Thursday, January 08, 2009

Söke zeytinyağı Gelebeç markasıyla şişeye giriyor

Anadolu Ajansı
08 Ocak 2009,Perş.


Zeytin üretiminde söz sahibi olmasına karşın bölgedeki fabrikaları ile piyasada dökme zeytinyağı ile var olmaya çalışan Aydın'ın Söke ilçesinde, artık zeytinyağı şişeye girecek.

Güllübahçe beldesinde 39 ortaklı olarak kurulan Gelebeç adlı şirket, zeytinyağını aynı isimle şişe ve teneke ambalajına alarak sektöre adım atıyor.
Kuruluşundaki 1 milyon TL'lik sermayesini 2 milyon TL'ye yükselten, ardından da kırsal kalkınma destekleme yatırımları programına yapılan başvuru sonucu 175 bin TL'lik hibe desteğine hak kazanan Gelebeç AŞ'de, zeytinyağı şişeleme ve depolama hazırlıklarına başlandı.

Saatte 600 şişelik üretim

Güllübahçe Belediye Başkanı ve Gelebeç'in kurucu ortaklarından Yılmaz Salbaş, ilk aşamada en az 20-25 kişiye istihdam yaratmayı planladıklarını söyledi. Az sermaye ile büyük işler başarmanın örneğini oluşturmayı amaçladıklarını bildiren Salbaş, şunları kaydetti:

"Bu amacımız doğrultusunda ciddi mesafe aldık. Gelebeç AŞ olarak hammadde sıkıntısı yaşamayacağız. Şişeleme tesislerimizin montajı devam ediyor. İlk aşamada saatte 600 şişe ve saatte 30 teneke zeytinyağının ambalajlı olarak üretimini planlıyoruz. Ancak sektöre yeni bir marka olarak gireceğimizden pazar sorunu yaşanabileceğini göz ardı etmiyoruz. Bu nedenle bize Avrupa pazarını aralayacak yabancı ortak arayışımız olacak. Sofralık zeytin üretimine yönelmeyi de hedefliyoruz."

İzmirli doktor ve pilotlar, "Orio" ile organik zeytinyağı pazarında

Referans
07 Ocak 2009,Çarş.


Hepsi İzmirli, 3'ü kaptan pilot, 1'i doktor, diğeri de mali müşavir olan beş arkadaş 3 yıl önce birikimlerini organik zeytinyağı üreticiliğine yatırdı. Büyük şehrin getirdiği yorgunluğu atmak için bir hobi gibi başlayan proje bugün önemli bir girişim haline geldi.

2005 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı'nın "Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberliği Eylem Planı" çerçevesinde, gerek havadaki nem, gerekse toprak yapısı ve iklim şartları bakımından zeytine çok uygun bir yer olan Karaburun'da, daha önce tarım yapılmamış yaklaşık 800 dönüm arazide projelerini başlattıklarını belirten Dr.Alper Demirarslan, ‘arazi işlenerek toprak analizleri yapıldı ve organik zeytin fideleri dikildi.Ayrıca arazinin içinde Rumlardan kalma yetişmiş ama gençleştirilmemiş ve delice denen aşılanmamış zeytin ağaçları vardı. Onların da korunmasına dikkat edildi' dedi.Sulama konusunda da arazide 1600 tonluk 2 tane büyük havuzlarının bulunduğunu söyleyen Demirarslan, suyun bu havuzlarda depolanarak damla sulama yöntemiyle arazinin sulamasını gerçekleştirdiklerini belirtti.

Karaburun bölgesinde bu projeyle birlikte organik zeytinyağı üretiminin başlamasına öncü olduklarını belirten Dr. Demirarslan, bölgede birkaçyıl içinde yaklaşık bir milyon civarında ağaç olacağını ve Karaburun'un Türkiye'nin önemli organik zeytinyağı üretim merkezlerinden bir haline geleceğini söyledi.

Arazide toplam 17.500 ağaçlarının bulunduğunu , bu yıl bir deneme üretimi yaparak 2.500 ton ve 0.4 asit değerinde organik zeytinyağı elde ettiklerini anlatan Demirarslan, ‘erken hasat olduğu için aroması çok yüksek bir yağ ve artık heryıl artan miktarda ürün elde edilmeye başlanacak.'diye konuştu.

Ağaçlarının hepsine çocuklarına baktıkları gibi baktıklarını ve üretimde de ısıdan uzak durarak, zeytinlerin toplandıktan sonra birkaç saat içinde soğuk sıkma yöntemi ile sıkılmasına önem verdiklerini anlatan Demirarslan, prensiplerinin herhangi bir kimyasal maddenin arazi sınırları içine girmesine müsaade etmeden, tek bir bahçenin tek bir yağı biçiminde zeytinyağını doğal yollarla organik olarak üretmek olduğunu kaydetti.

Türkiye'de zeytin üretiminin ağaç başına yaklaşık 20 kilo olduğunu söyleyen Demirarslan, ‘Bu oran İspanya'da ağaç başına 100 kiloya kadar çıkabiliyor. Bizim de Orio olarak hedefimiz Türkiye'deki bu oranı Avrupa seviyesine çıkarmak ve Türk zeytinyağının dünyada hakkettiği yere gelmesini sağlamaya yardımcı olmak' diye konuştu.

Ravika'dan zeytinyağı tanıtım projesi

Referans
07 Ocak 2009,Çarş.


Türk zeytinyağının dünyada hak ettiği konuma ulaşmasına destek olmak için büyük bir tanıtım projesi başlatan Ravika Zeytinyağı, ilk durak olarak Uzakdoğu'yu seçti.
Ravika, Türkiye ile Tayland arasındaki diplomatik ilişkilerin 50. yıldönümünde Bangkong'taki Dusit Thani Hotel'de "Ravika ile Türk Yemekleri Haftası" düzenledi. Özel bir gala yemeğiyle başlayan etkinliğe, aralarında çok sayıda bürokrat, michelin yıldızlı restoranların şefleri ve Uzakdoğu'nun en etkili gurmelerinin bulunduğu toplam 3 bin 600 kişi katıldı.

Gala yemeğinde konuşan Keskinoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Fevzi Keskinoğlu, "Türk mutfağı, Asya'dan Avrupa'ya, Kafkaslar'dan Arap yarımadasına içinde birçok etkiyi barındıran binlerce yıllık bir kültürün sentezi. Üstelik zeytinyağlıları başlı başına bir kategori olarak ele alan tek mutfak. Biz Ravika ile başka ülkelerin kapılarını aralarken sahip olduğumuz bu büyük zenginliği de tüm dünyayla paylaşmak istiyoruz" dedi. Keskinoğlu, benzer etkinlikleri Toronto, New York, Singapur ve Hong Kong'da da hayata geçirmeyi istediklerini söyledi.

Tuesday, January 06, 2009

MECLİS, NUH'UN GEMİSİ'NİN YERİNİ AÇIKLADI

Haberler.com
06 Ocak 2009,Salı


Meclis’te kurulan Zeytin ve Zeytinyağı Sorunlarını Araştırma Komisyonu raporunda Nuh’un gemisinin Cudi’de olabileceği belirtildi.
Raporda "Beyaz güvercin Nuh’un gemisine zeytin dalı ile dönmüştür. Cudi ve Gabar dağlarında yabani zeytin ağaçlarının olması geminin Ağrı Dağı’na değil Cudi Dağı’na konduğu rivayetini güçlendirmektedir" denildi.

NUH’un gemisinin Ağrı Dağı’nda mı yoksa Cudi Dağı’nda mı olduğu konusunda yıllardır tarihçileri ve araştırmacıları bölen tartışmaya TBMM Zeytin ve Zeytinyağı Sorunlarını Araştırma Komisyonu da katıldı. Meclis’te geçen yıl kurulan araştırma komisyonunun raporunda tarihi tartışma şöyle işlendi:

Ağrı Dağı’nda değil

"Beyaz bir güvercinin Nuh’un gemisine tufan sonrası canlılık belirtisi olarak, ağzında zeytin dalı ile dönmesi nedeniyle, zeytin yüzyıllardır barışın simgesi kabul edilir. Deniz seviyesinden bin metre yükseklikte zeytin ağacı bulunması, Cudi ve Gabar dağlarında bol miktarda yabani zeytin ağaçlarının olması, Nuh’un gemisinin Ağrı Dağı’na değil Cudi Dağı’na konduğu rivayetini oldukça güçlendirmektedir."

Ağrı Milletvekili Yaşar Eryılmaz, "Raporu okuduğumda bu bana fantezi bir yaklaşım olarak gelmişti. Tarihi bilgi ve belgelerle uyuşmayan bir tespit. Sadece öyle değerlendirip geçtim, üzerinde durmadım. Yok sayabileceğim bir yaklaşım" dedi.

Uğur: Doğruladılar

Komisyonun başkanlığını yapan AKP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Edip Uğur ise konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Ağrı’da zeytin ağacı yok. O zaman Cudi olabilir. Uzmanların görüşü de bunu destekliyordu. Bu, zeytinin anavatanının Güneydoğu bölgemiz olduğunu, oradan dünyaya yayıldığını gösterir."

Nuh’un gemisinin yeri, geçen yasama döneminde de Meclis’te tartışma konusu olmuştu. Dönemin TBMM Dilekçe Komisyonu Başkanı Yahya Akman, komisyona gelen başvurular üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın inceleme yapmasını isteyerek, "Kuran’da bile Cudi Dağı adres gösteriliyor" demişti. Akman’ın sözünü ettiği Hud Suresi’nin 44. ayeti şöyle: "Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu’ denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cudi’ye oturdu ve ’Zalimler topluluğu Allah’ın rahmetinden uzak olsun!’ denildi."

Marmarabirlik 86 milyon TL'lik zeytin aldı

Özcan Güneş
Referans
05 Ocak 2009


Marmara Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Marmarabirlik), zeytin alımlarını tamamladı. Marmarabirlik, bu yıl yaklaşık 29 bin ortağından 37 bin ton zeytin aldı.
Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Refi Taviloğlu, 2008-2009 ürünü sofralık siyah zeytin alım kampanyasını 4 Kasım 2008 tarihinde açtıklarını belirterek, birliklerine bağlı İznik, Orhangazi, Gemlik, Mudanya, Erdek, Edincik, Marmara Adası ve Mürefte kooperatifleri aracılığıyla 31 Aralık tarihine kadar toplam 37 bin ton ürün aldıklarını söyledi.

Ödeme temmmuzda bitecek
Büyük bölümü sofralık olmak üzere, yağlık ve ezmelik ürünlerin parasal değerinin yaklaşık 86 milyon TL olduğunu kaydeden Taviloğlu, "Şimdiye kadar üreticiye yaklaşık 50 milyon TL ödeme yaptık. Geri kalan 36 milyon TL'lik ödemeyi ise, nisan ve temmuz aylarında yapacağız. Kampanyanın başladığı andan itibaren çok kısa sürede yoğun ürün teslimatı oldu. Genellikle de iri kalibrajlı ürün geldi ve stoklarımız iri ürünle doldu. Satış politikamızı iri taneli ürünlere göre revize edip, ortaklarımızın ürününü en kârlı şekilde satmak için çaba harcayacağız" dedi.

Tariş Zeytinyağı Birliği liderlik gururu yaşıyor

Yenigün
6 Ocak 2009,Salı


Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, ’’Pazar payımızı yüzde 24,5’e taşıyarak liderliğe ulaştık. 38 ülkede markamızla varız. Trinidad Tobago’ya giren tek Türk markasıyız,” dedi

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, zeytinyağı pazarında pazar paylarını yüzde 24,5’a çıkararak pazar liderliğine ulaştıklarını, zeytinde de ihracata başlayacaklarını bildirdi.Çetin, birliğin 2001 yılında kamu vesayetinin kısmen kalkması sonrası başlattığı markalaşma çalışmaları kapsamında önemli bir noktaya ulaştığını belirtti. Çetin 28 bin ortağı bulunan 33 kooperatifin oluşturduğu birliğin, 2000 yılında Türkiye pazarından ancak yüzde 9 pay alarak 5. sırada yer alabildiğini, markalaşma ve pazar payını artırma çalışmaları sonucu 7 yıl sonra yüzde 24,5’lik payla pazar liderliğine ulaştıklarını dile getirdi.

Organik üretim
Tariş zeytinyağı markasının yurt genelinde yaklaşık 5 bin satış noktasına taşındığını ifade eden Çetin, zeytinyağı pazarının yüzde 50’sini temsil eden İstanbul pazarında tüm markalar içindeki paylarının yüzde 28’e ulaştığını açıkladı. Markalaşmanın yanında son dönemde organik üretime de ağırlık verdiklerini dile getiren Çetin, şunları söyledi:
’’Tüm dünyada hızla gelişen bir alan olmasına rağmen maalesef ülkemizde organik ürünler piyasası halen çok düşük seviyelerde. Ancak hızla büyüyen bir pazar olduğunu da bugünden söylemek mümkün. 2008 yılında zeytinyağı piyasası miktar bazında yüzde 5 oranında büyürken, organik zeytinyağı pazarı yüzde 15 seviyesinde artış kaydetti. Ancak organik zeytinyağında pazarın toplam büyüklüğü 22 bin litre seviyelerindedir. Tariş zeytinyağı organikte yüzde 80 seviyesinde pazara hakimidir. Organik zeytinyağında en yakın rakibimizin payı yüzde 20’dir. Önümüzdeki yıllarda organik ürün piyasasının daha da büyüyeceğini umuyoruz.’’

