Buradan 15 bin aile geçimini sürdürmektedir. Akhisar artık Zeytinin başkentidir. Akhisar’ da birinci sınıf işletme ruhsatı almış işletmelerde sağlıklı zeytin ve zeytinyağını bulabilirsiniz. Borsamıza kayıtlı 360 adet üyemiz vardır, ağırlık olarak zeytin ve zeytinyağı, diğerleri toprak mahsulleri, pamuk, üzüm, zahire gibi çeşitli üyelerimiz vardır. Bunların 12 adeti ihracatçıdır, bunlar zeytin, zeytinyağı, tavuk, karışık sebze, domates salçası ihracatları Akhisar’ dan yapılmaktadır.

Organik Tarıma Mutlaka Geçilmelidir
Tarımda çalışan insan sayısını azaltmak gerekmektedir. Bunu da tarım sanayisine geçerek yapabiliriz. Büyük işletmeler kurarak istihdamı ve katma değeri artırılarak maliyetin düşmesi sağlanacaktır. Zeytinyağının hammaddesi olan zeytin tanesine de prim verilmesi gerekmektedir, öyle bir prim verilmesi lazım ki rakip ülkeler seviyesinde ürünlerimizi üretelim ki ihracatta rekabet etme şansımız artsın. Bizim hükümetimiz rakip ülkelerin ihracatçısına verdiği özeni kendi üreticisine de vererek rekabet ortamını eşitlemesi gerekmektedir. Zeytin ve zeytinyağı tüccarına veya müstahsiline o kadar prim vermeli ki biz o kişilerle rekabet edelim. Bizlerin zeytin ve zeytinyağları alıp Ayvalık körfez markası adı altında satmaktadırlar. Organik tarım da çok önemlidir, artık organik tarıma da geçiş yapılması gerekmektedir.

Akhisar Ticaret Borsamızın amacı Akhisar zeytinini ve zeytinyağını yurtiçinde ve yurtdışında en iyi şekilde tanıtmak, ürünlerin gerçek fiyatlarını ve müşteri bulmasını ve pazarlamasını sağlamaktır, çiftçilerimizin örgütlenmesini yardım etmek ve gelişmesini sağlamaktır. İzmir-İstanbul yolu üzerinde zeytin ve zeytinyağı satış işlemleri yapmak istiyoruz. İnsanların gelirini nasıl arttırmalıyız, eğitim düzeyinin ne olması gerekir, çevremizi nasıl koruyabiliriz daha güzel yapabiliriz yani bunlar için belediye çalışması gerekir, bunları düşünmesi gerekir. Allah razı olsun bunları da düşünüyorlar. Bunu söylüyorum yol üzerine satış dükkanlarının yapılması Akhisar ekonomisini bir misli arttıracaktır. Akhisar’ a tarım ürünlerinden 500 milyar giriyor, bunların 300 milyarı zeytin ve zeytin yağından giriş olmaktadır."


Akhisar Genç İş Adamları Derneği Başkan Yardımcısı Vehbi Bakırlıoğlu :
“Genelde Akhisar ekonomisi Zeytin ve Tarım üzerine kurulmuştur. Akhisar hakikaten zeytin ve tarım şehridir, sanayisi de bu zeytin ve tarıma dayalı sanayisi vardır. Zeytin işletmecisinin içinde bulunduğu bir çok sorun vardır. Burada üzerine durmak istediğim konu vardır. Devletimizin Akhisar’ a iki tane büyük sözü vardır, devletlerde devamlılık vardır, yani bir önceki hükümetin verdiği sözü bir sonraki hükümet bunları yapmak zorundadır. 32 yıldır Akhisar il olma vaadi ile yıllarca uyutulmuştur. Bana göre devletimizin Akhisar’ ı layik olduğu yere getirip il yapması gerekmektedir. Çünkü ben 32 yaşındayım, 32 yaşına kadar 2 tane milletvekili gördüm, şu anda Akhisar Manisa’ nın en fazla seçmen sayısı olan ilçedir. Yaklaşık Türkiye’ nin çeşitli yerlerinde 25 bin seçmen dahi bir milletvekili seçmektedir. 80 bin seçmenimiz bir tane dahi milletvekili seçememiştir. İl olsak, bizim derdimizden anlayan bizim sorumlarımıza ortak olan çözümler üretebileceğimiz, Ankara’ da insanımız olacak, ama böyle bir ortamımız yoktur. Bu bakımdan Akhisar’ ın il olması bence ekonomide Akhisar’ ın önünü açacaktır. Akhisar Genç İş Adamları Derneğimize ait şu anda 50 adet üyemiz vardır. Genelde ağırlık zeytin üzerine firmalardan oluşmaktadır, bunun yanında sanayici arkadaşlarımız da vardır. Akhisar’ da öyle bir şey ki esnaf insanlarımız da zeytin ve tarımı ek gelir olarak kullanmaktadır. Bir şekilde onları da ekonomide bu şekilde bir rol oynamaktadır. Bir de devletimizin bize verdiği yapacağım dediği fakat yapmadığı, Akhisar Sigara Fabrikası, ben 32 yaşındayım ben doğduğum zaman kurulmuş ve bu zamana kadar 300 milyon dolar harcanmış ve halen daha harcanmaktadır. Fakat ortada bina var, yer var her şey var, makinesi olmayan bir fabrika var. Yıllardan buyana bu fabrika hep çalışacak dediler ancak bir türlü faaliyete geçmedi. Şu anki hükümet bunu söz vermedi ama bir önceki verilen sözlerin tutulması vaadinde bu sözleri yerine getirmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir."

Zeytinyağına 1 YTL, Zeytine 20 kuruş prim verilmesini istiyoruz

Zeytin Dostu Derneği Bşk. Y. Mustafa Alhat :
“Zeytin Akhisar için bir bütün ifadesi olarak kullanabiliriz. Bu maksatla kurulan zeytin derneğini kurduk ve bizlerde içerisinde olmak istedik, dergisi olan derneğimiz Avrupa’ ya gezintiler düzenlemektedir. Amacımız öncelikle çifçilerimizin ve üreticilerimizin belli bir kalite anlayışı içerisinde oturmasını sağlamak, bu kaliteyi ortaya çıkardıktan sonra bu kalitenin tüketiciye yansıması ve arttırılmasıdır. Ülkemiz yağ açığı olan bir ülkedir, ithalat yapılıyor ve petrolden sonra en yüksek ithalatı biz genetik yağda yapıyoruz. Böyle bir döviz kaybı varken bunun yanında zeytinyağımız yeterince tüketilmiyor, bunu da ihracat yapmamız gerekiyor. Öncelikle zeytinyağının kendi içimizde tüketebileceğimiz bir ürün olduğunu düşünüyorum. Akhisar’ ımıza gelecek olursak, Akhisar’ ımız gerçekten son 20 yılda zeytin üzerinde önemli bir aşama kaydetmiştir. Sofralık zeytin ile başlayan serüven şimdi de zeytinyağı ile belli bir seviyeye gelmektedir. Akhisar’ ımızın bu potansiyeli zannediyorum ki daha da güçlenerek büyüyecektir.

