Friday, April 30, 2010

YONCA ZEYTİNYAĞI, RAFLARDA YERİNİ ALDI

Zeytin Ağacı
30 Nisan 2010,Cuma


Yonca Gıda; doğanın altın sıvısını tüketicileri ile buluşturuyor, sofralara sağlık getiriyor. Yonca Gıda’nın 1lt ve 2lt altın ambalaj ödülüne layık görülen pet şişelerin de ve 5 – 10 – 18 lt teneke ambalajlarda yer alan zeytinyağları raflarda yerini aldı.

Yonca Gıda’nın piyasaya sunduğu Yonca Zeytinyağı damak tadına düşkünler için ‘sızma’ ve ‘riviera’ alternatifi sunuyor. Yonca Riviera Zeytinyağı; zeytinin kendine has lezzetinin hafif olduğu, rafine edilmiş zeytinyağı ile naturel zeytinyağının harmanlanması ile elde ediliyor. Riviera zeytinyağı en fazla %1 oranında asit içeriyor ve zeytinyağının tadı ve kokusunu arayan ama hafif olmasını tercih edenler için öneriliyor. Yonca Sızma Zeytinyağı ise; herhangi işlem kullanılmadan sadece geleneksel "soğuk sıkım" yöntemi ile; zeytinyağının naturel aromatik yapısı ve besleyici değerleri korunuyor. Hasadı dalından elle toplanarak yapılan ve hasattan sonra ilk 24 saat içinde sıkılan ürün en fazla %0,8 oranında asit içeriyor.

Wednesday, April 28, 2010

GÜRELİ GÜVEN TAZELEDİ






28 Nisan 2010,Çarş.









EZZİB Başkanı Nedim Güreli:“ZEYTİNYAĞI ÜRETİMİ 3-4 KAT ARTACAK”

Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği’nin (EZZİB) Ege İhracatçı Birlikleri’nde gerçekleştirilen genel kurulunda mevcut Yönetim Kurulu Başkanı Ali Nedim Güreli, ihracatçılardan dört yıl için daha vize aldı. Güreli, zeytinyağı ihracatında yeni sezondan itibaren güzel günler yaşanacağı müjdesini verdi.

EZZİB seçimli Olağan Genel Kurulu gerçekleştirildi. Seçimlerde Yönetim Kurulu Başkanlığı’na Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkan Vekilliği görevini de yürüten mevcut başkan Ali Nedim Güreli tek aday olarak girdi. Güreli 122 oyla tekrar seçilirken, genel kurul sonrasında yaptığı açıklamada zeytinyağı ihracatının dibe vurduğunu ancak yeni sezondan itibaren güzel günler yaşanacağını dile getirdi. Güreli, “2 yıl sonra Türkiye’nin ürettiği zeytinyağı 3-4 kat artacak. Ülkenin her yerinde yeni zeytin alanları oluşuyor. İstikbal bizden, sektörümüzden yana. İhracat dibe vurdu ama bu yeni bir çıkış için fırsat yaratabilir. Bazı çevreler ‘bu kadar zeytin ağacını ne yapacağız’ diyor. Oysa sağlık yönünden zeytinyağına talep artıyor. Kişi başına tüketim 4 kilograma gelirse, 350 bin ton yağ tüketiriz. Türkiye’de üretim arttıkça bu tüketim olacak. Yunanistan gibi kişi başına 20 kilogram tüketsek, üretimi 10 katına çıkarmamız gerekir” dedi.

“HAVADAN İLAÇLAMAYA İZİN VERİLMELİ”

Güreli, ithalata dayalı olmayan tarım ürünlerinde düşük döviz kurunun sorun yarattığını, zeytinyağında da aynı durumun yaşandığını belirterek buna rağmen tarım ürünlerinin öneminin artacağını vurguladı. Zeytin üretimi ile ilgili değerlendirmelerde de bulunan Güreli, şunları söyledi:
“Yağışlar zeytin üretimini olumlu etkileyecek ancak zeytin sineği tehlikesi artabilir. Bir bahçede ilaçlama yapıp, diğerinde yapmazsanız sorunu engelleyemezsiniz. Bunun için havadan ilaçlamaya izin verilmeli.”

Yeni yönetim kurulu ise şu isimlerden oluştu:
Ali Nedim Güreli, Mustafa Gökalp, Emin Demirci, Muhittin Ekiz, Kadri Gündeş, Davut Er, Emre Uygun, Metin Ölken, Mustafa Alhat, İsmet Önal, Hakan Özdolgun yer aldı. Denetim Kurulu ise Yahya Laleli, Şerife Kızıklı ve Cenker Abacı’dan oluştu.

Tuesday, April 27, 2010

Ege İhracatçı Birlikleri'nde Genel Kurul

Ege İhracatçı Birlikleri'nde Genel Kurul Toplantıları devam ediyor.
Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği'nin 2009 yılı Olağan Seçimli Genel Kurul Toplantısı 27 Nisan 2010 Salı günü saat 14.00'te Ege İhracatçı Birlikleri 7. Kat Konferans Salonu'nda gerçekleştirilecektir.
İkinci toplantı olduğu için Genel Kurul çoğunluk aranmaksızın en az 30 üyenin katılımı ile yapılabilecektir.

Friday, April 23, 2010

KARŞIYAKA SAĞLIKLI BESLENME VE YEREL LEZZET GÜNLERİ

KARŞIYAKA SAĞLIKLI BESLENME VE YEREL LEZZET GÜNLERİ
10–11 MAYIS 2010

EGE ÜNİVERSİTESİ GIDA MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ
ve
EGE ÜNİVERSİTESİ HALK SAĞLIĞI A.D. İŞBİRLİĞİ İLE

Ege Bölgesi Zeytinyağlı Sebze Yemekleri, Zeytinyağlı Sarma ve Dolmalarıdır.

1.Gün:
SAĞLIKLI BESLENME VE SAĞLIKLI YEMEK YAPMA EĞİTİMİ

Saat 11.00 - 12.00 Sağlıklı Beslenme Eğitimi
 UZZK Başkanı Sn. Dr. Mustafa Tan( Açılış Konuşması)
 Uzm. Dr. Işıl ERGİN(Beslenme Sağlık İlişkisi)

Saat 13.30 - 17.00 Sağlıklı Gıda Hazırlama Eğitimi
 Zeytinyağı ve Sağlık
Prof. Dr. Aytaç SAYGIN GÜMÜŞKESEN
 Gıdaların Satın Alınması, Hazırlanması ve Pişirilmesi Sırasında Oluşabilecek Besin
Öğesi Kayıpları ve Hijyen Kuralları
Prof. Dr. Sibel KARAKAYA
Doç. Dr. Duygu KIŞLA
 Gıdalarda Kullanılan Katkı Maddeleri ve Sağlık
Doç. Dr. Yeşim ELMACI

2.Gün:
EGE ZEYTİNYAĞLI YEMEK YARIŞMASI

1. Oturum: Zeytinyağlı Sebze Yemekleri Değerlendirmesi (Saat: 11.00 - 12.30)

JÜRİ ÜYELERİ
1. Nedim ATİLA
2. Prof. Dr. Sibel KARAKAYA
3. Prof. Dr. Aytaç SAYGIN GÜMÜŞKESEN
4. Ümmühan TİBET (UZZK Temsilcisi)
5. Dr. Ayhan BÖREKÇİ
6. Dt. Handan ARDA

2. Oturum: Zeytinyağlı Sarma ve Dolmaların Değerlendirmesi (Saat: 13.30 - 15.00)

JÜRİ ÜYELERİ
1. Nedim ATİLA
2. Birsen DURAK
3. Prof. Dr. Gülden OVA
4. Prof. Dr. Sedef NEHİR EL
5. Doç. Dr. Yeşim ELMACI
6. Ümmühan TİBET (UZZK Temsilcisi)


ETKİNLİK YERİ

Sağlıklı Beslenme ve Sağlıklı Yemek Yapma Eğitimi
Karşıyaka Belediyesi Nikâh Sarayı 10 Mayıs 2010 Pazartesi Saat: 11.00 - 17.00

Ege Bölgesi Zeytinyağlı Yemek Yarışması
Karşıyaka Park Cafe 11 Mayıs 2010 Salı Saat: 11.00 - 15.00

YARIŞMA KATILIM KOŞULLARI ŞARTNAMESİ
 Karşıyaka’da ikamet edenler yarışmaya katılacaktır.
 Yarışmaya profesyonel aşçılar katılamaz.
 Yarışmaya katılım 1. kategori 35 kişi 2. kategori 35 kişi olmak üzere toplam 70 kişi ile
sınırlıdır. Yarışmacıların erken müracaat etmeleri menfaatlerinedir. Son başvuru tarihi
30 Nisan 2010 mesai bitiminde son bulacaktır.
 Bu eğitimin tamamına katılan halkımıza Karşıyaka Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü
tarafından Katılım Belgesi verilecektir.
 Yarışmaya katılacak olan kişilerin, bir gün önce yapılacak olan söz konusu eğitime
katılması zorunludur.
 Yarışmacılar, kendi isimleriyle yarışacaktır ve katılacakları yarışma kategorisi için kayıt
formunu eksiksiz olarak doldurmaları gereklidir.
 Ayrıca yarışmaya katılacakları yemeğin, kullanılan malzeme listesi ve yemeğin yapılışını
açıklamalı yazılı tariflerini başvuru formu ile birlikte son başvuru tarihine kadar
müdürlüğümüze teslim etmeleri gerekmektedir.
 Zeytinyağlı yemeklerin ege yöresel yemeği olması zorunludur.
 Başvuru formundaki yemek ismi ve tarifi ön heyetçe incelenecek Ege zeytinyağlısı olduğu
doğrulandıktan sonra yarışmaya kabul edilecektir.
 Yarışmadan sonra, yarışmaya katılan yemeklerin tarifleri yarışmacıların isimleri ile
birlikte yayınlanacak el kitapçığında yer alacaktır. Ayrıca yarışmacılara bu kitapçık
hediye edilecektir.
 Kategorilerde yarışacak yemekler; yarışma alanına hazır olarak getirilecektir.
Katılacakları kategorinin değerlendirmesi başlamadan en az yarım saat önce belirlenen
yerde sunuma hazır olarak bulunmaları gereklidir.
 Yarışmaya katılan yemeklerin sunumunda, en fazla 40 cm çapında yuvarlak veya 30 cm
uzunluğunda köşeli sunum tabağı ve 3 porsiyon tadım tabağı ile sunum yapacaklardır.
 Yemeklerin sunumunda; görüntü, doku, lezzet, sunuş biçimi, orjinallik, içerik-
kompozisyon gibi kriterlere dikkat edileceğinden yarışmacıların hazırlıklarını bu
değerlere göre yapmaları menfaatlerine olacaktır.

Zeytincilik Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikle, üretim alanları madencilerin kullanımına açılmak isteniyor

Cumhuriyet
23 Nisan 2010,Cuma


Zeytine darbe yolda
Anayasa değişikliği maratonu nedeniyle üst komisyonda görüşülmesi ertelenen 'zeytinciliği talan yasası'nın meclis genel kuruluna gelmesi için önünde yalnızca tek bir engel kaldı.
OZAN YAYMAN

Zeytin alanlarının madencilere açılmasını öngeren yasa değişikliği, kademe kademe ilerliyor. Çevre ve orman, tarım, plan ve bütçe komisyonlarında görüşülmeden TBMM Sanayi Ticaret Enerji Tabi Kaynaklar Bilgi ve Teknolojileri Komisyonu'na gönderilen değişiklik taslağı, buranın alt komisyonunda kabul edildi. Sırada üst komisyon, ardından genel kurul var.
Değiştirilmek istenen 20. madde, Zeytincilik Yasası'nın omurgası niteliğinde. Madde, zeytin alanlarını koruyor ve bu bölgelerin 3 kilometre yakınında zeytin işleği dışında sanayi tesislerine geçit vermiyor. Bu madde, meclis koridorlarında adım adım ilerleyen tasarıda değiştiriliyor. Alt komisyonun 8 Nisan'da aldığı karar “Bakanlıkça tespit ve ilan edilen zeytinlik sahaları içinde zeytinliklerin üreme ve gelişmesine mani olmayacağı Çevresel Etki Değerlendirme sürecinde belirlenmiş olan zeytinyağı fabrikaları, zeytine dayalı tarımsal sanayi işletmeleri, madencilik arama ve işletme faaliyetleri ile geçici tesisler ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri yapılabilir ve işletilebilir” görüşünü içeriyor.
Değişikliği geçen çarşamba günü de üst komisyonda ele alınması gerekiyordu. Ancak TBMM'nin Anayasa değişikliğiyle ilgili yoğun programı nedeniyle konu gelecek haftaya kaldı. Değişiklik, üst komisyonda da kabul edilirse zeytin üreticilerinin şiddettle karşı çıktığı yasa, TBMM Genel Kurulu'na gönderilecek.