İhracat pazarları
Yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da Tariş zeytinyağı markasının başarılı grafik izlediğini anlatan Çetin, ’’38 ülkede markamızla varız. ABD, AB ve Uzakdoğu gibi geleneksel pazarların yanında Kanada, Avustralya, Ortadoğu ülkelerine de girdik. Hatta adı çok az duyulan ülkelere bile markamızı sokmayı başardık. Örneğin bir Karayipler ülkesi olan Trinidad Tobago’ya giren tek Türk markası olduk. Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’nin verdiği kalite garantörlüğü ve Chicago, Toronto ve Düsseldorf’ta açtığımız butik mağazalarımız markalaşma yolunda önemli avantajlar sağlıyor. Hedefimiz bu topraklardan zeytinyağında bir dünya markası yaratmak’’ dedi. Çetin, zeytinyağının ardından zeytinde de ihracata başlayacaklarını kaydetti.

*****

Karayipler'e giren tek Türk markası

Haber Ekspres
6 Ocak 2009,Salı


Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, zeytinyağı pazarında pazar paylarını yüzde 24,5'a çıkararak pazar liderliğine ulaştıklarını, zeytinde de ihracata başlayacaklarını bildirdi.

Çetin, birliğin 2001 yılında kamu vesayetinin kısmen kalkması sonrası başlattığı markalaşma çalışmaları kapsamında önemli bir noktaya ulaştığını belirtti. Çetin 28 bin ortağı bulunan 33 kooperatifin oluşturduğu birliğin, 2000 yılında Türkiye pazarından ancak yüzde 9 pay alarak 5. sırada yer alabildiğini, markalaşma ve pazar payını artırma çalışmaları sonucu 7 yıl sonra yüzde 24,5'lik payla pazar liderliğine ulaştıklarını dile getirdi.

Tariş zeytinyağı markasının yurt genelinde yaklaşık 5 bin satış noktasına taşındığını ifade eden Çetin, zeytinyağı pazarının yüzde 50'sini temsil eden İstanbul pazarında tüm markalar içindeki paylarının yüzde 28'e ulaştığını açıkladı.
Markalaşmanın yanında son dönemde organik üretime de ağırlık verdiklerini dile getiren Çetin, şunları söyledi:
"Tüm dünyada hızla gelişen bir alan olmasına rağmen maalesef ülkemizde organik ürünler piyasası halen çok düşük seviyelerde. Ancak hızla büyüyen bir pazar olduğunu da bugünden söylemek mümkün. 2008 yılında zeytinyağı piyasası miktar bazında yüzde 5 oranında büyürken, organik zeytinyağı pazarı yüzde 15 seviyesinde artış kaydetti. Ancak organik zeytinyağında pazarın toplam büyüklüğü 22 bin litre seviyelerindedir. Tariş zeytinyağı organikte yüzde 80 seviyesinde pazara hakimidir. Organik zeytinyağında en yakın rakibimizin payı yüzde 20'dir. Önümüzdeki yıllarda organik ürün piyasasının daha da büyüyeceğini umuyoruz."

Yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da Tariş zeytinyağı markasının başarılı grafik izlediğini anlatan Çetin, şöyle devam etti:
"38 ülkede markamızla varız. ABD, AB ve Uzakdoğu gibi geleneksel pazarların yanında Kanada, Avustralya, Ortadoğu ülkelerine de girdik. Hatta adı çok az duyulan ülkelere bile markamızı sokmayı başardık. Örneğin bir Karayipler ülkesi olan Trinidad Tobago'ya giren tek Türk markası olduk. Uluslararası Zeytinyağı Konseyi'nin verdiği kalite garantörlüğü ve Chicago, Toronto ve Düsseldorf'ta açtığımız butik mağazalarımız markalaşma yolunda önemli avantajlar sağlıyor. Hedefimiz bu topraklardan zeytinyağında bir dünya markası yaratmak."

Çetin, zeytinyağının ardından zeytinde de ihracata başlayacaklarını kaydetti.

ZEYTİNCİLİĞİN KAPKARA YILI

Gülperi Sonerman
Haber Analiz
05 Ocak 2009,P.Tesi


Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin yıllarca sürdürdüğü yanlış tarım politikaları zeytin üreticisi de bitme noktasına getirdi. Zeytin toplayıcısından, sırıkcısından, tarla sahibine hatta fabrika sahibine kadar taraflar zeytinciliğin bitirildiğini ileri sürüyor.

İşçiler; ücretlerin düşük, sosyal hakların yok olduğunu söylerken tarla sahibi zeytin fiyatlarının düşüklüğünden, fabrika sahibi zeytinciliğin ülkede artık hobi haline geldiğinden yakınıyor.

Zeytin toplayıcısı kadın konuşuyor; " İvrindi'den Küçükkuyu'ya zeytin toplamaya geliyorum. Aldığım günlük ücret 17TL , bunun 5 TL'sini yol parası olarak veriyorum, yani 12 TL'ye soğuk'da, yağmurda çalışıyorum. Sigortam, hiçbir sosyal güvencem yok. Ayıca bu işte sürekli değil, yılda 2- 2,5 ay sürüyor.

AS Zeytin yağı Fabrikası sahibi, ziraat mühendisi Melike As şöyle konuşuyor" Ekmeğimizi kazanırken, ekmeğimizi çalacak hale geldik. Türkiye'de zeytinciliği, daha doğrusu tarımı bitirme politikaları , yıllarca bilinçli olarak sürdürülmüştür." Melike As konuşmasına devam ediyor " İspanya , İtalya , Yunanistan gibi ülkelerde zeytinciler destekleme fonlarında yararlanırken , Rusya bizden zeytin yağı almazken , hükümetlerimiz , Cezayir'den , Tunus'tan zeytin yağı ithal etmektedirler. Hatta Suriyeden ithalat yapılacağı söylentileri ayyuka çıkmıştır. Ülkemizde elektrik fiyatları % 70 artarken , mazot fiyatları, gübre fiyatları almış başını giderken, zeytinyağ fiyatları 5 yıl öncesine eşittir. Büyük tüccarlar kapasitemiz doldu diyerek yağ almamaktadır. Tariş kuruluş amaçlarına ters düşmüştür. Zeytin yağ alımı yaptığı halde fiyatları 15 Ocak'da açıklayacakları söylemektedirler. Üretici büyük tüccar karşısında yalnız bırakılmıştır. Tariş halkın beklentilerine yanıt vermemektedir. Zeytincilikde girdiler artığı halde fiyatlar yerinde saymakta hatta geriye gitmekdedir. Zeytincilik artık bir hobi ve alışkanlık haline dönüşmüştür," dedi.

Tarla sahibi İbrahim Burnaz ise zeytincilikde girdiler gün geçtikçe artığı halde , zeytin yağ fiyatları gerçek değerinin altındadır. Tarla sahipleri olarak düşük fiyatlar nedeniyle eski günleri arar hale geldik demektedir. Ayrıca zeytincilik bölgemizde büyük sorunlar yaşamaktadır, bölgede Ayvalıkdan daha çok " 1800 bin " zeytin ağacı olmasına rağmen marka olamadığımız için zeytin yağımız gerçek değerini bulamakdadır.

Tariş Zeytin Birliği Denetim Kurulu üyesi Zahit Mert'e Tariş'in fiyatları geç açıklama savlarını soruyoruz, şöyle yanıt veriyor;"

Tariş olarak geçen yıl olduğu gibi bu yılda fiyatları 15 Ocak'ta açıklayacağız. Dünya piyasalarını takip ediyoruz. Dünya bir ekonomik kriz ortamında bu nedenle dikkatli olmak zorundayız. Üyelerimiz 14- 15 bin ton zeytin yağ vermeyi taahüt etti, hepsini alacağız. Bugün ülkemizde 180 bin ton zeytin yağ üretilmekdedir. Bunun 80 bin tonu iç piyasada tüketilmektedir. Yani ülkemizin zeytin yağ ithalatına ihtiyacı yoktur. İleri sürülen savların aksine Tariş , üreticinin sigortasıdır." Dedi.

Pamuk, fındık, tütün, buğday ve sonunda zeytin üreticisini de bitirdiler. Çikita muz özlemleri , zeytin üreticisini açlığa götürüyor.

Zeytinyağ ihraç etmesi gereken bir ülke, zeytinyağı ithal ederek üreticisini perişan ediyor.

Yanınızdan traktör üstünde yağmurdan sırılsıklam olmuş zeytin toplayıcıları geçiyor. Ne sağlık ne de iş güvenceleri var..

Saturday, January 03, 2009

Rusya’da zeytin-zeytinyağı var mı?

M.Hakkı Yazıcı
mhyazici@gmail.com
3 Ocak 2009,C.Tesi


Bir süredir Moskova'da yaşıyorum ve utanarak yazıyorum; ben de evimde ne yazık ki markette bulabildiğim İspanyol, İtalyan, Yunan zeytin ve zeytinyağlarını yiyorum.

Zeytin ve zeytinyağı ticareti ile ilgimi de bunun ülkemizde emek verenler için kazançlı bir noktaya geldiğine inandığım zamana kadar askıya aldım; ilgimi daha çok yazmak ve araştırmak düzeyinde sürdürüyorum.

Hemen dudak bükmeyin; geçen sene devam ettiğim iki aşamalı zeytinyağı tadımı eğitiminin deneyimiyle tattığım Rusya’daki marketlerden satın aldığım bu zeytinyağları hiç de fena değildi; ancak yine de bizim Körfez zeytinyağlarının ve Gemlik sofralık zeytinimizin yerini hiçbir şey tutamaz. Galiba memleket hasreti ben de en çok bu konuda kendisini gösteriyor.

Keşke bizim güzelim ürünlerimiz de raflar da hak ettiği yeri alabilse.

Bu beni üzüyor, ancak bu duyguyu herkesin paylaştığını da sanmıyorum.

Görebildiğim kadarıyla bizim dünya pazarlarını anlayıp, iş yapabilmemiz için daha bir kaç fırın ekmek yememiz gerekecek. -Keşke onca ekmeği zeytinyağına banarak yesek ve hiç olmazsa iç tüketimi arttırsak.

Bütün Rusya için konuşamasak bile Moskova çok zengin bir şehir. Dünyanın en görgüsüz ve ölçüsüz zenginleri burada… Zeytinyağı da burada çok prestijli bir ürün ve tanınıyor. Rusya'da da bütün dünyada olduğu gibi margarin, sabun, güzellik müstahzarları gibi bazı ürünler, zeytinyağı imajı ile pazarlanıyor. Rusların çok tükettikleri mayonez üretimi yapan bir firmanın ambalajlarında bunun zeytinyağı kullanılarak imal edildiğini anlatan zeytin resimleri var.

Hemen her markette zeytin ve zeytinyağı var; bazen promosyonu bile yapılıyor.
Yılbaşı arifesinde gezinirken Kremlin’de Lenin’in Mozolesinin hemen karşısında bulunan GUM Alışveriş Merkezi’nin içindeki gurme marketi Gastronom’un orta yerinde kurulmuş muhteşem zeytinyağı standını inceledim. Gözlerim boşu boşuna aradı; ancak ne yazık ki bir tek şişe bile Türk zeytinyağı yoktu.

Kimse kusura bakıp alınmasın, benim şahsi düşüncem Moskovalıların zeytinyağını Erzurumlulardan, Konyalılardan, Kayserililerden, Trabzonlulardan daha fazla tanıdıkları ve tükettikleri. Ancak ne yazık ki Türklerin kurdukları Ramstore’larda bile Türk ürünü yok. Hem de Rusya’nın burnunun dibinde olmamıza ve navlun avantajımız olmasına rağmen.

Bu, tamamen dünya fiyatları ile piyasaya güçlü bir şekilde girememekle ilgili.

İşte böyle... Ne yazık ki biz hala iç kavgalarla uğraşıp burnumuzu dışarı çıkaramıyoruz.

Bir zerresi bile çöpe gitmiyor: İşte zeytinin faydaları...

Zaman
02 Ocak 2009,Cuma


Yaprağından kozmetik ürünü, meyvesinden kahvaltılık ve yağ elde edilen zeytinin, çekirdeğinden de kışlık yakacak elde edilmesiyle her parçası çöpe gitmeden değerlendiriliyor.

Türkiye ve dünyanın birçok yerinde 27 cinsi ve yaklaşık 600 türü bulunan zeytinin sağlık açısından faydalı olmasının yanı sıra ekonomik yönden de en fazla kazanç sağlayan ürünler arasında yerini koruduğu bildirildi.

Antakya Zeytinyağı Üreticileri Koruma Derneği Başkanı Yılmaz Dönmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de yaklaşık 100 milyon zeytin ağacının bulunduğunu, mevcut potansiyel değerlendirildiğinde çiftçiye olduğu kadar ülke ekonomisi açısından da önemli faydalar sağlanacağını bildirdi.

Yaprağından ve meyvesinden sabun, şampuan gibi temizlik maddesi yapılmasının yanı sıra zeytinin kozmetik dünyasının en çok tercih ettiği ürünler arasında yerini koruduğunu ifade eden Dönmez, ekonomik açıdan bu kadar önemli olan zeytinin çekirdeğinin de kışlık yakacak olarak değerlendirildiğini bildirdi.

