Thursday, November 13, 2008

‘Mut’lular zeytinle mutlu olmak istiyor

SEDA GÖK / MUT
Ticaret Gazetesi
13 Kasım 2008,Perşembe


- Sektör temsilcileri, 3. Mut Zeytin Hasat Şenlikleri kapsamında biraraya gelerek, yapılması gerekenleri masaya yatırdılar...

Türkiye’deki 150 milyonu aşkın zeytin ağacının 8 milyonu Mersin’e bağlı Mut ilçesinde. Kayıtlı olmayan ağaç varlığı ile bu sayının 10 milyonu bulduğu ifade ediliyor.

Türkiye’de sofralık kayısı hasadının ilk yapıldığı ve yılda 10 milyon dolarlık ihracat yapma başarısı gösteren Mut, bu başarısını zeytinde de gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Mut’taki zeytincilik, mikro klima etkisine sahip iklimi, zeytini toplama tekniği ile ön plana çıkıyor.

İklim yapısı itibariyle zeytin sineğinin oluşmaması üretim anında kimyasal koruyucu ilaçların kullanılmamasını beraberinde getiriyor.

Ayrıca elle toplama nedeniyle de ürünün kalitesi maksimum düzeyde.

Zeytinin elle toplanması nedeniyle ağaçların zarar görmemesi verimin artmasına neden oluyor. Ayrıca sulama konusunda sıkıntı yaşanmaması da üretimi olumlu etkiliyor.

Son yıllarda zeytin ağacı varlığının ilçede daha fazla arttığı dikkat çekiyor. Bu bölgede özellikle Ayvalık ve Gemlik tipi zeytin ağacı ekimi gerçekleştiriliyor.

Önümüzdeki sezondan itibaren ekilen ağaçlardan da elde edilecek mahsul ile bölge, sesini daha fazla duyuracak.

Mut, bu süreçte sadece ürettiği malı nasıl pazarlayacağı ve kalitesini daha fazla nasıl geliştirebileceğinin arayışı içinde…

Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nin organizasyonu ve Mut’un ev sahipliğinde “3. Mut Zeytin Hasat Şenlikleri’ kapsamında Mut’da Zeytin ve Zeytinyağı İhracatı’nın değerlendirilmesine yönelik düzenlenen toplantılarda üreticilerle bir araya geldik.

Mut’ta 8 ayrı marka ile zeytin ve zeytinyağı üretimi yapıldığını belirten ilgililer, buradan çıkan zeytinyağının asit oranının binde 8 olmasının ayrı bir avantaj oluşturduğuna dikkat çekiyorlar.

İlgililer, ayrıca zirai koruma amaçlı kimyasal ilaç kullanmamalarının da organik üretim konusunda büyük bir avantaj yaratacağının altını çiziyorlar.

MERSİN’DEKİ AĞAÇ VARLIĞININ % 80’İ MUT’DA

Mersin Valisi Hüseyin Aksoy, Mersin’de çalışan nüfusun yüzde 57’sinin tarım sektöründe faaliyet gösterdiğini söylüyor.

Zeytin ve zeytinyağının bölge ekonomisine büyük katkı sağladığına dikkat çeken Aksoy, Mersin’deki zeytin ağacı varlığının yüzde 80’inin Mut’ta bulunduğunu belirtiyor.

Aksoy, “Mut’taki zeytincilik yatırımlarına önem veriyoruz. Üretici ile işbirliği içindeyiz. Desteğimiz sürecek” diyor.

SULAMA İÇİN 20 TRİLYONLUK KAYNAK BEKLİYORLAR

Mut, gelecek 5 yıl içinde 350 bin tonluk bir zeytin rekoltesi hedefliyor. Halen bölgedeki 272 bin hektarlık alanda organik zeytin üretimi yapılıyor.

11 zeytinyağı fabrikası, 23 salamura tesisi mevcut. Zeytin alanlarının ise yüzde 55’i damla sulama yöntemiyle sulanıyor.

Mut Kaymakamı Osman Yenidoğan, 2006-2007 dikim kampanyaları ile Mut’taki zeytin ağacı varlığının 8 milyona ulaştırıldığını söylüyor.

Yenidoğan, “Bölge iklimi nedeniyle ağaçlarda zeytin sineği sorunu yaşanmıyor. Bu da ilaçlamayı önlediği için organik üretimi ön plana çıkarıyor.

Bölgedeki tarımsal üretimin daha ileri noktalara gelmesi için uzun zamandır tamamlanmasını beklediğimiz Kızıldağ Sulama Projesi için devlet bütçesinden 20 trilyonluk kaynak bekliyoruz.

Bu proje 1992 yılında başladı. 2009 yılında bitirilmesini bekliyoruz. Ayrıca bölgedeki suyun doğru kullanımı için 15 küçük sulama göletinin yapılması gerekiyor“ diyor.

ZİRAİ İLAÇ KULLANILMIYOR

Mut Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Süleyman Şentürk de sofralık kayısı ve zirai mücadelesiz zeytin ile ön plana çıktıklarını söylüyor.

Özellikle son dönemde Akdeniz ülkeleri ve Kıbrıs’a ihracat yaptıklarını anlatan Şentürk, 8 ayrı markayla üretim yapıldığını kaydediyor.

Şentürk, bölgedeki sulama projelerinin tamamlanmasıyla üretimin yüzde 100 artacağını işaret ederek, kalkınmada öncelikle bölge uygulamasını ilçe bazında uygulanması gerektiğini belirtiyor.

Şentürk, “Zeytin ve zeytinyağı üretiminde bol sulamaya geçilmesi gerekiyor. 3 tane tarımsal kalkınma kooperatifimiz var. 2007 yılında direk Almanya’ya ihracat yapıldı. Kuraklıktan dolayı 10 bin tonluk bir üretim gerçekleşecek” diyor.

İŞBİRLİĞİ YAPABİLİYORUZ

Bölgenin zeytincilik ile gelişebilmesi için ilgili yerel yönetimler, kamu kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının birlikte hareket edebildiğine değinen Şentürk, yeni meyve vermeye başlayan ağaçlarla üretimin artacağını söylüyorlar.

ORGANİK İLE ÖN PLANA ÇIKABİLİR

Mut Ziraat Odası Başkanı Ali Çelik, özellikle bölgenin tarımsal gelişimine yönelik yarım kalan projelerin tamamlanması gerektiğini söylüyor.

Bölgenin organik ve kontrollü tarım ile ön plana çıkabileceğine işaret eden Çelik, ”Kooperatiflerin bu konuda doğru yönlendirmeleri var. İmalat ve pazarlama konusunda sıkıntılarımız var. Biz bu konuda bize yapılacak uyarıları dikkate almayla hazırız” diyor.

TANITIM VE PAZARLAMA ÖNEMLİ

Zeytindostu Derneği Başkanı Metin Ölken, zeytincilikte sadece üretimin değil tanıtım ve pazarlamanın da önemli olduğuna dikkat çekiyor.

“Mut, zeytincilikte başkent olmayı hedefliyor ve bunun için çaba göstermelerini tebrik ediyorum. Takdir ediyorum. Bunlar itici bir güçtür. Bölgeler arasındaki rekabet beraberinde kaliteyi getirecektir” diyor.

AMACIMIZ BİRİNCİ LİGE ÇIKMAK

EİB Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Ali Nedim Güreli ise Mut’un bu kadar kısa süre içinde bu kadar hızlı gelişim göstermesini “iyi bir model” diye değerlendiriyor.

Güreli, sektörün dünya birinci ligine çıkması için çaba harcadıklarını belirterek, “Bu sektörde ikinci ligde oyuncu idik. Birinci lige çıkmak için ağaç varlığını yükseltmek gerekiyor. Bunun için enerji ve para harcandı. Bunun meyvelerini görmek bizi mutlu ediyor.

Dünya kocaman bir sofra. Beyaz örtülü masa, kendimize bir sandalyelik yer açacağız. Akdenizliler’in dışında artık zenginler zeytinyağı tüketiyor. Bu pazarlarda sıkıntı çekmeyeceğiz. Bu ülkenin milli ürününü markalı satma hedefiyle yol alıyoruz” diye konuşuyor.

“ACEMİYİZ AMA İNANÇLIYIZ”

Mut Belediye Başkanı Selahattin Arslan ise bölgedekilerin geleceğe dair kaygıların yaşandığını söylüyor.

Arslan, “Bu kadar emek veriyoruz bu emek insanlara bir gelecek olarak geri dönecek mi? Kaliteli üretim ve pazarlama önemli. Üretimi 10 kat arttırmaya hazırız. Bu ürünlerimizi üreteceğiz ama geleceği ne olacak.

Ancak tarımda bilinçli değiliz. Bizim üreticimize geleceğinin ne olacağına dair bilgi aktarılması gerekiyor. Zeytine ilaç kullanmıyoruz. Acemiyiz ama inançlıyız. Önümüzü görmek istiyoruz ve bu konuda destek bekliyoruz” diyor.

Mersin Valisi Hüseyin Aksoy da, kaliteli üretim ve pazarlama odaklı gelişime dikkat çekiyor.

Aksoy, özellikle zeytincilik ile ilgili yan sanayinin de bölgede gelişmesi gerektiğinin önemine değinerek, “Örneğin kozmetik sanayinde, ev eşyaları kullanımında düşünülebilir. Böylece üretici emeğinin karşılığını daha fazla almış olacak” diyor.

ŞİMDİDEN TANITIMA BAŞLAYALIM

Mut’taki ağaç varlığının yeni ekimlerle arttığını önümüzdeki 5 yıl içinde üretiminde artacağını belirten Mustafa Sever, bu nedenle pazarlama ve tanıtım faaliyetlerine şimdiden başlamak gerektiğinin belirtiyor.

Sever, “O zaman şimdiden ihracat bağlantılarını yapmamız gerekiyor. İhracat konusunda şimdiden markalaşmaya geçilmeli. Uluslararası markaların yaratılması sağlanmalı. Ortak yol almamız lazım” bilgilerini veriyor.

Bölgeden yapılacak ambalajlı ve markalı sofralık zeytin ihracatının önemi konusunda Sever ile aynı görüşleri paylaşan Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Başkan Vekili Mustafa Gökalp, kendi markası olan Ece ile 30 ülkeye ihracat yaptığını belirterek, sofralık zeytin konusunda markalaşmaya ağırlık verilmesi gerektiğini söylüyor.

Gökalp, bu konuda şunları anlatıyor:

“300 milyon dolarlık sofralık zeytin ihracatı hayal değildir. Sofralık zeytinde bu yıl yüzde 18’lik bir artış yaşanıyor. Elde ettiğiniz pazarı geliştirmek zorundasınız.

Dökme olarak satarsak, belli bir süre sonra bu pazarı kaybetme riskimiz var. 3 yıllık süreç içerisinde 250 milyon dolarlık ihracat rakamlarına ulaşabiliriz. Ama istikrarlı üretim çok önemli.

12 ay boyunca mal temininde sıkıntı yaşanmaması gerekiyor. Bu mevcut kooperatifçilik anlayışı ile mümkün değil. Üreticilerin kendi arasında üretici birlikler oluşturulmalı. Ayrıca müşterek stok alanları yapılmalı. Kaliteyi süreklilik esasıyla korumamız lazım.”

“ZEYTİNİN BİTTİĞİ YERDE AKDENİZ DE BİTER”

Mut Bölgesi’nde 4 bin 400 dekar alanda organik zeytin üretimi gerçekleştirildiğini hatırlatan Mut Tarım İlçe Müdürü Murat Orhan, bölgede yapılması gerekenleri ise şöyle anlatıyor:

“Sulama sıkıntısı yaşıyoruz. Ayrıca teknik bilgi eksikliği yaşanıyor. Bazı zeytin çeşitleri yok oluyor. Markalaşma çalışmalarına bölgede ağırlık verilmeli. Çelikle üretilmeyen aşılama sistemi ile geliştirilen çeşitlerin arttırılması sağlanmalı. Tiplerin kaybolması engellenmeli. Özel bir teşvik sistemi oluşturulmalı. Havza bazlı çalışmalara ağırlık verilmeli.”

“MARKALI İHRACAT LAFLA OLMAZ”

Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Özdolgun, da ambalajlı ve markalı ürün konusunda Mut’ta bir heyecan olduğunu belirtti.

Özdolgun, “Dünya markası olmak için çaba harcamak gerekiyor. Özellikle markalı ambalaj ihracatı artma eğilimi gösterirken, geçen yılın ikinci yarısından itibaren Türkiye’deki zeytinyağı sektöründe vuku bulan sürekli mal bulamama sıkıntısı nedeniyle pazar kaybı yaşandı. Markalı ihracat lafla olmuyor. Çok da kolay değil. Sürekli ve kaliteli ürün tedariki çok önemli... Sürekli mal temin edemiyorsunuz. Trajikomik süreçler yaşanıyor.

Sürekli ve iyi tanıtım ikinci önemli başlık. Tanıtım komitesi burada önem taşıyor. Sofralık zeytin pazarında da başarıyla yol alabiliriz. Burada sabırlı olmak lazım.

Stoklama yapmanız lazım. Bunun içinde güçlü bir finansman gücüne sahip olmanız gerekiyor.

Yurtdışında ambalajlı ürün ihracatın yüzde 70’i sızma üründen oluşuyor. Yani sızma zeytinyağı üretimine önem vermemiz lazım. Düşük asitli ve iyi koşullarda saklanmış zeytinyağı burada önem taşıyor. Yetişmiş insana yatırım yapmamız lazım” diye konuşuyor.

MUT’DA YAPILMASI GEREKENLER

* Organik tarıma önem verilmeli

* Katma değeri yüksek ürünlere yönelinmeli

* Markalı ve ambalajlı ürünlere ağırlık verilmeli

* Sürekli ve kaliteli mal temini sağlanmalı

* Ulusal zeytin konseyine girilmeli

* İç pazarda tanıtım yapılmalı

* Üretim kayıt altına alınmalı

* Birlik kurulmalı,

* Bölgeye yönelik ürün cinsinde çeşitlendirme yapılmalı

* Bölgeler arasında işbirliğine gidilmeli…

Sağlığa giden lezzetli yol






Selamettin Bayındır
Yeni Asır
12 Kasım 2008,Çarşamba


Zeytin Tanrı'nın en çok sevdiği bitki olarak anılır. Ağacının yüzlerce yıl yaşaması, çöpünden, çekirdeğine her yerinden sağlığın fışkırması, bu nitelemenin delili kabul edilir.
Ayvalık, tarihin her döneminde bu muhteşem bitki ile sıkı bağlar kurmuş bir yöre. Tarih ve doğasının yanı sıra özel olarak zeytine de sırtını dayamış. Kent, kendi içinde yaşadığı yüzlerce binlerce yıllık zeytin kültürünü artık dışarıya taşımak istiyor. Bu amaçla dört yıldır bu mevsimde "Hasat Şenliği" düzenleniyor.
Geçen hafta sonu bu tanıtım proğramının içinde yer aldık. İzmirli, İstanbullu meslektaşlarımızla zeytin tarlalarındaki hasatta tanelerin ağaçtan nasıl toplandığını, fabrikalarda nasıl yağa dönüştürüldüğünü gördük.