TOPLUMSAL DİRENÇ
20. madde daha önce de değiştirilmek istenmişti. 2004 yılında, Maden Yasası'nın hazırlandığı süreçte TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nun gündemine gelen istek, toplumsal direnç karşısında gerçekleştirilememişti. Madencilik Söktörü Başkanlar Konseyi, o tarihten bu yana 20. maddenin değişikliği için kulis çalışmalarını sürdürüyor. Zeytin üreticileri ise madencilerin çabası karşısında birlikte hareket etmeye çalışıyor. Edremit Körfezi’ndeki zeytin üreticileri, geçtiğimiz günlerde yaptıkları açıklamada “zeytincilik lobisi” oluşturacaklarını açıklamıştı.
Zeytin üreticileri, madencilerin komisyonlara sürekli görüş bildirdiğini ancak zeytincilerin komisyona alınmadığını vurguluyor. Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Üyesi Murat Narin, 1 Aralık 2009 tarihde TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen Sofralık Zeytin ve Zeytinyağı Yasası'na dikkat çekerek. “Uluslararası Zeytinyağı Konseyi'ne üye olabilmek için bu yasanın çıkması gerekiyordu. O gün milletvekillerinin tamamı, bu yasaya kabul oyu vermiştir. Farklı partilerden milletvekilleri, zeytine dair destanlar yaratan söylemde bulunmuşlardı. Şimdi ne oldu da 20. maddenin değiştirilmesini istiyorlar?” diye sordu.
CHP Mersin Milletvekli Ali Rıza Öztürk de, değişiklikte Sanayi ve Ticaret Alt Komisyonu Başkanı Ali Bayramoğlu'nun “parmağı” olduğunu öne sürerek, “Anayasa Mahkemesi, Maden Yasası'nın, 7 ve 10. maddelerini iptal ettikten sonra, bu anlamdaki boşluğu doldurmak için konuyla ilgili yeni bir yasa hazırlığına başlandı. Hükûmetin hazırladığı yasa taslağı alt komisyona geldi. Komisyon başkanı Ali Bayramoğlu, hükümetin yolladığını yeterli görmemiş olacak ki, TBMM dışından da katılımlarla yeni bir tasarı oluşturmuş. İç tüzüğe aykırı olarak yapılan bu yeni yasa tasarısı bazı kişilerle işbirliği halinde oluşturulmuş. Bu tam bir skandaldır” dedi.

Thursday, April 22, 2010

Zeytin ve Milli İrade!..

Cumhuriyet
20 Nisan 2010,Salı


"Zeytin Yasamız hiçbir biçimde tartışma konusu yapılmamalıdır. Evet, biz zeytinciler yasamızda en küçük bir değişikliğin bile tartışma konusu yapılmamasını istiyoruz. Gerçek milli irade bunu istiyor. Ülkenin tartışmalı siyasi gündeminde saman altından su yürütülmeye çalışıldığını da gerçek milli irade biliyor."
Murat NARİN Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi

Ülkemizde son dönemlerin en çok konuşulan konularından birisi ‘milli irade’! Yönetenler, haklılığının simgesi olarak “Milli irade böyle istiyor” gerekçesiyle uygulamalarını “kamuya kabul ettirmenin” etkili bir kavramı olarak öne sürüyorlar. Felsefi, hukuki, siyasi niteliği, bilimselliği, gerçekliği vb. değerler bütününün bir öneme sahip olup olmadığı ise önemsiz! Milli irade varsa akan sular durmalı! Buraya bir noktalı virgül koyarak konumuza, zeytine dönelim.
Bütün dünya, zeytinin hem simgesel anlamlarını, hem de doğrudan taşıdığı değerleri artarak biliyor. Biz insanlar için zeytin, dün olduğu gibi yarın da, “O bizden, biz ondan”ızdır. Barışın simgesi, binlerce yıllık kültür, sağlık, saflık, sabır, kutsallık, efsane ve hayata dair daha birçok kavramı barındıran bir değerdir zeytin. Ve yine biliriz ki kutsal zeytin ağacının “Anayurdu Anadolu topraklarıdır”. Zeytin anayurdundan bir kez daha kovulmak istenmektedir. Hem de kimsenin haberi olmadan, oldubitti ile bu “icraat” yapılmak istenmekte!
5 Haziran 2004 tarihinde yürürlüğe giren Maden Yasası’nın 2009 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından bazı hükümleri iptal edildi.. yasanın yeniden düzenlenmesi için bir yıl süre verildi. Yasanın iptaline kadar geçen süre ve günümüzde de alınan madencilik ruhsat ve izinleri aleyhine açılan sayısız davalarda yerel mahkeme, yüksek mahkemeler ve AİHM kararları ile yapılan uygulamaların hukuka uyarsızlığı sabit hale geldi. Şimdi Maden Yasası TBMM’de yeniden görüşülmek üzere komisyonlarda!.. Gelin görün ki bu yasa ülkenin planlaması ve bütçesi ile temel önemde bir yasa iken, bu türlü yasalar için ana komisyon olması gereken Meclis Plan Bütçe Komisyonu iken; ve bu usul, 2004 yılında çıkan yasada ana komisyon olarak işlev gören plan bütçe komisyonunun olmuşken, bugün ana komisyon, “TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknolojileri Komisyonu” olmuş! Bu uygulamanın cevabı açıktadır. Neden? Tabii kaynakları ilgilendiriyor cevabı hükümsüzdür. Meclis İçtüzüğü’nün usul ve esaslarına uyarsızlığı bize göre tartışmasız bir çifte standarttır. Bu durum başta siyasi partilerin ve hukukçuların tartışması gereken bir durumdur.

Önergeyi verenler kim?
8 Nisan 2010 tarihinde TBMM Sanayi Komisyonu’nun alt komisyonunda görüşülmekte olan Maden Yasası Tasarısı’nın 11. maddesinde, 3573 sayılı Zeytincilik Yasası’nın 20. maddesi “Bakanlıkça tespit edilen zeytinlik sahaları içerisinde zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin üreme ve gelişmesine mani olmayacağı çevresel etki değerlendirme sürecinde belirlenmiş olan madencilik ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetlerle ilgili tesis ve altyapı tesislerinden ibaret geçici tesisler ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri yapılabilir ve işletilebilir” şeklinde değiştirilmesi kabul edilmiştir.
Bu değişiklik önergesini verenler kimler? “Madencilik Sektörü Başkanlar Konseyi Birliği” adındaki uluslararası madencilik şirketleri ve bunların yerli işbirlikçilerinin lobisi olduğu, kamuoyu tarafından yaygın olarak kabul ve iddia edilen bir çıkar grubu! Bu noktada sorulması gereken soru; anayasaya, yasalara bağlı kalacağını, ülkenin yüksek çıkarları için namusu üzerine yemin eden, Zeytin Yasası’nda yapılmak istenen değişiklik önergesini kabul edenler, tasarı bütünüyle önlerine geldiğinde kabul oyu verebilecek milletvekilleri, milli iradeyi mi yansıtmış olacaklar? Doğrudan milyonlarca zeytinciyi ilgilendiren bu değişiklik yapılırken bir tek zeytincinin, zeytinci kurum temsilcisinin olmadığı, enikonu araştırma görevi verilen alt komisyon, zeytincilere sormadan yaptığı bu değişiklikle milli iradeyi temsil mi etmektedir?

Atatürk’ün mirası
Değiştirilmek istenen, Atatürk’ün mirası, dünyada yalnız zeytine has yasa Türkiye’de vardır. 3573 sayılı Zeytin Yasası’nın 20. maddesi bu yasanın omurgasıdır. Eğer bu değişiklik TBMM’den geçerek yasalaşmış olursa;
1- Zeytin Yasası yok hükmünde olacaktır,
2- Bu teklifin veriliş biçimi ve değişiklik, parlamentonun saygınlığına düşürülmüş bir gölge olacaktır,
3- 2004 yılında TBMM bu konuda yaptığı uzun ve detaylı çalışmalarla kararını vermişken bugün ne oldu da bu kararından vazgeçmektedir, sorusuna verilecek ‘değişiklik yapmak isteyenlerin’ cevapları var mıdır?
4- 1 Aralık 2009 tarihinde, kısaca Türkiye’nin Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne üyelik kanunu (UZK-IOOC) olarak adlandıracağımız yasa görüşmelerinde (günümüz siyasi gelişmeleri de dikkate alındığında) TBMM, son yıllarda istisna bir tutumla oturuma katılan bütün milletvekillerinin çekimser ve ret oyu vermeden hepsinin kabul oyu ile bu yasa geçmiş ve görüşmelerde bütün parti sözcülerinin zeytine dair yüksek nitelikli konuşmalar yapmışken, böylesine bir değişiklik girişimi hangi gerekçeye dayandırılacaktır? Burada söylediğini öbür tarafta inkâr anlamına gelmeyecek midir?
5- Türkiye, zeytinin genetik anavatanıdır. Zeytinin dünyaya, Akdeniz’in kuzeyinde yayılma sürecinde, Anadolu binlerce yıllık bir kültür ve genetik varlığın kaynağıdır. Dünyada 5. büyük üretici ülke olmaktan 2. büyük üretici ülke olma yolunda hızla ilerlemektedir. Bu, zeytinciliğimizin ve mevcut iktidarın Tarım Bakanlığı’nın koyduğu hedeftir. Son yıllarda ağaç varlığı 100 milyondan 160 milyon sayısına ulaşmıştır. Toplam ürün deseni içerisinde 12 milyon hektar zeytin dikilebilir potansiyele sahiptir. Bu gerçekleşirse dünyanın toplam zeytin varlığı 920 milyon olup, yalnızca Türkiye bu varlığın 4 katı büyüklüğüne, bugünkü GSMH’nin yüzde 15’i, dünya sıvı yağ üretiminin yüzde 13’ünü zeytinyağı gibi bir ürünü Türkiye’nin üretmesi anlamına gelecek potansiyeldedir ülkemiz. Bu potansiyelin gerçekleştirilmesinin karşılığı ise Türkiye’nin iki yıllık sıvı yağ ithalatı için verdiği paranın karşılığıdır.
6- Zeytin Yasası’nda bir değişiklik yapıldığında potansiyel varlığımızın kaybı ile birlikte doğacak sonuçlardan yalnız zeytinciliğimiz etkilenmeyecektir.
a. Dünya doğa mirası olan Kaz Dağları ve Madra Dağları tamamen yok olacaktır. Çünkü Zeytin Yasası aynı zamanda bu değerlerimizi de korumaktadır.
b. Zeytinlik alanların olduğu bölgeler turizmin de en yaygın olarak yapıldığı bölgelerdir. Dev maden kraterleri ile tahrip edilmiş bir doğaya, yeraltı suları, yerüstü su kaynakları kirletilmiş ve yok edilmiş bir yerde ne yaşam olur ne de turizm yapılabilir.
c. Ülkemiz son yıllarda zeytincilik alanında ulusal ve uluslararası arenada önemli büyüklüklere ulaşmıştır. Yurtiçinde milyarlarla ifade edilecek ekonomik değer ve yatırımlar yapılmıştır. Tamamı yerli kaynaklarla yapılan bütün bu yatırımların yok sayılması, kaynağının ortadan kaldırılması milli iradenin tecellisi mi sayılacaktır?
d. Zeytincilik binlerce yıllık bir kültür ve etnografya demektir. Dinginliktir, saflıktır. Biz, Anadolumuzun özvarlığı değer ve kültürümüze, beyaz kadın ticaretinin, uyuşturucu ve alkol bataklığının kültür diye galebe çalınmasını istemiyoruz...
e. Hukuk ve adalet istiyoruz. Onlarca mahkeme, yüksek mahkeme ve AİHM kararlarının yok sayılmasını, çifte standart, arkaya dolanma girişimlerine, yağma, talan ve yıkım yasaları ile bu ülkenin yağmalanmasını istemiyoruz...
Son söz olarak; başta zeytinciler, onları temsil eden kurumların tamamı bugüne kadar bu girişim her gündeme geldiğinde iradelerini zeytin yasasının değiştirilmemesinden yana koydular. Hem de sayısız kez! Başta zeytinciler olmak üzere, zeytin bölgelerinde yaşayan, tatilini geçiren Anadolu’nun 100 binden fazla yurttaşının imzaladığı başvuru TBMM Başkanlığı’na verildi. Daha mürekkebi kurumamış bu imzalar milli irade olarak sayılmamakta mıdır?

Sonuç
Zeytin Yasamız hiçbir biçimde tartışma konusu yapılmamalıdır. Evet, biz zeytinciler yasamızda en küçük bir değişikliğin bile tartışma konusu yapılmamasını istiyoruz.
Gerçek milli irade bunu istiyor. Ülkenin tartışmalı siyasi gündeminde saman altından su yürütülmeye çalışıldığını da gerçek milli irade biliyor. Şimdi görev, TBMM sıralarında bugün milletin temsil görevini verdiklerinde.
Gerçek milli iradenin nasıl “tecelli” edeceğinin görülmesinde zeytin tarihsel işlevi ve şahitliği ile mihenk taşı olarak duruyor.
Ve diyor ki: “Siz gelmeden önce de buradaydım, siz gittikten sonra da burada olacağım!”

Monday, April 19, 2010

Zeytin tanesi olabilir misiniz?