-''EN UYGUN VE SAĞLIKLI YAKACAK'' -

Zeytin çekirdeği ve zeytin yağı elde edilmesinden arta kalan posanın preslenerek toz haline getirildiğini ve daha sonra bunun kalıba konulduğunu ve kurumaya bırakıldığını vurgulayan Dönmez, prina adı verilen bu yakacağın, kömür ve oduna göre uygun fiyata satıldığını kaydetti.

Zeytin çekirdeğinden elde edilen prinanın çevre açısından da uygun bir yakacak olduğunu vurgulayan Dönmez, ''prina kömürden daha sağlıklı bir yakacak türü. Doğal olarak yetiştirilen meyvelerin çekirdeği değerlendirilerek yapılan bu yakacak vatandaşlar tarafından da sağlıklı olması ve uygun fiyatı nedeniyle çok fazla tercih ediliyor. Prinanın tonu yaklaşık olarak 300 TL'den başlayan fiyatlarla kömür ise 600 YTL'den satılıyor '' diye konuştu.

-''YETİŞTİRİYOR AMA TÜKETMİYORUZ'' -

Kozmetik, sanayi, gıda sektörü ve kışlık yakacak olarak bir zerresi çöpe gitmeden ekonomiye kazandırılan zeytinin yetiştiriciliği ile ilgili çok fazla sıkıntı olduğunu ifade eden Dönmez, şöyle devam etti:

''Her parçası ekonomiye kazandırılan zeytinin en büyük sorunu üreticilere gereken desteğin sağlanmaması. Şu an kilo başına 21 kuruş destekleme ücreti üreticilerimizi tatmin etmiyor. Zeytin üreticisine kilo başına en az 50 kuruş destekleme verilmesi gerekiyor. Ayrıca zeytinyağının tüketiminin daha da arttırılması lazım. Şu an Türkiye'de kişi başına bir kilo tüketim var. Ancak bu miktar Yunanistan, İtalya ve İspanya gibi ülkelerde kişi başına 15 ile 20 kilo arasında değişiyor. Maalesef zeytini üretiyor, ancak sağlıklı olan bu ürünün yağını yeterli düzeyde tüketmiyoruz.''

Zeytinyağı ihracatının da yeterli düzeyde olmadığının altını çizen Yılmaz, Türkiye'nin geçen yıl 20 bin ton ihracat gerçekleştirdiğini, bu oranın 80 bin tona çıkarılması gerektiğini kaydetti.

Dönmez, zeytin konusunda önemli bir üretim merkezi olan Türkiye'de üretici, ihracatçı ve tüketiciye yönelik ciddi adımlar ve tanıtımlar yapılarak, bu ürünün hak ettiği noktaya getirilmesi gerektiğini vurguladı ve ''bir zerresi bile çöpe gitmeyen zeytinin yetiştiriciliğinin yaygınlaşması ülke ekonomisine büyük fayda sağlayacak'' dedi.

Monday, December 29, 2008

Japonlara 9 Milyon $'lık Zeytinyağı Yudum'lattı

28 Aralık 2008,Pazar
Kaynak : www.zeytinci.org


Yudum'un zeytinyağı markaları Ciello ve Brillo, Japon mutfağının vazgeçilmezi oldu.

Türkiye'nin en eski ayçiçek markalarından biri olan ve Komili Ailesi'nin yarattığı Yudum, önce Unilever'e, sonra Soros'a, ardından da Kuveytli NBK Capital'a satılmış, en son geçtiğimiz yıl yapılan bir operasyonla da Suudi Savola'ya geçmişti. Dünyanın 6. büyük, Ortadoğu'nun ise en büyük yağ üreticisi Savola'nın Yudum operasyonun başında Turkuaz Grubu'nun ortağı İsmail Kavuncu bulunuyor. Kavuncu, bugüne kadar ayçiçek yağı ile bilinen Yudum'un ihracata özel zeytinyağı da ürettiğini belirterek, "İç piyasaya vermediğimiz ve önce Japon pazarına girdiğimiz Ciello ve Brillo markalarıyla, bir yılda 9 milyon dolar ihracat yaptık" dedi. Kavuncu, Yudum'un Ayvalık'taki tesislerinde üretilen Türk zeytinyağını Savola'nın knowhow'ıyla birleştirdiklerini söyledi.

Turkuaz Grubu'nun Savola'yla ortaklığı olmadığını belirten Kavuncu, şöyle konuştu: "2005'te Özbekistan'da kurduğumuz yağ fabrikasını Savola'ya satmıştık. Yudum'u alınca önceden tanıştığımız için yönetim kurulu başkanlığını bana verdiler. Dolayısıyla bir ortaklığım yok."

Savola'nın Türkiye'de gıda sektörünü mercek altına aldığını belirten Kavuncu, "Suudi hükümeti, ülke dışındaki gıda yatırımlarına destek veriyor. Türkiye hâlâ çok önemli bir tarım ülkesi. Savola başta şeker olmak üzere, Türkiye'deki fırsatları kolluyor" dedi.

Paranın renginin olmadığını belirten İsmail Kavuncu, Ortadoğu ve Orta Asya sermayesi şeklindeki sınıflamaya karşı olduğunu söyledi. "Bu yaklaşım doğru değil. Savola, finans ya da gayrimenkul yerine doğrudan üretim sektörüne girdi. Yani elini taşın altına koydu. Bu çok önemli" dedi. Kavuncu, "Global krizden çıkış reçetesi Orta Asya ve Ortadoğu sermayesini Türkiye'ye çekmekten geçiyor. Hem dini hem de milli bağlarımızın olduğu bu iki coğrafyadaki sermaye potansiyeli için en doğru adres Türkiye. İş dünyasının bunun bilinciyle hareket etmesi gerek" diye konuştu.

DİRenmek neye yarar

Cemal Sevgi
Yenigün Gazetesi
26 Aralık 2008,Cuma


Ben yazmaktan bıktım, zeytinyağı ihracatçıları istemekten bıkmadı. Bir Dahilde İşleme Rejimi tutturdular, gidiyorlar. İstedikleri şeyin Türkçesi şu; Biz Türk malı zeytinyağı ile yeterince para kazanamıyoruz, Suriye'den Tunus'tan ucuz yağ alalım, Türkiye'de işleyip satalım. Dışarıdan gelen ucuz yağ Türk üreticisinin kaliteli yağının fiyatını düşürecekmiş umurlarında değil. Onlara sorarsanız zaten böyle bir niyetleri de yok. Ama DİR'e izin çıkması durumunda ilk olacak şey bu. Türk üreticisinin yağını ucuza kapatacaklar. Üreticinin emeğine saygı göstermeyi bir türlü öğrenemediler.

Hep bana hep bana nereye kadar?
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu 22 Aralık'taki toplantısından sonra yazılı bir açıklama yaptı. "EZZİB, üyelerine uygulanması planlanan Dahilde İşleme Rejiminde (DİR) en az yüzde 50 yerli mal kullanımı dışındaki diğer kısıtlayıcı maddeler ve süre kısıtlamasını kabul etmeyerek DİR'in sürekli bir şekilde sektörde uygulanması talebine devam etme kararı almıştır." denilen açıklamanın sevindirici tarafı şu aslında. Galiba onlar da yavaş yavaş DİR'den umutlarını kesmeye başladılar. Hiç olmazsa yarısını kurtaralım diye yüzde 50 yerli ürün kısıtlamasına bile razı olduklarını beyan ediyorlar. Bu açıklamanın gerçek nedeni de bu galiba. Yoksa zeytinyağı ihracatı 10 bin tonlara kadar düşmüş, ihraç edecek zeytinyağı bulamıyorlarmış, Tunus kutulu ihracatta Türkiye'yi geçmiş, miş, miş, miş. Hepsi lafı güzaf, gerçekleri herkes biliyor.

Türk üreticisini artık aptal yerine koymaktan vazgeçin. Hak ettiği fiyatı veren herkese Türkiye'de yetecek kadar zeytinyağı var. Ama siz yok pahasına istiyorsunuz. "Kimsenin kazancında gözümüz yok" diyorsunuz ama üreticinin kazandığı üç kuruşa da göz diktiniz.
Kimsenin kimseyi engellediği yok. İsteyen istediği yer yağ ithal edebilir. Gücünüz yetiyorsa, kendinize güveniyorsanız yapın markanızı istediğiniz yere mal satın. Ama artık boşuna DİRenmeyin. Bu iş olmaz.

Saturday, December 27, 2008

Zeytinyağı sektöründe saflık tartışması

Sinan Doğan
Referans
26 Aralık 2008,Cuma


Küresel ısınmanın yarattığı kuraklık, zeytinyağının kimyasını da bozdu. Körfez yöresi olarak adlandırılan Ayvalık, Edremit, Burhaniye ve Güney Ege'de bazı bölgelerde bu sezon üretilen zeytinyağlarında saflık değerlerinden biri olan delta 7, gıda kodeksinde belirtilen değerin üzerine çıktı.
Bu durum yöre yağlarının ihracatında ve iç piyasada satışında sıkıntı yaratmaya başladı. Bazı firmalar yaklaşık iki haftadır üreticiden zeytinyağı alımını kesti. Zeytinyağı firmaları kilitlenen piyasayı açmak için Tarım Bakanlığı'na başvurmaya hazırlanırken, Ulusal Zeytin Zeytinyağı Konseyi'nin Kimya Komitesi de kriterin 0.5'den 0.6'ya çekilmesi talebini gündemine aldı.
Bu gelişme zeytinyağı sektörünü de ikiye böldü. Saflık değerinin değiştirilmesini isteyenler, bu sezon fiyat düşüşünün ve ihracatta yaşanacak sorunun önleneceğini savunurken, sektördeki bazı firma ve üreticiler ise değişikliğin zeytinyağına diğer bitkisel yağların karıştırılmasının önünü açacağını, Türk zeytinyağının dünya standardından kopacağını öne sürüyor.

Türk yağının imajı zedelenir
Zeytinyağı uzmanı ve kimya mühendisi Mümtaz Gökçebağ, saflık derecesinde değişikliğin dış piyasalar açısından yanlış anlamalara yol açabileceğini söyledi. Gökçebağ, "Delta-7 değeri yüksek çıkan bir zeytinyağına ayçiçeği ya da aspir yağının karıştırıldığından şüphelenirim. Bu değişiklik üç beş kişinin teklifi ile olamaz" dedi.
Zeytindostu Derneği Başkan Yardımcısı Mustafa Alhat, zeytinyağında yaşanan sorunun bölgesel olduğuna dikkat çekerek, "Bir bölge için yapılacak değişiklik, haksız rekabet yaratır. Türkiye'yi dünyadaki zeytinyağı standartlarından koparır. Zeytinyağına diğer yağların karıştırılmasına kapı açılır. Türk zeytinyağının kalitesini artırmak istiyorsak, standartlardan taviz vermeyelim" dedi.
Tariş Köşk Kooperatifi Başkanı Hasan Köşklü ise 1994'de Güneydoğu'daki zeytinyağının fıstık yağı özelliği gösterdiğini, 1999'da Güney Ege yağlarında beta değeri sorunu çıktığını hatırlatarak, "O zaman kodeks değişikliği talepleri geldi ama kabul edilmedi. Bu yağlar başka bölgedekilerle karıştırılıp sorun çözüldü. Şimdi neden kodeks değiştirilmek isteniyor. Bunu anlamak mümkün değil. Üstelik üretim sezonu başladı. Maç oynarken kurallar değiştirilmemeli" diye konuştu.

Değişiklik değil tolerans
İzmir Ticaret Borsası Meclis Başkanı ve Kristal Yağları'nı üreten Ticaret ve Sanayi Kontuvarı'nın Yönetim Kurulu Başkanvekili Ayhan Baran ise, küresel ısınmadan kaynaklanan sebeplerden dolayı Ege'deki bazı yörelerde zeytinyağının asit ve delta 7 değerlerinde farklılıklar yaşandığını doğruladı. Üreticilerden ve firmalardan gelen talebin Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi'nin Teknik Komitesi'nde değerlendirildiğini ifade eden Baran, "Söz konusu olan gıda kodeksinin değiştirilmesi değil, bu sezona özgü bir tolerans. Telaş edecek bir durum yok. Dış piyasalar açısından da bir sorun yaşanmaz" dedi.
Baran, bölgelerden alınacak zeytinyağı örneklerinin analiz edileceğini, buna göre bir değişiklik gerekiyorsa Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'na başvurulacağını söyledi.
Öte yandan, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği yönetim kurulu, zeytin ve zeytinyağı ihracatında Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithalat yapılması taleplerinin devam ettiğini, bu konuda bazı kurumların kamuoyuna yanıltıcı bilgi verdiğini açıkladı.

Thursday, December 25, 2008

EZZİB’İN DAHİLDE İŞLEME REJİMİ (DİR) TALEBİ DEVAM EDİYOR















EGE ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI İHRACATÇILARI BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU
25 Aralık 2008,Perş.


Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği 22 Aralık’ta yaptığı yönetim kurulu toplantısında EZZİB üyelerine uygulanması planlanan Dahilde İşleme Rejiminde (DİR) en az yüzde 50 yerli mal kullanımı dışındaki diğer kısıtlayıcı maddeler ve süre kısıtlamasını kabul etmeyerek DİR’in sürekli bir şekilde sektörde uygulanması talebine devam etme kararı almıştır.