Tarım ürünleri bütün dünya’ da desteklenen ürünleridir. Yani sadece zeytin veya diğerleri değil tamamı desteğe muhtaçtır daha sonra bunlar kendi kendine yürüyebilir. Zeytin’ e destek verilmesi gerekmektedir, yoksa düşüler meydana gelecektir. Dernek olarak bir ytl zeytinyağı prim verilmesini, 20 kuruşta sofralık zeytine prim verilmesini istiyoruz. Bunun sağlayacağı yararlar sadece çiftçinin gelirini arttırmak değil aynı zamanda kayıt dışı dediğimiz sisteme girmemiş bir çok üreticiye ulaşılacaktır. Kayıt sisteminin bir an önce gelmesi gerekmektedir. Bu primler markalaşmayı da hızlandıracağını umuyoruz,” dedi.

Tariş sadece umut aşılıyor ama o da Fiskobirlik gibi miadını doldurdu


Ayşegül Sakarya
REFERANS GAZETESİ/30.08.2007


Türkiye'de son birkaç yılda ağaç sayısında ciddi artış başladı. Zeytin ağacı varlığı yüzde 50 arttı. Yeni ağaçların devreye girmesiyle birlikte birkaç sene içinde dünya üretiminde birinci olabiliriz.

Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Ölken, ihracatta son 2 yıldır kan kaybedildiğini bunun da sebebinin Tariş'in müstahsilleri yanlış yönlendirmesi olduğunu belirterek, "Çünkü Birlik, ayakta kalmak için bir takım çabalar içinde. Tariş artık Fiskobirlik gibi miadını doldurdu. Şu anda yaptıkları tek şey üreticiye umut aşılamak" diyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın üreticiye verdiği 11 YKr'lik desteği yetersiz bulan zeytin ve zeytinyağı sektörü, heyecanlı bir bekleyiş içinde. Beklentilerini yeni hükümete ileten sektör, çözüm bulunmaması durumunda miting düzenlemeyi planlıyor.

Zeytindostu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Metin Ölken, Türkiye'nin dünyanın en büyük zeytin ve zeytinyağı üreticilerinden biri olabilmesi için öncelikle üreticinin desteklenmesi gerektiğini belirtiyor. "Biz sanayici, ihracatçıyız üretici değiliz. Ama bu işin üreticiden başladığına ve üreticinin kuvvetli olması gerektiğine inandığımız için bir şeyler yapmaya gayret ediyoruz" diyen Ölken, üretici birliği olarak Tariş'in yeterince destek vermemesinden şikayetçi. Prim desteğinin artırılması durumunda kayıtdışının önüne geçilebileceğini kaydeden Ölken, "Kilo başına ilk üretim primi 40 cent olarak verildi. O zamanın şartlarında bu rakam üreticiyi tatmin etti. Herkes prim alabilmek için kayıt altına girdi. O yıllardaki vergi toplanma oranına baksalar primin devlete maliyetinin çok daha düşük olduğunu görecekler" dedi.

Kilo başına 11 Ykr olarak belirlenen prim fiyatının 1 YTL'ye çıkartılmasını talep ediyorsunuz. Bir gelişme var mı?

Ben aslında hayal kırıklığı içindeyim. Biz sanayici, ihracatçıyız üretici değiliz. Ama bu işin üreticiden başladığına ve üreticinin kuvvetli olması gerektiğine inandığımız için bir şeyler yapmaya gayret ediyoruz. Onların harekete geçmesini istiyoruz. Ancak üreticinin üzerindeki ölü toprağını görünce üzülüyorum. Bütün üreticiler destek verecekmiş gibi görünüyor, ama bunu kendileri örgütlemeleri gerekiyor. Tariş'in üreticileri harekete geçirmesi gerekiyor.

Tariş, miting düzenleme kararınıza mesafeli yaklaşıyor?

Miting lafını yanlış anlamayın. Burada amaç talebi anlatmak. Biz miting yapalım derken kırmak yıkmak için yapalım demiyoruz. Tariş Başkanı Cahit Çetin de bize destek verdiğini söylüyordu. Fransa'da süt üreticileri sorun çıktığında yollara süt döktüler, tankerlerle yolu kestiler. Biz böyle bir söylemle gerekliliği dile getiriyoruz. Buna başta Tariş sahip çıkmalı. Hak aramak, talebini duyurmak için gerekirse sert adım atacaksın. Sonuçta isteğimize duyarsız kalırlarsa duyurmak için böyle bir miting yaparız.

1 YTL istediklerinizi karşılayan bir rakam mı?

Primin yeniden yapılandırılması gerektiği bir noktadayız. 3-5 YKr mavi boncuk gibi dağıtılacağına hiç dağıtılmasın daha iyi. Aslında önemli olan 1 YTL değil. 1 YTL sembol. Artık primin neden verildiği ve nasıl verilmesi gerektiği tartışmaya açılmalı. Bu 55 YKr da 10 YKr de olabilir. 1 YTL bizim derdimizi anlatmamız için çok iyi oturuyor. Aslında bilimsel bir çalışma yapılıp ne kadar ihtiyacı olduğuna dair
net bir rakam ortaya konmalı.

Maliyetin yarısı gibi bir rakam konuşuluyor...

Kilo başına ilk üretim primi 40 cent olarak verildi. 40 cent'in bugünkü kurla hesabı 50 kuruştan biraz fazlaya denk geliyor. 40 cent o zamanki üretim maliyetleri daha az olduğu için insanları tatmin etti. Şimdi olması gereken 80-70 cent. Bu çok uçuk bir rakam değil. Ülkenin imkanları eksik diye düşünmeyin. Keşke prim 40 cent olduğunda
zeytinyağı sektöründen ne kadar vergi toplandığına dair bir araştırma yapılsa. Çünkü primi almak için herşeyin kayıtlı olması gerekiyor. 40 cent olduğunda herkes kayıt içine girdi. Sektörün içinde bir insan olarak insanların nasıl fatura peşinde koştuğunu biliyorum. 10 kuruşken hiç umursamadıklarımı biliyorum. Vergi toplanma oranına baksalar primin belki de devlete maliyetinin çok daha düşük olduğunu görecekler.