Ali Ekber Yıldırım
Dünya
20 Nisan 2010,Salı


Zeytin alanlarının madencilik ve enerji yatırımlarına açılması bir kez daha Meclis gündeminde.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki Madencilik Kanun Tasarısı’na bir madde eklenmesi ile 4086 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanun’un 20’nci Maddesi değiştirilerek zeytin sahalarının madenciliğe ve enerji yatırımlarına açılması öngörülüyor.
Kanun Tasarısına eklenecek bir madde ile yapılmak istenen değişiklik şöyle:
“Bakanlıkça tespit ve ilan edilen zeytinlik sahaları içinde zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin üreme ve gelişmesine mani olmayacağı Çevresel Etki Değerlendirme sürecinde belirlenmiş olan madencilik arama ve işletme faaliyetleri ile bu faaliyetlerle ilgili tesis ve altyapı tesislerinden ibaret geçici tesisler ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretim tesisleri yapılabilir ve işletilebilir.”
Benzer bir girişim 2004’te de Meclis’in gündemine geldi. Zeytincilik örgütleri, sivil toplum kuruluşları on binlerce imza toplayarak bu girişimi önledi.
Fakat, birileri boş durmuyor. Ankara’da lobi çalışmalarını sürdürüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Alt Komisyonu’nda görüşülen Madencilik Yasa Tasarısı’na yukarıdaki maddeyi ekleyerek zeytincilik yasasını değiştirmeye çalışıyor.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi yöneticileri konunun alt komisyonda görüşüldüğünü haber alınca soluğu Ankara’da aldı. Gerekli girişimlerde bulunarak zeytincilik yasasındaki değişikliği önlemek için harekete geçti. Yeni bir imza kampanyası başlatıldı.
İmzaya açılan metinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı verilerine göre, 165 milyon zeytin ağacı varlığı ile 2014’te İspanya’dan sonra dünyanın ikinci büyük zeytin üreticisi ve yılda 700 bin ton zeytinyağı üretme hedefine sahip Türkiye için zeytinciliğin stratejik öneme sahip olduğu vurgulanıyor.
Avrupa Birliği’nde, zeytincilik sahalarında zeytinliklerin korunması için, üreticilere maddi yardımlar (EEC 2019/93 sayılı tüzük ile) verilirken, Zeytincilik Yasası’nda yapılacak değişiklikle ülke zeytincilik sahalarının daraltılmasının Avrupa Birliği müktesebatına da uygun olmadığı ifade ediliyor.
Tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde tartışıldığı saatlerde İzmir Ticaret Borsası’nda, ilköğretim okulu 4, 5, 6, 7 ve 8. sınıf öğrencileri arasında düzenlenen “Beslenmede Zeytin ve Zeytinyağının Önemi” konulu kompozisyon yarışmasına gelen eserleri değerlendiriyorduk.
İlköğretim çağındaki 329 çocuk, zeytin ve zeytinyağı hakkında büyüklerinden duyduklarını, gördüklerini, araştırarak ulaştıkları bilgileri ve en önemlisi hayallerini kağıda dökmüş göndermiş. Çocukların hayalindeki zeytinciliği okudukça gelecek adına umutlandık.
Zeytincilik yasasını değiştirmek isteyenler çocukların yazdıklarını okusa kararlarında ısrar eder miydi?
Yarışmada birinci olan, Gaziemir Sabiha Gökçen İlköğretim Okulu 5. sınıf öğrencisi Zehra Adıgüzel kompozisyonuna: “Ölümsüzlük ağacının tohumları toprağa düştü bugün. Ömrüm suyla, havayla kucaklaşmamla başladı. Biliyorum yavaş yavaş büyüyüp serpileceğim; yapraklarım yeşerecek, meyvelerim olgunlaşacak.” diye başlamış.
“Zeytinler dile geliyor.Zeytinler sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmezleri arasına giriyor. Bilimsel araştırmalara konu oluyor, mucize besin seçiliyor. Güzelliğin sırrı zeytinyağı, barışın simgesi zeytin dalı oluyor. Böylece zeytin ve zeytinyağının hayatımızdaki yeri ve önemi kanıtlanıyor.” diye bitiriyor.
Şehit Gazeteci Hasan Tahsin İlköğretim Okulu 8.sınıf öğrencisi Büşra Öndeş kendisini bir zeytin tanesinin yerine koymuş diyor ki:
“(…) Geniş bir ailem var. Birbirimize benzeriz hepimiz. Siyah rengimiz, yeşil rengimiz farklılıklarımız. Boylarımız da öyle… Ama özelliklerimiz, yararlarımız aynıdır hep. Uzun ve sağlıklı yaşamın simgesiyim ben.
(…) Ben zeytin tanesi! Siz insanoğlu, yetişmemdeki emeklerinizi hak etmediğimi söyleyemezsiniz değil mi?
Beni tanıyanlar tanımayanlara anlatsın. Özelliklerimden söz etsin. Her eve girmek istiyorum.Vatanımdan tüm dünyaya, daha da çok açılmak istiyorum.
Son söz mü?
Sizleri Seviyorum. Siz insanların da beni çok sevdiğini biliyorum.”
Türkiye Büyük Millet Meclisi Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Alt Komisyonu üyeleri, madenciler, girişimciler bir kez olsun kendinizi zeytin tanesinin yerine koyabilir misiniz?
İlköğretim çağındaki çocuklar kadar zeytini, zeytinlikleri sevebilir misiniz?
Seviyorsanız vazgeçin bu sevdadan, çocukların hayalindeki zeytinlere kıymayın.

Sunday, April 18, 2010

Avrupa gümrükleri sıktı zeytinyağında ihracatın yönü Hindistan ve Çin’e döndü

Meltem KARA
Hürriyet
18 Nisan 2010,Pazar


Zeytinyağı üretiminin yıllık 200 bin tona çıkacağı beklentisi, ihracatın yönünü Çin, Rusya, Hindistan, Malezya ve Endonezya’ya çevirdi. Bunda da Avrupa’nın zeytinyağında uyguladığı gümrük vergilerinin, Türk zeytinyağının üretici olmayan kuzey ülkelerine pazarlanmasını kısıtlaması etkili oldu.

Son yıllarda yeni alanların açılmasıyla 150 milyon zeytin ağacına ulaşan Türkiye’de zeytinyağı üretiminin artışı gündeme gelirken, Avrupa ülkelerine ihracatın kısıtlı olması, üreticilerin yeni pazarlara yönelmesini sağladı. Zeytinyağı ihracatının yeni ülkelerden talebin artmasıyla 130 milyon dolara ulaştığını söyleyen Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkan Vekili ve Ana Gıda Genel Müdürü Ümit Ersoy, “Avrupa’nın zeytinyağında uyguladığı gümrük vergileri, Türk zeytinyağının üretici olmayan kuzey ülkelerine pazarlanmasını kısıtlıyor. Ancak son yıllarda komşulardan öteye gitmeyi başarıyoruz. Çok fazla sayıda ülkeye ihracat yapmaya başlandı” dedi.

Hedefte Çin-Hindistan var
Ümit Ersoy, Türkiye’nin yağ ihracatının yıldan yıla değişiklik gösterdiğini belirterek, şu bilgileri verdi: “İhraç pazarlarımızın da genişlemesinin etkisiyle son 10 sezon ihracat ortalaması 130 milyon dolar civarında gerçekleşti. Dünyada zeytinyağına yönelik talebin artması Türkiye için yeni ihracat pazarlarının ortaya çıkmasını sağladı. Avrupa’nın zeytinyağında uyguladığı gümrük vergileri, Türk zeytinyağının üretici olmayan kuzey ülkelerine pazarlanmasını kısıtlıyor. Ancak, son yıllarda birçok şirket farklı ihraç pazarlarına yöneldi. Kanada, Suudi Arabistan, Japonya, Güney Kore, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler şu anda fiilen ihraç pazarı durumuna geçti. Bunun yanında Çin, Rusya, Hindistan, Malezya ve Endonezya da bizim hedef pazarlarımız arasında ön plana çıkıyor.”

Üretim 200 bin ton olacak
Zeytin üretilen bölgelerin dışında zeytinciliğin gelişmesine önem verdiklerini ifade eden Ümit Ersoy, şöyle konuştu: “Ekim 2009 verilerine göre, 2008-2009 döneminde üretim 130 bin ton civarında oldu. Bunun yaklaşık 90 bin tonunun iç piyasada tüketildiğini, 25 bin tonunun ihraç edildiğini ve 15 bin tonunun da yıldan yıla devir ettiğini düşünüyoruz. Bu 130 bin rakamı önemli derecede büyümedikçe ihraç potansiyeli de sınırlıdır. Ancak bir çok yeni arazi ağaçlandırılıyor. Yeni dikilen ağaçlarla birlikte 150 milyon ağaç olduğuna inanılıyor. Bunun 107 milyon adedi de şu anda meyve veriyor. Üretimin 5 yıl içerisinde 200 bin tonun üzerine çıkacağını ümit ediyoruz.”

Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne girmek önemli

SEKTÖRÜN bütün sorunlarının bakanlıklarla işbirliği yapılarak çözülmesi ve bu işlerin ileri gitmesi amacıyla Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’nin kurulduğunu dile getiren Ümit Ersoy, şunları söyledi: “20 Şubat’ta bir milletlerarası anlaşma yayınlandı. Bu anlaşma Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin anlaşmasına Türkiye’nin katılması hakkındaydı. Kısaca bu anlaşma detayında Türkiye’nin Uluslararası Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi’ne katılması olarak da ifade edilebilir. Zeytin ve zeytinyağı global konu olduğu için bir çok millet biraraya gelmiş ve bu anlaşmanın kapsamına girmiş. Türkiye’nin de katılması çok önemli bir hadisedir. Küresel bir organizasyonun parçası haline gelmesi, Türkiye’deki çabaları koordine edecek bir fayda sağlayacak.”

Hak ettiği yeri bulacak dolabın üstüne çıkacak

ANADOLU Grubu şirketlerinden Ana Gıda’nın Komili ve Kırlangıç markalarının sahibi olduğunu hatırlatan Ümit Ersoy, Komili’nin 2010 yılına yeni ambalajlarıyla girdiğini belirterek, “Komili, yağın kendisinde son derece muhafazakar bir anlayışa sahipken, ambalajında tüketicinin ihtiyaçlarını yerine getirmeye çalışıyor. Zeytinyağının hakettiği yeri bulması için çalışıyoruz. Yeni ambalajımızı yağı mutfak dolabından çıkartıp üstüne koyan bir ambalaj gibi düşünüyorum” dedi.

2 milyon ton yağ tüketiliyor, ayçiçek yağı öne çıkıyor

Türkiye bitkisel yağ üretiminde Avrupa ülkeleri, Tunus ve Suriye’nin ardından 4’ncü sırada yer alıyor.
Türkiye’de yaklaşık 2 milyon ton bitkisel yağ tüketiliyor. Bunun yüzde 71’i olan 1.3 milyon tonu iç piyasada kullanılıyor.
İç piyasada tüketilen bitkisel yağın yüzde 27’si perakende kanalında satılıyor.
Ayçiçek yağının tüketimi 903 bin ton olurken, bunun 649 bin ton olan yüzde 72’si iç pazarda tüketiliyor.
Mısır yağı tüketimi 95 bin tonu buluyor.
Kişi başı tüketimde zeytinyağı 1.5 kilogram, ayçiçek yağı 9 kilogram, mısır yağı da 1.3 kilogramı buluyor.
Zeytin ağacı sayısı da toplam 150 milyona ulaştı. Buna bağlı olarak üretimin 5 yıl içinde 200 bin tona çıkması bekleniyor.

Tuesday, April 06, 2010

Mardin 7.ortak akıl ve güç birliği toplantısı‏

Zeytin ve zeytinyağı sektöründe mevcut olan sorunlara ortak akıl ile çözüm yolları bulmak ve sektörde bir güç birliği oluşturarak çözüm yollarını hayata geçirmek için başlatılan Ortak Akıl Toplantılarının yedincisi Mardin Valiliği ev sahipliğinde ve Kızıltoprak Toprak Tahlil Laboratuarı'nın koordinasyonuyla Mardin'de gerçekleştirilecektir.

Daha önce yapılan altı toplantıda öne çıkan başlıkların ele alınarak, gündem maddeleri üzerinden ortak akıl oluşturma çabaları Mardin'de de ciddi katılımlarla devam edecektir.

Ülkemizde yaşanan sektör sorunlarının değerlendirilerek uygulanabilir, kalıcı çözüm yollarının tartışıldığı, Ortak Akıl Toplantılarına ilgili tüm kurumların katılması ve güç birliği oluşturulması beklenmektedir.

Yakalanan ortak aklın devamlılığı ve sağlıklı bir şekilde sonuca ulaşması için aşağıda belirtilen gündem maddelerinin görüşüleceği toplantının moderatörlüğü Hasan Köşklü, raportörlüğü Abidin Tatlı tarafından yapılacaktır.

7. Ortak Akıl ve Güçbirliği toplantısı, 9 Nisan 2010 Cuma günü Atatürk Kültür Merkezi (Artuklu Üniversitesi)'nde yapılacaktır.