EZZİB kamuoyuna defaatle bildirdiği haklı taleplerinden dolayı zeytin ve zeytinyağı ihracatında DİR talebini devam ettirmektedir. Bu talebimizi geri çekecek veya öteleyecek herhangi olumlu bir gelişme olmadığı gibi özellikle zeytinyağı ihracatı önce 90 bin tonlardan 38 bin tona, bu sene de 10 bin tonlara inmiştir.

Markalı ihracatın artmasını isteyen sektörün bir kesiminin markalı ihracatın en önemli unsuru olan DİR’e karşı çıkması anlaşılamamaktadır. Biz Yönetim Kurulu olarak prensipte zeytin ve zeytinyağı ihracatıyla alakası olmadığı halde bu konuda hemen hemen her gün beyanat veren kişi ve kurumları muhatap almamakla birlikte, kamuoyuna yanıltıcı bilgi verdiklerini düşünmekteyiz.

İç piyasa oligopolünü destekleyen bu kişi ve kurumların ihracat ile ilgili beyanat vermesi ve piyasada oluşan bazı gelişmelerin kendi inisiyatifinde olduğunu vurgulaması ihracattan geçinen üyelerimizin tepkilerine yol açmaktadır.

Sektörde birçok konuda muktedir olduğunu vurgulamak dışında hiçbir somut icraatı olmayan yarı sivil toplum kuruluşları üreticiye alınan primde yaptıkları büyük konuşmanın ardından AB çiftçisinin aldığı primin 10’da 1’inden daha azına razı olmuşlardır.

İspanyol kooperatiflerine, Yunan Ticaret odalarına destek vermek için gönüllü olan şahıs ve kurumlar umarız iyi ilişkilerini devam ettirirler ve yakın bir gelecekte oluşacak ilk yüksek rekoltemizde oluşacak satış zorluğunda Türk üreticisine destek için bu kurumlardan yardım talep ederler.

Dünya zeytin ve zeytinyağı piyasaları ve fiyat yapılarından bihaber olan bu şahıs ve kurumların popülist söylemleri ile ülkemiz zaman kaybederken zeytin ve zeytinyağında rakibimiz olduğunu zannetiğimiz İtalya, İspanya ve Yunanistan’ın dökme yağ deposu olarak bilinen Tunus’un dahi ABD ambalajlı yağ pazarında Türkiye’nin iki katı pazar payına sahip konuma gelmiş olduğunu biliyorlar mı?

Bizler, kendi üyelerimizin haklı taleplerini savunmaya, tanıtacak miktarda ve kalitede malımız olmasa da kendi üyelerimizin verdiği kaynaklarla zeytin ve zeytinyağını tanıtmaya devam edeceğiz.

Orkide'den margarine 15 milyon euroluk yatırım

Referans
25 Aralık 2008,Perş.


Orkide Yağları'nın üreticisi Küçükbay AŞ, 15 milyon euroluk yatırımla margarin üretimini geliştirmeyi planlıyor. Yatırım şirkete, enerji maliyetlerinde yüzde 25-30 tasarruf sağlayacak.
Orkide markalı yağları üreten Küçükbay AŞ, yeni yıla 15 milyon euroluk yatırımla adım atıyor. Yeni yatırımla sıvı yağ sektöründe ambalajlama ve dolum hatlarının yeni kuşak teknolojiyle modernizasyonu sağlanacak.
Orkide Yağları'nın Türkiye'de yıllık toplam 450 bin tonluk margarin sektörünün 350 bin tonluk bölümünü kapsayan endüstriyel pazarda atılım yapacağını belirten Endüstriyel Ürünler Müdürü İbrahim Şener, yeni yatırımla margarin üretimini önemli ölçüde geliştireceklerini kaydetti.
İdeal Orkide markasıyla "trans yağ içermeyen" (trans free) margarin üreten şirket, yeni teknolojiyle endüstriyel pazardaki ağırlığını ve ürün çeşitliliğini artırmayı planlıyor. Şirketten dün yapılan açıklamaya göre, 2009'un ilk aylarında tamamlanacak yatırım, şirkete enerji verimliliği konusunda önemli katkı yapacak ve enerji maliyetlerinde yüzde 25-30'a varan tasarruf sağlayacak. 80'in üzerinde ülkeye ihracat gerçekleştiren Orkide Yağları, bu yatırım sayesinde kalite standartlarını da yükseltecek. Orkide, ihracatta dış pazarda aranan en önemli kriterler arasında yer alan standart ağırlık, standart ambalaj, hassas ölçüm ve kontrol sistemlerinin en gelişmişini uygulamaya başlayacak, ihracattaki hızını artıracak.

Krizden çıkmanın formülü yatırım
Kriz ortamında yaptıkları milyonlarca euroluk yatırımla dikkatleri çeken Orkide Yağları Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Küçükbay, "Ekonomik krizin üretim, yatırım ve ihracat odaklı çalışılarak aşılabileceğine inandıklarını dile getirdi. Küçükbay, "Sadece sektörümüz değil ülke de bu formülle krizden çıkar. Grup olarak koşullar ne olursa olsun yatırım mantığı ile çalışıyoruz. Bu kriz de sona erecektir. Bu noktada önemli olan kriz sonrası potansiyelleri ve fırsatları yakalamak. Bunun yolu da ekonomik krize rağmen yatırımları durdurmamaktan geçiyor" dedi.

76 ülkeye ihracat
Ürünlerini yurtiçinde "Orkide" markasıyla yurtdışında da "Orkide" ve "Vera" markalarıyla satışa sunan Küçükbay AŞ, 76 ülkeye ihracat gerçekleştiriyor.
Küçükbay AŞ, yemeklik sıvı yağ üretiminin yanı sıra 2003 yılında margarin üretimine de başladı. Günlük 1000 ton rafine yağ, yıllık 250 bin ton sıvı yağ kapasitesi ile Türkiye'nin yıllık yağ üretim ihtiyacının yüzde 35'ini, sıvı yağ satışlarının ise yüzde 15'ini karşılayan Küçükbay AŞ, 250 çalışana sahip. Küçükbay AŞ, son 10 yıldır Türkiye'deki ilk 500 sanayi kuruluşu içinde yer alıyor.

Zeytinyağından margarin üretimi başlayabilir

Nur Demirok
Referans
25 Aralık 2008,Perşembe


Birkaç kez yazdım, yapay yöntemlerle katılaştırılan margarinler de bitkisel sıvı yağlardan üretilir diye. Bitkisel yağ ne demek? İçeriğinde kolesterol olmayan sağlığa yararlı yağ! Gelin görün ki bir margarinin sağlığa yararlı olması için katılaştırma (hidrojenasyon) sırasında "trans yağ asitleri" üretmemesi lazım. Şimdi yeni bir teknikle Türkiye'de de sağlıklı margarinler üretiliyor.
Yine de bazı margarinlerde "trans yağ içermez" ifadesi yok! Demek ki dikkatli olmak şart. "Trans yağ" içeren margarinler ve onlardan üretilen mamullerin sağlığa zararlı olduğu kesin. Bilinen konuyu tekrar etmeyeceğim. Son tıbbi araştırmalar "hidrojenasyon" sırasında oluşan trans izomerlerinin damar çeperinin morfolojik yapısını bozduğunu ve elastikiyetini ileri derecede azalttığını gösteriyor.

Sanayi yağlarının da temize çıkması lazım
Margarinciler de farkında ki bu "trans yağ" sorunu kızıştıkça orta vadede pazar etkilenecek. Raflarda verilen mesajlar bence yetmiyor; margarinle üretilen cips, bisküvi gibi mamullerde kullanılan sanayi yağlarının da temize çıkması şart! Kanaatimce burada iş yine "Mutfak Ürünleri ve Margarin Sanayicileri Derneği"ne(MÜMSAD) düşüyor.
MÜMSAD, özel tasarlayıp tescilini yaptırdığı "trans yağ içermez" logosunu yalnız kendi üyelerine kullandırıyor. Çok da başarılı bu konuda! Bilinçlenen tüketici bu logoyu gördükten sonra alıyor margarini.
Şimdi düşünüyorum da MÜMSAD örneğin unlu mamul üreticilerine de bir logo oluşturamaz mı? Trans yağ içermeyen hazır ürünleri kendi şemsiyesi altına alarak?
Şu bir gerçek ki, margarin üreticileri artık sıvı yağcıların karşısında daha güçlü! En azından tehdidi fırsata dönüştürmüş durumdalar. Bugün inovasyon konusunda ambalaj değiştirmekten başka hiçbir yeniliği yaratamamış zeytinyağı üreticileri de bu yarışta çok geride kaldılar.
Duyumlarıma göre bu yıl zeytinde "var yılı" yaşanacak. Mahsul epey bol! Zeytinyağı üreticileri mutat olduğu üzere yine margarincilere yüklenecek gibi. Hatırlayacaksınız Unilever, "Sana" ve "Becel" için zeytinyağı katılmış margarinleri piyasaya sürünce kıyamet kopmuştu.
Ben Unilever'de başarılı çalışmalar yapan Özgür Kölükfakı'yı dışarıdan bir gözlemci olarak çok takdir ederim. Nitekim kısa bir süre önce, yağ ve sos grubunun başına pazarlama direktörü olarak getirildi. Kendisinden bu konuda yeni sürprizler bekleyebiliriz.
Yanlış hatırlamıyorsam Hakan Behlil döneminde margarinin zeytinyağıyla takviyesi gerçekleşmiş; yeni ürünlere dörtte bir "Komili Zeytinyağı" eklenerek zeytinyağının sağlık motifi margarin paketlerine taşınmıştı. Şimdi bu yenilikçi olma misyonunu Kölükfakı devam ettiriyor.
Uzun zamandır süregelen margarinci zeytinyağcı gürültüsünün, aslında zeytinyağı dünyasındaki çok başlılıktan ve zeytinyağcıların her konuda birbirlerine muhalif olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

Zeytinyağında ambalaj dışında yenilik fikri yok
Zeytinyağı üreticisi işte yine zorda! Kendilerini zeytinyağcılığın duayeni sayanlar ile genç takım arasında ticari ve sınai kabuller açısından sürekli kavga var. İhracattan hükümet ilişkilerine, yenilikçi görüşlerden korumacı düşüncelere kadar sayılamayacak kadar ihtilaflı konu zeytinyağı sektörünü epey germiş durumda.
Şimdi düşünüyorum da örneğin Unilever tamamen zeytinyağından bir margarin üretirse ne olur? Zeytinyağcılar Unilever'le nasıl başa çıkacaklar? Zeytinyağcılara sorarsanız bu imkânsız! Tümüyle zeytinyağından margarin yapılması hem etik hem de teknik açıdan mümkün değil. Oysa Unilever şemsiyesi altındaki ünlü zeytinyağı markası "Bertolli" bu konuda oldukça aşamalar kaydetmiş. Avrupa'da sırf zeytinyağından sürülebilir formda başka markalar da gördüm.
Kısacası "zeytinyağında var yılı" yeni açılım ve rekabetleri gündeme getirebilir.

Sürülebilir zeytinyağından margarine doğru
Tümüyle zeytinyağından margarin yapmak (daha doğrusu zeytinyağını katı hale getirmek) bugünün teknik koşullarına göre pekâlâ mümkün. Eğer başarılabilirse Türkiye'de yeni bir kategori epey başarı kazanabilir. Şimdi çoğu ülkede zeytinyağını ekmeğin üstüne sürerek tereyağıyla rekabet moda olmuş durumda. Sürülebilir kıvamdaki zeytinyağını yanılmıyorsam tümüyle "hidrojenize" etmek de gerekmiyor. Yüzde 85 sızma zeytinyağı ile yüzde 15 "emulsifier vegetal mono glycerides" formülü geçerli. Bu grubun fesleğenlisi, limonlusu ve baharatlısı da var! Anlaşılan o ki yakında zeytinyağı modasında yeni açılımları, hatta zeytinyağından margarin üretimini bile görebileceğiz.

NOT DEFTERİ
Ampulü sayısız kez mükemmelleştirmek için çabalayıp sürekli başarısızlığa uğrayan Edison'a densizin biri sorar: "Üstat galiba on bininci başarısızlığa doğru yol alıyorsunuz! Daha ne bekliyorsunuz?" Edison cevap verir: "Hayır beklediğim filan yok, şimdi her defasında ampulü icat etmenin yeni bir yolunu keşfetmekle meşgulüm. Ama sonunda bulacağım ampulü mutlaka yakacağım!"

Wednesday, December 24, 2008

BAFA’NIN DOĞUSUNDAN HABER VAR; ARTIK KARA SULAR BAFA’YA İNMEYECEK...




EKODOSD
EKOSİSTEMİ KORUMA VE DOĞA SEVENLER DERNEĞİ
KUŞADASI






24 Aralık 2008,Çarş.

Binlerce yıldır insanlara lezzet dağıtan, şifa sunan, şairlerin dizelerine konu olan bir ağaç türü var ; Zeytin...

Savaşlarda silah olarak, barışta başa taç olarak kullanılan zeytinin, dalından, yaprağından, çekirdeğinden yararlanmış insanoğlu.