Pek çok sektör kuraklıktan dolayı rekolte düşüşü yaşadı. Sizde böyle bir beklenti var mı?

2007-2008'de rekolte önceki yıllara göre düşük çıkacak. Normalde, 120 bin ton üretim olur, 140 bin tonlara çıkarız derken bu sene 80 bin ton rekolte bekliyoruz. Zeytin ağacı sıcak açısından dayanıklı bir ağaç. Bugünden yarına hemen kurumaz. Bu yıl yeterince rekolte olmamasının temel sebebi, mayısta çicek açtığında ağaçlar tekrar meyveye dönerkenki süreçte, sıcak yüzünden çiçekler yandın ve meyve bağlayamadı. Çiçeğin meyveye dönüşeceği süreçte belli bir iklim koşulu lazım. Mesela beklenmedik bir şekilde mayısın ortasında hava sıfıra düşerse isteği kadar yağış alsa da rekolte iyi olmaz. Bu tamamen yağmurun eksikliği ile ilgili değil. Yeterince meyve bağlasaydı zeytin taneleri küçük olacaktı. Yemeklerde zeytin konusunda sıkıntı olabilirdi. Ama yağda bu sefer sorun olmazdı. Artık üreticiler damlama sulama yapıyor. Damlama sulama yapılan yerlerde son derece verimli ağaçlar oluyor,diğerinde ise su sıkıntısından dolayı zeytin tanecikleri büyümüyor. Kuraklık diyorlar, Türkiye'nin geneli yüzde 20 az yağış aldı. Birden az yağış aldı diye Türkiye'de felaket senaryoları yazılıyor. Sonuçta bizim hazırlanmamız lazımdı. Mesela 97-99 yılları arasında dünyanın en büyük üreticisi İspanya'da aynı sorun yaşandı. Kuraklık yüzünden rekolte düştü. Tüm dünyada genelinde fiyatlar iki katına kadar çıktı. Bu tecrübeden sonra İspanya'da damlama sulama ile tarım yüzde 50'inin üzerine çıktı. Şimdi yağış az gibi bir sorunları yok. İspanya örneği varken önümüzde, biz neden önlem almadık diye üzülüyorum.

Türkiye üretimde İspanya'nın yerini alabilecek mi?

2002 hükümeti ile birlikte zeytincilere prim verilmeye başlandı. Dekar başına ciddi para verdiler. İhracatçı birlikleri uzun yıllardır üretimin istikrara kavuşması için kampanyalar yapıyor, çiftçiye yardım ediyordu. 2000'den sonra primlerin de etkisiyle üreticiler zeytin dikmeye başladı. Hem sertifikalı fidan yetiştiricilerine hem de fidan dikenlere destek verilmesi sektörü olumlu etkiledi. Dolayısıyla Türkiye'de son birkaç senede ağaç sayısında ciddi artış başladı. Zeytin ağacı varlığı yüzde 50 arttı. Yeni ekilen ağaçların genç olmaları, budama tekniğinin geliştirilmesi gibi sebeplerden verimliliği arttı. Şimdi yeni ağaçlar devreye girmeye başladı. Her sene devreye ortalama 5 milyon yeni ağaç giriyor. Bu ağaçlar ilk sene 5 kilo, öbür sene 20 kilo vermeye başlıyor. Seneden seneye ürün sayısı katlanarak artıyor. Türkiye zaten sofralık zeytinde dünya üretiminde İspanya'dan sonra 2.durumda. Bu büyümeyle İspanya'yı geçeriz. Zeytinyağında ise 6. sıradayız. İlk üçe gireriz diye düşünüyorum. İki üç sene içinde ciddi üretim sıçramaları göreceğiz. Tabii ki, iklim şartları çok önemli ama küresel ısınma çok etkili olmaz. Çünkü zeytin sıcağa alışkın bir ürün. Türkiye'de tek sıkıntı tip açısında olabilir. Son yıllarda hep Gemlik
tipi zeytin ağacı dikildi. Gemlik yemeklik bir zeytin tipidir ve tuzlu olduğu için daha çok iç piyasada tercih edilir, ihracatı azdır. Türkiye'de Gemliği tüketecek potansiyel yok. Ama herkes 3. senede ürün verdiği ve yağ içinde kullanıldığından dolayı Gemlik'i tercih etti. Türkiye'nin Gemlik'ten farklı türlere ihtiyacı var. Onlar dikilseydi daha iyi olurdu.

O zaman her zamanki gibi teşvik konusunda hata yapıldı...

Aslında bakanlık AB çerçevesinde düşündü. Eğer Türkiye AB'ye entegre olursa çiftçi prim alacak. AB'ye girdiğinizde ürününüz ne kadarsa ona göre prim alıyorsunuz. Ondan sonrakinde prim gelmiyor. Bu yüzden hemen ağaçlar ürün versin diye düşünüldü. Bu sene başında konu biraz gündeme gelince Gemlik fidanının dikim primini 5'te 1'e düşürdüler. Bu sefer fidancılar isyan etti, ürünlerimiz elimizde kalacak diye. Kaynaklar daha iyi kullanılarak çok daha randımanlı olabilir. Bir de önemli olan
insanların motivasyonlarını kaybetmemeleri. İki senedir bu tehlike başladı. Piyasaların gelişmesi başta üreticiler olmak üzere motivasyon kaybı ortaya çıkmasına neden oldu. Bu sektörün hem iç pazarda hem ihracatta satışları artmıyor.

İhracat ayağında durum nedir?

İhracatta son iki yıldır kan kaybediyoruz. Bu sene ihracatta ciddi bir düşüş bekliyoruz. Bunun sebebi de Tariş'in müstahsilleri yanlış yönlendirmesi. Çünkü Tariş ayakta kalmak için bir takım çabalar içinde. Tariş artık Fiskobirlik gibi miadını doldurdu. Tariş'in sektöre geçmiş senelerdeki katkılarını inkar edemeyiz. Ama artık işler değişti. Şu anda yaptıkları tek şey üreticiye umut aşılamak. Fiyat yükselecek, satmayın demek. Tariş Başkanı Cahit Çetin'in martta yapılan genel kurulda fiyatların 3200 euro olacağına ilişkin açıklamaları var. Bugün fiyatlar 2200 euro. Birileri hesap sormalı. Bu sene özel bankalar üreticiye 100 trilyon kredi verdi. Böylece
finansman sıkıntıları kalmadı. Ürün 3.5 YTL iken birileri 7 YTL olacak deyince üretici satmadı. Şimdi ne oldu? Bugün ürününü istese bile satamaz oldu. Türkiye şu anda sürünerek ihracat yapıyor. Normalde ayda 5-7 bin ton ihracat yapılacak bir ülkede bin ton yapıldığı için ürün müstahsilde duruyor. Dünya genelinde üretim beklentisi dengeli. Fiyatların üzerindeki baskının daha da devam edeceği öngörülüyor. Şimdi kredilerin ödenme zamanı geldiğinde ciddi sıkıntılar olacak. Bu yüzden prim bu geçiş sürecini atlatmak için önem taşıyor. Dökme malda istikrar önemli değil. Bir sene satmasan, uygun fiyatla sunarsan müşteri gelir.