Tarih: 9 Nisan 2010 Cuma
Yer: Atatürk Kültür Mekezi (Artuklu Üniversitesi) MARDİN
Gündem:
09.00-09.30 Kayıt ve Açılış Konuşmaları
09.30-09.45 Toplantımızın Amacı ve Daha önce yapılan 6 ortak akıl toplantısının özetlenmesi
09.45-10.30 Dünya ve Ülkemiz Zeytinciliğindeki Gelişmeler
10.30-12.00 Zeytinin Anavatanında, Zeytinin Yeniden Doğuşu
12.00-13.30 Öğle Yemeği Yay Grand Otel
13.30-14.00 Zeytinyağında kalite sorunları
14.00-14.30 Zeytin ve Zeytinyağının İnsan Sağlığı Üzerine Etkileri
14.30-15.00 Ara
15.00-16.00 Sorular ve Cevaplar
16.15 Plaket Töreni
16.30 Kapanış

Monday, March 15, 2010

YARASALARIN ÖCÜ

SEFA TAŞKIN
Gazete İzmirli
13 Mart 2010,C.Tesi


Ünlü yazarımız Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü” adlı tanınmış kitabında, yuvaları bozulan yılanlar insanlara saldırır ve sokar.

F.Baykurt, 1954 yılında yayınladığı yapıtında bize, insanların ve yılanların yaşadıkları çevreye müdahale edildiğinde, köy ortamında ortaya çıkan toplumsal ve fiziksel çatışmayı, yerel dille anlatır.

Yuva canlılar için önemlidir. Yaşama eyleminin başladığı, gerektiğinde sığınıldığı, üreme işlevinin yerine getirildiği, türün sürekliliğinin sağlandığı yataktır. Yuva canlı varlıkların var oldukları ilk çevredir.

İnsanlığın toplumsal deyişlerinde, her dilde, “yuva bozmak” olumsuz bir davranış olarak kabul edilir, hatta lanetlenir.

Balıkesir ilinde, Kaz Dağı ile Madra Dağı arasında kalan vadiye uzanan Havran Ovası, aslında zeytin ağaçlarının yuvasıdır. Bu yörede her yan zeytin bahçeleriyle kaplıdır.

İnsanların çoğu karınlarını zeytincilikle doyurur. Sofralık zeytini de, zeytinyağı da nitelikte eşsizdir.

Antik çağlarda, kokulu üzümleriyle Pergamon kraliçelerine ürün sunan bu bereketli topraklar, Edremit Ovası’yla birlikte Thebe Ovası olarak da anılırdı.

Zeytin ağaçları mayıs sonu haziran başında çiçek açar. Sarı beyaz çiçekler rüzgarla, arılarla, böceklerle, diğer uçucularla döllenir, meyveye yatar. İyi rüzgar varsa, uçan canlılar polenleri ağaçlar arasında iyi taşırsa o yıl ürün bol olur. Aksi, üretimde hüsrandır.
Büyük bilgin Albert Einstein bile; “Arılar yok olursa insanlık da birkaç yıl içinde yok olur!”, demiyor mu?

Son yıllarda Havran yöresinde arazilerin sulanması için küçük bir baraj yapılır. Amaç, yaklaşık 3 bin 500 hektar alanı sulamak, aynı zamanda taşkınları önlemektir. 72 milyon TL harcanarak gerçekleştirilen bu yatırım bölgede sevinçle karşılanır. Üretim artacak, teknik kolaylaşacaktır. Beklenti budur.

Ancak bir sorun vardır! Barajın yapıldığı, bir yanı kayalık alanda, yarasa yuvaları bulunur.
Yarasalar büyük mağaralarda barınırlar. Yöre onların doğal yaşama ortamıdır. Belki de yüzbinlerce yıldır orada yaşamaktadırlar. Çevrenin bir parçasıdırlar.

Yarasa ilginç bir varlıktır. Uçabilen tek memeli hayvandır. Kanatları deridir. Küçücük gözleriyle de görebilir ama genellikle kanatlarını çırparken çıkardığı yüksek frekanslı seslerin bir cisme çarpıp yansımasıyla çevrelerindeki varlıkları, avları algılar.

Ses dalgalarına duyarlıdır. Canlı radar gibidir! İnsan kulağı, frekansı en çok 20 bin olan sesleri duyarken, yarasa frekansı 200 bin olan sesleri rahatlıkla duyabilir.

Böceklerle, sineklerle, meyvelerle beslenir. Yuvalarında, baş aşağı durarak uzun kış uykularına yatar.

Bilimsel adı Myortis Emerginatus olan Havran’ın yarasaları çevrede insanlardan saygı görmektedir. Çünkü onlar, kendi beslenmeleri için zeytin çiçeklerine zarar veren sinekleri, tırtılları yemekte, çiçeklerin döllenmesine yardımcı olmaktadır. Bu da çiftçiler için iyi bir şeydir.

Bu nedenle, Havran barajında su tutulmadan önce, çevre koruma bilincinin yükselmesi, bölge insanlarının ısrarıyla, yuvaları suya gömülecek yarasaları korumak için yetkililer tarafından yapay mağaralar yapılır.

Gel gör ki, evdeki hesap çarşıya uymaz!

Baraj suyla dolup, İnboğazı denen yerdeki mağaralar göl altında kalınca, yarasalar ortadan kaybolur. Yuvaları bozulmuştur.

Sonradan yapılan sığınaklara göç etmeleri, taşınmaları umulur ama sağda solda rastlanan yarasa ölülerinden başka yarasa çevrede görülmez. Yapay mağaralar boştur.

Yapay yuvalara değil, hala gerçek yuvalarını aramaktadır belki kayıp yarasalar!

Yörede sesler yükselmeye başlar. “Sayıları 20 bin olarak tahmin edilen yarasa nüfusunun nereye gittiği, ne olduğu sorulur.”

Bu arada, bölge ekonomisinin can damarı olan zeytin, zeytinyağı üretiminde 2009 yılı bol ürün beklenen bir yıldır. Havalar uygun gitmiş, toprak bol yağış almıştır. Ağaçlar çiçeklerle doludur. Ve çiçekler meyve tutar. Zeytin üreticisi için en önemli tarımsal mücadele, zeytin sineği denen zararlıya karşı yapılan mücadeledir.

Zeytin tanesini zedeleyen bu sinek, tanelerin yere düşmesine, çürümesine, dolayısıyla zeytinyağı kalitesinin azalmasına, az ürün elde edilmesine yol açar.

Çiftçi bu zararlıyla değişik yöntemlerle mücadele eder ama, kimilerine göre, aslında bu sinekleri doğal olarak yok eden yarasalardır. Bilim adamlarına göre günde 2 bin-2 bin 500, 100-250 kg sinek yerler. Doğal besin zinciri, doğanın kendi dengesini kurmasında en önemli etkendir.

İddialara göre, baraj yapımıyla üretim artışı beklenirken tam aksi görülmüş, yarasaların yok olmasıyla ürün kaybı artmıştır. 2009 yılı üretiminin düşük olmasının nedenlerinden biri olarak yarasaların yuvalarının bozulması kabul edilir.

Biliniyor ki, içinde yaşadağımız doğa binlerce yıllık doğal oluşumun sonucudur.

Çevreye, iyi düşünülmeden, iyi araştırılıp değerlendirilmeden, yalnızca ekonomik kaygılarla ve güncel ihtiyaçları karşılama güdüsüyle yapılan müdahaleler hiç beklenmeyen olumsuzluklarla karşılaşılmasına neden olabiliyor.

Doğanın dengesiyle oynanması yalnız diğer canlıları değil, insanların varlığını da tehdit ediyor.

İnsanlık yalnızca yılanların, yarasaların değil, tüm doğanın öcünden çekinmelidir.
Bunun tek yolu doğaya ve çevreye saygıdır.

Thursday, March 11, 2010

Tariş Zeytin'de Cahit Çetin yeniden başkan

MURAT ŞAHİN
Yeni Asır
11 Mart 2010,Perşembe


Dün gerçekleştirilen genel kurulda Fikret Akova ve Hasan Köşklü'nün listesiyle yarışan Başkan Cahit Çetin, koltuğunu korumayı başardı

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği'nde dün gerçekleştirilen seçimli genel kurulda Cahit Çetin, 156 delegeden 107 oy alarak yeniden başkanlık koltuğuna oturdu. Başkan
Cahit Çetin'e karşı adaylığını açıklayan Fikret Akova ve Hasan Köşklü ekibinin listesi ise 49 oyda kaldı. Birliğin olağan genel kurul toplantısı Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'ndeki Tariş Zeytinyağı Tesisleri'nde yapıldı. Genel kurulun açılış konuşmasını gerçekleştiren Birlik Başkanı Çetin, dünya tarım savaşında Türkiye'nin hızla mevzi kaybettiğini, bu alanda mücadele verecek kooperatiflerin zor günler yaşadığını, ancak kendilerinin iyi durumdaki birlikler arasında yer aldıklarını dile getirdi.

BORCUMUZ YOK
Zeytinyağı piyasasında 2005-2006 sezonunda fiyatların hızla düşmesi nedeniyle zarar ettiklerini, bu zararın finansmanı için Destekleme Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) kaynaklarından 65 milyon lira borç aldıklarını kaydeden Çetin, "Bugün birliğimizin bankalara tek kuruş borcu yoktur. Borcumuz sadece devletedir. 'Bunu nasıl ödeyeceksiniz' diye sorduklarında, 'Herkes nasıl ödüyorsa biz de öyle ödeyeceğiz' demiştim. Şu anda nakit ve stoklarımızla devlete olan tüm borcumuzu ödeyebilecek durumdayız. Sıkıntımız yok. Birliklerin borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir yasal düzenleme hazırlanıyor. Bu düzenlemeyi bekliyoruz" dedi.
Çetin, birliğin yeni sezonda 32 milyon lira civarındaki tüm ürün ödemelerini kendi kaynaklarıyla gerçekleştirdiğini, ortaklara 2.5 milyon lira borçlarının kaldığını, bunun da Mart sonunda biteceğini kaydetti. Başkan Çetin, dünya piyasalarında fiyat artışlarının bu sezon daha makul seyredeceğini, hızlı yükselme ya da düşüş beklemediklerini ifade etti.
Birlik Genel Müdürü Güngör Şarman ise, 2008-2009 sezonunda 34 milyon 206 bin lira tutarında 8 bin 700 ton zeytinyağı ve 2.5 milyon lira tutarında bin 426 ton zeytin alımı yaptıklarını vurguladı. Şarman, "2008-2009 sezonunda toplam 49.3 milyon lira ciro gerçekleştirdik. Devletten herhangi bir finansman desteği almaksızın üreticiye olan tüm ödemelerimizi başarıyla tamamladık" diye konuştu.

Bankalar kredi için yarışıyor
Genel kurulda Cahit Çetin'e karşı liste çıkaran Hasan Köşklü, Fikret Akova ve Enver Gökbel birliğin iyi yönetilmediği yönünde eleştirilerini dile getirdi. İddialara yanıt veren Cahit Çetin ise, "Bu kuruma iftira atmayın. Hiçbir bankaya ipoteğimiz yok. Yapma Hasan. Bu kurumda 14 yıl beraber çalıştık. Gerçekleri saptırma. Ayıptır. Bize bankalar kredi vermek için yarışıyor. Bugün eleştirdiğin şirketleri kuran da sensin. Doğru eleştir Hasan, ayıp oluyor. Ben senin çocuklarının kirveliğini yaptım. Aynı bardaktan su içtik. Yönetimin hataları vardır ama ben bunları hak etmiyorum" diye konuştu.


Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği'nin Genel Kurulu Gergin Geçti

CHA
10 Mart 2010,Çarş.


Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifleri Birliği'nde Yapılan Genel Kurulda, İpotek Tartışması Yaşandı. Başkanlığa Adaylığını Koyan Hasan Köşklü Ekibinin Yönetimi Eleştirmesi, Gerginliğe Sebep Oldu. Köşklü'nün, "Birliğin Bankalara İpoteği Var mı?" Diye Sorması Üzerine Başkan Cahit Çetin, Oturduğu Yerden Kalkarak, "Yok.

İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi'ndeki tesislerde düzenlenen genel kurulda konuşan Birlik Başkanı Çetin, zeytinyağı piyasasında 2005-2006 sezonunda fiyatların hızla düşmesi sebebiyle zarar ettiklerini, bunun finansmanı için Destekleme ve Fiyat İstikrar Fonu (DFİF) kaynaklarından 65 milyon lira borç aldıklarını söyledi. "Birliğin bankalara tek kuruş borcu yoktur. Borcumuz sadece devletedir." diyen Çetin, birliklerin borçlarının yeniden yapılandırılmasıyla ilgili yeni bir kanuni düzenleme hazırlandığını anlattı.

Daha sonra kürsüye çıkan başkan adayı Köşklü, 2006 yılında devletten alınan 65 milyon liralık DFİF kredisinin borcunun şu anda 123 milyon liraya çıktığını belirtti. Birlikte hep zararı konuştuklarını, artık bu yapının değişmesi gerektiğini söyleyen Hasan Köşklü, "Zeytinyağı sattıkça zarar ediyoruz. Ortaklara tefeci faizi uygulanıyor. Ya bu gidişe dur diyeceğiz ya da kötü sonuçlarına katlanacağız." şeklinde konuştu.