Zeytin günümüzde de en çok değer verilen ve sevilen bir ağaç türüdür.

Türkiye’de en fazla zeytin ağacı varlığına sahip iller olan Aydın ve Muğla ilçelerine bağlı köylerin en büyük geçim kaynağı zeytintir.

Zeytinin olduğu her yerde, zeytinyağı ve pirina fabrikaları kurulmuştur. Bafa Gölü’nün çevresi zeytin ağaçlarıyla dolu olduğu için, bölgede birçok zeytinyağı fabrikası bulunmaktadır.

Bafa Gölü çevresinde Çamiçi Beldesi’nde 4 , Pınarcık Köyü’nde 3, Gölyaka Köyü’nde 1, Çeri’nin yerinde 1, Dalyan Mevkiinde de 1 tane Zeytinyağı fabrikası vardır.

Geçtiğimiz yıllarda bu zeytinyağı fabrikaları, zeytin mevsiminde sıktıkları yağdan sonra çıkan zeytin kara atık sularını direk olarak doğaya bırakmaktaydı.

Geçmiş olduğu yerdeki toprağı, suyu ve bitkileri siyaha boyayan kara atık sular, dereler vasıtasıyla Bafa Gölü’ne gitmekteydi.

Gölün ekolojisini olumsuz etkileyen kara atık sular, hem bitki çeşitliliğini hem de gölde yaşayan canlıların ölmesine neden olmaktaydı. Kara atık suyun karıştığı göl, simsiyah bir renge bürünerek, çevreye ağır ve kötü bir koku yaymaktaydı.

Ülkemizin ve zeytin üretimi yapan Akdeniz ülkelerinin büyük bir çevre sorunu olan kara atık sular, evsel atıklardan 200 kat daha zehirli olduğu, karıştığı suda oksijeni tükettiği ve canlılara yaşama hakkı tanımadığı, yeraltı sularını bile zehirlediği bilim adamları tarafından açıklanmıştır.

Bafa Gölü’ne salınan kara atık sular için, ilgili kurumları sürekli olarak uyarmış ve medya vasıtasıyla da konuyu kamuoyuyla defalarca paylaşmıştık.

Bafa Gölü’nün önemli kirleticileri arasında bulunan zeytin kara atık suları için, çevre koruma ve atık yönetmeliği yasası ile doğaya salıverilmesi yasaklandığından, Çevre ve Orman Bakanlığı yetkilileri zeytinyağı fabrikalarını denetleyerek, kara atık suların doğaya salınmaması konusunda üreticileri uyarmıştır.

Zeytinyağı fabrikalarından, gölün hemen yanıbaşında bulunan Çeri Kontini Sistem Zeytinyağı Fabrikası’nda incelemelerde bulunduk. Fabrikanın ortaklarından Yalçın KOCAKAYA “ Zeytin kara atık suları kademeli olarak çökertme havuzlarından geçerek, büyük havuza geçmektedir.

Çökertme havuzlarından da, büyük havuza geçmektedir. Çevre Yasası uyarınca kapasitemize göre 1125 tonluk olması gereken havuzu, daha büyük inşa ederek 1300 tonluk yaptırdık.

Taban sızdırmasız maddeyle kaplandığından, karasuyun bir damlası bile doğaya bırakılmamaktadır. Kara sular büyük havuzda birikerek buharlaşacak, dipte kalan tortuyu da işleyerek yakıt maddesi olarak kullanacağız.

Sadece zeytin kara atık sularını değil, aynı zamanda zeytin yıkama suları ve pirinadan sızan suları da büyük havuza yönelttik. Biz bu konuda çok hassas davranıyoruz. Çünkü yan tarafta bulunan turistik tesislerde bize ait. Biz turizmden de ekmek yiyoruz. Gölün temiz olması, turizmin geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Gölün genel kirliliği nedeniyle, yazın yaşanan kokudan turistler gelmez oldu. Acentalar bize yaptıkları turları iptal ettiler. En verimli aylarda iş yapamaz olduk. Turist gölün kıyısına gitmek, suyun yanında oturmak istiyor, ancak kokuyu görünce kaçıyor.

Bölgemizdeki tüm fabrikalar, bizim gibi sızdırmasız havuzlarını yaptılar. Gölün kara atık suları ile sorunu artık bitti. Gölü kirleten tek unsur zeytin kara atık suları değildir. Kirliliği neden olan birçok faktör bulunmaktadır. Ekodosd’un bildirilerinde de bunu sık sık görüyoruz. Gölün doğusunda kara atık su problemi kalkmıştır. Yetkililer Menderes Nehri’ne kara atık su salınmasını da yasaklamalıdır. Bu göl ülkemizin en güzel gölüdür. Gölün eski günlerine dönmesini umut ediyoruz. Hem turizminden, hem zeytininden, hem de balığından ekmek yediğimiz göle biz de sahip çıkıyoruz. Çünkü çocuklarımızın geleceği göle bağlı. ”

Bafa Gölü’nün doğu kısmında yaşanan zeytin kara atık sularından yaşanan çevre kirliliği için, göle akan derelerde yaptığımız araştırmalarda bu yıl kara atık suların olmadığını gördük. Bu gölün geleceğiyle ilgili sevindirici bir gelişmedir. Bundan sonra da göle direk ya da dolaylı yoldan kirletenlerin gerekli hassasiyeti mutlaka göstermeleri gerektiğini düşünüyoruz.

Hem göl kıyısında bulunan, hem de Büyük Menderes Nehri boyunca göldeki ekolojik dengeyi tehdit eden sanayi kuruluşları ve işletmeler, tehlikenin boyutlarını görerek arıtma tesislerini kurup, gölün yaşaması için gerekli önlemleri mutlaka almalıdır.

Doğasıyla, tarihiyle, kültürüyle, kuşlarıyla, mitolojik efsaneleriyle Türkiye’nin en güzel gölüne sahip çıkalım.

Bafa Gölü, Ege denizi’nin bizlere karada bıraktığı tek mirastır.

Bu antik çağların mirasını hep birlikte koruyalım.

Tuesday, December 23, 2008

İspanya’daki zeytinyağı karteliyle savaşa Türk üreticiler de katılıyor

Radikal
23/12/2008


Dünya zeytinyağı piyasasına yön veren İspanya Endülüs bölgesindeki kooperatifler kartelleşen dolum şirketlerine savaş açtı. Tariş’ten Cahit Çetin, İspanya’daki kooperatiflere destek için bu ülkeye gideceğini açıkladı

İZMİR - Dünyada zeytinyağı piyasasını belirleyen İspanya’da dolum şirketleri ile zeytin ve yağı üreticileri arasında başlayan mücadeleye, Türkiye’deki kooperatiflerden de destek geldi.
Türkiye’nin en büyük zeytinyağı kooperatifleri birliği olan Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, İspanya’daki kooperatiflere destek olmak amacıyla bu ülkeye gideceğini açıkladı.

‘Üretici gücünü yitiriyor’
Çetin, dünya zeytinyağı üretiminin yarıya yakın bölümünü gerçekleştiren İspanya’nın tüm dünyada zeytinyağı fiyatlarının belirlenmesinde en etkili ülke olduğuna dikkati çekti.
Bu ülkede üretimin yüzde 70’inin kooperatifler kanalıyla yapıldığını, üreticinin güçlü bir konuma sahip olduğunu belirten Çetin, son yıllarda sektörün sanayici kesimi olarak tanımlanan dolum şirketlerinin satın alma ve birleşmelerle kartelleştiğini söyledi.

‘Yüzde 60’ı ellerine geçti’
Çetin, son operasyonlarla İspanya’da pazarın yüzde 60’ını altı dolumcu firmanın yönlendirir duruma geldiğini, bu şirketlerin üreticilere ‘fiyatları düşürün’ baskısında bulunduğunu ifade etti.
Bu nedenle şu anda dünya piyasasında zeytinyağı ton fiyatlarının 2 bin avronun altına düşme eğilimi gösterdiğini kaydeden Çetin, şu bilgileri verdi:
“Bu durum tüm zeytinyağı üreticileri için ortak bir tehdittir. Buna karşı İspanya’daki yaklaşık 200 kooperatif bir araya gelerek ortak hareket etme kararı aldı. Kooperatifler Cecasa isimli girişim aracılığıyla 300 bin tonluk ürünün tek elden yönetilmesini ve ortak fiyat deklarasyonunu kabul etti.
Ayrıca, buradaki kooperatifler Akdeniz’deki tüm üreticileri de mücadeleye çağırıyor. Bu girişimlere kardeş kooperatifimiz Oleoestepa aracılığıyla desteğimizi beyan ettik.
Ayrıca, önümüzdeki günlerde yapılacak kooperatifler ortak toplantısına katılarak burada da desteğimizi açıklayacağız. Akdeniz çanağındaki üreticiler birleşmezse sonları felaket olacak.”

‘Türkiye’de de baskı var’
İspanya’da Endülüs bölgesindeki bu gelişmelerin Türkiye’deki üretici bölgeleri de yakından ilgilendirdiğine dikkati çeken Çetin, bu ülkede oluşan kartellerin tedarikçileri aracılığıyla tüm dünyada fiyat düşürme baskısı yaptığını savundu. Çetin, Türkiye’de de bazı ihracatçıların Dahilde İşleme Rejimi (DİR-sadece ihracat yapmak için gümrük vergisi avantajıyla hammadde yada aramadde ithalatı yapmak) kapsamında ithalat için hükümete baskı yaptığını, böylelikle fiyatların baskı altında tutulmasının amaçlandığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İspanya’daki oligopollerin fiyatları baskı altında tutma politikası, Türkiye’de de DİR kapsamında ithalat talepleriyle uygulanmaya çalışılıyor. Türkiye gibi yeterli kalitede ve miktarda ürünü bulunan ve iç tüketimi belli bir sınırda kalan bir ülkenin ithalat yapmasının hiçbir anlamı olmamasına rağmen bu seçenek hep gündemde tutularak fiyatlara baskı yapılıyor. Türkiye’de iş yapan tedarikçilerin İspanya’da süren mücadele ve orada uygulanan politikalardan haberdar olmaması mümkün değil. İspanya’da kooperatiflerin bu konuda başarı sağlaması Türkiye’deki üreticilerin üzerindeki baskıyı da kaldıracaktır.”

Yerli malı çağrıları
Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 70’inin DİR kapsamında ithalatla gerçekleştiğini kaydeden Çetin, bunun global krizin yaşandığı ekonomi için çok büyük risk olduğunu, bu dönemde sistemin tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Kriz dönemlerinde tüm ekonomilerin yerli üretimi ön plana çıkarmaya çalıştığını, Türkiye’de de iş dünyasından bu yönde çağrılar duyulmaya başlandığını anlatan Çetin, ihracatçıların da bu yönde taleplerinin bulunmasının sevindirici olduğunu kaydetti. Çetin, Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu Başkanı Mustafa Türkmenoğlu’nun yerli malı tüketimi çağrısında bulunduğunu, bu çağrılara gönülden destek verdiklerini ifade ederek, “Yerli Malı Haftası artık bir nostalji olmaktan öte ulusal bir duruşun ifadesi olmalıdır. Krizin etkilerini azaltmanın tek yolu kendi değerlerine, üreticisine ve mallarına dönmektir” diye konuştu. (aa)

Zeytinyağında küresel dayanışma

A.A
22 Aralık 2008,Pazartesi


Zeytinyağı fiyatının düşüşüne karşı küresel olarak dayanışma gerçekleştiriliyor
22 Aralık 2008 Pazartesi, 10:49
Dünyada zeytinyağı piyasasını belirleyen İspanya'da dolum şirketleri ile üreticiler arasında başlayan mücadeleye, Türkiye'deki kooperatiflerden de destek geldi.

Türkiye'nin en büyük zeytinyağı kooperatifleri birliği olan Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği'nin Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Çetin, İspanya'daki kooperatiflere destek olmak amacıyla bu ülkeye gideceğini açıkladı.

AA muhabirine açıklamalarda bulunan Çetin, dünya zeytinyağı üretiminin yarıya yakın bölümünü gerçekleştiren İspanya'nın tüm dünyada zeytinyağı fiyatlarının belirlenmesinde en etkili ülke olduğuna dikkati çekti.

Bu ülkede üretimin yüzde 70'inin kooperatifler kanalıyla yapıldığını, üreticinin güçlü bir konuma sahip olduğunu belirten Çetin, son yıllarda sektörün sanayici kesimi olarak tanımlanan dolum şirketlerinin satın alma ve birleşmelerle kartelleştiğini söyledi.

Çetin, son operasyonlarla İspanya'da pazarın yüzde 60'ını 6 dolumcu firmanın yönlendirir duruma geldiğini, bu şirketlerin üreticilere ''fiyatları düşürün'' baskısında bulunduğunu ifade etti.

Bu nedenle şu anda dünya piyasasında zeytinyağı ton fiyatlarının 2 bin avronun altına düşme eğilimi gösterdiğini kaydeden Çetin, şu bilgileri verdi:

''Bu durum tüm zeytinyağı üreticileri için ortak bir tehdittir. Buna karşı İspanya'daki yaklaşık 200 kooperatif bir araya gelerek ortak hareket etme kararı aldı. Kooperatifler Cecasa isimli girişim aracılığıyla 300 bin tonluk ürünün tek elden yönetilmesini ve ortak fiyat deklarasyonunu kabul etti.