Bu dengesizlik markalı ürün satma hayalimizi nasıl etkiliyor?

Markalı ürün satmak için istikrar gerekiyor. Yedi ay satmayıp sonra satalım olmaz. İhracat yapanların çoğu da o pazara tutunabilmek ümidiyle hareket ediyor. Fakat kendi markamızla satış yapmamız bu koşullarda sözkonusu bile değil. "Private Label" dediğimiz alıcı markası da katma değeri olan bir ürün. Bütün işçilik Türkiye'de
yapılıyor. Pazardan uzaklaşmamak için dönem dönem zarar etsek bile bu tip işler alıyoruz. Tüm bu sorunlara rağmen bize zeytin ve zeytinyağında ithalat yapma imkanı tanınmıyor. Zeytincilerin en büyük sıkıntısı bu. Yunanlılar Mısır'dan zeytin alıp Romanya, Bulgaristan gibi bizim kuvvetli olduğumuz pazarları ele geçiriyorlar. Bıraksınlar biz alalım, bizim zeytincimiz gelişsin. Eğer dünya pazarında rekabet
edeceksek rakiplerimizle eşit koşullarda olmalıyız. Bütün ülkelerde şirketler kalitesini ve fiyatını uygun bulduğu ülkelerden ithalat yapabiliyor.

Tariş'in miadını doldurduğunu söylüyorsunuz. Peki ne öneriyorsunuz?

Birliklerin kâr amaçlı olarak kurulması gerekiyor. Tariş'in 35 kooperatifi var. Bunlar gibi 700 tane İspanya'da var ama hiçbirinin lügatında zarar etmek yok. Bizde bütün üretici birlikleri popülist yaklaşımlar yüzünden zarar ediyor. Yüksek fiyatla alıp ucuza ürün satıyor. Oy almak, yönetime seçilmek için taban fiyatını yüksek
verirler. Burada böyle bir durum sözkonusu bile olamaz. İspanya'da üretici bağlı olduğu birliğe ürünü veriyor ve birlik fiyat taahhüdünde bulunmuyor. Üreticinin paraya ihtiyacı varsa uygun faizli kredi veriyor. Kooperatifte atanmış başkanlar var. Sonrada hesap veriyorlar senin ürünün bu kadara satıldı diye. Eğer memnun kalmazsan başka bir birliğe geçiyorsun. Ama yıl sonunda biz 700 milyar lira zarar ettik demiyorlar. Böylece istikrarlı hammadde oluyor. Tariş özel bir şirket gibi davranabilirse sorun yok. Çözümlerden biri de lisanlı depoculuk olabilir. Ancak Tariş'in yapacağı lisanlı depoculuk şeklinde değil. Lisanslı depoculukta amaç hammadde alıcısının istikrarlı malı istikrarlı temin edebilmesini sağlamak. Üreticinin ise para ihtiyacını sağlayacak bir finansman modeli lazım. Yoksa lisanslı depoculuk sadece depoyla kalır.

Zeytin Tanıtım Grubu'nun çalışmaları nasıl gidiyor?

Bu grupla Türkiye üst kimliğini yerleştirmek için adım atıyoruz. Çünkü uluslararası piyasalarda bizim üst kimliğe ihtiyacımız var. Türk zeytin ve zeytinyağı kimliğini yurtdışına nasıl lanse edeceğimize dair üç-dört ajansla görüşüyoruz. Zeytinin Türkiye'nin ana yurdu olması gibi bir ana konseptle tanıtmak istiyoruz. Bu konseptle çıkıp ses getirmek istiyoruz. Bir ajansla anlaşıp işin senaryosunu oturtacağız. Kendimize hedef ülkeler seçeceğiz. Mesela önümüzdeki günlerde Çin'e gidiyoruz.

Hedef pazarlar hangileri?

Türkiye olarak öncelikle yapmamız gereken Amerika, Japonya, Kanada gibi ürünü tanıyan ve tüketen ülkelerde bulunmak. Çünkü buralara ürünü tanıtmak için uğraşmaya gerek yok. Oralarda direkt olamasa bile Türk yağı yeniyor. Dolayısıyla bu tip ülkelerde kendimizi direkt tanıtacak bir söylemle çıkıp, oralarda hızla neticeye gidebiliriz. Bir de tanıtım grubunun dış ticaret müsteşarlığı ile elele verip AB'ye bizim yağların vergisiz girmesini sağlamamız gerekiyor. Çünkü dünyadaki tüketimin yüzde 70'ini AB yapıyor. Hep birlikte AB ile ilgili bir yol bulmalıyız. Çünkü oraya girdiğimizde belli bir rakam Türk'lere satacağız. Ülkelere göre değişik çalışmalar yapacağız. Segmentlere bölüp gideceğimiz ülkenin özellikleri göre tanıtımlar yapacağız. Grubun bütçesi 500 bin YTL civarında. Bu sene de Dış Ticaret Müsteşarlığı destek verecek. İhracat artarsa oradan ek para gelecek. Seneye yapılan çalışmalarla birlikte bütçe de artacaktır.

İç pazar için çalışmalar olacak mı?

Bizim kuruluş amacımızda iç pazar da var. Ama grubun şu anki bütçesini tamamen ihracatçılar sağlıyor. O yüzden ilk aşamada iç piyasada bir şey yapmayacağız. Ama iç piyasada tanıtım yapılıp tüketimin 1 litreden 2 litreye çıkartılması gerekiyor. Tanıtım grubu bir takım çalışmalar yaptıktan sonra iç piyasalara yönelecek.