Yanlış alım ve fiyat politikalarıyla birliğin zarara uğratıldığını savunan delege Enver Gökbel de 28 bin ortağın 8 bine düştüğünü vurgulayarak, "Kooperatifler batmak üzere. Yalanlarla dolanlarla bugüne geldik. 130 milyon lira borç içindeyiz." dedi.

Wednesday, March 10, 2010

Ürün bol, zeytin ve zeytinyağına zam yok

AA ZAMAN
10 Mart 2010,Çarş.


Marmara ve Ege Bölgesi'nde sofralık zeytin üretiminin yüzde 20 artacağı, yağlık üretimin ise yüzde 8 azalacağı öngörülüyor. Geçen yıldan devreden stoklar da dikkate alındığında bu yıl zeytin ve zeytinyağının fiyatında artış beklenmiyor.

Marmarabirlik Yönetim Kurulu Başkanı Refi Taviloğlu, Akhisar'daki zeytin sineği vuruğu problemi, Bursa'daki Karakoşnili ve çeşitli bölgelerdeki mantar hastalıklarının rekolteyi beklenildiği kadar etkilemediğini söyledi.

2010 itibarıyla zeytinde fiyat artışının beklenmediğini aktaran Taviloğlu, "Kaldı ki, arzın ülke genelinde birçok bölgeye yayılması ve önemli miktarda artmasıyla zeytinin doğasından kaynaklanan olgunlaştırma ve stoklama süreleri, bölgesel rekolte düşüşlerini dengelemekte ve keskin fiyat değişikliklerini önlemektedir." dedi. Bu sebeple zeytinyağı fiyatlarının da yıl içerisinde yükselmesinin beklenmediğini dile getirdi. Zeytinin perakende fiyatı kilogramda 5-15, toptan fiyatı 2-5 lira arasında değişiyor. Zeytinyağı ise perakendede 7-11 lira, toptanda 5-5,5 lira arasında değişen fiyatlarla alıcı buluyor.

JAPONLARA ZEYTİNYAĞLI SUSHİYİ SEVDİRDİK!

10 Mart 2010,Çarş.

Türkiye’nin yakın gelecekte dünya ikinciliğini hedeflediği zeytin ve zeytinyağında, Türk zeytin ve zeytinyağını dünya pazarlarına tanıtmak amacıyla 2007 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığı ve Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği işbirliğinde kurulan Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi 2010 yılında Japonya, Çin ve Güney Kore ülkelerini hedef pazar olarak seçti.

02-05 Mart 2010 tarihleri arasında Japonya’nın Chiba kentinde “Makuhari Messe International Convention Complex”te gerçekleştirilen “Foodex Japan 2010” fuarına katılan ZZTK, burada düzenlediği etkinliklerle Türk zeytin ve zeytinyağını Japonlara tanıttı. Japonların geleneksel lezzeti sushiyi soya yağlı yerine zeytinyağlı olarak Japonlara ikram eden ZZTK, Japonlardan tam not aldı.

ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI İHRACATÇILARI HAZİRAN’DA JAPONYA YOLCUSU

Japonya’nın zeytinyağı üretici bir ülke olmamasına rağmen tüketiminin istikrarlı olarak arttığını belirten ZZTK Yönetim Kurulu Başkan Vekili Metin Ölken, “Japonya’nın zeytinyağı ithalatında Türkiye’nin payı yüzde 10’u bile bulmuyor. Bu rakamı hızla yukarılara taşımak istiyoruz. Bu bağlamda bu yıl Japonya’ya 3 aşamalı tanıtım atağımızın ilkini Foodex Japan 2010 Fuarı’nda gerçekleştirdik ve çok olumlu dönüşler aldık. Haziran ayında Türkiye’den zeytin ve zeytinyağı ihracatçılarımızla Japonya’ya bir ticaret heyeti organize edeceğiz, üçüncü aşamada ise Kasım ayında Zeytin Hasat Şenliği kapsamında Japonya’dan büyük zeytin ve zeytinyağı ithalatçılarından oluşan bir “Alım Heyeti”ni Türkiye’ye davet edeceğiz” diye konuştu.

Türkiye’de 2010 yılının Japonya Yılı ilan edildiğini hatırlatan Ölken, şöyle devam etti: “Japonya tanıtım etkinliklerimiz yalnızca fuarda bir stantla ürün ve katalog teşhiri ile sınırlı kalmadı. Fuar alanı içinde ayrılan bir salonda Türk zeytinyağını tanıtıcı bir seminer, ülkemizin değişik yörelerinden temin edilen zeytinyağları ile bir tadım seansı ve fuar alanında Türk zeytinyağı ile bir yemek pişirme gösterisi (cooking show) organize ettik. 03 Mart 2010 Çarşamba akşamı Tokyo Büyükelçiliğimizde, Büyükelçiliğimizin himayesinde Zeytin ve Zeytinyağı tanıtım Komitemizin davetiyle “Zeytinyağlı Türk Yemekleri” temalı bir davet verdik. Davete 200’e yakın davetli katıldı. katılanlar arasında Japonya’nın gıda ithalatçı firma yetkilileri, medya mensupları, elçilik ve Türk Erkanı, Japonya’da yerleşik Türk İşadamları ve Foodex Fuarı katılımcıları vardı. Gecede Japonlara hem Türk zeytinyağı ile hazırlanan nefis yemekler servis edildi, hem de Türk orkinosları ile hazırlanan sushilerin geleneksel soya sosu yerine Türk zeytinyağı ile de çok lezzetli olduğu gösterildi. Gecede ZZTK’nın tanıtım filmi davetlilere gösterildi.”


JAPONYA GIDADA KENDİ KENDİNE YETEMEYEN BİR ÜLKE

Toplantıda bir konuşma yapan Tokyo Büyükelçimiz Sermet Atacanlı, Japonya’nın gıda konusunda kendine yeten bir ülke olmadığını bundan dolayı özellikle Japonya’ya gıda ürünleri ihracatımızda ciddi bir potansiyele sahip olduğumuzu söyledi. Türkiye’nin Japonya zeytin ve zeytinyağı pazarından aldığı payın yüzde 10’a bile ulaşmadığını kaydeden Atacanlı, “Japonya’nın zeytin ve zeytinyağı ithalatındaki payımızı arttırmanın önemli bir yolu tanıtım faaliyetleridir. Bu anlamda ZZTK’nın ve Türk ihracatçılarının yapacağı tüm çalışmalara her türlü desteği vermeye hazırız” diye konuştu.

ZZTK Başkan Vekili Meti Ölken ise, ZZTK’nın DTM ve EZZİB işbirliğinde 2007 yılında Türk zeytin ve zeytinyağını tanıtmak amacıyla kurulduğunu, Türkiye’de son 10 yılda devam eden yeni zeytin fidanı dikimleri sonucunda bugün zeytin ağacı varlığının 90 milyondan 160 milyona ulaştığını, önümüzdeki 2-3 yıl içerisinde Türkiye’nin zeytinyağı üretiminde dünyada ikinciliğine, sofralık zeytin üretiminde ise dünya birinciliğine iddialı bir şekilde hazırlandığını kaydetti. Ölken, “Üretim tarafındaki bu hazırlıkların neticeye ulaşması için bizlerde tanıtım komitesi olarak kurulduğumuzdan bugüne kadar belirlemiş olduğumuz hedef pazarlarda çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. 2010 yılında Japonya, Çin, Güney Kore öncelikli pazarlar olarak tesbit edildi. Türkiye'de kutlamakta olduğumuz Japonya yılınında yaratacağı sinerji ile biz kendi sektörümüzdeki iş hacminin artacağına inanıyoruz. Tabii Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi olarak yaptığımız bu çalışmaların kardeş sektörlerimize de katkı sağlamasını da ayrıca temenni ediyoruz” dedi.

JAPONLAR AYVALIK VE AKHİSAR YAĞLARINI DAHA ÇOK SEVDİ

“Foodex Japan 2010” Fuarı kapsamında ZZTK standında Türkiye’nin Akhisar, Aydın, Ayvalık, Edremit, Mut ve Nizip yörelerine ait zeytinyağları ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. 6 değişik yağı tadan ziyaretçilerden hazırlanmış bir anket formunun doldurulması istendi. 4 günde 500 den fazla ziyaretçi formları doldurdu. Buna göre Japonlar en çok Ayvalık yöresi zeytinyağını ve tercih edenler yüzde 24 olurken, Japonların yüzde 23’ü Akhisar yöresi zeytinyağını beğendi. Mut zeytinyağı yüzde 18’lik bir orana ulaşırken, Edremit zeytinyağı yüzde 16, Aydın zeytinyağı yüzde 11 ve Nizip zeytinyağı yüzde 8’lik beğeniye ulaştı. ZZTK’nın bugüne kadar katıldığı fuarlardaki en yoğun ilginin sağlandığı bu etkinliklerde Japonya da yerleşik The Olive Oil Sommelier Association of Japan isimli kuruluşla ortak hareket edildi.

Zeytinci Akova'yı istiyor

Haber Körfez
08 Mart 2010,P.Tesi



TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Birliğinde 10 Mart Çarşamba günü yapılacak olan genel kurul öncesinde yeni bir başkan arayışına giren muhalif gurup, Edremit Körfezi’ne gelerek buradan Fikret Akova’nın aday olmasını istediler ve destek sözü verdiler.

Burhaniye Belediye ve TARİŞ’e bağlı S.S. 76 nolu Burhaniye Zeytin ve Zeytinyağı Tarım Satış Kooperatifi Yönetim Kurulu Başkanı olan Fikret Akova’nın 10 Mart Çarşamba günü İzmir’de yapılacak olan genel başkanlık seçiminde 25 senedir başkanlık yapan Cahit Çetin’in karşısında aday olmasını isteyen Aydın ve ilçelerinden gelen 150 kadar üretici körfezdeki kooperatifleri bir bir gezerek destek istediler.

Burhaniye Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliğine bağlı Burhaniye Kooperatifinde konuşan Aydın, Köşk ve Çine Kooperatiflerinin başkanları ve bu kooperatife bağlı bulunan üyeler, TARİŞ’in yeni bir yönetime şiddetle ihtiyacı olduğunu bildirdiler.

Tek gelirlerinin zeytinden olduğunu ifade eden zeytin üreticileri, Burhaniye’ye Fikret Akova’nın başlarına geçerek başkanlık görevini üstlenmesini istemek için geldiklerini söylediler.

TARİŞ’in Burhaniye’de en yüksek kar eden ve vergi rekortmeni olan bir kooperatif olmasının başarının göstergesi olduğunu kaydeden üreticiler, tek çarenin başarılı yönetici Akova’nın TARİŞ’in başına geçmesi olduğunun altını çizdiler.

Çin’e zeytinyağı ihracatı nasıl yapılır?

Patrontürk
10 Mart 2010,Çarş.


Çin’e zeytinyağı ihracatı yapmak için herhangi bir belge veya izin sertifikası sahibi olmak gerekmemektedir. İhraç edeceği mala göre ilgili ihracatçı birliğine üye olan, gerçek usulde vergiye tabi (tek vergi numarası sahibi) gerçek ve tüzel kişi tacirler, esnaf ve sanatkar odalarına kayıtlı olup, üretim faaliyeti ile iştigal eden esnaf ve sanatkarlar ihracat yapabilirler. İhracatçılar Birliği’ne üye olmak gibi bilgiler için İMMİB ve İTKİP linklerinden yararlanabilirsiniz.

Zeytinyağı ihracatında mevzuat açısından; ihracını düşündüğünüz zeytinyağı ve benzeri ürünler 1509 faslında olup, ihracı kayda bağlıdır. Bu malların ihracından önce gümrük beyannamelerinin İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği tarafından kayda alınması gerekir. İhracatta, borsa tescil beyannamesi de aranan ürünler listesindedir.

İhracını düşündüğünüz zeytinyağı ve benzer ürünleri Çin’e nasıl ihracat yaparsınız, o ülkenin ithalatında gümrük mevzuatı ile iş/yatırım konuları, Çin gümrüklerince uygulanan gümrük vergi oranları, Çin ithalat mevzuatı ve benzeri pratik bilgilere Çin sitesinden ulaşabilir, aynı sitesindeki Müşavirlik raporlarından faydalanabilirsiniz.

Çin’e ihracat yapmaya başlamadan önce ülkemiz ile Çin arasında ticari ilişkiler ve ticari anlaşmalar, Çin pazarının genel özellikleri, Çin pazarı ile ilgili bilgiler, Çin’in ithal ettiği mallar, Türkiye’den Çin’e ihracat potansiyeli yüksek sektörler, Çin’den ithalatımız ve Çin’e ihracatımız gibi bilgileri araştırmanızda fayda var.

Çin gümrüğünde gerekli belge ve prosedürler hakkındaki detaylı bilgilere market linkinde malın gideceği ülke ve ürün gtip no (product code -Zeytinyağı için 1509) yazarak faydalanabilirsiniz.