Ayrıca, buradaki kooperatifler Akdeniz'deki tüm üreticileri de mücadeleye çağırıyor. Bu girişimlere kardeş kooperatifimiz Oleoestepa aracılığıyla desteğimizi beyan ettik. Ayrıca, önümüzdeki günlerde yapılacak kooperatifler ortak toplantısına katılarak burada da desteğimizi açıklayacağız. Akdeniz çanağındaki üreticiler birleşmezse sonları felaket olacak.''

TÜRKİYE'YE ETKİSİ

İspanya'da Endülüs bölgesindeki bu gelişmelerin Türkiye'deki üretici bölgeleri de yakından ilgilendirdiğine dikkati çeken Çetin, bu ülkede oluşan kartellerin tedarikçileri aracılığıyla tüm dünyada fiyat düşürme baskısı yaptığını savundu.

Çetin, Türkiye'de de bazı ihracatçıların Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında ithalat için hükümete baskı yaptığını, böylelikle fiyatların baskı altında tutulmasının amaçlandığını kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''İspanya'daki oligopollerin fiyatları baskı altında tutma politikası, Türkiye'de de DİR kapsamında ithalat talepleriyle uygulanmaya çalışılıyor. Türkiye gibi yeterli kalitede ve miktarda ürünü bulunan ve iç tüketimi belli bir sınırda kalan bir ülkenin ithalat yapmasının hiçbir anlamı olmamasına rağmen bu seçenek hep gündemde tutularak fiyatlara baskı yapılıyor.

Türkiye'de iş yapan tedarikçilerin İspanya'da süren mücadele ve orada uygulanan politikalardan haberdar olmaması mümkün değil. İspanya'da kooperatiflerin bu konuda başarı sağlaması Türkiye'deki üreticilerin üzerindeki baskıyı da kaldıracaktır.''

YERLİ MALI KULLANMA ÇAĞRILARI

Türkiye'nin toplam ihracatının yüzde 70'inin DİR kapsamında ithalatla gerçekleştiğini kaydeden Çetin, bunun global krizin yaşandığı ekonomi için çok büyük risk olduğunu, bu dönemde sistemin tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Kriz dönemlerinde tüm ekonomilerin yerli üretimi ön plana çıkarmaya çalıştığını, Türkiye'de de iş dünyasından bu yönde çağrılar duyulmaya başlandığını anlatan Çetin, ihracatçıların da bu yönde taleplerinin bulunmasının sevindirici olduğunu kaydetti.

Çetin, Ege İhracatçı Birlikleri Başkanlar Kurulu Başkanı Mustafa Türkmenoğlu'nun yerli malı tüketimi çağrısında bulunduğunu, bu çağrılara gönülden destek verdiklerini ifade ederek, ''Yerli malı haftası artık bir nostalji olmaktan öte ulusal bir duruşun ifadesi olmalıdır. Krizin etkilerini azaltmanın tek yolu kendi değerlerine, üreticisine ve mallarına dönmektir'' diye konuştu.

Monday, December 22, 2008

ÜRETİCİNİN DE, YATIRIMCININ DA ZEYTİN HEYECANI BİTTİ

Seyfettin Battal
Hasat yayıncılık
22 Aralık 2008,Pazartesi



Yazarımız sevgili Eftal Düzyaman çok güzel röportajlar yapıyor. Hem kime neyi nasıl soracağını, hem de sorulara aldığı cevaplar içerisindeki önemli ifadeleri çarpıcı bir şekilde yansıtmayı çok iyi biliyor. Sizin de zevkle okuduğunuzu tahmin ettiğim bu röportajlarından ikisini bu yaz Dünyaca ünlü BASF firmasının üst düzey yöneticileri ile yapmıştı. Temmuz 2008 sayımızda yayınlanan ilk röportajda BASF’ın Orta ve Güneydoğu Avrupa Müdürü Dr. Christoph Wegner, “Gelecekte, ihtiyacından fazla tarımsal üretim yapan ülkeler çok güçlenecek” demişti. Bay Wegner’in tarımın gelecekte kazanacağı öneme vurgu yapan bu ifadesinin yanı sıra Türkiye ile ilgili tespitleri de çok isabetliydi. Ben yabancı hayranlığına çok kızarım. Ama Bay Wegner’in söylediklerini okuduğum zaman bizi, bizden daha iyi tanıyıp analiz etmesine hayret etmiştim.

Düzyaman’ın BASF yöneticileriyle yaptığı ikinci röportajı da Ağustos 2008 sayımızda yayınlanmıştı. Bu röportajda da BASF Türkiye Müdürü Leon van Mullekum, “Gelişmiş ülkelerde sorun çıkmaması için önlem alınır, Türkiye’de ise sorun çıkınca çare aranıyor” tespitinde bulunmuştu. Bunun ne kadar doğru bir tespit olduğunu siz de takdir edersiniz. Hatta biraz daha ileri giderek “sorunları çözmeye çalışırken yeni sorunlar ürettiğimizi” söylersek yanlış olmaz. Bunun son örneği de “zeytinle ilgili sorunları çözmeye” çalışırken icat ettiğimiz “Gemlik çeşidi sorunu”dur.

Nedir Gemlik Çeşidi Sorunu?

Türkiye, zeytinin ana vatanı olarak bilinen bölgede yer alan bir ülkedir. Bundan dolayı da zeytinin ülkemizde birçok çeşidi vardır. Ama bu değerli ürünün kıymetini bugüne kadar idrak edemediğimiz için; ne üretimini yeteri kadar geliştirebilmişiz, ne de bu çeşitleri ıslah edebilmişiz. Zeytin, Türkiye’nin Güneydoğusu ile Suriye’nin batısından Dünya’ya yayılmış, özellikle Akdeniz kuşağındaki ülkelerde yağlık ve sofralık birçok çeşidi ıslah edilmiş bir kültürdür. Zeytinin Dünya’da en fazla yetişme alanı Türkiye’de bulunmaktadır. Güney komşumuz Suriye sınırından başlayıp Akdeniz, Ege ve Marmara sahilleri boyunca uzanan binlerce kilometrekarelik coğrafyamızın yanı sıra Karadeniz bölgemizin en doğu ucu olan Artvin’in dağlarında bile yetişmektedir. Böyle olduğu halde, Dünya zeytin ve zeytinyağı ticaretinde, bizim zeytin yetişen bölgelerimizden daha az yüzölçümüne sahip ülkelerin bile gerisindeyiz. Hatta zeytin ağacı varlığımız bile bu ülkelerden az.

Ülkemizde geçmişte bu kültürün önemsendiği dönemler olmuş. Örneğin; Osmanlı İmparatorluğu döneminde, başta Ayvalık bölgesi olmak üzere çok sayıda kapama zeytin bahçeleri kurulmuş. Hatta bazı hayırseverler çok geniş zeytin bahçeleri tesis ederek bunları vakfetmişler. Bunların bir kısmı zaman içinde tahrip olmuş veya yağmalanmış, bir kısmı da günümüze kadar gelmiştir. Günümüze kadar gelenleri şimdi Vakıflar Genel Müdürlüğü işletmektedir. Öte yandan Cumhuriyetin ilk yıllarında da “zeytine özel bir kanun” çıkartılarak (Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, 29.01.1939) hem zeytinle ilgili ıslah çalışmalarının başlatılması, hem de yabani çeşitlerin aşılanarak kültüre alınması amaçlanmıştır. Ama birçok kanun gibi bu da sadece kâğıt üzerinde kaldığı için ne doğru dürüst ıslah çalışması yapılmış, ne de hüdaî nabit zeytin ormanlarından yararlanılabilmiştir.

2003 yılındaki bir Çukurova gezim sırasında Yumurtalık – Misis arasındaki dağlarda yabani zeytin ağaçlarını görünce, bu değerli kültürün bugüne kadar Çukurova’da yaygınlaşmamış olmasının büyük bir kayıp olduğunu yazmıştım.

Son yıllarda bir yandan bizim yayınlarımızın, bir yandan da bazı sivil toplum örgütlerinin yönlendirmesiyle meyveciliğin yanı sıra zeytine de ciddi bir yöneliş oldu. Kırsal kesimde yaşayan birçok kimse zeytin bahçeleri kurmaya başladı. Hatta bazı müteşebbisler zeytine ciddi yatırımlar bile yaptılar. Ege ve Marmara bölgelerinde olduğu gibi Çukurova’da da zeytine ciddi bir yöneliş oldu. Bu gelişmelerin yaşandığı sıralarda 2005 yılında hükümet sertifikalı tohumluk ve fidan kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla bir destek icat etti. Bu, hem meyveciliğimizin gelişmesine, hem de modası geçmiş çeşitlerden oluşan eski bahçelerinin yenilenmesine katkı sağlayan olumlu bir karardı. Bir yıl sonra bu destek kapsamına zeytin de alındı ve dekara 250 YTL’ye varan fidan destekleri verilmeye başlandı. Bu destekler zeytine yönelişi daha da hızlandırdı. Özellikle Çukurova’da çok geniş alanlara zeytin dikilmeye başlandı. Dikilen çeşitlerin büyük bölümünü de “Gemlik” oluşturuyordu.

Dünya’da yaklaşık 2000 çeşit zeytin olduğu söyleniyor. “Gemlik” de bunlardan biri ve bizim en favori siyah salamuralık çeşidimizdir. Adından da anlaşılacağı gibi orijini Bursa’nın Gemlik ilçesidir. Ama yıllardan beri Bursa’nın yanı sıra Tekirdağ, Kocaeli, Kastamonu, Zonguldak, Sinop, Samsun Trabzon, Balıkesir, İzmir, Manisa, Aydın, Mersin, Adana, Antalya ve Adıyaman illerini içine alan geniş bir coğrafyada yetiştirilmektedir (Hasad Yayıncılık, Zeytin Yetiştiriciliği, 2003-2008). Ancak, Bursa’nın dışındaki bölgelerin hiçbirisinde orijinal Gemlik kalitesini elde etmek mümkün olmamıştır. Zira Bölge dışındaki Gemliklerde kabuk kalınlaşıyor, çekirdek daha iri oluyor. Böyle olunca da siyah salamuralık kalitesi düşüyor. O yüzden diğer bölgelerde yetiştirilen Gemlikler genellikle yeşil salamura yapılıyor. Bunların başında da Manisa’nın Akhisar ilçesi geliyor. Türkiye’de tüketilen yeşil salamura zeytinin yarıdan fazlasını bu ilçemiz yetiştiriyor ve bunun büyük bölümünü de Gemlik çeşidi oluşturuyor.

Geçtiğimiz yıl ne olduysa birden bire Gemlik çeşidinin Bursa’nın dışına dikilmesinin aleyhinde bir kampanya başlatıldı. Bilen de, bilmeyen de bu kampanyaya dahil oldu ve “Gemlik dikmenin intihar etmek anlamına geldiğini” yazandan tutun da “Vatana ihanet olduğunu” söyleyenlere kadar birçok kimse müthiş bir Gemlik aleyhtarı kesildi. Bu yıl tüm meyve kültürlerindeki sertifikalı fidan desteğini yarı yarıya azaltan Tarım Bakanlığı, Gemlik çeşidinin dışındaki zeytin fidanları için 100 YTL/da destekleme vereceğini açıklarken, Gemlik çeşidinin desteğini 40 YTL/da’a düşürdü. Şimdi Bakanlığın bu kararında Bursa lobisi mi, yağlık zeytin çeşitlerinin dikimini yaygınlaştırma politikası mı etkili oldu bilemiyorum, ama yapılan doğru ise bu çok geç kalmış bir uygulama. Çünkü Gemlik çeşidi yıllardan beri Türkiye’nin hemen her tarafına dikiliyordu.

“Bursa’nın dışına Gemlik dikmek doğru mu yanlış mı?” Bu tartışmaya girmek istemiyorum. Çünkü bir fikrin doğruluğunu da, yanlışlığını da savunmak için kullanılacak argümanlar her zaman vardır. Ancak, bunlar bilimin süzgecinden geçirilerek, ülke menfaatlerini dikkate alan bir yaklaşımla değerlendirilirse, bir anlam kazanır.

Şimdi;

Bursa’nın dışına Gemlik dikilmesine karşı olanlar diyor ki; “Gemlik sofralık bir çeşittir. Sofralık amacıyla üretildiği zaman en iyi Bursa şartlarında yetişiyor. Bursa dışında yetişen Gemliklerin sofralık kalitesi çok düşük oluyor. Gemlik yağlık bir çeşit değil, çünkü asiti yüksek, bu yüzden de yağ kalitesi düşük.” Bursa dışına Gemlik dikilmesini savunanlar da diyor ki; “Gemlik çeşidinde, yağ oranı %29.98’dir. Oysa, yağlık olarak bilinen Ayvalık zeytin çeşidinde yağ oranı, %24.72 olarak tespit edilmiştir. Gemlik çeşidinin Anadolu’da iki bin yıllık geçmişi olup, asgarî otuz ilimizde üretilmektedir. Budamaya en iyi tepki veren ve kolay taç oluşturabilen bir çeşittir. Ülkemizde, en iyi sofralık çeşit olarak bilinmesine rağmen uzun yıllardır, aynı zamanda yağlık olarak da değerlendirilen ve Avrupa’da çok iyi tanınan bir yerli çeşittir.” Bunların hepsi de doğru. Gelelim diğer doğrulara ve yanlışlara.