Ulusal Zeytin Konseyi sivil bir inisiyatif değil

Biz de Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi'nin kurulması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak, Konsey bakanlık kararı ile kuruldu. Mevcut yönetmelikle bu işlerin yürümeyeceğini düşünüyoruz. Orada Tarım Bakanlığı'nın belli kesimleri ile Tariş ve Marmarabirlik uydusunda olan insanların yapmaya çalıştıkları bir şeyler var. Kurulduklarından beri birliktelik sağlayacak ne bir konuşmaları ne de adımları var.
Orada temsil sorunu var. Henüz ihracatçılardan kimse üye olmadı. Biz dernek olarak üye olmak için bir ay önce başvurduk hiçbir yanıt gelmedi. Dayatma ile yapılan şeyler yürümez. Konsey bir bakanlık kanunu ile çıktı. Bizim en büyük endişemiz bir sivil inisiyatif olmayacağı yönünde. Mesela ABD'de Pamuk Konseyi var. Pamuk politikası ona göre belirleniyor

Altınoluk’tan Mora’ya zeytin fidanıyla jest


Yorgo KIRBAKİ/ATİNA
Hürriyet, 04 Ağustos 2007

Midilli Adası Belediyesi’nin iki milyon dönüme yakın arazisinin yandığı Yunanistan’ın Mora Yarımadası’nda büyük zarar gören zeytincilere destek kampanyasına, Altınoluk Belediyesi de örnek bir dostluk jestiyle katıldı.


Altınoluk Belediye başkanı İsmail Aynur, Mora’ya gönderilmesi için Midilli’ye 20 bin zeytin ağacı fidanı yollayacak. Fidanların maliyeti Altınoluk belediyesi ve bölgedeki işadamları tarafından karşılanacak. Midilli Belediye Başkanı Pavlos Voyiacis, "komşularımızin bu hareketi sadece hassasiyetlerini değil aramızdaki ilişkilerde yeni bir ortam yaratmaktaki kararlılıklarını da gösteriyor" dedi.

Ünlü besteci Mikis Teodorakis ise Midilli Belediye Başkanı’na gönderdiği mektupta "sevincimi ve duygularımı anlatacak söz bulamıyorum. Türk vatandaşlarının tavrı dostluk ve dayanışma duygularının ne kadar somut olduğunu kanıtlıyor. İyi dost kötü günde belli olur" diye yazdı.

Monday, September 03, 2007

Zeytin ve zeytinyağı sektör stratejisi...


Ali Ekber YILDIRIM / TARIM DÜNYASINDAN
e-mail:aey@dunya.com

29.8.2007 – Dünya Gazetesi


Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı, zeytin ve zeytinyağı sektör stratejisini belirlemek üzere bir çalışma başlattı. Çalışmanın amacı, zeytin ve zeytinyağı ihracatını artıracak yol haritasını belirlemek.

Bu kapsamda, Marmarabirlik, Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, Ege İhracatçılar Birliği, Ege Bölgesi Sanayi Odası, Aydın Ticaret Odası, Balıkesir Sanayi Odası, Aydın, İzmir ve Balıkesir Ziraat Odası gibi bazı kuruluşlardan yazılı görüş istendi. Bu kuruluşlar şimdi ders çalışıyorlar ve 31 Ağustos’a kadar görüşlerini bildirecekler.

Yeni sezon öncesinde böyle bir çalışmanın yapılması sektör açısından son derece sevindiricidir. Zeytin ve zeytinyağı sektörünün gerçekten bir yol haritasına ihtiyacı var. Fakat, adı üzerinde “yol haritası”. Eğer, doğru verilerle, doğru bilgilerle haritayı çizemezseniz, çıkmaz sokaklarla dolu bir yol haritası ortaya çıkar.

Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın “yol haritası” için görüş istediği kurumların hepsi zeytin ve zeytinyağı konusunda etkin ve yetkin kuruluşlardır.
Fakat, bir de görüşü istenmeyen bazı kuruluşlar var ki, onlar olmadan bu yol haritasının sağlıklı olması pek mümkün değil.

Örneğin, zeytinyağı rekoltesini belirlenmesinde koordinasyon görevi yapan, sektör konusunda 100 yılı aşkın bir deneyime sahip İzmir Ticaret Borsası’ndan görüş istenmemiş olmasını anlamak mümkün değil.

Kime sorarsanız sorun, Ayvalık, Edremit ve Burhaniye olmadan zeytin ve zeytinyağının yol haritası belirlenemez. Belirlense bile o yoldan gidilmez.Çünkü sonu çıkmaz sokak olur.

Örneğin, Ayvalık Ticaret Odası, büyük mücadeleler sonucunda Ayvalık ve yöresi zeytinyağları için coğrafi işaret aldı. Ayvalık ve yöresi zeytinyağlarını tescil ettirdi.Yapılan bu tescil, zeytinyağı ihracatını artıracak, yol haritasını aydınlatacak bir çabadır. Siz eğer yol haritasını belirlerken Ayvalık Ticaret Odası’ndan görüş istemiyorsanız yine varacağınız yer çıkmaz sokak olur.

Sadece körfez bölgesi değil, zeytincilikte en önemli merkezlerden birisi olan Muğla yöresi, Gaziantep, Nizip Bölgesi’nin görüşü alınmadan yol haritası belirlenebilir mi?
Daha da önemlisi yasa ile kurulmuş ve sektörün tüm kesimlerini temsil eden Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi(UZZK) ‘nin bu çalışmanın dışında tutulması eğer bir art niyet yoksa, çok büyük bir eksikliktir.

Dış Ticaret Müsteşarlığı, “yol haritası belirlemek” gibi önemli bir işe imza atarken elbette tüm kurumların tek tek görüşünü almak zorunda değil. Ancak, yukarıda belirttiğimiz kurumlar olmadan da yol haritası belirlenemez. Çünkü sektörün stratejilerini sağlıklı olarak belirlemek ve uygulamak isteniyorsa öncelikle doğru bilgilerin ve doğru kurumlardan, kişilerden alınması gerekiyor.

Tabii ki, amaç, ihracatı artıracak, ülkeye daha yüksek katma değer sağlayacak bir yol haritasını belirlemek ise.