ZEYTİNYAĞININ EVLİLİĞİ
Mini fuar niteliğindeki "Zeytinyağı Pazarı"nda, markaların birbirleriyle yarışmasını izledik. Hemen hepsi de Ticaret Odası'nın uzun uğraşlar sonucu geçen yıl aldığı coğrafi işaretle süslüydü.
Öğrendik ki yaz dönüşü bu yağlardan alıp gidenler, tükendiğinde yenisini almak için onca yolu teperlermiş. Kimi de kargo ile zeytin ve yağ istermiş.
Cunda akşamlarında, tadım uzmanlarının hazırladığı sofralarda ağırlandık. Zeytinyağının çeşitli otlarla evliliği sonucu ortaya çıkan muhteşem yemeklerle hem karnımızı hem ruhlarımızı doyurduk.

ÜNLÜLER GEÇİDİ
"Yol Arkadaşım" dizisinin yapımcı ve oyuncuları, başka ünlüler örneğin Sinan Çetin de oradaydı. Hepsi de Ayvalık aşığıydı. Bu yüzdendir ki Ayvalık çok sayıda dizi ve filme ev sahipliği yaparak "Doğal Plato" sıfatını kazanmıştı.
YENİ ASIR'ın şeytan tüylü yazarı, arkadaşımız Seda Kaya Güler'le, Prof. Osman Müftüoğlu'nun konferansını dinledik. "Sağlığa giden lezzetli yol" olarak nitelendirdi zeytinyağını. Akdeniz mutfağının bu temel oyuncusunun kolestrolü dengelediğini, HDL'yi azaltmadan LDL'yi azalttığını anlattı. Bu yüzden Ayvalık halkının kolestrol sorununun yok denecek kadar az olduğunu, kanserin de buraya fazla uğramadığını söyledi.

CİLDİN DE DOSTU
Osman Hoca zeytinyağının "İyi yaşlanmanın önemli elemanlarından biri" olduğunu belirttikten sonra "Omega 6'dan kaçın çünkü yaşlandırır" dedi. Suni vitamin, güçlendirme türevleri ve cild ürünlerinden kaçınılmasını öğütledi. Sözlerini, zeytinyağının midenin olduğu kadar cildin de dostu olduğunu, başta E, A, D, K vitaminleri, fosfor ve demir olmak ihtiyaç duyduğumuz tüm vitamin ve madenleri içinde barındırdığını vurgulayarak tamamladı.

Yıllık prim zammı 1 kuruş
Hasat Şenliği'nde pembe tablolarla çelişen gerçeklerden de söz edildi. Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer, "Sağlık iksirini yapan çiftçinin sağlığı bozuldu. Zeytin üreticisinin tek istediği cebine karşı adadaki (Midilli) Yorgo kadar prim girmesiydi, olmadı" dedi. Yunanlı zeytincinin primi kilo başı 3 euro yani 5.5 YTL (550 Ykr) imiş. Bizde geçen yılki 20 yenikuruşluk prime 1 yenikuruş zam yapılmış, 21 yenikuruşluk prim yeterli görülmüş.
Gencer iki yıllık kuraklık döneminden sonra bu yıl mahsulün iyi olduğunu belirtti, "Ancak çiftçi, yağ üreticisi, ihracatçı bugünkü şartlarla İspanyol, İtalyan ve Yunan çiftçisiyle nasıl rekabet edecek" sorusunu yöneltti. Yanıtı kendisi verdi, primin AB ülkelerindeki gibi kalıcı bir formüle bağlanarak sistematik hale getirilmesini önerdi.

Koku farkı






Seda Kaya Güler
Yeni Asır
13 Kasım 2008,Perşembe


Neden zeytinyağlı pilav yerine tereyağlı pilavı severiz? Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'na göre tereyağının kokusu güzel olduğu için. Önce kokusu tavlıyor bizi yemeğin. İskender yerken tereyağın kokusu bizi cezbediyor.
Zeytinyağı ise tereyağı kadar güzel kokmuyor. Aslında onun da güzel bir kokusu var ama iyi zeytinyağı ile kötüsü arasındaki farkı bilmeyenlere, yani zeytinyağı kültürüne alışkın olmayanlara cazip gelmiyor.
İyi ve kötüsü arasındaki farkı bilmeyenler dedim, çünkü zeytinyağının nerede üretildiği, zeytin ağacının cinsi, yaşı, zeytinlerinin nasıl ve ne zaman toplandığı çok önemli, tadı da buna göre değişiklikler gösteriyor.
Örneğin Ayvalıklılar için yeni toplanmış zeytin çok değerli. Onu suya koyuyorlar, bir süre bekletiyorlar, sonra da hem kahvaltıda hem yemeklerde salatanın içinde yiyorlar.
Tadı alışkın olduğumuz zeytinlerden farklı. Daha acı. Ama Egeliler çok seviyor bu tadı. Onlar salamura olmamış zeytini seviyorlar. Gerçek zeytini yani.
Zeytin ve zeytinyağı bir kültür işi. O kadar çok detayı, o kadar çok bilinmeyeni var ki. İşin garip tarafı bunu bizlerin, yani zeytinin ilk sahiplerinin bilmemesi. Dünyanın en eski ve en önemli üç gıdası bu topraklarda yetişmiş. Bunlar, zeytin, üzüm ve buğday. Ve biz bu nimetlerden yeterince yararlanıyor muyuz dersiniz?

Marka ve coğrafi işaret
Zeytine geri dönersek, zeytinyağının menşei çok önemli. Ve de saf olması... Yani işin içine başka zeytinlerin ve yağların karışmaması, karıştırılmaması gerekiyor.
Ayvalıklı zeytin üreticileri bu konuya çok önem veriyor ve bu nedenle Ayvalık zeytin hasadı günleri ve ayvalık zeytinyağı pazarı düzenliyorlar. İstiyorlar ki Ayvalık'ta yetişen zeytinlerden yapılan yağların dışında hiçbir yağ Ayvalık zeytinyağı diye satılmasın. Her bölge kendi yağına, kendi bölgesinin adını versin. Böylece hem zeytin üreticisi karlı çıkacak, haksız rekabetle karşılaşmayacak, hem de tüketici parasının karşılığını almış olacak ve zeytinyağının faydalarından yararlanmış olacak.
Ne var ki Türkiye'nin pek çok yerinde tenekelerde satılan ve markası olmayan yağların büyük bir kısmı Ayvalık veya Ege yöresinin zeytinyağı olarak satılıyor. Üstelik bu yağların içine pamuk yağı, ayçiçeği yağı, hatta makine yağı bile katılıyor. Ve bu yağlar tarafımızda alınmasa bile, restoranlara, otellere satıldığından bir şekilde bizler tarafından da tüketilmiş olunuyor.
Ee, ne oluyor? Üretici gibi tüketici de zarar görüyor. Zeytinyağı diye aldığımız yağın tadını beğenmediğimiz için, diğer yağlara yöneliyor, sağlığımızı riske atmış oluyoruz.
O yüzden zeytinyağı alırken markasına dikkat edeceksiniz bir, coğrafi işarete dikkat edeceksiniz iki.

İki tarif
Zeytinyağı mucizesinden yararlanmak isteyenlere iki tarif: Biri yemelik, diğeri sürmelik. Süzme yoğurda zeytinyağını katarak iyice karıştırın ve krem peynir kıvamına gelinceye kadar devam edin. Sonra ister hemen tüketin ister dolaba koyup kahvaltılarda veya yemeklerde meze olarak tüketin. Anadolu ve özellikle Ege mutfak kültürü üzerine birbirinden değerli kitaplar yazmış olan Gökçen Adar'ın verdiği bu anneanne tarifinin adı "Saksağan beyni."
İkinci tarifimiz ise yüz maskesi. Sarı kantaron çiçeğini zeytinyağında bekletin. 10-15 gün sonra elde edilen karışımı yüzünüze sürün. Markalı 50'ye yakın cilt ürününün malzemesinde yer alan hammaddeyi kendiniz elde etmiş olursunuz.

Wednesday, November 12, 2008

Anadolu, Ege mutfağı ile tanışmalı






Seda Kaya Güler
Yeni Asır
12 Kasım 2008,Çarşamba


Egeliler için zeytinyağı yememek gibi doğal bir gereksinim olmayabilir ama Türkiye'nin büyük bir kesiminde zeytinyağı tüketilmiyor.
Ne oluyor böyle olunca? Zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünya liginin ilk sıralarında bulunmamıza, 5 yıl içinde en büyük üretici durumuna gelmek üzere olmamıza rağmen tüketimde çok gerilerde kalıyoruz.
En önemlisi hem sağlık hem lezzet dolu bir besinden, yani elimizdeki iksirden yararlanmamış oluyoruz.
Bölgede yapılmış araştırmalar gösteriyor ki, başta Ayvalık olmaz üzere Ege'de kalp ve damar hastalıklarına pek rastlanmıyor. İstatistikler diğer bölgelere oranla çok düşük. Bunun en büyük nedeni de zeytinyağı.
Çünkü Egeli zeytinyağını yemiyor, adeta içiyor. Zeytinyağı yağların en hası. Ege'de margarin, tereyağı veya diğerlerini kullananlara rastlamazsınız. Kahvaltıda bile zeytinyağı yenir. Tüm yemekler zeytinyağı ile yapılır. Pasta, börek, çörek ve tatlıları bile. İrmik helvası bile.

AYVALIK HASADI
Öyleyse zeytinyağı tüketimini yurdun diğer bölgelerine de kaydırmak gerek. Özellikle Doğu Anadolu'ya, Diyarbakır'a... Böylece hem zeytinyağı hak ettiği değerini bulur, hem devlet çiftçisine, üreticisine sahip çıkar hem de Türk insanı sağlıklı bir yaşama kavuşur.
Bu nasıl olacak? Ayvalık'ta düzenlenen 4. Ayvalık Zeytin Hasadı'nda zeytin çiftçilerinin sorunu, tağşiş, kaçak dolumların yanı sıra bu konu üzerinde de duruldu. Zaten bu yılın teması "Zeytinyağı ve sağlık" idi. Konuşmacı da Prof. Dr. Osman Müftüoğlu... Zeytinyağının hem sağlıklı hem de lezzetli olduğunun altını çizen Müftüoğlu, diğer yağların fazla alındığı takdirde zararlı olduğuna ama zeytinyağının kilo dışında hiçbir zararı olmadığına da dikkat çekti.
Öyleyse ne yapıp edip Anadolu insanını zeytinyağı ile tanıştırmalı, onların da zeytinyağı mucizesinden yararlanmasını sağlamak zorundayız. Yani Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kebap ve lahmacun gibi lezzetli ama zararlı yiyeceklerinin Batı'ya göçünden sonra sıra Ege'nin hem lezzetli hem de sağlıklı yiyeceklerini Doğululara tattırıp benimsetmekte.

Sen hiç başına domates dalı takan Anadolu tanrısı gördün mü?
Prof. Dr. Osman Müftüoğlu konuşmasına uzun yıllar doktorluğunu yaptığı Süleyman Demirel'den bahsederek başladı.
Demirel'in sabah kahvaltısına çok önem verdiğine ve bu kahvaltılarda sohbetin ve menünün çok zengin olduğuna değinen Müftüoğlu, her çeşit yağı, peynir ve balın yanı sıra Demirel'in herkesin tabağına mutlaka 6 zeytin koyduğunu söyledi.
Niye zeytin? Yenmese olmaz mı? Bu soruyu Müftüoğlu da sormuş Demirel'e ve şu yanıtı almış: "Doktor, sen hiç başına salatalık, domates yaprakları takan bir Anadolu Tanrısı gördün mü?"
Anavatanı Anadolu olan zeytin, gerçekten de iksir niteliğinde bir besin. Kalp ve damar hastalıklarını önlüyor, kansere karşı etkili, sindirim sistemine yararı var, yaşlanmayı geciktiriyor, yaraları iyileştiriyor, ağrı kesiyor vs.
Aslında bütün sihir zeytin ağacının kendisinde. Zadece tanesi değil, dalı, çeri, çöpü her şeyi iksir niteliğinde. Posasını yüzüne krem niyetine sür mesela. Zeytin ağacı bütün olumsuzluklara meydan okuyabilen, zarlı haşarelerle baş edebilen bir ağaç. O yüzden uzun yaşıyor zaten.

Günde 60 gr
Sağlıklı beslenmek için protein, karbonhidrat gibi yağı da soframızdan eksik etmemi gerekiyor. Tamam, yağ da kalori var, hem de 1 gramında 9 kalori ama yine de yağsız olmuyor. İdeali 60 gr. Yağ yemek. Bunun yüzde 7'si veya 10'u tereyağ veya margarin olabilir. Diğer 10'u da diğer sıvı yağlar. Geri kalanı ise zeytinyağı olursa ne hastalıktan korkun ne de kilo almaktan.

Toroslar'ın bağrındaki zeytin diyarı; MUT...

Durmuş Odabaşı
Yeni Asır
12 Kasım 2008,Çarşamba


Ege Bölgesi'nde yaptığımız gezilerden sonra, bu kez rotamızı gezi alanımızın dışına çeviriyor ve 4. Zeytin Hasat Şenliği için Ege İhracatçı Birlikleri'nden aldığımız davet üzerine Mersin'in zeytin zengini ilçesi Mut'a gidiyoruz.

Mut, zeytincilik alanında hızla gelişmekte olan ve bu alanda her geçen gün artan faaliyetleriyle Türkiye'nin bu sektörde önemli oyuncularından birisi olmaya adaylığından dolayı seçilmiş.

İzair'in Karşıyaka isimli uçağı ile, öğle saatlerinde Adana'ya ulaşıyoruz.
Yolumuzun kalan bölümünü kara yoluyla sürdüreceğiz.

Güzergahımız üzerinde gözümüze çarpan modern Adana manzaralarından yola çıkarak, şehrin oldukça modern, temiz ve yeşil olduğunu söyleyebiliriz.

Tam bir büyükşehir havasındaki Adana'da, öğle saatlerine rastlayan molamız, öğle yemeği ile sürüyor.

Kafile halinde Adana'nın meşhur kebapçısı Kolcuoğlu'na doğru yol alıyoruz. Burada yaklaşık 50 kişilik bir masada, 2 metrelik kebapları Adana usulü bir sunumla soframıza getiren Kolcuoğlu elemanları, konuklarını ağırlamak için seferber oluyor.
Yemek sonrası, Mersin üzerinden Mut'a gitmek üzere tekrar aracımıza biniyoruz.

* * *

Yolun ne kadar süreceği hakkında hiç bir fikrimiz yok; çünkü zeytin üretici ve ihracatçılarından, basın mensuplarına kadar kafile içinde yer alan hiç kimsenin daha önce Mut'a yolu düşmemiş. Ancak 2-3 saat süreceği yönünde tahminler var.