Dünya’da iki bine yakın zeytin çeşidi olduğunu söylemiştik. Hasad Yayıncılık Ltd. Şti.’nin “Zeytin Yetiştiriciliği” isimli kitabında 28 tane standart yerli zeytin çeşidimiz özellikleriyle birlikte sıralanıyor. Bunların dışında da çok sayıda yerel çeşit var. Ülkemiz zeytinin anavatanı olan bölgede yer aldığı için bunlar, muhtemel ki Dünya’daki diğer çeşitlerin de gen kaynağı. Bu 28 çeşidin bir kısmı sofralık, bir kısım da yağlık. Ancak, bunların içerisinde yağlık olarak Ayvalık, sofralık olarak da Gemlik öne çıkmış bulunuyor. Şüphesiz ki, her bölge için en uygun çeşit o bölgenin yerel çeşididir. Ama, biz maalesef bu çeşitleri ne verim bakımından, ne de ürün kalitesi bakımından geliştirmemişiz. Elin oğlu bizim ülkemizden götürdüğü bu çeşitlerin yağlık olanlarının yağ, sofralık olanlarının sofralık kalitesini ve verimlerini yükseltmiş. Biz ne yapmışız, sadece 28 tanesini seçmiş ve bunlar standart demişiz. Peki işin verim ve kalite boyutu ne? Maalesef o konuda, ortada elle tutulur ciddi bir çalışma yoktur.

Dünyada 2000 çeşit zeytinden söz ediliyor. Ama, bizim ülkemizde salamura zeytin denilince aklımıza Gemlik, zeytinyağı denilince de Ayvalık çeşidi geliyor. Türkiye’de Güneydoğu Anadolu Bölgemizden başlayıp bütün sahillerimiz boyunca uzanan ekolojisi birbirinden farklı binlerce kilometrelik bir zeytin kuşağı var. Zeytin konusunda çalışan tek araştırma enstitüsü kurulmuş o da Ege Bölgesi’nde. Bu bölge, ne Marmara Bölgesi’nin, ne Karadeniz Belgesi’nin, hatta ne Akdeniz, ne Çukurova ve ne de Güneydoğu Anadolu bölgelerinin ekolojisini temsil etmiyor. Bu konuya tekrar dönmek üzere son yıllarda zeytine yönelişte neden Gemlik çeşidinin tercih edildiğini söyleyelim. Bunun iki temel nedeni var. Birincisi Gemlik çeşidinin fidan üretiminin kolay olması, ikincisi ülkemizdeki diğer, özellikle yağlık, çeşitlere göre veriminin yüksekliği ve iyi bakım şartlarında periyodisite göstermemesidir.

Uzmanların söylediğine göre, Gemlik çeşidi ile fidan üretiminde çeliklerin köklenme oranı %100’e yakınmış. Bu oran başta Ayvalık çeşidi olmak üzere yağlık çeşitlerde %15-20 arasındaymış. Bu yüzden fidancılar, Gemlik çeşidinin fidanını üretmeyi tercih ediyorlar. Onlar bunun fidanını yetiştirince, üretici ve yatırımcı da mecburen bunu dikmek zorunda kalıyor.

Sektördeki ilgililerle yaptığım görüşmelerden edindiğim bilgiye göre, son yıllarda Türkiye’de üretilen zeytin fidanlarının %90 gibi büyük bölümünü çeliğinin kolay köklenmesinden dolayı Gemlik çeşidi oluşturuyormuş.

Ben şunu anlayamadım. Sorun köklenmede ise, bu sorun aşılama tekniği ile aşılamıyor mu? Araştırma kuruluşlarımız ve fidan üreticilerimiz bunu şimdiye kadar acaba niye denememişler? Denemişlerse sonuç nedir? Hakikatten aşılması zor bir sorun mu var, yoksa kolaycılığa mı kaçılıyor?

Bana anlatılanlardan anladığım kadarıyla Gemlik çeşidinin tercih edilmesindeki ikinci neden verim konusu. Her bölgeye kolayca adapte olduğu söylenen Gemlik çeşidinin verimliliğinin bölgelere göre değiştiği, en yüksek notaya ise Çukurova bölgesinde ulaştığı ifade ediliyor.

Hadi bunu da geçerli bir neden olarak kabul edelim. Ama, yurt dışındaki diğer çeşitlere ne demeli? Eğer bunlar o ülkelerin yerli çeşitleri ise Zeytinin ana vatanı; Suriye’nin batısı, Anadolu’nun Güneydoğusu ve Anamur üçgeni şeklindeki görüşe ne diyeceğiz? Zeytinin ana vatanı bahsedilen bu üçgense -ki bu konuda genel bir mutabakat var - Anadolu’dan İspanya’ya, İtalya’ya hatta Tunus’a giden zeytin çeşitleri ya oraların ekolojisini daha çok sevdiler, ya da oralardaki bilim adamları ve yetiştiriciler zeytinin üzerinde bizden daha çok çalışıyorlar.

Doğu Akdeniz Zeytin Birliği

Geçen ay Adana Tarım Fuarı’ndaydım. Doğu Akdeniz Zeytin Birliği (DAZB) Başkanı Sayın Dr. Mehmet Güler ile uzun uzun zeytini konuştuk. Sayın Güler’in de bazı görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

Ancak, ondan önce, Doğu Akdeniz Zeytin Birliği hakkında kısa bir bilgi vermek yararlı olacak. Zira bu birlik 2004 yılında çıkartılan Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu gereğince kurulan bir birlik değil. Mahalli İdareler Kanunu’ndan yola çıkılarak kurulmuş. Öte yandan bu birlik ne geçmiş yıllarda kurulan Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri gibi Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na, ne de son yıllarda kurulan Tarımsal Üretici Birlikleri gibi Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı değil. İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan Birliğin merkezi Adana’da. Mersin, Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa ve Adıyaman illerinde de temsilcilikleri olan Birliğin toplam 600 üyesi var.

Şu Türkiye ne enteresan bir ülke değil mi?

Tarımla ilgili birliklerin bir kısmı Sanayi ve Ticaret, Bir kısmı Tarım ve Köyişleri, bir kısmı da İçişleri Bakanlığı’na bağlı. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı olanlar ürün alıp satıyor. Ama ihracat yapamıyor. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı olanlar için kanunda ve tüzüklerinde birçok görevler sıralanmış, ama hiçbirisi şu anda hiçbir iş yapamıyor. İçişleri Bakanlığı’na bağlı olan Doğu Akdeniz Zeytin Birliği ise Başkanı Dr. Mehmet Güler’in verdiği bilgiye göre, tüzel kişiliğe haiz. KDV’den muaf. Üyeleri için girdi üretip satabiliyor. Örneğin; zeytin fidanı üretiyor. Yıllık kapasitesi 650 bin. Bu fidanlarla kapama zeytin bahçesi kuruyor. Danışmanlık hizmeti veriyor. Zeytinciliğe yatırım yapacak olanlara yardımcı oluyor. Üyelerinin ortak olacağı bir zeytinyağı fabrikası kurmayı hedefliyor.

Bir de Türkiye’de tarımla uğraşanların doğru dürüst örgütleri yok deniyor. Hâlbuki ne kadar tarımsal üretici örgütü varmış. İçişleri, Sanayi ve Ticaret Bakanlıkları ile Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne bağlı olanlar yetmemiş gibi 2004 yılında çıkartılan Tarımsal Üretici Birlikleri Kanunu ile yüzlercesi de Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kuruldu ve kurulmaya da devam ediyor. Daha çıktığı gün mevta olan bu kanun birçok il ve ilçede tabela birlikleri doğurmaktan öte bir işe yaramadı.

Madem, İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Kanunu böyle bir birlikler kurmaya cevaz veriyordu da, 2004’teki kanun acaba niye çıkartıldı? Ne dersiniz, yoksa biz kanunları bilmeyenler tarafından mı yönetiliyoruz? Ya da kanunları çıkartıp çıkartıp raflarda mı unutuyoruz?

Bir yanda koca Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, öbür yanda koca Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, beri yanda valileri, kaymakamları ve belediye başkanları ile devasa İçişleri Bakanlığı varken bir zeytini bile yönetemiyorsak, bizim ya yönetme, ya da kanun çıkartma zaafımız var demektir.

Neyse şimdi tekrar Doğu Akdeniz Zeytin Birliği’ne dönelim.

Bölgesel Zeytincilik Araştırma Enstitüleri Kurulmalı

Birlik Başkanı Sayın Dr. Mehmet Güler, bu yıla kadar Gemlik çeşidinin her yerde dikilmesinin ısrarlı savunucularındandı. Hatta bununla ilgili olarak 12 sayfalık bir rapor hazırlayıp Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na da sunmuşlardı. Ama, Bakanlığın bu çeşide verilen fidan desteği miktarını 40 YTL/da’a düşürerek adeta destekleme kapsamından çıkarmasına mâni olamadı.

Güler; “Bana göre bu tür kararlar alınmadan önce sorunların iyi tespit edilmesi lazım” diyor ve şöyle devam ediyor: “Zeytinin hangi çeşidi, nerede iyi verim veriyorsa orada yetiştirilmeli. Türkiye’de zeytin tarımı çok geniş bir coğrafyada yapılıyor. Ama, zeytinle ilgili bir tane araştırma Enstitüsü var. O da İzmir’de. İzmir’e yaklaşık 1000 km mesafedeki Mersin’in Mut ilçesindeki zeytin ağacı sayısı 8 milyon. Adana’daki ağaç sayısı 2 milyon 700 bini geçti. Bölgemizdeki birçok ilde zeytine büyük ilgi var. Aynı ilgi diğer bölgelerde de devam ediyor. Bölgeye hangi çeşidin uygun olduğunu biz kime soracağız? Bu sorumuza bizden 1000 km uzaklıktaki üstelik de ekolojisi bölgemizden kısmen farklı olan İzmir Zeytincilik Araştırma Enstitüsü ne kadar sağlıklı cevap verebilir? Onun için diyorum ki birisi Doğu Akdeniz Bölgesi’nde, diğeri de Marmara Bölgesi’nde olmak üzere iki yeni zeytincilik araştırma enstitüsü daha kurulmalı. Bu arada bir de Zeytincilik Yüksek Okulu’na şiddetle ihtiyaç var. Biz birliği kurduğumuz zaman gördük ki, vatandaş ne zeytinin yetiştiriciliğini, ne de işlenmesini biliyor. Vatandaşı bir yandan zeytin yetiştiriciliği konusunda bilgilendiriyoruz, bir yandan da ürettiği zeytini işleyecek bir fabrikayı kurmaya çalışıyoruz. Zeytinin işlenmesi için stok ünitelerine ihtiyaç var. 5-10 bin tonluk depolar yapılması gerekiyor.”

Sayın Güler’in söylediklerine ben de aynen katılıyorum. Çünkü, aklın yolu bir. Ama nedense biz millet olarak aklın bir olan yolunda bir türlü buluşamıyoruz. Herkes kendine bir yol tutturup gidiyor.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, “Türkiye’nin sofralık zeytin üretiminin yeterli olduğu, bundan sonra kurulacak bahçelerin yağlık çeşitlerle tesis edilmesi gerektiği” hükmüne nasıl vardı bilmiyorum. Ama bundan 30 yıl önce zeytin Türkiye’deki en ucuz gıdalardan birisiydi. Şimdi ise en pahalı gıdalar arasında. Neden? Çünkü, 30 yıl önce nüfusumuz 30-35 milyondu. Şimdi 70 milyon oldu. Ama zeytin ağacı sayımız da, zeytin üretimiz de nüfusumuzla orantılı artmadı. Hâl böyle iken siz Türkiye’nin sofralık zeytin üretimi yeterli diyorsanız bu demek ki siz hesap bilmiyorsunuz.

Vatandaşa Zeytin Diye Tuz Yediriliyor

Bir de işin sağlık boyutu var. Kimse onu masaya yatırmıyor. Türkiye’de hâlâ 100 yıl önceki tekniklerle zeytin salamurası yapılıyor. Türk insanına zeytin yerine âdeta tuz yediriliyor. Avrupa Birliği ülkelerinde salamura zeytinde tuz oranı %5-8. Bizde %18-25. Avrupalı %5-8 tuzla zeytin saklıyor da, bizdeki kuruluşlar niye saklıyamıyor? Tekniğin ve teknolojinin bu kadar geliştiği bir devirde Türkiye neden hâlâ ilkel yöntemlerle zeytin salamurası yapıyor?

Türkiye’de oturdukları koltuklara yapışanlar başlarını kaldırıp dünyaya bakmıyorlar ama, “Daha fazla sofralık zeytin üretmeyelim” diyorlar. Niye? Çünkü, bu kadar tuz ihtiva eden zeytini Türk halkından başkasına satmaları mümkün değil.

Sayın Güler diyor ki; “Vatandaş zeytin yetiştirmesini bilmiyor”. Çok doğru bir tespit. Vatandaş bilmiyor da, zeytin konusunda ahkâm kesenler biliyor mu? Eğer bilen varsa çıksın ortaya ben de tanıyayım. Onu kamuoyu takdir etsin.