Yoksa, geçen yıl çokça tartışılan sızma zeytinyağının dökme olarak ihracatına izin çıkarmak, zeytin ithalatına sezon öncesinde izin vermek için, Dış Ticaret Müsteşarlığı, “sektör böyle istedi” kılıfı hazırlamak niyetinde ise, bu karar sektörü çok derinden yaralar. Böyle bir yol haritası, Türkiye’nin değil, Avrupa’daki alıcıların kılavuzu olur. Fındıkta olduğu gibi, Türkiye, katma değeri yüksek, markalı ürünler yerine, zeytinyağında da Avrupa’nın “ucuz tedarikçisi “ olmayı sürdürür. Bunun için yıllardır çalışanlar, lobi yapanlar var.
Türkiye’nin markalı ve katma değeri yüksek ürün ihraç etmesinden rahatsız olanlar, sektörde spekülatif bazı çabaların içine girdi. Sektörde, üretici ile sanayiciyi, ihracatçı ile üreticiyi karşı karşıya getirmenin hesabını yapıyorlar.
Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın dökme yağ ihracatına izin vermesi bu çevrelerin ekmeğine yağ süreceği gibi, spekülasyonları körüklemiş olur.
Görevi , Türkiye’nin ihracatını artırmak olan Dış Ticaret Müsteşarlığı, alacağı kararlarla, çizeceği yol haritası, Avrupalı ithalatçının çıkarlarını değil, ülke çıkarlarını korumalı.

Zeytinyağı sektöründe yapılması gereken, katma değeri yükselten çalışmaların artırılması, buna yönelik çabaların desteklenmesidir.

Coğrafi işaret tescili, markalı ihracat, destekleme priminin rakiplerle rekabet edecek düzeye çıkarılması bu çabalardan sadece birkaç tanesidir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Ayvalık Ticaret Odası, yaklaşık 3 yıl önce başlattığı ve büyük bir mücadele sonucunda Ayvalık ve yöresinde üretilen zeytinyağına coğrafi işaret aldı. Bu zaten değerli olan Ayvalık ve yöresindeki zeytinyağına daha büyük bir katma değer sağlayacak. Ayvalık Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Rahmi Gençer ve çalışma arkadaşları diğer bölgelere ve odalara örnek olmalı. Bu tür çabalar desteklenmeli.

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği, “Güney Ege” ve “Edremit Körfez Bölgesi” zeytinyağları için coğrafi işaret tescil belgesi aldı. Yine örnek alınacak bir çaba.
Gemlik Ticaret Borsası, gemlik zeytini için coğrafi işaret aldı.

Bunlar ürüne katma değer katacak, karışımı önleyecek, kaliteyi dolayısıyla ihracatı artıracak çabalar. Yeni stratejilerde mutlaka bunlara yer verilmeli.

Her fırsatta örnek alınan İspanya’da 20, Avrupa Birliği’nin tamamında 30’dan fazla coğrafi işaret olduğu unutulmamalı.

Zeytinyağına ilk kez 1998- 1999 sezonunda kiloda 40 sent destekleme primi verildi. Her sezon aşağı çekilerek 7,5 sente kadar düşürüldü. Avrupa’da yıllardır 1,32 Avro destekleme primi veriliyor. Diğer desteklerde işin cabası. Dış Ticaret Müsteşarlığı, ihracatı artırmak için, yol haritasının birinci maddesine prim artışını koymalı. Zeytine de prim verilmesine yer vermeli.

Özetle, zeytin ve zeytinyağında gerçekten yeni stratejilere, yeni yol haritasına ihtiyaç var. Ancak, daha yolun başında yanlış adım atmamak için sektörün tümünün görüşünü almakta yarar var.

Şakir Süter yaşamını yitirdi

Zeytin ve zeytinyağı konusunda son derece duyarlı ve çok sayıda yazılar yazan, Ayvalık Cunda'daki toplantıların devamlı katılımcısı gazeteci dostumuz Şakir Süter yaşamını yitirdi. Süter'i saygıyla anar, ailesi ve yakınlarına başsağlığı dileriz.

Zeytinyağında yükselişi kimse durduramaz yeter ki üreticinin heyecanı kırılmasın



Jale Özgentürk / Referans Gazetesi
03.09.2007


Yaklaşık 500 bin çiftçinin örgütlü bulunduğu Türkiye Zeytin ve Zeytinyağı Briliği'nin Başkanı Cahit Çetin, dünyada tarım ürünleri alanında ciddi bir savaş yaşandığını vurguluyor ve "Türkiye'de günah keçisi köylü olmuş, Türkiye'nin değerlerini sömürenler varsa, bunlar çiftçiler değil. Köylü yanlış yapıyorsa, Türkiye'deki sistemden kaynaklanıyor" diyor. Çetin, ülkelerin bazı değerlerini süpermarket mantığıyla değerlendiremeyeceğini de sözlerine ekliyor. Çetin'le genelde Türk tarımını ve özelde de tarımdaki üretici birliklerinin bugününü konuştuk.

Birlikler 2000'den sonra yeniden yapılandırma sürecine girmişti. 17 birlikten 5'inin borçları silindi. Ancak yine ciddi sıkıntı içinde oldukları görünüyor. Yapılandırma başarılı olamadı mı?

2001'de başlayan süreç birlikleri rehabilite etmekten uzak olmuştur. Altyapı oluşturulamamıştır. Projenin bir eğitim ayağı eksiktir. Kendi ayakları üzerinde durması hedeflenen kooperatiflerin tarihsel alışkanlıklarının çağdaş ticari sistemlere adapte edilmesi için çiftçiye mesajlar verilememiştir. Ben birlikleri rehabilite etmek için kurulan Yeniden Yapılanma Kurulu'nun samimiyetine inanıyorum. Ama IMF'nin ARİP projesi bu olanağı vermemiştir. Birlikler acze düşürülerek, tasfiye sürecine girilmiştir.

ARİP Projesinin amacı neydi? Hangi koşullarda gündeme geldi?

Bu projeyle, kara delik olarak nitelendirilir hale gelen birliklerin kendi kendine ayakta durabilmesi, sübvansiyonların kaldırılarak, ticari kredi ile kendini ayakta tutabilecek bir yapıya kavuşması hedeflendi. Bu proje Türkiye'de birliklerin popülist amaçlarla kullanılmasından kaynaklanmıştır. 17 birlik bu proje kapsamına girdi. Bunlardan beşinin borçlarının silinmesine karar verildi. Tahkimde kötü yönetimden dolayı doğan borçların affı vardı. Devlet tarafından zarar karşılandı. Bu projeyle, devlet hatasını kabul etmiştir! Yani bu şuna benzer: Bu borçların silinmesi, kötü bir evliliği bitirirken verilen nafaka gibidir.

Ama bugün sıkıntılar yeniden gündemde. Neden başarılı olunamadı?