İhracata başlarken alıcılarla görüşmeniz esnasında ödeme, teslim şekilleri vs. gibi konular ile ilgili sorularınız olursa her zaman size yardımcı olabilirim. Bununla birlikte, malın gümrükten çıkış aşamasındaki operasyonel işlemlerinizde (gerekli belge ve prosedürler için) konusunda uzman tecrübeli gümrük müşavirleri, yapacağınız ihracat karşılığında kdv ödenmemesi gibi konularda ise mali müşavirinizle görüşmenizi tavsiye ederim.

TÜRKİYE ÇİN’E NE KADAR ZEYTİN VE ZEYTİNYAĞI İHRAÇ EDİYOR?

Çin, Türkiye’nin en fazla dış ticaret açığı verdiği ülkelerin başında geliyor. Türkiye Çin’e karşı 12 milyar dolar seviyesinde dış ticaret açığı veriyor. Bu açıdan baktığımızda ülkemize her zaman net döviz girdisi sağlayan zeytin ve zeytinyağı sektörü, Türkiye’nin Çin’e karşı verdiği dış ticaret açığını azaltma şansına sahip bir sektör. Bugün için Türkiye Çin’e yaklaşık 2.6 milyon dolar civarında zeytin ve zeytinyağı ihraç etmekte olup, Çin’in bu konudaki ithalatından yüzde 5 seviyesinde pay almaktadır. Zeytin ve Zeytinyağı Tanıtım Komitesi, şu anda İtalyan ve İspanyolların hakimiyetindeki pazarda yapacağı çalışmalarla payımızı arttırmayı hedefliyor.

Tuesday, March 09, 2010

Zeytinyağı tadarken aranacak kriterler

ESAT BÜLBÜL
Hürriyet
08.03.2010,P.Tesi


Her Yönüyle Zeytincilik Kitabı ve Zeytin Dünyası'nda Yolculuk kitabı yazarı Esat Bülbül bugün, zeytinyağı tadım kriterlerini veriyor.


1. Zeytinyağı tadıldıktan sonra algıladığınız çeşitli duyuları koku, lezzet doku, kefaset gibi tanımlamaları sayısallaştırın. Bunun için tadım uzmanları 1-9 arası bir skala kullanırlar ve bulgularını bu skala üzerinde puanlarlar.

2. Zeytinyağının rengine ve kokusuna dikkat ediniz. Birçok insan koku alma duyusuna pek güvenmez. Gözleriyle gördükleri koku alma duyularına hükmeder. Eğer ki zeytinin kendi karakteristik özelliğinden değil ise yeşil yağlar sarı yağlara göre daha ekşimsi olabilirler. Yağ bayatladıkça da rengi koyulaşır.

Gözleriniz burnunuzla çelişkiye düşmemelidir. Kokular uçucudur. Bu nedenle akılda kalmazlar ve tanımlanmaları zordur. Genellikle bu gibi durumlarda “Bu kokuyu bir yerlerden tanıyorum ama nereden” diye düşünürüz. Eğitimle kokuları tanıyıp doğru biçimde tanımlamak mümkündür.

3. Yağların zeytinin çeşidine göre kalın ve kesif olanlarından ince ve akışkan, sarıdan yeşile değişen renklerde özellikleri vardır. Bu durumun yağın lezzeti üzerinde bir etkisi yoktur. Fakat onları besinlerle nasıl kullanılacağını belirler. Mesela ağır ve kesif yağları salatada kullanamayız.

Her zeytinyağının meyvemsi yada biberli olması gerekmez. Bir çok zeytinyağı (mevsim sonunda üretilenler) biberli ve acıdır. Fakat bu tatlar burukluk sınırları içinde olmalıdır.

İyi bir yağ için erken hasat ve sıkımda kullanılacak zeytinlerin yeşil, pembe, mor ve siyah olanların harmanından olması önemlidir.

Zeytinyağı tek başına bir besin değil, bir çeşni maddesidir. Birlikte kullanıldığı besinlerle birleştiğinde tadı değişir. Zeytinyağlarının tadı aydan aya değişiklik gösterebilir. Tattığınız zeytinyağlarının günlüğünü tutup, her ay karşılaştırın.

ZEYTİNYAĞININ TADILMASI

Zeytinyağı tadarken üzerimizde parfüm kokusu, kadılarda ruj veya başka koku almayı engelleyici unsurların bulunmaması gerekir. Ayrıca yağdan aldığımız tadın etkilenmemesi için sudan başka bir şey içilmez yada tadılacak yağın yanında başka şeyler yenmez.

Zeytinyağıyla ilgili fuarlarda görmekteyim ki firmaların standlarında zeytinyağları bir kaseye konmuş ve yanına son derece leziz ekmekler dilimlenmiş. Ekmek yağa lezzet katar hele aç iseniz? Sıcacık mis gibi bir ekmek yağı daha da güzelleştirir. Zeytinyağı yanından yenecek şeylerle birlikte kullanıldığından her yiyeceğe göre farklı lezzetler sunabilir.

Profesyonel tadım uzmanları tabaklarını sıyırmak için elma kullanırlar. Daha iyi netice almak için tadımın tekrarlanması ve tadımını yaptığınız yağların sırasını değiştirerek tadım yapılması iyi netice verir.Zira sıranın değiştirilmesi durumunda yeni tad ve kokuları algılayabilirsiniz.

Sert olmayan zeytinyağları daha aktif, acı, hoş veya keskin tadlı olanlarından daha önce tadılır.

Zeytinyağının başarılı bir tadımı için ortalama sıcaklığın 25ºC civarında olması önemlidir. Bu ısı ortalaması yağın kusur ve niteliklerinin optimum alınabileceği ısı derecesidir..

Zeytinyağı tadımı sabahleyin yani duyu organlarımızın en hassas olduğu zaman diliminde yapılır. Tat ve koku alma duyularımız karnımızın aç olduğu durumlarda yemek beklerken en hassas düzeydedir. Fakat bu açlık konsantremizi etkileyebilecek kadar da olmamalıdır. Yani tadımı kahvaltı etmeden önce yada kahvaltıdan en az 2 saat sonra yapmamızda fayda vardır.

Notlar:

1.Tadımı yapılacak zeytinyağları temiz bardaklara konmalı ve rengine bakınız. (Renk sadece başlı başına bir kalite göstergesi değildir. Sadece fikir verir) Zeytinyağının koyu bir renk alması ekşime kriteridir. Donuk renkli yağlar genelde meyvemsi ve taze bir tada sahiptir.

2. Ağzınıza bir miktar hava çekerek, ağzınızı çalkalayacak ve dilinizi kaplayacak kadar zeytin yağını ağzınıza alın. Bu esnada zeytinyağının tadını hissederken, dokusunu ve kefasetini fark edeceksiniz. Bu ağzınıza almış olduğunuz yağı yutabilir yada tükürebilirsiniz. Fakat damağınıza sıvanan yağı yutmalısınız.

3.Bazı tatlar daha ziyade boğazın arka kısmında gırtlakta hissedilir. Bu nedenle yutkununuz. bu şekilde yağdaki biberlik ve ekşilik diye tanımlanan dereceleri algılayabilirsiniz. Bu tatların boğazda oluşması birkaç dakika alabilir. Uzun süre hissedilen hoş ve ferah bir tad genellikle kalite sayılır. Bulgularınızı Tad, Koku, Doku ve kefaset başlıkları altında puanlayınız.

Thursday, March 04, 2010

TARİŞ Başkanına çetin rakip çıktı

Zeytin Ağacı
4 Mart 2010,Perş.


Aydın Köşk Zeytinyağı Kooperatifinde TARİŞ Temsilcisi olan Aydınlı üretici Hasan Köşklü TARİŞ Zeytinyağı Birliği Yönetimine aday oldu.

Aydınlı zeytin üreticisi Hasan Köşklü, 10 Mart’ta yapılacak olan Genel Kurulda, şu anda TARİŞ Zeytinyağı Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdüren Cahit Çetin’in listesine rakip oldu. Seçim sürecinin içinde bulunduklarını ve çalışmalara başladıklarını anlatan Köşklü, “Ben ve arkadaşlarımdan oluşan bir liste Sayın Çetin’in listesine alternatif olarak seçimlere katılıyor” dedi. Birliğin içinde bulunduğu kötü durumdan yalnızca, IMF, Dünya Bankası gibi kurumların sorumlu tutulamayacağını anlatan Köşklü sözlerini şöyle sürdürdü;

“Ben ve arkadaşlarımdan oluşan bir liste sayın Çetin’in listesine alternatif olarak seçimlere katılıyor. Şunu söylemem gerek, seçimlerde her ne kadar başkanlık önemli gözükse de takım çalışması yapabilecek kişilerden oluşan bir yönetimin ortaklarımıza kooperatiflerimize birliğimize çalışanlarımıza ve sektöre daha yararlı çalışmalar yapabileceği açıktır. Tarımda yeniden yapılandırma döneminin başladığı ve yeterince akıllıca kullanamadığımız 16 Haziran 2000′den bu yana geçen sürede Ortaklarımız-Kooperatiflerimiz ve Birliğimizin içinde bulunduğu kötü durumdan yalnızca iç ve dış güçlerin sorumlu tutulmasını doğru bulmuyorum.”

Köşk Kooperatifi, kalitede çıtayı yükseltti

Zeytin Ağacı
4 Mart 2010,Perş.


Aydın Tariş Köşk Zeytinyağı Kooperatifi yenilenen modern altyapısı ve makine parkıyla Türkiye’de bu alanda kalite çıtasını yükseltti. Dünyadaki emsalleriyle yarışır hale gelen tesisin modernizasyonu için, 4 faz standartlarına uyan projesiyle teşvik almayı başardıklarını anlatan kooperatifte Tariş Temsilcisi olan Hasan Köşklü, “ISO 14001 kıstaslarına uyması sebebiyle projemiz kabul gördü” diye konuştu.

Yenilenen fabrikada zeytinin birçok çıktısını ekonomiye kazandırdıklarını anlatan Hasan Köşklü, tesiste hiçbir şekilde gıdanın yere düşmeden üretim sürecine sokulduğunu da sözlerine ekledi. Bu yıl sıfır karasu deşarjıyla fabrikalarını faaliyete soktuklarını söyleyen Köşklü, kendilerine ISO 22000 standartlarını tutturmayı hedeflediklerini anlatarak şu bilgileri verdi;

“Tamamen ekolojik, yüksek standartlarda üretimimizi gerçekleştireceğiz. Biz ISO 22000 standartlarını karşılamayı hedefledik. O belgeyi alabilecek şekilde fabrika hazırlanıyor. 2004 ‘te de en yeni teknolojiyi biz kurduk. Bu seneye iddialı girdik. Bu sistemimizle Türkiye’deki ilk 5 fabrikadan biri olabiliriz. Tesiste bir hijyen koridoru oluşturduk. Altyapıyı iki faz teknolojisinde önemli aşamalar kaydetmiş bir firmanın ürünleriyle kurduk. Üretici lehine randıman olarak verimli bir sistem. Biz bu makinelerle randıman kaybı yaşamayacağız. Bu makinelerden Türkiye’de 3 adet var.”

EL DEĞMEDEN KROM NİKEL TANKLARA

İşletmelerinde gıdaya hiçbir şekilde el değmediğini anlatan Köşklü, bütün süreçlerin elektronik olarak tamamlandığını da kaydetti. Köşklü sözlerini şöyle sürdürdü;

“Tesisimizde sadece makineleri değil, tabanları da yeniledik. Bu işletmede gıda hiçbir şekilde yere temas etmeyecek. Klasik helezonlar, yerde bölüntüler de yok. Her iki ünitenin de kontrolü bir operatör tarafından sağlanacak. Bütün süreçler elektronik. Zeytinin her şeyinin bir ekonomik değeri var. Zeytinin birçok çıktısını ekonomiye kazandırıyoruz. Zeytinyağımız el değmeden krom nikel tanklarımıza nakledilecek. Misyon aynı vizyonu değiştirdik.”

2009 Yılı Zeytinyağı Destekleme Primi uygulamaları...

04 Mart 2010,Perş.

Aydın, Merkez İlçenin 2009 yılı Zeytinyağı Destekleme Primi İşlemleri için dosya kabulü 03 Nisan 2010 günü başlayıp 2 Haziran 2010’a kadar devam edecektir. 02 Haziran tarihinden sonra gelecek dosyaların kabulü mümkün değildir.
Destekleme miktarı 25 krş/Kg.

Dosyada bulunması gereken evraklar;
1. Nüfuscüzdanı ve Fotokopisi
2. Başvuru Dilekçe (Başvuru esnasında Müdürlüğümüzde doldurularak imzalanacaktır.)
3. ÇKS Belgesi (Başvuru esnasında Müdürlüğümüzde doldurularak verilecektir.)
4. Tasiriye Faturalarının asılları ve fotokopileri.
5. Alım-Satım Belgesi (Müstahsil Makbuzları) asılları ve fotokopileri. (sonra satılanlar 1 Ekim 2010’a kadar getirilebilir)
6. Alım-Satım Belgesine ait borsa beyanının ıslak imzalı fotokopisi.
7. İşlenen arazinin eş ve/veya anne, baba ve çocuklara ait olması durumunda taraflarca imzalanmış
“MUVAFAKATNAME”.