Zeytin Kitabı Yazacak Bir Uzman Bulamadık

Gelen yoğun talepler üzerine 2000 yılında bir zeytin kitabı basma kararı almıştık. Yazdıracak bir Allah’ın kulunu bulamadık. En sonunda ABD’den, İtalya’dan ve İspanya’dan kitaplar getirdik ve bunlardan yaptığımız derlemelerle şu anda Türkiye’deki zeytin yetiştiricilerinin kullandığı kitabı ortaya çıkardık. Bu kitabın yazarı ya da yazarları yok. Neden? Çünkü, derleme. Türkiye, Dünya’da zeytinin yetiştiği en geniş coğrafyaya sahip ülke. Yirmiden fazla Ziraat Fakültesi, bir o kadar da Tarımsal Araştırma Enstitüsü var. Ama, biz zeytin kitabı yazdıracak bir uzman bulamadık. Bu bizim aciziyetimiz mi, bilimsel kuruluşlarda çalışanların ilgisiz ve yetersizliği mi?

Zeytin üç semavi dinin de kutsal kitaplarında yer alan değerli bir gıdadır. Meyvesi iştahla yenir. Yağı ise hem lezzetli hem de çok kalitelidir. İnsan sağlığına ondan daha yararlı bir yağ yoktur. Ölümsüz denebilecek kadar uzun yaşayan ağacı, kendisine uygun ekolojide yer alan taban arazide de, taşın başında da yetişiyor. Türkiye coğrafyasının önemli bir bölümü de zeytinin yetişmesine uygun ekolojiye sahip. Ama, Türkiye bu kutsal ağacın yetiştiği ender ülkeler arasında potansiyeline göre, en az zeytin yağı üreten ve tüketen ülkedir. Ne acı bir gerçek değil mi?

Bir acı gerçek daha var. O da Türkiye’nin bitkisel yağ ihtiyacının yarıdan fazlasını yaklaşık 2 milyar dolar ödeyerek dışarıdan sağlamasıdır. Hani petrolümüz yok. Bunu dışarıdan almamız normal. Peki, biz niye bitkisel yağ ithal ediyoruz? Söyleyeyim. Biz bir zeytini bile yönetemiyoruz da ondan. Ege ve Akdeniz Bölgesi’nde zeytin dikeceğimiz alanların hepsini turistik tesis adı altında beton yığını yaptık. Kalan az miktardaki yere de vatandaş zeytin dikmek istiyor ama, olmadık engellerle karşılaşıyor.

Sertifikalı Tohum ve Fidan Desteği, Tarım Bakanlığı’nın son yıllardaki en olumlu icraatlarından birisiydi. Ama, onu da kırpa kırpa kuşa çevirdiler. Geçen yıl sertifikalı zeytin fidanı desteği dekara 200-250 YTL idi. Bu yıl 100-40 YTL’ye düşürüldü. Bu kesintiyi niye yaptınız, dağ taş zeytin mi oldu da, artık çok fazla dikilmesin diye böyle bir karar aldınız? Tamam diyelim ki kendinize göre haklı gerekçeyle Gemlik çeşidinin dikilmesini istemediğiniz için onun desteğini düşürdünüz. Diğer çeşitlerin desteğini niye aşağı çektiniz? Sonra adalet mi bu, geçen yıl bahçe kurana 200 YTL verdiniz, bu yıl kuracak olana 100 YTL veriyorsunuz. Öte yandan bir de işin fidancı boyutu var. Adam Devletin böyle bir politikası var diye yatırım yapmış fidan üretmiş. Ne yapacak o adam şimdi bu fidanları. Ha kendi mantığınıza göre, “Kardeşim bize güvenmeseydi” diyebilirsiniz. Ama, vatandaşın güvendiği siz değil Devlet’tir. Makamı ve mevkii ne olursa olsun hiç kimse vatandaşın Devlete olan güvenini sarsmamalı.

Ayrıca nedir bu her yıl yeni bir fidan destekleme fiyatı açıklamak. Buğday mı ekiyorsun, patates mi dikiyorsun ki, olmadı bu yıl ayçiçeği ekeyim ya da soğan dikeyim diyeceksin. Bahçe kuruyorsun. Bu bir yıllık iki yıllık bir yatırım değil. Meyvecilikle ilgili destekleme politikalarının en az 5 yıllık bir planlaması olmalı ve denmeli ki “Beş yıl süreyle zeytin dikene şu kadar, elma bahçesi kurana bu kadar fidan desteği vereceğim.” Fidancısı da, üreticisi de planını programını ona göre yapar. Türkiye’de ne kadar zeytin fidanı dikilmesini hedefliyorsanız o hedefe ulaşana kadar bu destekleme programını uygularsınız. Birinci beş yılda hedefinize ulaşamadınız mı, bu defa ikinci bir beş yıllık plan yaparsınız.

Bakın, Türkiye’nin bitkisel yağ açığı her yıl çığ gibi büyüyor. 2000 yılında açık 500 bin ton civarındaydı. Bugün 1 milyon 200 bin tona ulaştı. Bunun ithalat faturası 1,7 milyar dolar. Bırakın vatandaş zeytin diksin. Hem halkımız, ithal edildiği için ne olduğu bilinmeyen pamuk ve palm yağı yerine zeytinyağı gibi kalitesi ve yararları tartışılmayan bir yağ yer, hem de dışarıya daha az dövizimiz gider.

Ülke yönetimi istikrar isteyen uzun soluklu bir iştir. Bunun bir diğer söyleniş şekli de Devlette devamlılık esastır. Akşam başka bir fikirle yatıp, sabah başka bir fikirle kalkarak bırakın ülkeyi zeytini bile yönetemezsiniz.

Bugünkü hükümet bir takım kararları neye göre alıyor anlamak mümkün değil. Örneğin; 2006 yılı ürünü mısır için 67 YKr. prim açıklamışlardı, 2007 yılı ürününde bunu 2 YKr’a düşürdüler. 67 YKr nere 2 YKr nere? 2008’de 2 YKr’u 4 YKr’a çıkardılar. 2007 yılında sertifikalı zeytin fidanı desteği 250 YTL, 2008’de 100 YTL. Tamam %5-10’luk iniş ve çıkışları anlamak mümkün de, 67-2-4, 250-100 rakamları arasındaki iniş ve çıkışlar hangi politikaya göre belirleniyor? Allah aşkına bir açıklayın da biz de bu ülkenin nasıl yönetildiğini anlayalım.

Şimdi Tarım Bakanı’na sormak istiyorum; siz çiftçi olsaydınız, 67-2-4 rakamlarına bakarak mısır ekmeye, 250-100 rakamlarına bakarak zeytin dikmeye hangi mantıkla karar verebilirdiniz? Türkiye’de rakamlar arasında böyle bir uçurum enflasyonun yüzde yüzlere ulaştığı yıllarda bile olmamıştı. Bu rakamların bir tek izahı var, doğrusu onu da söylemek istemiyorum. Zeytini Araştırmak TBMM’nin İşi mi? Geçtiğimiz yıllarda TBMM’de bir “Zeytin Araştırma Komisyonu” kurulmuştu. Bu komisyondan bir görevli beni de aramış ve “Seyfettin bey, sizin Zeytin Yetiştiriciliği isimli bir kitabınız varmış. Bundan komisyon üyelerine birer tane verilmek üzere 22 tane ücretsiz göndermenizi rica ediyoruz” demişti. Görevliye cevabım biraz sert olmuştu. Tamam bir tane, iki tane ücretsiz istenir, gönderilir anladım da, bu 22 tane nasıl ücretsiz oluyor. Sonra kitap adından da anlaşılacağı gibi zeytinin yetiştiriciliğini konu alıyor. Yani zeytin; nasıl dikilir, nasıl budanır, nasıl sulanır, nasıl gübrelenir. Meclis Araştırma Komisyonu acaba bu bilgileri ne yapacaktı, TBMM’nin bahçesine zeytin mi dikeceklerdi?

Bunu yapmadıklarını biliyorum. Çünkü, medyaya böyle bir haber yansımadı. Zaten dikmiş olsalardı da tutmazdı. Zira, Ankara’da zeytin yetişmez. Ama neyi araştırıp, ne sonuca vardıklarını doğrusu bilemiyorum. Çünkü o komisyon toplanıncaya ve raporunu yayınlayıncaya kadar zeytindeki gelişmeler çok iyi gidiyordu. Üreticilerde de, bazı müteşebbislerde de zeytin dikmek için müthiş bir heyecan vardı. Şimdi bakıyorum da ne üreticide, ne de müteşebbiste o heyecandan eser kalmamış. Kısacası adam gibi bir politika oluşturamadığımız için üreticinin de, yatırımcının da zeytin heyecanı bitti.

Yüzlerce kültür bitkisinden biri olan zeytinle ilgili izlenecek stratejiyi, yapılması gerekenleri de TBMM belirleyecekse, Tarım Bakanlığı ve benzeri kuruluşlar daha niye var anlamak mümkün değil.

Bir ülke düşünün ki; Tarım Bakanlığı ile Araştırma Kuruluşları ile Üniversiteleriyle, sivil toplum örgütleriyle, üreticileriyle bir zeytini yönetemiyor da “Meclis Araştırma Komisyonu” kuruyorsa vay haline…


Meclis Araştırma Komisyonları, bilinmeyen doğruları ve gerçekleri bulmak ve ortaya çıkartmak için kurulur. Zeytin konusunda acaba bilinmeyen neydi de “Meclis Araştırma Komisyonu” kuruldu. Örneğin zeytinin; çok değerli bir gıda olduğundan, yağının en değerli yağ olduğundan, Türkiye’nin bitkisel yağ açığının kapatılmasına büyük katkısı olacağından, üretici için gelir, ülke için döviz kaynağı olduğundan, Türkiye coğrafyasının büyük bölümünde yetiştiğinden, üreticilerin ve ülke ekonomisinin yararları gereği üretiminin teşvik edilip desteklenmesi gerektiğinden şüphe mi vardı da böyle bir araştırma komisyonu kuruldu?

Bizim işlerimiz böyledir...

Kanunlar çıkartır raflarda unutur, sonra yenisini yaparız. Komisyonlar kurar raporlar hazırlatırız ama, yetkililerimiz onların kapağını bile açmazlar.

Saturday, December 20, 2008

ZEYTİN ÜRETİCİSİ, DEVLET DESTEĞİ BEKLİYOR

CHA
19 Aralık 2008,Cuma


Marmara Zeytin Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (Marmarabirlik) Yönetim Kurulu Başkanı Refi Taviloğlu, açıkça devlet desteği olmadan zeytin üreticisinin sıkıntıdan kurtulamayacağını söyledi. Taviloğlu, sofralık zeytindeki problemlerin de hasada bağlı olduğunu söyledi.

Bursa Ziraat Odaları Koordinasyon Kurulu'nun Gemlik Ticaret Borsası Salonu'nda gerçekleştirilen aylık olağan toplantısında gündem maddesi ilçeye kurulması planlanan termik santral ve zeytin üreticisinin sorunlarıydı. Zeytinciliğin sorunları görüşülürken söz alan Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Refi Taviloğlu, gittikçe üretimi artan sofralık zeytinde pazarlama sorununu çözmek için işleme tekniklerinin çeşitlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Darboğazın ancak bu yolla aşılabileceğini kaydeden Taviloğlu, bu konuda yapılabilecek ne varsa tümünün Marmarabirlik'ten beklenmesinin doğru olmadığını anlattı.

Taviloğlu şunları söyledi: "25 günde 35 bin ton zeytin aldık. Böylesine telaşlı, böylesine baskı altında süren bir kampanyada çizik zeytin yapayım, konfit yapayım diyecek hal kalmıyor. Ürün apar topar depolara dolduruluyor ve baskısı vuruluyor. Sofralık zeytinde problemin çözümü planlı programlı bir şekilde üretim ve hasada bağlı. Ekonomik sıkıntı içinde olan üretici bir an önce ürününü toplayıp, hemen parasını almanın derdinde. Planlama olmadan sıkıntıyı aşamayız. Fakat bu planlama tek başına Marmarabirlik'ten beklenmemeli, sektörün diğer aktörleri de elini taşın altına koymalı".

Taviloğlu, Marmarabirlik'e yönelik eleştiriler arasında yer alan ürün çeşitlendirmesi konusunda da, "Biz, sofralık Gemlik çeşidi siyah zeytinle yapılabilecek bütün üretimleri yaptık. Marmarabirlik'in ar-ge'si vardır, sadece ar-ge tabelası yoktur. Üretici maalesef tek bir şeyi düşünüyor. Bir an önce ürünü toplayıp Marmarabirlik'e vereyim diye bakıyor. Marmarabirlik'in bölgenin bütün ürününü alma şansı yok. Zaten açıkça devlet desteği olmadan üretici sıkıntıdan hiçbir zaman kurtulamaz." dedi.

Türkiye'de yüzde 70 oranında kayıtdışı zeytin üretimi olduğuna işaret eden Refi Taviloğlu, ticarette satarken değil, alırken kazanıldığını, oysa Marmarabirlik'in alırken bu imkandan yoksun bırakıldığını ifade etti. Taviloğlu, "Sınırlı ve planlı alım yapılmadan, gerçek avans fiyat uygulaması yapılmadan mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde kooperatifleri ve birliği yaşatmak zor". diye konuştu.