Toroslar'ın arasına saklanmış Mut'a ulaşmak sandığımız kadar kolay olmuyor.
Tam 4.5 saat süren yolculuktan sonra hedef ilçemiz Mut'tayız.

İlçe girişinde bizleri, organizasyonun baş aktörlerinden İlçe Tarım Müdürü Murat Orhan karşılıyor.

Konaklama yerimiz, Mut'un birkaç kilometre dışındaki 3 yıldızlı Neslihan Otel.
Yol yorgunu olduğumuz için, yemek sonrası odalarımıza çekiliyoruz.
Çünkü ikinci günün programı hayli yoğun.

* * *

Sabah kahvaltısının ardından, zeytin hasadının yapılacağı Kurtsuyu Köyü'ne gidiyoruz.
Serin dağ havasının yanısıra, akşam karanlığına denk gelen yolculuğumuz esnasında göremediğimiz Mut'un diğer bir güzelliği Göksu Nehri'ni de böylelikle tanıyoruz.
Gözümüzün alabildiği her alanda ya zeytin, ya da kayısı bahçeleri var.
Mut'un zeytin gibi değerli diğer bir tarım ürünü de kayısı...

Türkiye'nin sofralık kayısı ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan bu ilçede, kayısı ağaçlarının ekonomik getirisinin yanısıra, Mut'a kazandırdığı muhteşem bir manzarası var. Solmaya başlayan kayısı ağacı yapraklarının, sarı, kırmızı ve yeşil arasında değişen renkleri, yöreye özgü beyaz toprağın solukluğuna canlılık kattığı gibi, manzarayı da bir tablo gibi güzel kılıyor.

Ama aynı beyaz toprağın, zeytin ağaçlarının tok yeşilliğiyle yaptığı uyum da yabana atılacak cinsten değil.

İnsan doğaya bir kez daha hayran oluyor...

Yer gök, kayısı ve zeytin

Göksu Nehri, kayısı ve zeytin ağaçları ile donanan manzarayı izlerken, hedefimize varıyor ve Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in ilk hasadı yapacağı alana geliyoruz.

Tarım Bakanlığı'na bağlı Kurtsuyu ve Çevre Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi'ne ait zeytinyağı fabrikasının olduğu alanda kısa bir bekleme yapıyoruz. Bir süre sonra Kürşad Tüzmen'in gelmesiyle ortalık bir anda hareketleniyor.

Tüzmen, fabrikanın karşısında yer alan zeytin tarlasında ilk hasadı yapmak üzere basın ordusu ile üretici ve katılımcı zeytinciler eşliğinde zeytin ağaçlarına doğru yürüyor, ilk zeytinleri daldan koparıyor.

Tüzmen'in kısa konuşmasının ardından, toplanan ilk zeytinler, ilk sıkım için fabrikaya götürülüyor ve sezonun ilk zeytinyağı çıkıyor.

Biz bu yağın tadına bakarken, hem ilin hem de ilçenin tarım alanında önde gelen isimleri ilçenin tanıtımını yaparken öğreniyoruz ki Mut, yapılan çalışmalar sayesinde bugünkü ağaç varlığına ulaşmış.

Kendine has bir iklime sahip Mut'un zeytincilik çalışmaları tamamen organik gerçekleştirilirken, zeytinliklerin yüzde 55'i damlama sulama ile sulanıyormuş.
Yani Mut'un mutlu insanları, hayli ciddiye alarak yaptıkları zeytincilikte bir hayli iddialı.

Devlet, denetim görevini tam olarak yerine getirsin

Mut'un Kurtsuyu Köyü halkının ortaklaşa kurduğu zeytinyağı fabrikasında sezonun ilk zeytinleri yağa dönüşürken, iyi bir organizasyona imza atan Mutlu yetkililer, folklordan yöresel yemek ziyafetine kadar her şeyi düşünmüş.

Öğle yemmeği işini, yöresel tatlar ile hallederken, Egeli katılımcılardan "Zeytin Dostu" Mustafa Alhat ile kısa bir söyleşi yapıyoruz;

- Önce sizi tanıyalım.
- Manisa Akhisarlıyım, ama üniversiteye girdiğim yıldan beri İzmir'de yaşıyorum. Akhisar'da zeytinyağı üzerine çalışıyoruz ve 1.5 senden beri de daha çok ihracat yapıyoruz.
- Hangi ülkelere gönderiyorsunuz?
- Daha çok Rusya, Belarus ve Kazakistan gibi doğu ülkeleri ile az miktarda ABD'ye gönderiyoruz.
- Neden iç piyasaya çalışmıyorsunuz?
- Çünkü iç piyasada bu anlamdaki denetimler çok kötü. Pamuk yağı, kanola yağı gibi yağların piyasada çok olması, ciddi bir haksız rekabete neden oluyor.
- Kalite güvencesi sizce nasıl sağlanır?
- Burada devlet devletliğini yapacak. Var olan kanunlar aslında yeterli. Sadece uygulanması bize yeter de artar. Bu sayede düzgün ve ahlaklı çalışan firmalar da daha iyi yerlere gelebilir. Ama eğer birşey yapılmazsa, bizler daha çok kan kaybederiz.
- Sektörü kim denetliyor?
- Denetleme işleri Tarım Bakanlığı'na bağlı. Ama bu konu hakkındaki şikayetlerimizi onlara ilettiğimizde, personel yetersizliğinden bahsediyorlar. Bu şekilde devam ederse merdivenaltı, sahtekarlık.. herşey devam edecek. Bunlar yapanların yanına kar kalırsa, sektörün düzgün insanları dahi bozulur.

AB, ne kadar prim veriyorsa...

Zeytin bahçelerinde büyümüş olan genç zeytinci Mustafa Alhat, Türk zeytinciliğinin geleceği üzerine de bir hayli kafa yormuş.

İşte Mustafa Alhat'ın "ne yapılmalı"ları;

* Devletin şu anda zeytinciliğe yapabileceği en iyi destek de şu; AB'den gelen bir fon ile 500 bin liralık yatırıma 250 bin lira devlet desteği var. Bu parçalanmaya neden olan bir uygulama ve bence yanlış. Bu tesisler, büyümesi zor olan tesislerdir, kötüdür. Bunun yerine, mevcut şirketlerden 10 tanesini biraraya getirip yapacakları ortaklığa 2.5 milyon lira vermesi daha verimli olur.

* Zaman kaybedince geriye dönmek mümkün olamayabiliyor. Zamanında tedbirler almak lazım. İspanyadaki kooperatifçilik zamanında doğru başlamış ve bu yüzden de hala devam ediyor. Kooperatif dışına çıkmak iyi değil. Ama bizim kooperatifçilik anlayışımız hala olması gereken yerde değil.

* Zeytin Dostu Derneği olarak bir kampanya yaptık. Amacımız da AB üreticisinin yüksek primle desteklenmesi karsısında bizim üretcimizin mağdur kalmasıydı. Destekçiliğin tabana yayılması gerekir. Her üreticinin desteklenmesi lazım. AB üreticisine ne veriyorsa, bizim üreticimize de en azından ona yakın prim verilmeli.

Tuesday, November 11, 2008

Mut zeytin hasat şenliği

İsmail Uğural
Yeni Asır
10-11 Kasım 2008


Mut zeytin hasat şenliği (1)

Önce bu güzel ilçe hakkında kısa bilgi verelim. Mut, Mersin'e bağlı 600 bin dekar dolayında ekilebilir arazisi ve 90 köyü olan bir Akdeniz ilçesi... Merkez nüfusu 37 bin ama görüldüğü gibi köy sayısı ve ekilebilir arazisi bakımından oldukça büyük bir yerleşim bölgesi. Ovalık arazi pek yok, genellikle kır ve engebeli bir arazi yapısı var. Fakat adeta dağ taş meyve bahçesi. Özellikle kayısı çok yaygın. Tabii Malatya kayısısı ile karşılaştırmamak lazım. Çünkü Mut kayısısı hem çok erkenci, yani mayıs gibi hasada geliyor hem de kurutmalık değil, yaş olarak tüketime uygun.
Aynı şekilde şaşılacak kadar çok incir ağacı ile tanışıyorsunuz, ama o da incire benzer biçimde yaş olarak pazara çıkıyor. Hemen söyleyelim, Mut çiftçisi kayısıda Malatya ve incirde Aydın'a meydan okuyor. İlçe Ziraat Odası Başkanı Ali Çelik, "Artık asıl işimiz zeytincilik ancak bu iki üründe de çok iddialıyız" derken, 10 bine kayıtlı üyesi ile ziraat odası olarak zeytincilikte büyük gelecek gördüklerini ve bu alanda önemli projeler içinde olduklarını vurguluyor.

GÜZEL ETKİNLİK

Şimdi gelelim Mut'a neden gittiğimize... Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği (EZZİB) ve Zeytindostu Derneği'nin birlikte düzenlediği zeytin hasat şenliklerinin üçüncüsü bu yıl Mut'ta gerçekleştirildi. Çok isabetli bir karar ve uygulama olduğu da açıkça görüldü. Niçin derseniz, bir defa zeytincilik deyince hep aklımıza Ege ve özellikle Ayvalık, Edremit ve Burhaniye yani körfez bölgesi geliyor. Oysa Türkiye'de zeytin tarımı Marmara'dan başlayıp bütün Akdeniz boyunca ta Gaziantep'e kadar yapılıyor ve üstelik gittikçe yoğunlaşarak... Hele Torosların eteğinde denize mesafesi 100 kilometrenin üstünde bir ilçe olan Mut'taki potansiyeli yerinde gördüğünüzde, iyiden iyiye şaşırıyorsunuz. Şimdi sıkı durun, rakamları okuyunca inanamayacaksınız. Bu ilçede dikimi yapılan zeytin fidanı sayısı yaklaşık 9 milyon! Başka bir ifade ile üç beş yıl içinde Türkiye zeytinciliğinin yeni devi Mut olacak...

İşte bu çerçevede 3. Zeytin Hasat Şenliği'nin neden söz konusu ilçede yapıldığı daha iyi anlaşılıyor. Bir de üstüne üstlük üç gün süren şenliklere bölge milletvekili ve Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen'in yanı sıra Dış Ticaret Müsteşarlığı Tarım Daire Başkanı Mustafa Sever ile birlikte Egeli ihracatçılar, Zeytindostu Derneği yöneticileri ve basın mensupları da katılınca, işin önemi ve ciddiyeti daha da artmış oldu. Yarın devam ediyoruz.


Mut zeytin hasat şenliği (2)

11-Kasım-2008 Salı

Dün kaldığımız yerden devam ediyoruz. Mersin'in Mut ilçesinde iki gün süren etkinliklerin en bilgilendirici bölümü Ziraat Odası'nda yapılan panel oldu. Toplantı salonunun kalabalığı da dikkat çekici idi. Oturum başkanlığını Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi'nin yaptığı panelde yer alan konuşmacılar ve konu başlıklarını sırasıyla yazarsak: Tarım İlçe Müdürü Murat Orhan, 'Ülke zeytinciliğinde Mut'un yeri ve önemi', yerel sanayici Ümit Atsan, 'Mut zeytin ve zeytinyağı sanayiinin geleceği', Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM) Tarım Dairesi Başkanı Mustafa Sever, 'Zeytin ve zeytinyağı ihracatının genel değerlendirilmesi', Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği (EZZİB) Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Özdolgun, 'Ambalajlı-markalı zeytinyağı ihracatı', EZZİB Başkan Vekili Mustafa Gökalp, 'Ambalajlı ve markalı zeytin ihracatı' ve Biyolojik Bilimler AŞ'den Mehmet Laleli,'Organik zeytinyağı ihracatı'...

VİZYON ARAYIŞI

Görüldüğü gibi, toplantıda dolu dolu geçen bir sektör değerlendirmesi ve vizyon arayışı yaşadık. İşin güzel tarafı ilçe ekonomisine yön veren insanların zeytinciliğin kendi geleceklerinde oynayacağı rolü iyi anlamış ve algılamış olmaları... Gerçekten de başta ilçe Kaymakamı Osman Yenidoğan, Belediye Başkanı Selahattin Arslan, Ziraat Odası Başkanı Ali Çelik, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Selahattin Şentürk olmak üzere bütün ilgililerin bu sektöre gösterdikleri yakın ilgi, dünkü yazımızda da vurguladığımız biçimde Mut'un kısa zamanda çok önemli bir zeytincilik merkezi haline geleceğini bize müjdeliyor. Tabii mikro kliması ve yüksek tarımsal potansiyeli ile bu ilçenin bize vaad ettiği başarıları uzaktan da olsa izlemeye devam edeceğiz. Bu arada EZZİB Başkanı Ali Nedim Güreli ve Zeytindostu Derneği Başkanı Metin Ölken'in de işaret ettiği önemli bir husus da şu: Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen Mersin milletvekili olması dolayısıyla konuya özel ilgi gösteriyor. Dahası Vali Hüseyin Aksoy'un da zeytincilik üzerine Muğla Valililiği'nden gelen ilgisi ve bilgisi var. Yani uzun sözün kısası bu iş tamam... Ama bitmedi, daha Mut balını anlatmadık!

Marmarabirlik, zeytin alım fiyatlarını belirledi

Anadolu Ajansı
11 Kasım 2008,Salı


Marmara Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Marmarabirlik), 2008-2009 ürünü zeytin alım fiyatlarını belirledi.

Marmara Birlik Üyesi Mürefte Zeytin Tarım Satış Kooperatifi Başkanı Kahraman Koçer, zeytin tavan fiyatının 4,00 YTL, taban fiyatının ise 1,15 YTL olarak belirlendiğini söyledi.

5 Kasım'da başlayan zeytin alımlarının Şarköy, Mürefte, Hoşköy ve Eriklice'deki 4 merkezde devam ettiğini ifade eden Koçer, Kızıl zeytinin de tavan fiyatının 2,40, taban fiyatının ise 0,65 YTL olarak belirlendiğini belirtti.

Marmarabirlik Yönetim Kurulunun aldığı karar gereği, zeytin alım bedellerinin yüzde 60'ının peşin ödeneceğini bildiren Koçer, kasım ayı içinde alınmış olan zeytin bedellerinin ödemelerinin Aralık ayının ilk haftasında yapılacağını belirtti.

21 Aralık 2008 tarihine kadar alınmış bulunan zeytinlerin ön ödemelerinin 25 Aralık tarihinden itibaren, 22 Aralık 2008 tarihinden kampanya sonuna kadar alınacak zeytinlerin bedellerinin ön ödemelerinin ise alım kampanyasının kapanışını takiben 10 gün içinde yapılacağını bildiren Koçer, şunları kaydetti: "Zeytin alım bedellerinin yüzde 20'si 2009 Nisan ayı içerisinde ödenecek, kalan yüzde 20'lik kısmı ise 2009 Temmuz ayı içerisinde ödenecek.

Ekonomik koşullar ve piyasa şartlarına göre nihai fiyat ile ön ödeme fiyatı arasında oluşabilecek fark bedelleri, 2009 Temmuz ayı içerisinde verilecek olan yüzde 20'lik pay ile birlikte ödenecek. Ayrıca, alım kampanyası ve sonrası süreç içerisinde birliğimizin mali durumuna bağlı olarak, ödeme planı öne çekilebilecek."