Monday, March 01, 2010

Hasan Köşklü : Sektör Bileşenleri Uzlaşmak Zorunda

Röportaj: Özgür BİLGEOĞLU

Soyadını yaşadığı ilçeden alan, köklü bir ailenin üyesi Hasan Köşklü. Toprakla yoğrulmuş bir kültürde belki de doğal olarak çiftçi olmaya karar vermiş. Ama yalnızca toprakla uğraşıp sahip olduğu düzeni korumayı değil, çiftçinin nasıl daha iyi üretim yapacağını, ürününü nasıl daha iyi değerlendireceğini araştırmayı da görev edinmiş.
Bu amaçla önce Köşk Tarım Satış Kooperatifinde halen sürdürdüğü göreve, ardında da henüz geçtiğimiz aylarda ayrıldığı Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Denetim Kurulu üyeliğine seçilen Köşklü, yıllardır içinde bulunduğu sektörün en büyük sorununu şöyle özetliyor:

“Bugüne kadarki tüm kayıplarımız, sektörün birlikte hareket edememesinden kaynaklanıyor. Zeytinyağı sektörünün tüm bileşenleri uzlaşmak zorunda. Herkesin ilk görevi budur.”

1994 yılından bu yana sürdürdüğü Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Denetim Kurulu Üyeliğinden istifa eden ve önümüzdeki günlerde yapılacak Genel Kurul’da Yönetim Kurulu üyeliğine aday olduğunu açıklayan Köşklü ile sektörü A’dan Z’ye değerlendirdiğimiz uzun ve keyifli bir söyleşi yaptık. Köşklü, istifa gerekçesinden, yeniden adaylık sürecinde yaşadıklarına, Türkiye’nin Uluslararası Zeytinyağı Konseyi macerasından, sektördeki uzlaşmazlığın nedenlerine dek birçok konuda Z&Z okurları için önemli saptamalarda ve açıklamalarda bulundu.

Öncelikle kısaca kendinizden bahseder misiniz?
3 çocuklu bir ailenin en küçüğüyüm. Baba dedem Soyadı Kanunu çıkarken Aydın’ın Köşk ilçesinde yaşadığı için Köşklü soyadını almış. Anne babam da önemli bir şahsiyet; Tekeli İsmail Efe, Kurtuluş Savaşı sırasında Yörük Ali Kuvvetlerine katılan bir milli mücadeleci. Ailede yüksek şahsiyetli, önemli görevlerde bulunmuş kişilerin torunlarıyız. Bu durum herkese nasip olmadığı gibi bizlere bu geçmişe layık olmak gibi kendiliğinden doğan bir görev yüklüyor. Benim ve kardeşlerimin bulunduğumuz çevreye yararlı olmak gibi bir misyonumuz var. Bu nedenle örneğin hiç ilgim olmadığı halde bir dönem Köşk Doğan Spor’un başkanlığını bile yaptım. Üniversite eğitimi için yurtdışında bulundum. 1970’lerin sıcak günlerinde öğrenci olduğum için taraflardan biri olmamak adına yurtdışını tercih ettim. 30’lu yaşlarımda ise tepkisel bir nedenle Köşk Tarım Satış Kooperatifi’nin yönetim kuruluna geçtik. Zeytinyağı elde ederken beklemeden kaynaklanan kalite kayıplarını ortadan kaldıracak bir program sözü vererek yönetime geldik. O zamandan beri de karşımıza herhangi bir liste çıkmadı ve halen aynı arkadaşlarımızda görevimizi sürdürüyoruz. Bu da sanıyorum güvenin eseridir. 1994 yılında ise TARİŞ Zeytinyağı Birliği’nin seçimlerine katılarak, yaklaşık birkaç ay öncesine kadar sürdürdüğüm Denetim Kurulu üyeliğine seçildim. 12 yıl gibi bir süre, hemen her hafta Aydın’dan İzmir’e gelerek görevimi en iyi şekilde devam ettirmeye çalıştım. Denetim kurulu üyeliğim sırasında da kurumu ulusal ve uluslararası alanda pek çok kez temsil ettim.

Uzun süre görev aldığınız bir kurumdan ayrılma kararı aldınız. Bu zor kararı vermenizdeki en önemli etken neydi?
Bu kararda fikir ayrılıklarının etkisi ve başka faktörler de yer alıyor. Beni “Tüccar dostu” olarak değerlendirenler var. Sektörün bileşenleri ile konuşmak klasik çiftçi politikasını güdenler için nedense zararlı bir durum gibi algılanıyor. Ama onların oluşturduğu kurumlarda seçilmek, onların oluşturduğu kurumlarda kendi kurumumuzu temsil etmek zararlı olmasa gerek ki Tariş, bürokrat yapısı ve seçilmiş yöneticileri ile sektörün demokratik kitle örgütlerinde görev alıyor. Sonuçta zeytinyağı denetim kurulu üyeliği yaptığım dönemlerde de ki benim görevim klasik bir denetim kurulu üyesi gibi olmadı, hep zeytinyağı sektöründeki yenilikleri takip edebilecek durumda oldum ve bunların yönetim kurulumuzda uyum çalışmalarını yaparak kooperatiflerimizde uygulanabilmesini sağladım.

İstifa kararınızın ardından Genel Kurul’da yönetim kuruluna aday olduğunuzu açıkladınız. Sizi yeniden aynı kurumda görev almaya iten nedenler nelerdir?
Ben artık devrimi tamamladım dediğim bir ortamda uzunca bir dönem ayrılmayı düşündüm. Buna da defalarca teşebbüs ettim. İnsanların verimli olabildiği sürece bazı görevlerde olması gerektiğini düşünüyorum. Hep sorarlar, “Tariş’e niye ortaksın, neden ürün veriyorsun?”. Ben Tariş’te çıkarım için varım ama benim çıkarım bireysel olmak durumunda değil. Biz müşterek çıkarlarımızı korumak, ürünümüzü daha iyi değerlendirmek için bu üretici kooperatifini kurduk. Bu durumda verdiğim ürün kadar bu kurumun bir parçası da benim ama yararlı olamadığım zaman orada olmayı düşünmedim. Çünkü Tariş benim değil, üye olan tüm üreticilerin. Tekrar adaylığı düşündüm çünkü yolunda gitmediğine inandığım ya da farklı tavır alınması gerektiğini düşündüğüm olaylar karşısında fikir ayrılığına düştüğüm arkadaşlarım vardı. Bu konularda da kendi kamuoyumuzdan destek aldım. Bu destek beni yönetim kurulu üyesi yapar mı? Bunu yakında gerçekleşecek seçimlerde göreceğiz.

İstifanızın biraz da fikir ayrılıklarını vurgulamak adına olduğunu söyleyebilir miyiz?
Evet, fikir ayrılıkları olduğunun bilinmesini istedim. Tabi ki karşı fikirler olacaktır ama geldiğimiz noktayı arkadaşlarımızdan farklı değerlendirdiğim için ayrılma gereği hissettim. Ancak biz eleştiri ve değerlendirmelerimizi kendi içimizde, genel kurulumuzda yapacağız. Üstelik bütün gözler Zeytinyağı Birliği’nin üzerinde. Kendi ortaklarına karşı sorumluluğunun yanında kamuya karşı da görevleri olan bir kurum Tariş. Bu değerlerin yıpranmaması için tartışmalarımızı kendi içimizde çözmek durumundayız. Tariş’in devam etmesi gerekiyor. Bunun için de üzerimize düşenleri yapmış olmamız gerekiyor idi ve gerekiyor. Biz de bunların muhasebesini yapmak zorundayız.

Sektörü daha ileriye taşıyacağını düşündüğünüz her konuda görüşlerinizi açıkça ifade etmekten çekinmiyorsunuz. Ancak hakkınızda çıkan bazı yakıştırmalar karşısında polemiklere girmemek adına mı sessiz kalıyorsunuz?
Biz küçük bir yerden, 10 bin nüfuslu bir ilçeden geliyoruz. Yaşadığımız yerde herkes birbirini tanır. Bizim gibi daha küçük yerde yaşayanların değer yargıları biraz daha şiddetlidir. Sahip olduklarımız çocuklarımız, malımız mülkümüz ve onurumuzdur. Bu çizgiyi korumak zorundayız. İzmir gibi yerlerde böyle görevleri yaparken yan etkilere maruz kalabiliyorsunuz. Üretici için bunca yapılanlardan sonra adınız “tüccar dostuna” bile çıkabiliyor. Benim söylemek istediğim, Köşk’te rastlayacağınız birinci kişi beni tanımazsa mutlaka yabancıdır ama ikinci kişi mutlaka tanır. Eğer o kişi de benim hakkımda olumsuz bir şey söylerse ben bırakır giderim. Görev aldığınız kurumlarda kurduğunuz medeni ilişkilerin bu şekilde algılanmasını yadırgıyorum. Buna rağmen bu kadar insan size değer veriyorsa, o zaman dönüp “Ben yönetim kuruluna girebilirim” diyebiliyorsunuz. Aday olma nedenlerim arasında bunlar da yer alıyor. Yakıştırılan söylemlerle hareket etme eğilimde olsam zaten böyle bir adaylık söz konusu olmazdı. Ama ben çiftçiyim.

Sektör bileşenlerinin birbirleriyle hatta zaman zaman kendi içlerinde uzlaşma sağlayamadığını görüyoruz. Siz bir üretici olarak bundan nasıl etkileniyorsunuz?
Türkiye zeytinyağı sektörünün bileşenleri anlaşmak, uzlaşmak zorundadır. Bugüne kadar olan gelişmeleri izleyecek olursak, kayıplarımızın her zaman beraber hareket edememekten kaynaklandığını görüyoruz. İnsanlarda amaç birliği olmayınca hiç kimse amaca ulaşamıyor. Bunun en somut örneği sektörün içinde bulunduğu durum, fiyatlar ve bunun karşılığında devletten alınan prim. Sektörde herkes “Primi istedik ve çalıştık” diyor. Ama sonuç yok çünkü herkes ayrı ayrı mücadele etti. Devletin bir söylemi var. Geçen yıl dedi ki; “Prim bu sene 10 kuruş çünkü zeytinyağı pahalı.” Geçen yıl fiyatlar 4,75 Ytl seviyelerinde devam etti. Şimdi prim enflasyon oranı miktarında artırılarak 11 kuruşa çıktı. Eğer devletin geçen yılki bahanesi doğru ise, herkesin devlete gidip, “Zeytinyağı geçen sene pahalıydı, bu sene ucuz. Senin de mantığın bu. O zaman üstünü tamamla” demesi gerekiyor. Birileri dedi ama hep birlikte demediğimiz için sesimiz gür çıkmadı.

Sektörde uzlaşma neden sağlanamıyor? Bunu zorlaştıran nedenler mi var, yoksa birileri bu uzlaşmayı istemiyor mu?
Birileri enteresan bir şekilde uzunca bir dönem Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne (IOC) girilsin istemedi. Buradan hareketle zeytinyağı sektöründe bir çıkar çatışması olduğunu çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Ama sektörün şunu anlaması lazım; yurtdışında kartelleşme var. 2 tane önemli grup var. Dünya zeytinyağı üretiminin 2,5 milyon ton olduğu göz önüne alınırsa, bu gruplardan birinin tek başına 350 bin ton ambalajlı satış kapasitesi olması gerçekten önemli bir göstergedir. 25 ülkede 8 tane lojistik merkezden 350 bin ton zeytinyağı gerçekten büyük bir kapasiteyi işaret ediyor. Bu bir çıkar grubudur ve doğal olarak çıkarlarına göre hareket edecektir. Bu tür firmalar ve bunların uzantıları zeytinyağı üreten ülkelerdeki hükümetleri dahi etkileme gücüne sahip. Bunların Türkiye’de etkili olmadığını düşünmek tabi ki hayalcilik. Herkes kendi çıkarı için belli bir oluşum içinde yer alıyor. Ama sektör bileşenleri şunu değerlendirmiyor; birlikte hareket edilirse daha iyi sonuçlar alınır. Artık üretme noktasında değiliz. Zeytinyağı işi yapanlar çoğaldı. Öteden beri bu işi yapanlar da büyük ölçekli şirketler haline geldi. Üreticinin yaptığı yatırım sonucu en uç noktadaki satıcının da geliri arttı. Sektör hep birlikte kalkınır. Diyelim ki bu zincirden ihracatçıyı koparıp aldınız. “Tüccar çiftçi düşmanıdır, onları ortadan kaldıralım” dediniz. Peki bu yağı kim işleyecek, kim satacak? Tamamen saçmalık. Ya da daha da ileri giderek ihracatçının “En iyi çiftçi ölü çiftçidir” dediğini varsayalım. Mevcut ağaçlar bize yeter mi? Kesinlikle hayır. Ayrıca mevcut ağaçlara kim bakacak? Diyelim ki çiftçimiz daha çok kazansın diye Türkiye’de zeytinyağı fiyatını 3 Euro yapalım. Bu yağı kim tüketir? Türkiye’de rakip yağların durumu söz konusu ve 1’e 3 makasını her zaman korundu. Bu makasın çok açıldığı zamanlarda dengeler bozuldu ve birileri bundan rahatsız oldu. Biz de o dönemlerde hep bir şeyleri tartışır olduk. Dahilde işleme rejimini tartıştık. Lampant zeytinyağının ihracatını konuştuk. Bunu da maalesef basın yoluyla yapıyoruz. Bu sektör bu kadar mı garibandır? Biz çiftçiler olarak bu sektörün bileşenlerini bir araya getirebiliriz. Arada bir takım gerginlikler olsa da herkesin aynı amaca ulaşmaya çalıştığı bir yapıda tartışmalar faydalı sonuçlara neden olabilir. Ancak sektörde bir toparlanma yok. Tabir-i caizse, sektörde böl, parçala, yönet politikası var. Her kesim diğerinin karşısında. Hepsi birbirine rağmen bir şeyi yapma durumuna gelebiliyor.