Bugün birliklerin sorunu üretici ortağının malını peşin ödeme yaparak, hızla almaktan kaynaklanıyor. Çünkü kooperatifin bu konuda ortağına taahhüdü var. Ortağı da malının yüzde 51'ini vermek zorunda... Örneğin hasat zamanında Üzüm Birliği 40 bin ton, Zeytinyağ Birliği 20 günde 20 bin ton mal almak durumunda. Hiçbir özel sektör kuruluşu bu kadar fazla malı, bu kadar kısa sürede alamaz. Bu durum ticarete aykırı. İşte ARİP'te bu yön eksik bırakıldı. Yasalarda buna uygun düzenlemeler yapılamadı. Yani ben zeytinyağ birliği olarak kısa sürede peşin fiyata mal alıyorum. Fiyatlar yükselirse kazanıyorum, düşerse zarar ediyorum! Piyasadaki rakibim ise öyle davranmıyor. Bizim en büyük rakibimiz Komili'dir. Komili ihtiyacı olan 600 tonu alır işler, satar. Yeniden piyasaya girer. Biz ise stok maliyetini 12 ay taşımak zorundayız…

Birlikler olmak zorunda mı?

Çiftçi kooperatiflerle güçlerini birleştirir. Piyasa koşullarında üreticiyi korumak bizim görevimiz. Bugün İspanya'da, İtalya'da çiftçilerin yüzde 80'i kooperatiflerde örgütlü. Onlar mal girişlerini zamana yayarak alır, satarlar. Çiftçi malını getirir, ödeme ise satıldıkça yapılır. Biz de ise peşin ödeme yapılıyor. Bu durumda da Türkiye'de birliklerin üzerinde ciddi stok maliyetleri birikiyor. Türkiye'deki sistem yanlış ve değişmeli.

Birlikler olmazsa tarım korumasız, organizasyonsuz kalır. Bu birlikler 5 milyon kişiyi ilgilendiriyor. Avrupa'da tarım sübvansiyonu için ayrılan 55 milyar euronun yüzde 80'i kooperatif yapısı üzerinden gider. Gerekmese orada olmazdı.

Bu proje 2005'te bitecekti, bitti mi?

Hayır, bitmedi devam ediyor. 5 yıllıktı ama ucu açıktı. Tedbir alınmazsa Türkiye'de birlik kalmaz. Belki en son zarar görecek olan biziz, bir de Gülbirlik.

Türkiye'de birçok tarımsal üründe, maliyetler dünya fiyatlarının üzerinde. Toplumun diğer kesimleri de 'eğer onlar pahalıya mal ediyorsa, niye ben sübvanse edeyim' diyor. Siz ne dersiniz?

'Bu millet yatsın kalksın köylüye mi baksın' dedi, Başbakan. Türkiye'nin değerlerini sömürenler varsa, bunlar çiftçiler değil. Günah keçisi köylü olmuş. Bakan olmuş kişiler yolsuzluktan yakalanıyor kimsenin yüzü kızarmıyor, köylü suçlanıyor. Köylünün bir senede yediğini kabul ettiğimiz parayı, iki işadamı bir ayda yiyor. Köylü yanlış yapıyorsa, Türkiye'deki sistemden kaynaklanıyor. 1994-2007'ye kadar yanlış destekler verildi. Ülkeler bazı değerlerini süpermarket mantığıyla değerlendiremez. Hadi her şeyi Amerika'dan alalım! Tarımı bitirirsen, Amerikalı o ürünü sana üç katına sattığında ne yapacaksın? Tarım erbabını bu kadar itip kalkmak doğru değil. Çiftçiye üç kuruş destekte gözü olanlar ve bunu yanlış görenler beni çok rahatsız ediyor. Tarımda dünyada üstünlük savaşı yaşanıyor.

Zeytinyağında durum ne?

Türkiye zeytincilikte kendine bir hedef koydu: 15 yıl sonra dünya ikincisi olacağız. Buna uygun olarak zeytin fidanı dağıtımı başladı. Trilyonlar harcandı. Tesis kurmada özel tüzel kişilere yüzde 50 hibe krediler var. Bu ilk defa muhalefet ve iktidar işbirliği ile sağladı. Ama bu politikayla beraber yan politikalar iç tüketimin arttırılması ve ihracatta marka imajının yerleştirilmesi gerek. Yeni pazarlara girme konusunda diğer ülkelerle eşitlenmesi gerekmektedir. Üreticinin heyecanının kırılmaması lazım ve bunun için de doğru bir prim sistemi uygulanmalı.

İhracatta bir sorun yaşanıyor. Fiyatların yüksek tutulması ve üreticinin ürününü satmaması yüzünden yüzde 35'e yakın bir düşüşten söz ediliyor.

AB yeni strateji uyguluyor. İhtiyaç oldukça zeytinyağı alıyor ve fiyatları belli bir seviyenin altına çekmeye çalışıyor. AB zeytinyağı pazarında bir kartelleşme var. Dünyada çok fazla oyuncu yok. İspanya'da etkin kooperatifler ve pazarlama şirketleri var. Bunlar serbest tabii ki bir lafımız yok. AB'nin topluluk stokları vardır. Stokları yetmediği zaman, Tunus kozunu kullanırlar. Bizim gibi ülkelerdeki ürünü ucuz almaya çalışırlar. Ülkemizin buna karşı tedbirleri olması lazım. Üretici malını satmıyor. Çünkü fiyat düşüyor. Üretici kendi ürününü en iyi şartlarda satmak için bekleme hakkına sahiptir. Ben görevim gereği üreticiyi bilinçlendiriyorum. Bu nedenle de bana karşı tepki geliyor.

Türkiye'de zeytinyağı biraz pahalı değil mi? Özellikle çok şık ambalajlara girdikten sonra.

Marka yaratmak için özel şişeli zeytinyağları ürettik. Tariş olarak bunun öncülüğünü yaptık. Bir kere bu şişeler çok pahalı. Yarım litresi 10 lira ama yurtdışında da 50 dolar verirsiniz. Bu bir konsepttir, bir sanat tarzı satın alıyorsunuz. Zeytinyağı artık yılbaşı hediyeliklerine girdi. Türkiye'de zeytinyağı pahalı değildir ama bugüne kadar fedakarlık hep çiftçiden beklenmiştir. Biri de demez ki sanayici az kar alsın. Basit bir kriter var. Kalp krizi, kanser riski azalırsa, doktor parası azalır. Zeytinyağının tüketim artış eğrisine bakın, eğitim seviyesi yüksek ülkelerde yükseliyor.

Son zamanlarda Ulusal Zeytinyağı Konseyi ile Zeytinyağı Tanıtım Grubu oluşturuldu. Yararı ne olacak?