Ev kadınlarına göre zeytinyağı Binbir Gece'nin Onur Bey'i

Jale Özgentürk
Referans
11 Kasım 2008,Salı


Zeytinyağı, Binbir Gece'nin Onur Bey'i yani elit, ulaşılmaz...

Ayçiçek yağı Kavak Yelleri'nin Efe'si: Şımarık, zıpır ve genç...

Mısıryağı, Yaprak Dökümü'nün babası Kaymakam Bey: Sağlıklı, ayakları yere basan, anti-sosyal.

Türklerin yeni yeni tanıştığı kanola yağı ise "Var mısın Yok musun"daki Hamdi Bey...
Anadolu Grubu'nun şirketi Ana Gıda'nın üniversite mezunu, çalışan kadın ve ev kadınından oluşan 6 bin kişiye sorarak gerçekleştirdiği bir araştırmanın sonucuna göre yağlar böyle kişiselleştiriliyor.

Sezai Madra, Kırlangıç ve son olarak da Komili markalarını alan Ana Gıda'nın B ve C1 grubundan deneklerle yaptığı araştırmada katılanlara kullandıkları yağları kişiselleştirmeleri isteniyor, onlar da dizilerdeki bu karakterlerle tanımlıyor yağları.

Bu araştırmayı Ayvalık Ticaret Odası'nın düzenlediği "4. Zeytin Hasat Günleri Şöleni" sırasında öğreniyoruz. Kasım ayıyla birlikte Ege'de zeytin hasatı başlamış durumda. Her yıl olduğu gibi büyük sorunlarla açılıyor sezon.

Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gencer ve üç kuşaktır zeytinyağ üreticisi olan Madra Ailesi'nin iki üyesi Sezai ve Salih Madra'nın davetlisi olarak Ayvalık'tayız. Gazeteci ve sanatçılardan oluşan grup olarak hem zeytinyağının sorunlarının tartışıldığı bir panele hem de Abdullah Ertem Çiftliği'nde düzenlenen hasat şölenine katılıyoruz. Modern ve klasik yöntemlerle toplanan zeytinlerden çıkan ilk yağları tadıyoruz.

Dünyanın en önemli zeytinyağı üreticilerinden biri olmasına rağmen Türkiye'nin üretim, tüketim ve ihracatta ciddi sıkıntıları var. Kişi başına düşen tüketim miktarı Yunanistan'da yıllık 20 litre iken Türkiye'de 1 litre bile değil. İhracatta ise fiyat kavgası yaşanıyor. Son yıllarda teşvik edilen üretimde ise çok değil on yıl sonra dünyanın en büyük ikinci zeytinyağı üreticisi olmaya adayız. Ayvalık Zeytin Üreticileri Derneği Başkanı Sezai Madra, 2008 için 140 bin ton olan rekoltenin 350 bin tona çıkabileceğini söylüyor ve sorunun önümüzdeki yıllarda büyüyeceğine işaret ediyor.

Madra, yeni rekolte sezonuna ilişkin ise zeytin çiftçisinin durumunun iç açıcı olmadığını belirterek sorunun primde düğümlendiğini belirtiyor ve şunları söylüyor:
"Tarım Bakanlığı primi 1 kuruş artırdı ve 21 kuruş yaptı. AB ülkelerinde ise prim 1.32 euro. Mazot, gübre gibi girdilerdeki fiyat artışlarıyla boğuşan çiftçi zor durumda. Bu arada yağ fiyatları da geriledi. Bu yıl 100 bin ton stok fazlamız olacak. Piyasayı stabil tutmak için 40-50 bin ton ihracat yapmamız gerekecek."

Kuzenlerin arasına 'DİR' girdi

İşte bu tablo zeytinyağında son yıllarda süren kavganın bu yıl da kesilmeyeceğinin göstergesi. Zeytinyağında üretici, sanayici, ihracatçı olmak üzere üç ayak var. Madra'nın dediği gibi üreticinin hali perişan. 2006'da 4.5-5 YTL'ye ulaşan fiyatlar bugün 3 YTL civarında. Üretici, maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle fiyatların düşmemesi gerektiği görüşünde. Fiyatları regüle edebilecek bir sistem yok. Bu görevi üstlenen 33 kooperatif ve 28 bin üreticinin üye olduğu Tariş Zeytinyağı Kooperatifleri Birliği, üye üreticinin getirdiği ürünü almakla yükümlü olduğu için stok maliyetleri yüzünden sıkıntılı.

Yaklaşık 150 bin üretici ihracatçının fiyat düşürme baskısıyla karşı karşıya. Bu nedenle de Ayvalık Zeytin Üreticileri Derneği Başkanı Salih Madra ile Ege İhracatçıları Birliği Başkanı olan kuzeni Ali Güreli bu yıl ters düşmüş durumda. Bugüne kadar birlikte lobi yapan iki kuzenin arasına "Dahili İşleme Rejimi" (DİR) uygulaması girmiş. Salih Madra, DİR uygulamasına şiddetle karşı olduklarını söylüyor ve iç piyasada fiyatların yüksek olduğu iddiasıyla ihracat kaydıyla ithal edilecek zeytinyağının fiyatları altüst edeceğini ve zaten zor durumda olan üreticinin zora gireceğini söylüyor.

Ne AKP kalır ne bakan

Bu arada Ayvalık'taki toplantıya "İhracat yapamadık, para veremeyiz" diyerek destek vermeyen Ali Güreli'nin aynı gün, Mersin-Mut'ta Bakan Kürşad Tüzmen'i de alıp hasat günü yapması kızgınlığı artırmış. Tüzmen'in konuşmasında "Bu yıl söz veriyorum DİR'e izin vereceğiz" açıklamasına tepki gösteren Salih Madra, "Yok yılında ihracat sözü veriyor. Bunu yapsın ne AKP kalır ne de kendisi. Zeytin üreticileri olarak DİR'e müsaade etmeyeceğiz. Gelselerdi burada hep beraber konuşurduk. Gelmediler" diyor. Ayvalık bölgesi üreticisi DİR'e karşı ama işlenmeden ham yağ ihracatının da serbest bırakılması talebi var.

Zeytinyağında her üründe olduğu gibi her kesimin çıkarı doğal olarak farklı. Üretici maliyetini çıkarıp para kazanmak istiyor, tüccar, ihracatçı düşük fiyatla alıp para kazanmak istiyor, sanayici de markalı ya da işlenmiş ürün ihracatının artmasını istiyor. Ancak yapılması gereken en önemli şey tüketimin artması. Ayvalık'taki konuşmaların, sohbetlerin ana konusu da artık bu. Hatta panelin davetlisi olarak Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun seçilmesi de tesadüf değil. Zeytinyağının ne kadar sağlıklı olduğunu araştırmalara dayanarak anlatan Müftüoğlu, Ana Gıda'nın araştırmasını henüz duymadan zeytinyağı tüketiminin bir türlü artmamasını "snop" bir ürün olarak konumlanmasına bağlıyor. Sofralarda "zeytinyağlılar" tanımının kalkması gerektiğini düşünen Müftüoğlu, sosyologların devreye girmesini de öneriyor.
Bu arada konuklar arasında bulunan bir sosyolog ise Türk halkının dizi merakına dayanarak "Zeytinyağını anlatan bir dizi çekilsin" önerisinde bulunuyor. Zeytinin vatanı Anadolu ama yıllık 1 kiloyu bile bulmayan tüketimi artırmak sağlık ve lezzet kaynağı zeytinyağını Anadolu'ya anlatmak ancak sanal karakterlere kalıyor.
Ayvalık'ın ünlü sakinlerinden Cem ve Ümit Boyner'in evindeki parti ile biten ve çeşit çeşit otlar, farklı tatlarda zeytinyağı tadımlarıyla geçen iki günün ardından Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in de doktoru olan Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun Demirel'den aktardığı bir anekdotla bitirelim yazıyı:

"Kahvaltıda sofra ne kadar kalabalık olursa olsun servisi Süleyman Bey yapar, herkese altı zeytin verir. Bir gün dedi ki, doktor mutlaka zeytin yemek zorundayız. Anadolu tanrılarının, krallarının heykellerinin başında sen hiç kabak, domates, salatalık gördün mü? İncir var, zeytin var, nar var."

Zeytinde hasat günleri…

Ali Ekber Yıldırım
Dünya
11 Kasım 2008,Salı


Zeytin ve ZeytinyağıZeytin hasadı başladı. Bir kaç yıldır hasadın mutluluğunu Ayvalık’ta üretici, sanayici, ihracatçı dostlarla paylaşıyoruz.

Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer ve Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen’in öncülüğünde ilçedeki sivil toplum kuruluşlarının, üreticilerin, zeytin ve zeytinyağı sanayicilerinin ve turizmcilerin de katkısı ile 4 yıldan beri “Zeytin Hasat Günleri” ve 2 yıldan beri de “Ayvalık Zeytinyağı Pazarı” etkinlikleri düzenleniyor.

Etkinliklerde bu yılın ana teması zeytinyağı ve sağlıktı.

Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, zeytinyağının insan sağlığına etkilerini anlatırken, zeytinyağı tüketiminin yoğun olduğu körfez bölgesinde(Ayvalık, Edremit, Burhaniye) kalp hastalıkları ve diğer bir çok hastalığın diğer bölgelere göre daha az görüldüğüne ve insan yaşamının daha uzun olduğuna dikkat çekti. Zeytinyağı tüketiminin insanlar için bir davranış biçimi olduğunu bu nedenle tüketimin diğer üretici ülkelere göre çok düşük olmasının sadece ekonomik nedenlerle açıklanamayacağını bunun sosyologlar tarafından ele alınmasında yarar olduğunu söyledi.

Üretici, sanayici, Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi yöneticileri, yerel yöneticiler, İstanbul’dan, İzmir’den gelen gazeteciler ve gurmelerin yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte zeytin ve zeytinyağının en önemli taraflarından Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılar Birliği ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’ndan kimse yoktu.

Ayvalık’taki hasat günleri etkinliğinin düzenlenmesinde başından beri aktif olarak yer alan Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği iki yıldır bu etkinliğe katılmıyor.Ayvalık’ta düzenlenen zeytin hasat günleri etkinliği ile aynı tarihe denk gelecek şekilde Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ve Türkiye İhracatçılar Meclisi’ni de yanına alarak alternatif bir hasat şenliği düzenliyor. Geçen yıl Aydın’da, bu yıl ise Mersin Mut’ta alternatif hasat şenliği düzenlendi.

Elbette Ayvalık’taki hasat günlerine herkesin katılması zorunlu değil. Ayrıca, hasat kutlaması Ayvalık’a özgü bir etkinlikte değil. Yüzyıllardan beri hasat sevinci çeşitli biçimlerde her yerde kutlanır. Ayvalık, Burhaniye, Edremit, Gömeç, Gemlik, Aydın, Akhisar, Nizip, Mut ve daha bir çok üretim merkezinde farklı biçimlerde üretmenin sevinci, mutluluğu yaşanır.

Bugün olduğu gibi gelecek yıllarda da zeytin ve zeytinyağı üretilen her yerde üretmenin mutluluğunu paylaşmak, sorunları tartışmak ve çözüm üretmek sektöre büyük yarar sağlayacaktır.

Fakat, Ayvalık’a alternatif olarak geçen yıl Aydın’da, bu yıl Mersin Mut’ta yapılan etkinliğin çok ayrı bir amacı var. Bu bölgedeki üretici dostlarımız, sanayiciler, ihracatçılar alınmasınlar ama herkesin arzu ettiği sektördeki birlikteliğe gölge düşüren ve bilinçli olarak aynı tarihlerde yapılan bir etkinlik. Bu anlamsız yarış, üreticiye, sanayiciye, ihracatçıya yani sektörün tümüne zarar veriyor.

Bu zararın boyutlarını uzun uzun yazmaya gerek yok. Destekleme primi konusunda verilen sınav ortada. Birlikteliğe en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde sektörün gücünü, enerjisini bölerek zeytinyağı destekleme primini 1 YTL’ ye çıkaramazsınız. Hükümetin 1 kuruşluk prim artışına razı olursunuz.

Diğer konulara girmeye gerek yok. Kaldı ki, herkes sektörde yaşananların farkında.

Daha hasat başlamadan, “İspanya’da rekolte çok yüksek”, “dünyada fiyatlar düşüyor, Türkiye’de de düşecek”, “üretim ne kadar olursa olsun dahilde işleme rejimi kapsamında zeytinyağı ithalatında ısrarlı olacağız” diyenler, üreticinin hasat mutluluğunu kursağında bırakmayı başardılar. Zeytinyağı fiyatı düşüyor.

Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen verimli ve bereketli bir yıl olması dileği ile hasad sevinciniz daim olsun. Zeytin ve zeytinyağını yazmayı sürdüreceğiz.

Zeytinyağını askeriye alsın üreticinin derdi bitsin

FUNDA ÖZKAN
Radikal
11 Kasım 2008, Salı


AYVALIK - Zeytinyağının tüketimi, fındıkçıların yaptığı gibi ‘her gün bir avuç yiyin’ diyerek de artmaz. Zeytin ve zeytinyağı üreticileri yıllardır çabalıyor, didiniyor sonuç değişmiyor. Rakamlar ortada: Yunanistan’da kişi başına yıllık 20 litre zeytinyağı tüketilirken, bizde 1 litreyi bile bulmuyor. Aşağıda okuyacaksınız, Türk insanı zeytinyağını Binbir Gece’nin Onur beyi kadar kendisine erişilmez buluyor. Bunun nedeni sadece zeytinyağının fiyatı da değil.

Üç nesildir zeytin-zeytinyağı üreticisi Salih ve Sezai Madra kardeşler, ‘Türkiye’nin en lezzetli’ zeytinyağı üssü Ayvalık’a, zeytinyağına dikkat çekmek için ‘tur organizatörü ruhuyla’ çabalıyor. Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer, çatı örgütü TOBB’un, siyasilerin, bürokratların desteğinin peşine düşüyor, yine sonuç değişmiyor.

Ayvalık ki, ‘taşını sıksan zeytinyağı çıkar’ esprisini yapıyoruz. Akdeniz çanağının sayılı butik otellerinden biri olabilecek, 10 odasıyla otelden çok büyük malikaneyi andıran Butik Sızma Han’ın sahibi Mustafa Büyükçıvgın, zeytinyağı fabrikasından bozma tarihi binanın, taşlarının zeytinyağı kustuğunu gülerek anlatıyor.

Taşlar bile zeytinyağına doymuş. Ancak zeytin üreticisi mağdur.

Ayvalık Ticaret Odası daha önceki yıllarda, zeytin hasadı zamanı ‘ne olacak bu zeytinyağının, üreticinin hali?’ toplantısı düzenlerdi.

4. Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nde, sadece Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’na kürsüyü verdiler. İç tüketimi artırabilmek için Prof. Dr. Osman Müftüoğlu zeytinyağı eşittir sağlık denklemini anlatsın diye.