Zeytin ve zeytinyağına olan ilginin son dönemde artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
1994 yılında dökme zeytinyağı ihracatının açılması sonucunda bu sektöre önemli miktarda para girdi. Türkiye’nin enteresan bir yağ politikası var. Çok ciddi miktarda bitkisel yağ açığı olmasına ve üstelik bu yağı üretecek alana sahip olmasına rağmen, açık ithalatla tamamlanıyor. Dünyanın yeni yeni tanımaya çalıştığı, ancak bu ülkede 8 bin yıldır varolduğu tahmin edilen ve 3 bin yıllık bir kültüre sahip olan zeytinyağı, insanlarımız tarafından fazlaca tüketilmediği için bir miktar yağ fazlamız var. Bu nedenle dökme olarak yağ satmaya başladık ve sektöre para, teknoloji, yenilik girdi. Bununla birlikte sektörde üreticisinden tüketicisine kadar herkesin bir değişim göstermesini sağladı. Ama halen daha kendi ülkemizde üstelik yağ açığımız olmasına rağmen yeterli tanıtımı yapamadık. Bu noktada 2000 yılında kurmuş olduğumuz Tariş Zeytin’i aslında daha önce kuracaktık. Bu şirketin kurulmasındaki amaç da; sektör bir değişim geçirince kalıcı tüketiciye sürekli zeytinyağı satabilmek ve bunun için de halkanın en son zincirine yakın olmaktı. Bu noktada çok sayıda ilki gerçekleştirdik. Ambalaj konusunda önemli gelişimler sağladık ve model olduk. Zeytinyağı ile 3 bin yıldır tanışan bu ülkenin insanları, sanki zeytinyağını yeniden keşfediyor. İşte böyle bir ortamda 12 yıl önemli bir kurumun içinde görev aldım.

12 yıllık süreçte değişimin başladığı ve geldiği noktayı yakından izlediniz, içinde bulundunuz. Sizce bu süre içinde sektörün yaşadığı en önemli olay neydi?
İnsanın yaşamında kilometre taşları vardır. Eğer benim için en çok ne etkili oldu diye sorarsanız, cevabım Uluslararası Zeytinyağı Konseyi maceramızdır. Konsey’den ayrılmamız kimilerine göre AB’ye karşı bir kozdu, kimileri başka bir ürün grubuna karşı koz olarak kullanıldığını ileri sürdü. Bazıları da “Konsey’den çıktık çünkü çok para veriyor ancak yeteri kadar yararlanamıyorduk” dedi. Kimilerine göre ise Türkiye’nin zeytinyağında karanlık bir döneme girmesini isteyenler vardı. Türkiye’de son yıllarda gündemdeki yerini koruyan bir konu var ki çok önemlidir; karışım yağ. Uluslararası Zeytinyağı Konseyi, karışım yağı yasaklıyordu. AB’de karışım yani kokteyl yağ serbest ama Konsey’e üye olan ülkelerde bu yasak. Türkiye Konsey’in dışında kaldığı dönemde hep karışık yağlarla uğraştı. Halen de uğraşıyoruz ki, son dönemde özellikle iç pazarda daha yoğun bir uğraşı içindeyiz. Diğer yandan bence çok önemli bir noktadır, Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne üye olduğumuz tarihlerde, Türkiye için bir promosyon bütçesi ayrılıyor. Diyorlar ki, “3 kuruş biz vereceğiz, 1 kuruş da siz verin böylece Türkiye’de bir zeytinyağı promosyonu yapalım.” Türkiye’deki zeytinyağı sektörü ya bu parayı toplayamıyor ya da bir nedenden dolayı karşı çıkıyor. Sonuçta bu para toplanamıyor ve kayıtlara Türk tarafının sözleri şöyle geçiyor; “Türkiye’de böyle bir promosyona ihtiyaç yoktur. Türkiye’de tanıtım sorunu değil, üretim sorunu vardır.” Ve bu para gidiyor. Daha fazla zeytinyağı tüketilse, daha fazla üretim olmaz mıydı? Halbuki politikacının kısır düşüncesi ve o zaman bugünkü haberleşme grupları, dernek oluşumları gibi imkanlara sahip olmadığımızdan böyle bir cümlenin Konsey’in resmi kayıtlarına geçmesine seyirci kaldık. Konsey’in o dönemdeki Başkanı Sinyor Lucetti’nin, bence Türkiye’yi de seven bir kişiliği vardı, bu gerekçe karşısında çok enteresan bir tepkisi olmuştur; “İnanamıyorum, bu doğru olamaz” diye yumuşatarak aktarabilirim sözlerini. Şimdi yıllar sonra birileri Türkiye’de zeytinyağı üretildiğini, satılmak zorunda olduğunu, yurtdışındaki dalgalanmalardan da fazlasıyla etkilendiğimizi görüyor ve zeytinyağının önce iç piyasada satılması gerektiğini düşünüp uygulamaya çalışıyor.

Bu noktada Uluslararası Zeytinyağı Konseyi’ne yeniden üye olmak bu süreci hızlandırıp, Türkiye’ye bir adım attırır mı?
Bu konuda devlet bir adım attı. Ama ikinci adım atılmadı, dolayısıyla halen üye değiliz. Bunu anlamak da mümkün değil. Uzun zamandır Konsey toplantılarına katılmadığım için tarafların net tutumunu bilmiyorum ama adaylı bugün olmazsa, yarın olacak. Olması gerekiyor. Biz, belki de Türkiye’nin o promosyon bütçesini reddedişinden çok fazla etkilendik. Sektörümüzde bir reklam sıkıntısı var. Belli bir markanın dışında hiçbir firma yıllarca zeytinyağının reklamını yapmadı. Ancak şimdi bir şeyler değişmeye başladı. Bu değişimde de Türkiye’nin yeri diğer üretici ülkeler gibi Konsey’dir.

Sektörde bahsettiğiniz sorunlar gündemdeki yerlerini korurken üretici de zor bir sezon geçiyor.
Fiyatlar AB’de yaklaşık 2,2 Euro seviyelerinde. Hatta önümüzdeki günlerde biraz daha düşüş yaşayacağız. Ondan sonra bu fiyatlar diptir. Fiyatlarda yükselme ise ancak yaz aylarında farkedilebilir miktarda olacak. Yurtdışında fiyatlar böyleyken bile AB çiftçisinin primlerinde bir değişiklik yok. Bir yıl öncesinden çiftçi ne kadar prim alacağını, ne zaman alacağını biliyor. Ülkemizde primin zeytinyağı üreticisine doğrudan bir katkısı yok. Ayrıca ciddi boyutlara ulaşan bir maliyet sorunumuz da var. Biz Avrupa çiftçisiyle ne kısa, ne de uzun vadede yarışabilir durumda değiliz. Diğer yandan uzun vadeli bir zeytincilik master planı yok. Açıkçası devlet kurumlarına da bu konuda güvenmemek gerektiğini düşünüyorum. Bu acı tespitin nedeni tarım müdürlükleri tarafından her tarafta dağıtılan fidanların çeşidi. Nizip’te de Gemlik dağıtıyor, Aydın’da, Körfez’de de. İyi niyetli bürokrat arkadaşlarımız gücenmesin ama bu işin, eli taşın altında olanlarla 1960’lı yıllardan önce varolan çalışmaların devam ettirilmesiyle bile düzeltilebileceğini düşünüyorum. Devlet atıl yapısı nedeniyle, belki içinde bulunan önemli bürokratlara değer vermeyerek kaynakları heba ediyor. Bu durumda verdiğiniz primin de hiçbir katkısı kalmıyor. Ayrıca kalite olarak da kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz ama birkaç öncü kuruluş dışında yol gösteren yok. Sahip olduğumuz değerli uzmanları bile bir araya getirip zeytinyağı tadım paneli oluşturamıyoruz. Sanıyorum genetik yapımızda mucizelere inanmak var. Biz mucizelere inanıyoruz ve başkalarından bekliyoruz.

Duyusal özelliklerin tespiti konusunda henüz çözüm üretilemedi ancak özellikle son yıllarda kalite ile ilgili birçok sorunun aşıldığı söyleniyor. Buna katılıyor musunuz?
Zeytinyağı öyle bir ürün ki kendisini kalitesiyle sattırıyor. Bununla ilgili bir anımı paylaşmak isterim; İtalya’nın Toscana bölgesinde bir fabrika ziyareti yapmıştık. Yöresel zeytinleri sıkan bu fabrikada 1997 yılında 750’lik bir zeytinyağı şişesi 4 dolar seviyesindeydi. Şişelenen yağın fabrika çıkış fiyatı ise 11 dolar. Markette satış fiyatına gelince bundan yaklaşık 10 yıl önce 16 dolardı. Bu fiyatlara satılabilecek bizim de çok özel yağlarımız var. Hatta bu fiyatların üstünde kaliteye sahip zeytinyağımız bulunuyor. Ancak bunu yapabilmemiz için kalitenin kritiğini yapacak müesseselere de ihtiyacımız var. Diğer yandan Verona Fuarı’nda hiç unutmuyorum, bir standın önünden geçerken, stand sahibine ne kadar yağ ürettiğini sordum. “Bu sene 4 ton var” dedi. Hepsi kendi mahsülü. Daha sonra bunun 30-40 tona kadar çıkabileceğini söyledi. Ağaçlarına bakmış, kaliteyi yakalamış, şişesini yapmış, etiketini basmış ve 4 ton yağı olmasına karşın Verona Fuarı’na gelip yağını tanıtmaya, satmaya çalışmış. Üreticimize bunu anlatmamız lazım. Kendi markasını oluşturması gerektiğini göstererek anlatmamız lazım çünkü çiftçimiz görmeden inanmıyor. Buna ilişkin ülkemizde şirketleşme pek önerilmese de 5-6 şirketin bir araya gelerek destek alabileceği formlar mevcut. Ortak işlikler, dolum tesisleri mümkün, hatta bu sistem içinde ortak marka oluşturmak dahi mümkün. 10-15 firma bir araya gelip butik yağlarını bu sistem içinde markalaştırabilirler.

Bu üretim maliyetlerini düşürür mü?
Bu çiftçinin gelirini epeyce artırır, beyaz tenekeyi ortadan kaldırır. Çiftçiye para kazanma, ticaret yapma şansını tanır. Çiftçilerimiz bu tip modellerle doğrudan ürününü değerlendirme, daha verimli çalışma imkanına kavuşur. Üretim maliyetlerinde devletin bir katkısı olmadan ucuzlama mümkün değil. Sırtımızda bir yük var ve bununla koşmak imkansız. Müstahsilin zeytinden kazandığı yaşamını sürdürmesine zor yetiyorsa, tabi ki kaliteli zeytincilik yapamayacak. Bu nedenle üretim maliyetleri ve hasat teknikleri ile ilgili yenilikler uygulanmalı diye düşünüyorum.

Uzlaşmanın önemine sıklıkla vurgu yaptınız. Son olarak, bu konuda sektöre vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Biz uzunca bir dönem desteklemelerin kaldırılmasını, dünya fiyatlarıyla tanışmayı tartıştık. Derken desteklemeler kalktı, primin kaldırılmasını konuştuk. “On dönüm bostan, yan gel Osman” olarak değerlendirilen, “Dönüm Parası” olarak adlandırılan sistemler bize adapte edildi. Bunların tartışıldığı 2000’li yılların başında, hububat üretilen eyaletlerdeki desteklemeleri eleştiren gazetecilere Amerikan Senatörünün verdiği bir cevap var: “ABD tarıma desteklemede bulunacak çünkü enerjide dışa bağımlı olduğumuz gibi gıda da dışa bağımlı olmayacağız.” Ben şunu sıklıkla ifade ettim; enerji savaş çıkaran bir madde. Artık tarım ürünlerinden de enerji elde ediliyor. Dolayısıyla dünyanın en önemli gündem maddesi artık tarımdır. Bu nedenle tarımsal projelere, uzun vadeli tarım politikalarına mutlaka ihtiyacımız var. Bunun için de kendi sektörümüz için söyleyeceğim öncelikle sektörel uzlaşmanın ne şekilde olursa olsun sağlanması gerektiğidir. Herkesin ilk görevi budur.