Konsey, eksikliğin giderilmesi anlamında önemli bir gelişmedir. Ulusal duruşu tarif edecek ilk kuruluştur. Sektörün tüm temsilcilerinin oluşturduğu konsey, politikaları oluşturan bir kuruluştur. Bu zeytinyağı anlamında önemlidir. Her ülkede vardır ve rahatsız değil memnun olmak lazım. Zeytinyağı Tanıtım Grubu da önemli bir adım. Zeytinyağının Türkiye'de tanıtılması gerekli... Zeytinyağı Türkiye'de tüketilmelidir.

Zeytinyağında coğrafi işaretleme başladı. Siz buna karşıydınız, neden?

Bir ürünün coğrafi işaret alabilmesi için o ürünün benzer ürünlerden ayırıcı bir farkı olması lazım. Farkı yoksa ayıramazsınız. Ürünün tescil edildiği sınırın yanındaki bölgeyle farkı ne olacak. Aynı iklim koşullarına sahip değil mi? Benim söylediğim buydu ve buna itiraz ettim. Eğer birbirine çok yakın tarlalarda, iki taraftaki lezzetleri ayıramıyorsanız, bu yağı Ayvalık diye getirir size satarlar. Zeytinyağım tescil edildi diye üretici yüksek fiyat bekleyecek ama hiçbir zaman tüccar oradan almayacak. Ben üreticinin mağduriyetine karşı çıktım. Buna karşı çıkarken, haksız kazanca da karşı oldum.

Zeytinyağında tadımcı kadındır parfüm ve ruj kullanmazlar

Siz yörelere göre zeytinyağını ayırt edebiliyor musunuz?


Evet. Zeytinyağını diğer bitkisel yağlardan farklılaştıran, tohumundan değil meyvesinden yağ çıkmasıdır. Zeytinyağı çevresindeki bitki örtüsü, mikroklima, sıcaklık ve serinlikten etkilenir. Zeytinyağında gıda mühendisleri genellikle kadındır. Onların tadım duygusu daha hassastır. Koku hassasiyetini korumak için de parfüm ve ruj kullanmazlar. Zeytinyağı güneye gittikçe koyulaşır. Yağın berraklığı da fark edilir. Zeytinyağı sıcak yerde kalmamalı. Camda saklanmalı. Tüketici bilinen markalı ürünleri tercih etmeli. Üreticiden ise tanıdıklarınızdan almakta yarar var. Bağımsız üreticilerin kötü olduğunu söylemek haksızlık olur, ama bunu istismar edenler de vardır. Bana göre Kuzey Ege zeytinyağıdır en iyisi. Türkiye'de iki çeşit zeytin var. Biri Edremit yağlık zeytin, Ezine'den Şakran'a kadar. Diğeri de onun güneyinde Muğla'ya kadar olan ayrı biri çeşit. Bunları birbirinden ayırmak gerekiyor. Kuzeyin en güzel yağı Küçükkuyu'dadır. Kuzey yağları incedir. İpek gibidir.

Cahit Çetin kimdir?

1942'de Edremit'te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimi Balıkesir'de bitirdi. Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin Beşeri Ekonomi Bölümü'nden mezun oldu. İş hayatına zeytincilikle başlamadı, ama 1984'te Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanlığı'na atandı. Daha sonra göreve hep seçimle geldi. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Danışma Kurulu Üyesi olan Çetin, Edremit Ziraat Odası'nın da başkanı. Türkiye Odalar Birliği Genel Kurul Delegesi ve Ege Bölgesi Sanayi Odası Meclis Üyesi."

Zeytincilik Semineri


31 ağustos 2007, Cuma günü Edremit Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi Mücahit Kıvrak’ın öncülüğünü ve eğitmenliğini yaptığı çok yararlı ve güzel bir zeytincilik semineri gerçekleştirildi.

Bir tam güne sığdırılan, zeytincilikle ilgili hemen her şeyin yoğun bir şekilde anlatıldığı, zeytinyağı tadımı ile sonlanan bu seminere katılanlar son derece memnun ayrıldı.

Laf arasında seminere ev sahipliği yapan Laleli Zeytinyağları’nın Burhaniye-Ayvalık yolu üzerinde İskele Mahallesinde açılan yeni satış merkezinden de mutlaka bahsetmek gerekiyor. Seminerin yapıldığı bu şık ve ferah mekan, sadece bir satış merkezi olmanın ötesinde, Körfez bölgesinin seçkin zeytinyağlarından olan kendi yağlarının kullanıldığı, Ege mutfağının en güzel örneklerinin sunulduğu bir restoran olarak tasarlanmış. Bu mekanın sağlıklı ve lezzetli Ege mutfağı sevdalılarının uğramadan geçemeyeceği bir yer olacağı şimdiden belli…
Sözüm hemşerim Manisa Akhisar’lılara…Köfteci Ramiz’e itirazım yok ama, zeytinin ve zeytinyağının önemli merkezlerinden biri olan Akhisar’da da yörenin zeytinlerinin ve zeytinyağlarının kullanıldığı bir Ege Mutfağı restoranı açılamaz mı? Buna Akhisar Ticaret Odası öncülük edemez mi? Tatilcilerin güzergahı üzerinde olan bütün zeytin yörelerinde bu tür Ege Mutfağı restoranlarının açılması sağlıklı ve lezzetli yemeklerimizin tanıtımı ve zeytinyağının yaygın kullanımının sağlanması için çok önemli.

Seminerin açış konuşmasını Prof. Dr. Yahya Laleli yaptı. Hasat, zeytinyağı standardı, tadım karakteristiklerinin önemi, zeytinyağının ana bileşim özellikleri, zeytinyağı ve sağlık, yeni nesil tüketicilerin eğitilmesi ve yaratılması ana başlıkları altında çok faydalı ve bilimsel bir konuşma yaptı.

Daha sonra mutfak danışmanı Baron Meshkin, kendi deneyimlerini aktardı.

Edremit Zeytincilik Meslek Yüksek Okulu öğretim üyesi Mücahit Kıvrak, “Hayalleri zeytinci olmayan bu işi yapmamalı,” diye başladığı seminer konuşmasını yeni tesis oluşturma, toprak özellikleri, ekolojik istekler, iklim, dikim, çeşit seçimi, fidan seçimi, yıllık bakım işleri, toprak işleme, sulama, kuraklığa karşı korunma yolları, gübreleme, ilaçlama, hastalıklarla ve zararlılarla mücadele, budama, hasat, zeytinde kalite ana başlıkları altında sürdürdü.

Seminer, yapılan zeytinyağı tadımı ile sona erdi.