Yeri gelmişken büyük parantez açayım: Kalp damar hastalıklarına, kansere, enfeksiyona, kolesterole deva zeytinyağının bir mucizevi özelliğini daha öğrendim. Sızma zeytinyağını yoğurtla karıştırıp, mayonez kıvamına getirdiğiniz karışımı sürün yüzünüze 99 yaşınıza kadar kırışıklardan uzak kalın.

Bir yanda Rahmi Gençer bir yanda Sezai Madra son beş yılda sistematik olarak desteklenen zeytin fidan dikimiyle Türkiye’nin üretimde dünyanın ikinci sırasına geleceğini, buna karşın tüketimde ilk 15’e bile zor girdiğini anlatıyor. İhracat da yapılamıyor, yapılsa para kazanılmıyor. Yunanistan’da zeytinyağında ihracat desteği 3 YTL, bizde 21 kuruş.

Geriye tek çözüm kalıyor: Askeriyenin bol bol zeytinyağı alımı yapması. Asker ocağında zeytinyağının muhteşem tadına varan Mehmetçik, evine dönünce de tüketmeye devam eder. Zeytinyağını siyasiler kurtaramadığına göre, onu da asker kurtarsın.

Aralarına ‘DİR’ girdi

Ayvalık Zeytin Üreticileri Derneği Başkanı Salih Madra, Ege İhracatçıları Birliği Başkanı olan kuzeyi Ali Güreli ile düne kadar beraber ‘zeytin ve zeytinyağı’ lobisi yaptıklarını anlatıyor. Aralarına, ihracatçıların peşine düştüğü ‘Dahili İşleme Rejimi’ (DİR) uygulamasıyla reeksport için zeytin ve zeytinyağı ithal istemiyle Dış Ticaret Müsteşarlığı kapısını aşındırmaları girmiş. Salih Madra, “Üreticiye bir ihracatçı tokat vuruyor, bir sanayici” diyor.

İhraç etme kaydıyla ithalat, üreticinin en büyük kabusu. Üretici de, rafine dökme gibi ham dökme zeytinyağı ihracatının peşinde.

Ayvalık‘taki toplantıya Ali Güreli “İhracat yapamadık, para veremeyiz” diyerek, destek olmamış. Aynı gün, Mersin-Mut’ta Bakan Kürşad Tüzmen‘i de alıp hasat günü yapıyor. Salih Madra, “Gelselerdi burada hep beraber konuşurduk. Biz zeytin üreticileri olarak DİR’e karşıyız, müsaade etmeyeceğiz” diye anlatıyor.

Zeytinyağı eşittir Binbir Gece’nin Onur beyi

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel‘in doktoru Prof. Dr. Osman Müftüoğlu hayat adamı Demirel’den bir anekdot anlatıyor:

“Kahvaltıda sofra ne kadar kalabalık olursa olsun servisi Süleyman bey yapar, herkese altı zeytin verir. Bir gün dedi ki, doktor mutlaka zeytin yemek zorundayız. Anadolu tanrılarının, krallarının heykellerinin başında sen hiç kabak, domates, salatalık gördün mü? İncir var, zeytin var, nar var.”

Osman Müftüoğlu, “Zeytinyağı-ot-sebze aşkını biz bulmuşuz. En güzel zeytinyağlı yemekleri biz yapıyoruz. Kebap karşıtı değilim ama Ege lezzetini de Diyarbakır’a, Yozgat’a taşımak zorundayız” diyor.

Zeytinin vatanı Anadolu’da insanlar tarihine de, kültürüne de uzak duruyor.
Sezai Ömer Madra ve Kırlangıç markalarını bünyesinde bulunduran, Anadolu Grubu şirketi Ana Gıda, çok yeni Komili markasını da satın aldı. Bu arada çok yeni bir pazar araştırması yapmışlar. BC1 grubu olarak tanımlanan üniversite mezunu, orta gelir düzeyindeki kesimde. Hangi yağ, hangi dizideki karakteri anımsatıyor sorusuna bakın ne yanıtlar gelmiş:

“Zeytinyağı, Binbir Gece’deki Onur bey, elit, ulaşılmaz.

Mısır yağı, Yaprak Dökümü’nün babası kaymakam bey, sağlıklı, lezzetli, ayakları yere basan, anti sosyal.

Ayçiçek yağı, Kavak Yelleri’nin Efe’si, şımarık, genç, zıpır.

Kanola yağı, Var mısın Yok musun’daki Hamdi bey. Varlığından çok emin değiller.”

Türk insanı ‘her şeyi’ dizilerden öğrendiğine göre anlamlı bir öneri de çıktı, 4. Ayvalık Zeytin Hasat Günleri’nde.

‘Bir dizide zeytinyağı yeyip, sağlıklı kalan baş rol oyuncusu olsun.’

Ege’yi Diyarbakır’a nasıl taşıyacağız

Gila BENMAYOR
Hürriyet
11 Kasım 2008,Salı


AYVALIK

AYVALIK’ta bu yıl yüzler pek gülmüyor. Sonbahar sessizliğinin hüküm sürdüğü sokaklarda şöyle konuşmalar çalınıyor kulaklarımıza:

"Yağmurun bir türlü yağmaması zeytin ağaçlarını strese sokuyor."

Yağmur yağmıyor, ağaçlar bunalımda.

Ayvalık "Godot"u bekler gibi yağmuru bekliyor.

Küresel ısınmanın etkisiyle zeytin bu yıl daha erken olgunlaşmış, hasat tarihleri öne alınmış.

Ayvalık Ticaret Odası’nın bu yıl dördüncüsü düzenlediği artık gelenekselleşmiş "Zeytin Hasat Günleri"ndeyiz.

Ticaret Odası bu yıl bir değişiklik yapmış.

Panel yerine bir tek konuşmacı davet etmiş: Profesör Dr. Osman Müftüoğlu.

Gazetemizin yazarlarından Profesör Müftüoğlu tahmin edebileceğiniz gibi zeytinyağının sağlığımız için ne kadar faydalı olduğunu anlatıyor.

Zengin mutfağında zeytinyağının başrolde olması nedeniyle Ayvalık kalp ve damar hastalıklarının en az olduğu ilçemiz.

Müftüoğlu’nun şu cümlesini pek sevdim:

"Zeytin ağacı keyfinden uzun yaşamıyor. Çok güçlü bir şifa kaynağı olduğu için uzun yaşıyor".

Zeytinyağının nimetleri saymakla bitmez.

Bitmez ama dünyanın dördüncü ya da beşinci zeytinyağı üreticisi konumundaki Türkiye’de kişi başı tüketim ancak 1 kilo.

TANITIM KOMİTESİ NE YAPTI?

İşin ekonomik boyutunun yanı sıra sosyolojik boyutu da var.

Karadeniz, Anadolu’nun büyük bir bölümü zeytinyağına yabancı.

Müftüoğlu "Diyarbakır’a Ege’yi taşımak zorundayız" diyor.

Tam bu noktada Ayvalık Ticaret Odası’nın düzenlediği panele değinmek istiyorum.

Geçen yılın teması "Zeytinyağının Tanıtımı ve Pazarlanması" idi.

Rekoltenin önümüzdeki 5-6 yıl içersinde ikiye katlaması durumunda hem içerde, hem dışarıda zeytinyağının nasıl pazarlanacağı tartışmıştık.

Yunanistan’ın zeytinyağının tanıtımı için yılda 15 milyon euro, Türkiye’nin ise sadece 500 bin dolar harcadığı konuşulmuştu.

Dış Ticaret Müsteşarlığı bünyesinde yeni kurulmuş olan Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi iddialıydı.

Komite Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Sever dış ülkelerde reklam tanıtımından söz etmişti.

Komitenin bir yıl zarfında yurtdışında fuarlara katılım dışında nasıl bir tanıtım stratejisi izlendiği konusunda bilgim yok.

Ancak iç tüketime yönelik fazla bir tanıtım yapılmadığı gün gibi ortada.

"Fındık kampanyası" gibi ses getiren bir kampanya ne gördüm, ne de duydum

Ayvalık’ta ilginç bir öneri ortaya atıldı:

"Profesör Müftüoğlu, aynen Ayvalık’ta yaptığı gibi Anadolu’nun çeşitli illerinde zeytinyağının faydalarını anlatan konuşmalar yapsın".

TOBB şemsiyesi altında düzenlenebilir bu tür konferanslar.

İçerde zeytinyağı tüketimini arttırmak için bu son derece etkin bir yol olabilir.

İki sorun: Destek primi ve beyaz teneke

PROFESÖR Müftüoğlu’nun son derece aydınlatıcı konuşmasından önce Ayvalık Ticaret Odası Başkanı Rahmi Gençer zeytinyağcıların sorunlarına kısaca değiniyor.

Sorunlardan biri çiftçilere destek primi meselesi.

Tarım Bakanlığı bu sezon primi geçen yıla göre kilo başı 1 kuruş arttırarak 21 yeni kuruş yapmış.

Oysa Meclis’teki Zeytinyağı Araştırma Komisyonu destek primi olarak 1 YTL önermiş.

Avrupa Birliği ülkelerinde çiftçiler kilo başına 1.32 euro alıyor.

Aradaki fark dağ gibi.

Diğer sorun "beyaz teneke" yani markasız satılan ve içine ayçiçeği, pamuk yağı gibi daha ucuz yağlar karıştırılan zeytinyağı sorunu.

Türkiye’de üretilen zeytinyağının sadece 35 tonu markalı.

"Çoğrafi İşaretleme" almayı başaran Ayvalık Ticaret Odası bu konuda çok hassas.

Rahmi Gençer "Haksız bir rekabetle karşı karşıyayız. Zeytinyağına başka yağlar karıştıranlar kazançlı çıkıyor" diyor.

Tarım Bakanlığı’nın kontrol mekanizmasını devreye sokmasını istiyor.

Peki içine başka yağlar karıştırılmış "beyaz tenekeler" kimlere satılıyor?

Lokantalara, otellere yani neticede biz tüketiciler de aldatılıyoruz.

Zeytinyağcıların çatı örgütü Tanıtım Komitesi’nde yok

PROFESÖR Müftüoğlu’nun konuşmasından sonra zeytin hasadı için bir çiftliği gezdiğimiz sırada telefonum çalıyor.

Arayan Dış Ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen.

İstanbul’daki Dünya Ekonomik Forumu’nun "Yeni İpek Yolu" oturumuna neden katılamadığını izah etmek için aramış.

Tesadüfün böylesi. Az önce Tüzmen’in kulaklarını çınlatmışız.

Zira Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçılar Birliği’nin Mersin, Mut’ta düzenlediği "Zeytin Hasat Günleri"ne katılmış.

Aynı tarihlerde iki zeytin hasadı kafaları karıştırıyor.

Tüzmen tercihini Mersin’den yana koymuş.

Tüzmen ile konuşurken o sırada yanımda olan "Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi" UZZK Başkanı Mustafa Tan telefonu rica ediyor.

Bakana iki şey soruyor: Neden UZZK gibi zeytinyağcıların çatı örgütü Tanıtım Komitesi’nde yok?

Türkiye Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne ne zaman yeniden üye olacak?

1998 yılında çıktığımız konseye bizim dışımızda, dünyada zeytinyağı üreten tüm ülkeler dahil.

Konseye üye olmayınca, zeytinyağıyla ilgili politikasında söz sahibi olamıyorsunuz haliyle.

Bir soru da benden:

Peki Türkiye’nin zeytinyağı politikasında kim söz sahibi?

Monday, November 10, 2008

Türkiye Onca Zeytinyağını Nasıl Pazarlayacak?

Hakkı Özmoralı
10 Kasım 2008,Pazartesi


Ege Bölgesi'ni, hatta daha ileri giderek Ege Bölgesi'nin kıyı şeridini bir yana bırakırsak, Türkiye'de zeytinyağı çok az tüketilmektedir. Türkiye'nin sıvı ve katı yağ tüketimi yılda 1.7 milyon ton, yani kişi başına 24-25 kg. civarındadır. Bu tüketimin sadece 1 kg.'ı zeytinyağıdır.

Akdeniz'i çevreleyen ülkelerle karşılaştırdığımızda kişi başına zeytinyağı tüketimimiz Yunanistan'ın 25'te, İspanya'nın 15'te,İtalya'nın 14'te, Suriye ve Tunus'un 5'te biri, İsrail'in ise yarısı kadardır.

Türkiye'de bu yıl kötümser tahminlere göre bile 160.000 tonun üzerinde bir zeytinyağı üretimi beklenmekte. Bunun yaklaşık 25.000 tonu ambalajlı, 45.000 tonu da açık olarak iç piyasada tüketilecek, 90.000 tondan fazlasını ise ihraç etmemiz gerekecek. Bu, son yıllarda uzağından bile geçemediğimiz bir ihracat rakamıdır. Fakat içteki ve dıştaki pazarlama sorunu gelecek yıllarda iyileşmek bir yana, daha da ağırlaşarak karşımıza çıkacaktır.

Çözülmesi Gereken Bir Pazarlama Sorunu

Zeytin ağacı dikimi son yıllarda hızla artmakta ve bu ağaçlar,Türkiye'yi önümüzdeki yıllarda çok büyük bir zeytinyağı arzıyla karşı karşıya bırakacaktır. Tarım ve Köyişleri Bakanı, verilen fidan destekleriyle son iki yılda Türkiye'de dikilen zeytin ağacı sayısının40 milyonu bulduğunu ve iki yıl önce 90-95 milyon olan ağaç sayısının daha şimdiden 130-135 milyona çıktığını açıklamaktadır. Kimi çevrelerde, zeytin ağacı sayısının 170 milyona ulaşmasına az kaldığını belirtiyorlar. Bunun neden ürkütücü bir rakam olduğunu birazdangöreceğiz.

"Var" yıllarında şimdilerde 160-170.000 ton dolaylarında olan zeytinyağı üretiminin, 8-10 yıl içinde 500-600.000 tona, hatta bazılarına göre 750.000 tona çıkması bekleniyor. Türkiye'de talebe yetecek kadar zeytinyağı bulunduğunu kastederek arz sorunu olmadığını söylemek bir övünç vesilesi olarak görülebilir. Ancak bu görüş,ekonomik temelden tümüyle yoksundur. Görünen o ki yakın gelecekte,Türkiye'yi arzın talepten kat kat fazla olmasından kaynaklanan çok ciddi bir pazarlama sorunu beklemektedir.

Biliyoruz ki herhangi bir üretimin, bir maddi değer karşılığında tüketilmesi gereklidir. Bu, üreticiden tüketiciye kadar giden zincirde yer alan kurumların ve bireylerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için bir koşuldur.

Artan Üretim Nasıl Pazarlanacak?

İç Pazar

İç pazarın, 8-10 yıl sonra ortaya çıkacak bu kadar büyük bir arzı eritebilmesi olası görünmemekle birlikte, yine de tüketimi artırmak mümkündür. Bunun için de akıl, iki yol olduğunu söylüyor:

1) Tüketici Bilinci

a) Zeytinyağının sağlığa olan yararları anlatılmalı, özellikle de diğer yemeklik yağlara olan üstünlükleri vurgulanmalıdır.

b) Zeytinyağının diğer Akdeniz ülkelerinde olduğu gibi salatalar ve soğuk yemekler dışında da kullanılabileceği, tüketicilere öğretilmelidir.

Kitle iletişim araçları kullanılarak bu yolda yapılacak tanıtım yatırımları bugün değilse bile yarın mutlaka geri dönecektir.

2) Fiyatlar

Zeytinyağında iç tüketimin artmasının önündeki ciddi bir engel kullanım alışkanlıkları ise, diğer bir engel de fiyatıdır. Bu ürüne olan talebin, gelir düzeyi Türkiye'deki gibi olan bir ülkede yükselebilmesi için fiyatı, diğer sıvı ve katı yağlarla eşit olmasadahi onlara rakip olabilecek bir hale gelmelidir. Günümüzdeki gibi önemli farklar varken, yukarıdaki hususlarda ne ölçüde bilinçlenmişolsa da, tüketicinin talebinde diğer yağlardan zeytinyağına doğru önemli bir kaymayı beklemek gerçekçi değildir. Raf fiyatlarıüreticilerin devlet tarafından sübvanse edilmesiyle de düşürülebilir.Fakat bu kadar büyük bir arz artışı, fiyatlardaki gevşemeyi ekonominin kuralları içinde zaten kaçınılmaz olarak getirecektir. Ancak hangibedelle?

Dış Pazar

Türk markalarıyla yapılan ambalajlı zeytinyağı ihracatımız, gelecekte şimdikinden daha yüksek olabilecektir, olmalıdır da. Fakat ben, önümüzdeki yıllarda üretilecek yüzbinlerce ton zeytinyağının ambalajlannmış olarak yurtdışı pazarlarda satılabileceğine inanmakta güçlük çekiyor, bunu en azından söz konusu zaman diliminde olasıgörmüyorum. Çünkü bu, çok büyük ölçekli dolum tesislerini, hatta bazılarının yurtdışında kurulu olmasını, ama daha da önemlisi, yabancı pazarlarda markayı tanıtmak ve tutundurmak amacıyla devasa tanıtım yatırımlarının yapılmasını ve bu amaçla yurtdışı pazarlarda profesyonel, dev organizasyonlar kurulmasını gerektirecektir. Ve bunlar yapılırken de İtalyan ve İspanyol markalarının dünya pazarlarındaki yerleşik güçleriyle mücadele edilecektir. Bu durumda dış pazar için çözüm, uluslararası markaların dökme zeytinyağı tedarikçisi olmaya devam etmek gibi görünüyor. Özellikle deartan üretimin vereceği güçle, akılcı oynandığında ülkemiz için son derece verimli olabilecek ve büyük kazançlar sağlayabilecek bir roldür esasında bu. Ancak burada da dünyada ciddi bir fiyat rekabeti vardır. Zeytinyağını dökme olarak alıp şişeleyen büyük uluslararası markalar,bu ürünü dünyanın her yerinden temin ederler ve nerede ucuza bulurlarsa, oradan alırlar. Diğer dökme zeytinyağı tedarikçisi ülkelerle birlikte hareket etmek, kazançları olabildiğince maksimize edebilecek bir yoldur; yeter ki hamaset edebiyatı terkedilip bu sektör için akılcı stratejiler üretilebilsin.

Diğer tedarikçi ülkelerle işbirliği içinde olsak da olmasak da, Türk zeytinyağının dış pazarlarda rekabetçi olabilmesi için aynen iç pazarda olduğu gibi fiyatların şimdikinden aşağı seviyelere inmesi gereklidir. Bu amaçla dökme zeytinyağı ihracatı devlet tarafından teşvik edilebilir. Ancak bu gibi sübvansiyonlar, esas itibariyle toplumun bir kesiminden diğerine kaynak aktarımıdırlar. Burada sübvansiyona konu olacak olan miktar şimdikinden kat kat daha yüksek olacağından, böylesi kararları vermek kolay olmayacaktır hükümetler için.

Benim öngörüm, devasa bir arz nedeniyle ürünlerini istedikleri fiyatlardan satmakta zorlanacak olan küçük zeytin üreticilerinin doğal süreç içinde daha verimli çalışan büyük plantasyonlar halinde konsolide olacakları yönündedir. Böylece üretimde ölçek ekonomisi sağlanmış olacak, ancak hesapsız üretim artışı nedeniyle önemli sayıda üretici de zarar görecektir.

Dileğim, şimdilerde hala çok geç değilken, bütün paydaşların şapkalarını öne koyup nereye gidilmekte olduğuna gerçekten bir bakmalarıdır. Basına da zaman zaman yansıyan, sektördeki gündelik kavga-gürültü arasında stratejik perspektif kaçırılıyor diye düşünüyorum.

Zeytin-Zeytinyağının açık ara şampiyonu :İspanya

M. Hakkı Yazıcı

Zeytincilikte, birkaç senedir, hepimizi umutlandıran önemli bir atılımın içindeyiz. Ağaç varlığımız her geçen gün artıyor. Tanıtıma, markalaşmaya, kaliteye, tağşişle mücadeleye, tadım panellerinin oluşturulmasına eskisinden daha fazla önem veriyoruz. Sektörün örgütlülüğünde de ciddi, yeni oluşumlar mevcut; UZK, Zeytindostu Derneği, Zeytinyağı Tanıtım Grubu gibi ciddi hareketlenmeler, örgütlenmeler var.

Sektörümüzün önde gelenleri, Amerika’yı yeniden keşfetmeyelim diye iyi, başarılı örnekleri inceliyor. En başta da zeytinciliğin açık ara şampiyonu olan İspanya inceleniyor. Hedefimiz de İspanya’nın arkasından dünyanın en büyük ikinci üreticisi olabilmek.

Heyetlerin biri gidiyor, biri geliyor. Örneğin Ekim 2007 sonunda Sevilla’da faaliyet gösteren Oleoestepa Kooperatifler Birliği’nin Başkanı Eduardo Perez Perez ve Genel Müdürü Alvaro Olavarria Govantes Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği’nin davetlisi olarak İzmir’e geldi.

Ocak 2008’de, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği'nin (EZZİB) organizasyonunda, Türkiye Madrid Ticaret Müşavirliği tarafından İspanya'ya bir iş ve inceleme gezisi düzenlendi. Birlik Yönetim Kurulu üyeleri, sektör temsilcileri ve basın mensuplarından oluşan 27 kişilik heyet İspanya Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği, İspanya Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği başta olmak üzere bu ülkenin zeytin ve zeytinyağıyla ilgili kuruluşlarını ve işletmelerini ziyaret ederek çeşitli temaslarda bulundu.

***

Hikaye bu ya, bir Türk zeytin üreticisi, yine bir inceleme gezisi için İspanya’ya gitmiş. İspanyol zeytin üreticisi dostu tarafından karşılanmış, ağırlanmış. Birlikte gezmeğe başlamışlar. İspanyol arkadaşı anlatıyor da anlatıyor;

“Bizim ağaç varlığımız şu kadar, Türkiye’de bize göre çok az,…

İspanya’da ağaç başına verim şu kadar, siz de çok az,..

Ağaçlara şöyle iyi bakıyoruz; böyle ilaçlama, şöyle sulama yapıyoruz…

Periyodisite farkı neredeyse yok…”

Adam haklı da bizim Türk zeytincinin canı sıkılmaya başlamış, gerilmiş.

İspanyol devam ediyor:

“İspanya’nın üretimi sofralık zeytinde bu kadar, zeytinyağında şu kadar,

İhracatımız bu kadar, markalı ambalajlı olanı şu kadar… Kalitemiz şöyle iyi, böyle iyi…”

Falan filan… Bizim Türk zeytincinin keyfi iyice kaçmış. Onun da bir kusur bulması lazım, ama ne?

“İyi, hepsi güzel, zeytin-zeytinyağında çok başarılısınız; ama siz de Güney Amerika yerlilerini; Aztekleri, Mayaları katlettiniz, medeniyetlerini yok ettiniz,” deyivermiş.


Yeni Sezonda Beklentiler

Hasat mevsiminin içindeyiz, iklim koşullarının önümüzdeki aylarda da iyi olması halinde dünya zeytin üretiminde iyi bir sezon yaşayacağımız umut edilmekte.

Bazı tahminlere göre içinde bulunduğumuz sezonda üretim rakamları şöyle olacaktır :

İspanya 1.250.000 ton
İtalya 250.000 ton
Yunanistan 300.000 ton
Tunus 120.000 ton
Türkiye 180.000 ton
Suriye 125.000 ton
Fas 70.000 ton

İspanya’da iç tüketim son aylardaki ekonomik kriz ile birlikte düştü. Normal olarak aylık iç tüketim ve ihracat toplamı 100.000 ton iken şu anda bu rakam aylık 80.000 tona düşmüştür. Tüketimin azalışından dolayı dönem sonu stokların 350.000 tona ulaşması beklenmektedir. Bu durumda, İspanya’daki gelecek yıl 350.000 ton devirden ve 1.250.000 ton üretimden olmak üzere 1.600.000 ton zeytinyağı miktarı olacağı beklenmektedir.

Dünyada süregelen ekonomik ve mali kriz nedeniyle, önümüzdeki yıl zeytinyağı fiyatlarının artmasının pek mümkün olamayacağı görüntüsü vardır. Fiyatların aşağı yukarı bugünkü seviyelerde kalması beklenmektedir.Talep arttığında fiyatların biraz yükselmesi, talep azaldığında tekrar düşmesini beklenirken, alımların spekülatif büyük alımlar değil, günlük alımlar olması öngörülmektedir. Sezon başında İspanya üretimi ile beraber fiyatlarda düşüş yaşanabilecek, üretim bittikten sonra piyasa sabit ve istikrarlı bir duruma gelebilecektir. Fiyatlar, bugün İspanya da geçerli olan fiyatların ötesinde beklenmemelidir. Sızma zeytinyağının İspanya'daki 2.400 Euro / ton’luk fiyatı makul bir fiyat izlenimi vermektedir.
İspanyol Çiftçi örgütü ASAJA ise önümüzdeki sezonda bütün İspanya’da 1.160.000 tonluk zeytinyağı üretimi öngörmekte. Bu üretim miktarının yaklaşık % 83’ünün (960.000 ton) Endülüs Bölgesinde olacağı tahmin edilmektedir.
Sofralık zeytin üretiminin ise 492.000 ton olması umuluyor.
İspanya dünya pazarında ağırlığını daha çok hissettirmekte.
Bu senenin flaş haberlerinden biri de İspanyol SOS Grubu’nun Ünilever’e ait İtalyan Bertolli markasını satınalmasıydı. Son zamanlarda İspanyollar, üretimin yanısıra ticari anlamda da inisiyatifi ellerine almaya, İtalyanların dünya pazarındaki liderliğini tehdit etmeye başladılar.Yani İtalyan zeytinyağı, İspanyolca konuşmaya başlıyor.

SOS Grubu, daha önce de bazı İtalyan markalarını satın almıştı. İspanyol SOS Grubu, Unilever'in Bertolli markasını satın alarak gücüne güç katıp, bugün 350-400 bin ton olan ambalajlı zeytinyağı pazarını Bertolli ile 600 bin tonlara kadar çıkarmayı planlıyor.
İspanya, Mayıs 2008 sonuna kadar 357.900 ton zeytinyağı ihracatı gerçekleştirdi. Bu rakam, geçen yıla göre % 5,4, son dört yıl ortalamasına göreyse % 12,8’lik bir artışı göstermektedir.
Aynı dönemde İspanya, 184.330 ton da sofralık zeytin ihracatını gerçekleştirdi. Sofralık zeytinde İspanya’nın 151.700 tonluk iç tüketimine bakarak sofralık zeytin üretiminin daha ziyade ihracata yönelik olduğu görülebilir.

IOOC verilerine gore, yeni sezonda 2.820.500 ton olacağı beklenen dünya üretiminin %43’ ü İspanya tarafından gerçekleştirilecektir.

Türkiye’de de önümüzdeki 2008-2009 sezonu Rekolte Tahmini Raporu açıklandı.
İzmir Ticaret Borsası liderliğindeki resmi heyetin açıklamasına gore; var yılının yaşanacağı yeni sezonda 327 bin 634 ton yemeklik zeytin, 159 bin 366 ton da zeytinyağı elde edilmesi bekleniyor.

Ege Zeytin-Zeytinyağı ihracatçıları Birliği’nin öngörüsü ise bu rakamın üzerinde. 180 bin ton civarında bir gerçekleşme olacağı yönünde. Bilindiği gibi geçen sene bu miktarın yarısı kadar bir üretim gerçekleşmişti. Önümüzdeki günlerdeki yağışlarla Türkiye’de rekoltenin yüzde 10 daha artacağı belirtilirken, yeni sezona 32 bin ton civarında zeytinyağının devredeceği ifade ediliyor.

Yaklaşık 200 bin tona ulaşacak ürünün nasıl eritileceği yönünde ihracatçılarda ciddi endişeler var.


Rakamlarla İspanya

Yüzölçümü : 50.479.000 Ha
Nüfus : 43.975.375 (1.1.2005)
Nüfus Yoğunluğu : 86,9 kişi/km2 (1.1.2005)
Kişi başı GSYİH :19.642 Cari fiyatlarla (2004, Euro)

İspanya’nın topraklarının %50’si tarımda kullanılıyor.


İspanya’da zeytinin geçmişi

Zeytin-zeytinyağı üretiminin İspanya’da çok eski bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Anavatanı Mezopotamya ve Anadolu olan zeytinin İspanya’ya Fenikeliler ve Yunanlar tarafından getirildiği söylenmektedir.

Zeytin tarımı ve zeytinyağı üretiminin ilk kez Romalılar tarafından geliştirildiği söylense de zeytinyağı üretimine en büyük katkının Araplar tarafından yapıldığı belirtilmektedir.


Rakamlarla İspanya’da zeytin-zeytinyağı

İspanya, ağaç sayısında; hem sofralık zeytin, hem de zeytinyağı üretiminde açık ara dünya birincisi.

İspanyolların “zeytinyağı denizi gibi” söylemlerinin arkasında 300 milyon zeytin ağacının olduğunu ve zeytinin ülkenin hemen her yerinde yağa dönüştürüldüğünü söylemeliyiz.

-İspanya, dünya toplam zeytinyağı üretiminin %45’i ile dünyanın en büyük zeytinyağı üreticisidir.

-İspanya, dünya toplam zeytinyağı tüketiminin de % 20’sini gerçekleştirmektedir.

-İspanya genelinde zeytinlikler 2.456.719 hektara yayılmıştır.

-Sektörde 380.000 kişi istihdam edilmektedir.

-En kötü iklim koşullarında bile yıllık ortalama 800.000 Tonluk bir hasat elde edilmektedir.

-Üretilen zeytinlerin %96’sı zeytinyağı üretimi için ayrılmış iken, kalan %4 sofralık zeytin olarak piyasaya sunulmaktadır.

-Zeytinyağı üretim sektöründe yaklaşık 1.814 üretici (almazaras), 61 yağ çıkarıcı, 26 rafineri, 580 laboratuar ve yaklaşık 1.595 paketleme ünitesi faaliyet göstermektedir.
Bu üreticilerin %14’ü geleneksel tipte üretim yaparken bunların üretimi toplam zeytinyağı üretiminin %1,16’sını oluşturmaktadır. Geri kalan üreticilerin %9’u 3 fazlı sistemle üretim yaparken, %72’si en modern teknoloji olan 2 fazlı sistemle üretim yapmakta ve %5’i de bir veya daha fazla metodu bir arada kullanarak karışık sistemle üretim yapmaktadır. 3 fazlı sistemle üretim yapan üreticiler toplam zeytinyağı üretiminin %3,18’ini gerçekleştirirken, 2 fazlı sistemle üretim yapanlar toplam üretimin %90,10’unu gerçekleştirmekte, karışık sistemle ise toplam üretimin %5,55’ini gerçekleştirmektedir.

-Zeytinyağı üretiminin en son aşaması olan şişeleme sektöründe 1.595 şirket faaliyet göstermektedir. Bu işletmelerden %90’u bir üreticiye bağlı olarak faaliyet göstermektedir.

-İspanyol zeytinyağı üretiminin yaklaşık %3’ü organik zeytinyağı üretimidir.

-İspanya’nın en büyük ihracat kalemleri arasında yağlar ve zeytinyağları 13. sırada yer almaktadır.

Yıllara göre İspanya’nın Zeytin-Zeytinyağı üretim, tüketim, ihracat, ithalat rakamlarına bakarsak:

Üretim (bin ton) Tüketim (bin ton) İhracat (bin ton) İthalat (bin ton)
2002 / 03 857,8 591,3 537,6 39,1
2003 / 04 1.416,6 625,9 633 61,9
2004 / 05 989,8 615,7 545,5 79,8
2005 / 06 827,4 477,7 453,6 85,5
2006 / 07 1.105,4 304,4 282,2 54,9
2007 / 08 1.250

İspanya’da Zeytin Türleri

İspanya genelindeki farklı iklim yapıları sayesinde değişik bölgelerde farklı zeytin türleri yetişmekte ve her bir zeytin türünden farklı tipte zeytinyağları üretilmektedir.

İspanya’da yaklaşık 260 farklı zeytin türünün var olduğu saptanmıştır.

Zeytinyağı üretiminde en çok kullanılan zeytin türleri: Picual, Picudo, Lechin, Cornicabra, Hojiblanca, Arbequina, Empeltre, Verdiel, Pico-Limon, Morisca, Verdala, Royal, Mollar, Morruda, Farga ve Manzanilla Cacerena’dır.


Zeytin üreticisi bölgeler

İspanya’daki en büyük zeytinyağı üreticisi bölge, üretimin %75’ini gerçekleştiren Endülüs bölgesidir. Onu üretimin %14’ü ile Castilla-La Mancha, %6 ile Extremadura, %4’ü ile Katalunya ve yaklaşık %1 ile Aragon ve Valensiya izlemektedir.

İspanya’daki 1.814 zeytinyağı üreticisinin %45’i Endülüste olup, bunun %40’ı da Jaen’dedir.


İspanya’da coğrafi tescil almış olan zeytinyağı tipleri ve bölgeleri

İspanyol naturel sızma zeytinyağlarının büyük bir kısmı zeytinyağının kalitesinin artırılması amacıyla ‘Coğrafi Tescil’ ile koruma altına alınmıştır. Coğrafi Tescil, üretim alanı, ürün çeşitleri, üretim teknikleri ve bitki karakteri gibi o ürünü özel kılan bütün özellikleri düzenler. Sadece coğrafi tescil almış olan zeytinyağları diğer zeytinyağlarından ayrılacak şekilde bu tescile ilişkin logoları taşıyabilirler.

İspanya’da coğrafi tescil almış 20’yi aşkın zeytinyağı ve bölgesi bulunmaktadır. Bunlar:

Antequera, Baena, Baix Ebre-Montsia, Bajo Aragón, Estepa, Gata-Hurdes, La Rioja, Les Garrigues, Mallorca, Monterrubio, Montes de Granada, Montes de Toledo, Sierra de Cazorla, Sierra Magina, Sierra de Segura, Siurana, Poniente de Granada, Priego de Cordoba, Sierra de Cadiz, Tierra Alta’ dır.


İspanya’daki zeytinciliği Türkiye’deki ile karşılaştırırsak

Zeytinciliğimizin sorunlarını en yakından izleyen gazetecilerden sayın Ali Ekber Yıldırım, İspanyol zeytincilerinin Tariş’le yaptığı temaslar sonrasında, Kasım 2007’de Dünya Gazetesi’ndeki köşesinde bazı bilgileri paylaşmıştı.

İspanya’da, uzun yıllar üreticiye zeytinyağında kilo başına 1,3 Euro destekleme primi ödendi.

Avrupa Birliği’nin tarımsal destekleme reformu kapsamında yapılan değişiklikle şimdi de kilo başına ödeme yerine alan bazında destekleme ödemesi yapılıyor.

Buna göre, 2007-2013 yılları arasında İspanya’da zeytin üreticisine hektar başına üreticiye 550 Avro doğrudan destek ödenecek. İspanya’daki zeytin üreticisi 2013 yılına kadar bu desteği alacağını biliyor. Yani önünü görebiliyor.

Türkiye’de ise zeytin üreticileri bu türden desteklerden ne yazık ki yoksunlar.

Zeytinyağında daha önceki yıl kilo başına 11 kuruş olan destekleme primi, geçen sene 20 kuruş olarak ilan edildi.

Açıklamalara göre; prim miktarı, bu sene de 21 kuruş olacak. Tarımsal Destek ve Yönlendirme Kurulu'nun başta pamuk ve zeytinyağı olmak üzere bazı tarım ürünlerinde 2008 yılı primini sadece 1 kuruş artırma yönündeki çalışmasına tarım kesiminden büyük tepkiler geldi. Tarım sektörü yetkilileri, düşük prim verilmesi halinde birçok tarım ürününde ithalata bağımlılığın artacağını ifade ediyor.

Sadece primin azlığı değil sorun. Destekleme primleri genellikle bir sene gecikmeli olarak ödenebiliyor. Bu durumda üreticiler, ancak kooperatiflerinin desteğiyle üretimlerini sürdürebiliyor. Ama kooperatiflerin durumu da malum.

Türkiye’deki süregelen sistemle uzun yıllar üretimin sürdürülemeyeceğini bilmek için kahin olmak gerekmiyor. Bu işin böyle devam etmesi olanaksız.

Nasıl olup da İspanya’nın arkasından en büyük zeytin olabileceğimizi bir bilen varsa açıklasın.


Murat Küçükçakır’ın izlenimleri

Sevgili Murat Küçükçakır hocam da İspanya inceleme gezisi sonrasında aşağıdaki gözlemlerini aktarmıştı :

“Bilindiği üzere Ege İhracatçılar Birliğinin İspanyaya düzenlemiş olduğu inceleme gezisine katılmış bulunmaktayım. Bu gezi içindeki izlenimlerimi sizlere aktarmaya çalışacağım. Öncelikle kendi konum olan hasat ile başlamak istiyorum.
Gezinin 2. günü Sevilla- Cordoba arasında bir bölgede bulunan zeytinliklerde hasat şekillerini görmek için gittik.Gittiğimiz bölge dekarda 7 ağaç bulunan hojiplanca çeşidi dikilmiş İspanya nın bir çok bölgesin de rastladığımız 3 gövdeli olan ağaçlardan oluşuyordu
Özellikle körfez bölgesinde olduğu gibi koyun korkusu olmadığından ağaçların dalları yerlere kadar inmişti
Hasatta pelenc bugy 900 kullanıldı. Türkiye de satılan bugy 1200 daha önceki yıllarda üretilmiş ilk modellerinden.
Sallama esnasında sırıklarla düşmeyen uç dallardaki taneler düşürüldü. Türkiye ye göre sırık acısından değişen tek şey sırıkların karbon-fiberden olmasıydı.Burada dikkate alınması gereken konu sırığın ana hasat aracı olarak değil, gövde sallayıcıya takviye şeklinde kullanılmasıydı.
Tente üzerinde kalan dal parçaları Türkiye’de çim üzerindeki yaprakları toplamak için kullanılan tarak benzeri bir aletle uzaklaştırıldı.
Tenteler toplanarak daneler bir araya getirildi ve traktöre monteli kepçe üzerine döküldü.
Boşalan tenteler tekrar ağaçların altına hemen serildi.
Kepçe ile doğru romörka dökülerek fabrikaya sevk edildi.Kimse çuval ve kasalarla uğraşmıyordu.
İşin maliyet kısmına gelince; işciler günde 6 saat çalışıyorlar. Günlük 45 euro ödendiğini ve oradaki ekibin günde ortalama 10 ton zeytin hasat ettiğini söylediler. Kaba bir hesapla, 1 kg zeytini 0,11 kuruşa topluyorlardı.”

Murat Küçükçakır hocam, Şubat 2008’de paylaştığı İspanya izlenimlerinin bir bölümünü de zeytinyağı fabrikalarının işleyişine ayırmıştı.

Gönderdiği aşağıdaki tablo birçok şeyi anlatıyor :

Kapasite(Ton) Adet İşleme yüzdesi
0-10 150 0,03
10-20 75 0,09
20-100 423 2,08
100-250 366 5,27
250-500 214 6,90
500-1000 229 14,55
1000-2500 213 30,55
2500-5000 91 28,79
5000 ve üzeri 18 11,73
TOPLAM FABRİKA SAYISI :1776

Murat Küçükçakır izlenimlerinden çıkardığı sonuçları şu şekilde aktarıyor :

“Sonuç olarak ortalama 1.200.000 ton zeytinyağı, 1776 fabrikada gerçekleşen üretimle elde ediliyor.

Ülkemizdeki zeytinyağı işleme fabrikası sayısının 1000 adet civarında olduğu söylenmekte. Bizde ortalama 120.000 ton yağı 1000 adet fabrikayla elde ediliyor. Bizde ki zeytinyağ fabrikaların kapasiteleri konusunda bilgim yok, ancak tahminim 250 tonun üzerinde ondan fazla fabrika yoktur. İspanya da elde edilen yağın yaklaşık % 70’i 1000 ton ve üzeri fabrikalardan elde edilmektedir.Burada ispanyanın maliyetlerini düşürmede kurduğu yalın sistemin avantajlarını nasıl kullandığını hep birlikte görmekteyiz.”


İspanya’da kooperatifçilik

Zeytincilik konusunda İspanya’da faaliyet gösteren çok sayıda kooperatif birliği vardır.

EZZİB Başkanı ve TİM Başkan Vekili Ali Nedim Güreli, "İspanya'da kooperatifler toplam zeytin ve zeytinyağı üretiminin yüzde 75'ini karşılıyor. Kooperatifçilik çok güçlü,” diyor. Sene başında İspanya’da kooperatiflerle yaptıkları temaslarla izleyecekleri politikaları yerinde tespit etme fırsatı bulduklarını ifade ediyor.

İspanya ekonomisine önemli katkısı olan tarım ürünleri arasında şarap, yağlık ve sofralık zeytin, meyve ve sebze türleri ile süt ve ürünlerinde tarımsal amaçlı kooperatiflerin yeri son yıllarda önem kazanmıştır.

Aslında İspanya kooperatifçiliğinin genç bir harekettir. İspanya’da 20.yüzyılın başlarında ilk tarımsal amaçlı kooperatiflerin kurulduğu görülmektedir.

İspanya Tarım Kooperatifleri Merkez Birliği (CCAE) 1985 yılında kuruldu. Bugün yaklaşık 1milyon bireysel ortağı, 4500 birim kooperatifi ve 15 bölge birliği vardır.

Öncelikli olarak son yıllarda güçlü üst örgütlenme ve pazarlamada yeni yöntemler denenmektedir.

Değişen günümüz koşullarında üretim kooperatifleri şeklinde örgütlenen üretim sektörü daha fazla önem kazanmaya başlamış ve bu işletmeler naturel zeytinyağını dökme olarak satmak yerine kendi markalarıyla pazarlamaya başlamışlardır. Halihazırda kooperatifler şeklinde örgütlenmiş olan üreticiler toplam üreticilerin %56’sı olup bunlar toplam üretimin de %67’sini gerçekleştirmektedirler.

İspanya’da önemli bazı zeytincilik kurumları

ASOLİVA
ASOLIVA, İspanya’nın zeytinyağı ihracatçıları birliğidir. Kar amacı gütmeyen, özel bir statüsü olan ASOLIVA, her ne kadar resmi olarak Eylül 1977’de kurulmuş ise de benzer oluşumlar halinde 1928’den beri değişik adlar ve biçimlerde varlığını sürdürmektedir.
Birlik, hasat durumuna ve rekolteye bağlı olarak, İspanya’nın ambalajlı, şişeli zeytinyağı ihracatının % 95’inden fazlasını, dökme zeytinyağının ise % 50 ile % 75’i arasındaki kısmını ihraç eden, ağırlıklı olarak Endülüs ve Katalonya bölgelerinde faaliyet gösteren 59 zeytinyağı ihracatı şirketinin bir araya geldiği bir kuruluştur.
ASOLIVA’nın amacı, her ne kadar üyesi olan zeytinyağı ihracatçılarının çıkarlarını savunmak, İspanyol zeytinyağının tanıtımı, satışı için önlemler almak ve faaliyette bulunmak ise de herhangi bir iş muamelesinin bizzat içine girmemekte, üyesi olan ihracatçı firmaların bu meyandaki ticari faaliyetlerine destek vermektedir.
ASOLIVA, ihracat sektörünün temsilcisi profesyonel bir kuruluş olarak pek çok ulusak ve uluslar arası kuruluşun, federasyonun, birliğin üyesidir de.

Oleoestepa:
Sevilla’da faaliyet gösteren Oleoestepa Kooperatifler Birliği, 4 bin ortaklı 16 kooperatiften oluşuyor.

Yılda ortalama 175 bin ton zeytin alıyor. Zeytinin bir kısmını sofralık olarak satıyor geri kalanından yılda ortalama 25 bin ton yağ elde ediyor. Yağın yüzde 60′ını ihraç ediyor, geri kalanını iç piyasaya satıyor.

Oleicata el Tejar:
1960 yılında zeytin üreticilerince kurulan, halen 92 ortaklı “Oleicata el Tejar" adlı kooperatif, yılda 120.000 ton zeytini yağ olarak işlemektedir. 1.500 ton/gün kapasiteli pres tesislerinde ayrıca, 800 ton/ gün ayçiçeği de preslenmektedir. Adı geçen bu kooperatif birkaç yüksekokul ile birlikte işledikleri ürün artıklarından saatte 12.600 kilowatt elektrik enerjisi kazanan bir işletmenin de sahibidir.


İspanyol kooperatiflerinin uygulamaları

Oleoestepa’nın Genel Müdürü Alvaro Olavarria Govantes’in verdiği bilgilere göre
İspanya’daki uygulama satırbaşlarıyla şöyle:

İspanya’da zeytin üreticisi, ürettiği zeytinin tamamını ortağı olduğu kooperatife teslim etmek zorunda.

Kooperatif, üreticiden aldığı zeytini sofralık olarak veya sıkarak yağ elde ettikten sonra piyasada satıyor. Kooperatif, maliyetlerini ve masrafını düştükten sonra üreticiye ürünü ne zaman ve hangi fiyattan satılırsa onun üzerinden 15′er günlük dönemler itibariyle ödeme yapıyor.

Üretici, ürünü satılmadıkça kooperatiften avans veya ürün bedelini alamıyor. Ancak, çok zorunlu durumlarda, teslim ettiği ürünün yaklaşık değeri hesaplanıyor ve bankadan bunun yüzde 75′i kadar kredi alması sağlanıyor. Alınan kredinin yıllık faizi yüzde 4 civarında.


Türkiye İçin Çözüm ne olmalı?

İlk şartlardan biri olan devletin stratejik bir ürün olması gereken zeytinde gerekli desteği vermesinin dışında sorunun çözülmesi için ne tür önlemler alınmalı?

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin’in ifade ettiği gibi, evrensel kooperatifçilik ilkelerinin Türkiye’de de uygulanması olmalıdır.

EZZİB Başkanı Ali Nedim Güreli de "İspanya dünya zeytin ve zeytinyağında üretim lideri. Ancak bu alandaki ticarette ise, İtalya'nın liderliği sözkonusu. Son yıllarda İspanya, İtalya'nın pazardaki hakimiyetini kırdı. Dolayısıyla, dünya zeytinyağı pazarında söz sahibi olma hedefindeki Türkiye'nin İspanya'dan öğreneceği çok şey var. Sektör dünyada bir şey yamak istiyorsa İspanyasız olmaz" demişti.

Ancak bütün sektör bileşenlerinin aynı kanaatte birleşip, el ele vermeleri gerek.

Dilşen Oktay’ın dediği gibi, istediğimiz kadar müthiş üretim yapalım, eğer alıcısı yoksa veya üretimimiz yetersiz ise malımız değerlenmez… Sonuçta bu bir zincir ve sektörün bileşenlerinin hepsi; üreticiler, ihracatçılar zincirin halkaları...Birbirlerine bağlılar...Bir halkadaki hata tüm zinciri olumsuz etkileyecektir...


Bir Anı

Sonsöz niyetine Hasan Köşklü’den bir anı ile yazıyı noktalayalım :

“Denetim Kurulu arkadaşım rahmetli Ali Günsur ile Endülüs/ İspanya gezisindeydik.
Her günün gecesi olduğu gibi yine otelde dinlenirken günün de değerlendrimesini yapıyorduk.
Konumuz İspanya'da zeytinciliğin ulaştığı seviye, Franco'nun zeytinciliğe verdiği önem, AB den sağlanan destekler ve benzeri konulardı.
Bizi özellikle verilen önem nedeniyle İspanyol Zeytincisi'ne verilen önem ve geldiği seviye çok etkilemişti.
Rahmetli Ali Günsür, o gece unutamayacağım bir değerlendirme yaptı.
"Şu İspanyol zeytin üreticisine verilen öneme hayran oldum. Adamlar kendilerine sağlanan imkanlar ile üretim yapıyorlar, haysiyetli bir yaşam sürüyorlar. Memlekete dönünce arazileri, zeytinlikleri satıp, burada zeytinlik alarak burada çifçilik yapmak istiyor canım." anlamındaydı değerlendirmesi.
Ali Günsur, tabii ki zeytinliklerini satmadı,memleketini terketmedi ve İspanya'ya yerleşmedi. Rahmetli olana kadar bu topraklara hizmet etmeye devam etti.
Yüksek sesle yaptığı değerlendirme, o günlerde içinde bulunduğumuz duruma isyanıydı.
O gün yaptığı değerlendirmeye ben de katılıyorum, içinde bulunduğumuz duruma tepki anlamında ve Ali Günsur'u rahmetle anıyorum.”


Kaynaklar :
- “Zeytinyağı Sektörü Raporu”,T.C. Madrid Büyükelçiliği Ticaret Müş.,Temmuz 2007,
- “Zeytinyağı kooperatifçiliği”, T.C. Madrid Büyükelçiliği Ticaret Müşavirliği Raporu,
17 Temmuz 2007
- “İspanya ve Türkiye’de Zeytin Kooperatifçiliği”, Ali Ekber Yıldırım,
Dünya Gazetesi, 7 Kasım 2007.
- “İspanya Gezisi İzlenimleri”, Murat Küçükçakır, Şubat 2008

Friday, November 07, 2008

Birliklerde fatura yöneticiye kesildi

Selma Bektaş
Referans
06 Kasım 2008


Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, "Birliklerin hepsi aptal öğrenci mi ? Polisiye tedbirlerle bu sıkıntılar aşılmaz. Mevcut kooperatifçilik anlayışının değişmesi gerek" dedi.

AK Parti hükümeti zarara uğratılan birliklerin yöneticilerine yargı yolunun açılmasınıda kolaylaştıran 4572 Sayılı Yasa üzerinde yaptığı yeni bir düzenleme ile birliklerde yarım kalan sorunları çözmeyi hedefliyor. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından hazırlanıp Başbakanlık'tan onay alan ve Meclis'e gelen tasarı, bağımsız denetim kuruluşlarını devreye sokarak mevcut denetim mekanizmasını güçlendirmeyi hedefliyor. Düzenlemenin en önemli maddesi ise bir türlü çözüm bulunamayan birliklerin borçlarını içeriyor. Hükümet yeni düzenlemeyle Yeniden Yapılanma döneminde borçlarının silinmesine rağmen yeniden 658.7 milyon YTL'ye ulaşan birlik borçlarından yönetimi sorumlu tutmaya hazırlanırken birlik yöneticileri ise sorunun sistemden kaynaklandığını belirterek yeni düzenlemeye tepki gösteriyor. Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, "Birliklerin hepsi aptal öğrenci mi ? Polisiye tedbirlerle bu sıkıntılar aşılmaz. Mevcut kooperatifçilik anlayışının değişmesi gerek" dedi.

8 yıllık yapılandırma ilaç olmadı
Birlikler içinden çıkamadığı sorun yumağı, 1964'te dönemin hükümetinin 23 tarım ürününe sübvansiyon desteği verilmesine yönelik aldığı kararla başladı. 30 yıl boyunca özerk bir yapıda hizmet veren birlikler bu süreçten itibaren mevcut hükümetler için oy deposu olarak görüldü. 1994'te ise devlet sübvansiyonları kaldırdı ve bu destekleri 2000'e kadar birlikler aracılığı ile vermeye başladı. Kar-zarar hesabı gözetilmeden devlet adına taban fiyat açıklayan ve ürün alımı gerçekleştiren birlikler, bir yandan yönetici zaafiyeti diğer yandan katlanan borçları ile 'kara delik' olarak anılacakları dönemin eşiğine geldi. Arz fazlası ürün, yüksek fiyat baskısı ve siyasi çıkarlar arasına sıkışan birliklerin borcu 1 milyar YTL'ye dayandı. 2000'de Dünya Bankası ve IMF müdahalesi ile Yeniden yapılandırma Sürecine tabii tutulan birlikler, biriken tüm borçlarının silinmesi ve özerk bir yapıya kavuşturulmalarına rağmen hala sorunlarından kurutulmuş değil.

Kooperatifçilik ticarete ters
Yeniden yapılandırma sürecinin başarısız olmasının süpriz olmadığını söyleyen Tariş Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, "Bu süreç, birliklerden adeta birer tüccar davranmasını bekledi. Oysa biz kooperatifçilik yapıyoruz. Ortağımızın ürününü almakla yükümlüyüz. Ticari şirketler gibi ürünü istediğimiz zamanda, istediğimiz fiyatta ve miktarda almamız mümkün değil. Stok ürün alma zorunluluğumuz bizi rakebetin dışına itiyor. Böyle bir sistemde birlikler mi başarısız sistem mi sorunlu sormak lazım" diye konuştu. 16 birliğe aptal öğrenci muamelesi yapmanın kolay olduğunu söyleyen Çetin "Çözüm üretilmek isteniyorsa, kooperatifçilik sistemi yeniden ele alınsınTürkiye'de bu süreci atlatmış tekbir Birlik yoktur. Var gibi görünenler ise ürüne ve sisteme dayalı avantajlı olan birliklerdir." dedi. Başbakanlığa sunulan yasa değişikliğinin bu detayı gözardı ettiğini belirten Çetin konuya ilişkin şunları söyledi:
"Söz konusu yasa değişikliğinin, denetim artırılsın, borçlar yapılandırılsın, zarar eden kooperatif kapatılsın gibi sorunun görünen kısımlarına ilişkin çözümler üretiyor.Bunların çoğu polisiye tedbirler. Denetimden, sorumluluktan kaçmıyoruz. Sorunun kaynağına inilmedikçe bu tartışmalar birliklerin tamamen kapanmasına kadar sürer gider."
Yeniden Yapılandırma Kurulu'nda birlikler temsilcisi olan Çukobirlik Başkanı Hamza Öztürk de, düzenlemenin özellikle yöneticilerle ilgili kısmının tartışılır olduğunu söyledi. Kar ve zararın ticaretin iki önemli ayağı olduğunu söyleyen Öztürk, "Ticari şirketlerin birçoğu da zarar ediyor. Onların yöneticileri mahkemeye veriliyor mu? Her zarar durumunda yargı tehdidinini bulunması tartışılır bir durum" dedi. Yeniden Yapılandırma sürecinin tamamen başarısız bir süreç olarak değerlendirilmeyeceğini savunan Öztürk, "2000'e kadar her yıl 700 milyon YTL Hazine'ye yük çıkaran birlikler 2000'den bu yana toplam 240 milyon YTL kredi ile bugüne kadar geldiler. Rakamlar tamamen başarısız bir süreç olmadığını ortaya çıkarıyor" diye konuştu. Yeniden yapılanma sürecini en sancılı şekilde yaşayan Kayısıbirlik'in başkanı Tuncer Bulgurlu, birliklerin en büyük sorunun finansman kaynağı olduğunu altını çiziyor. "Daha fazla sorumluluk daha sıkı denetimleri.Bunlar bizim için sorun değil, motive edici maddeler. Bizim esas sıkıntımız finansman. Bu süreç bitti. bundan sonra kredi imkanı sağlanacak mı? Nasıl sağlanacak? Bizim için acil olan bu tür sorunların çözümü" dedi.

Üretici ve satış birlikleri farklı ele alınmalı
Bakan olduğu dönemde söz konusu yasa değişikliği çalışmasını başlatan Eski Ticaret ve Sanayi Bakanı Ali Coşkun ise artık devletin tarım ürünlerinde taban fiyat açıklamaması erektiğini savundu. "Belki buğdayda bir süre daha bu yapılabilir. Fakat devlet artık tamamen bu işten elini çekmeli" diyen Coşkun, TMO'nun fındıkz almaya başlamasının çok yanlış bir karar olduğunu söyledi. Coşkun şunları söyledi: "Bu kararı hiç onaylamadım. çünkü yanlış bir karardı. Sonuç ortada. Türkiye'de ne yazık ki üretici kooperatifleri ile tarım satış kooperatifleri karıştırılyor. Satışın üretimle bir ilgsi yok. Fındık alım satımı konusunda Tarım Bakanlığı'nın değil Sanayi Bakanlığı'nın yetkili olması gerekiyor" dedi. Yeniden Yapılandıma Süreci'nin büyük kısmının kendi bakanlığı dönemine denk geldiğini hatırlatan Coşkun,bu süreçte Gülbirlik, Tariş gibi birliklerin birçoğnu ayağa kaldırdık. Ama hala devletten medet uman birlikler var. bu durum düzeltilmeli. Devlet taban fiyattan kurtulmalı. Yeni bir anlayışla fon oluşturulmalı. Birliklerin bu fondan düşük faizle kredi almaları sağlanmalı. DFİF yeterli değil. DFİF'i geliştirmek gerek. Ayrıca denetim mekanizması bağımsız kuruluşlarla güçlendirilmeli. Bakanlığa bağlı kurumu kendi memuru denetlememeli" dedi.

Yasa değişikliği ne getiriyor
Yasa değişikliğinin en önemli maddesi Destekleme Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) borçlarının yeniden yapılandırılmasını içeriyor. Buna göre 8 yılda 680 milyon YTL'ye çıkan birliklerin borçları 10 yıl içinde yapılandırılacak. Buna göre, birliklerin borçları 3 yıl hiç ödemesiz olmak üzere 7 yıllık vadeye yayılacak. Süreç sonundaki kredi kullanımı konusunda ise, yeniden fon oluşturulacak. Ayrıca özel bankalardan düşük faizli kredi kullandırılması teşvik edilecek. Denetim konusunda ise birliklerin denetimi konusunda bakanlık müfettişi ve denetim kurulunun yeterli olmadığından hareketle, birlikler bağımsız denetim kuruluşlarna açılacak. Kooperatif ve birliklerin zarar etmesi ve bu zararın aktif değerlerin 5'te birine ulaşması durumunda ise konunun genel kurulda görüşülmesi, gerekli tedbirlerin alınması yönetim kurulu üyelerinin sorumluluklarına ilişkin hukuki düzenlemenin yapılması sağlanacak. Sürekli zarar eden ve durumunu düzeltmeyen kooperatiflerin birlik ortaklıktan çıkarılacak.

Avrupa'da esas olan fiyat değil sistem
Avrupa Birliği'nde tarımsal faaliyetlerin yüzde 75'i kooperatifler aracılığı ile gerçekleşiyor.
AB ülkelerinde 32 bin tarımsal kooperatif ve 12 milyon ortak bulunuyor.
210 milyar euroluk bir ciroya sahip olan kooperatifler tarım ürünlerinde yüzde 50'nin üzerinde, tarım ve gıda ürünleri pazarında yüzde 60 payı var.
Tarım kooperatiflerinin cirosunun tarımsal üretime oranı yüzde 90'a ulaşmış durumda.
Kampanya başında ürünün kesin fiyatının belirlenmesi söz konusu değil.
Üretici ortak ürün fiyatını bilmeksizin ürününü kooperatifine teslim eder.
Üretici ortağa ürün bedeli asla peşin ödenmez.
Ortağın peşinat talebi olması durumunda ön ödeme direk bankadan alacağı kredi ile yapılır.
Kredinin yıllık banka faizi yüzde 4-5 civarındadır.
Ürün yıl içerisinde satılarak, satış fiyatından işletme giderleri ve Birlik-Kooperatif karı düşülerek ortağa kesin ürün bedeli ödemesi yapılır.
Bu sistem ile Birlik piyasada oluşacak risklerden etkilenmez.