Friday, August 28, 2009

Tarım Bakanı, zeytincilere neden kızdı

Noyan Doğan
Referans
26 Ağustos 2009,Çarş.


Mehdi Eker, zeytine destek verilmediğini söyleyen üreticiye ve sürekli Yunanistan örneğinin verilmesine tepki göstererek, 'Dekar başına 90 lira hibe verdik. Zeytinde politikamız da var, desteğimiz de' diyor.

Geçen yazımda da belirtmiştim... Ulusal Süt Konseyi'nin toplantısında Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ile uzun sohbet etmiş ve sohbet sırasında da özellikle Eker'in, zeytin üreticileriyle ilgili yaptığı ilginç açıklamalara gelecek yazımda değineceğimi belirtmiştim.
Önce, kısaca bir çerçeveyi çizerek başlayalım. Gerek zeytin, gerekse zeytinyağı üreticilerinin savunduğu tez şu: Komşumuz Yunanistan'da kilo başına 1.32 euro destek verilirken, Türkiye'deki destek miktarı sadece ve sadece 18.9 kuruş. Aynı şekilde Yunanistan'da sofralık zeytinde kilo başına verilen destek 20 sent iken, Türkiye'de destek verilmiyor. Hal böyle olunca da üreticilerin yurtdışı rakipleriyle rekabet etmek şansı hiç olmuyor.
Lafı fazla uzatmaya gerek yok. Üreticiler; hükümetin, daha doğrusu Tarım Bakanlığı'nın, zeytinle hiç ilgilenmediğini, destek vermediğini ortaya koyuyor. Bir adım daha ileri gidip, hükümetin zeytinde bir politikası olmadığını da savunuyor.
Evet, ortadaki durum aynen böyle. Ulusal Süt Konseyi'nin toplantısında işte bu konu da gündeme geldi. Ve Mehdi Eker'in, bu söylemler karşısındaki tavrı çok net oldu: "Yok böyle bir şey. Yalan söylüyorlar."

Dekar başına 90 lira hibe
Ardından da zeytinde yaptıkları ve izledikleri politikayı anlatıyor. Bugüne kadar toplam 50 milyon zeytin fidanı dikildiğini belirterek, "2006 yılında destekleri ben başlattım. İlk yıl yağlık ve sofralık zeytin eşit desteklendi. Sonra sofralık zeytin fidanı daha ucuz olduğu için üretici yüksek destek almak için sofralık zeytine yöneldi" diyor.
Bu durum karşısında da bakanlık, yağlık zeytinin desteğini yüksek tutmuş, sofralığınkini de düşürmüş.
Mehdi Eker, eskiden 99-100 milyon olan zeytin ağacı sayısının bugün 150 milyona çıktığının ve hepsinin de sertifikalı olduğunun altını çizerek söylüyor. Eker, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Zeytinde politika yok diyorlar... Destek verilmiyor diyorlar. Ben neler yaptığımızı anlatayım. Üreticiye, 'zeytin bahçesi kur' dedik. 'Sertifikalı fidan kullanacaksın' dedik. Ve bu bahçelerin de 2 ila 10 dekardan aşağı olmayacağını belirttik. 2 dekara, dekar başına 90 lira hibe desteği veriyorum. 10 dekara da 900 lira veriyorum. Yağ için de 18.9 kuruş veriyorum. Hani politikamız yoktu. Hani destek vermiyorduk."

Yunanistan ile bir miyiz
Mehdi Eker, Yunanistan konusuna da değiniyor ve lafı fazla uzatmadan, "Yunanistan ile mukayese edip duruyorlar. Yunanistan ile ben bir miyim? Ben 10 bin dolara daha yeni çıkıyorum. Bu mukayese çok yanlış ve doğru da değil" diyor.
Konuşmanın sonunda Mehdi Eker, ilginç bir tespitte de bulunuyor. Aynen kendi sözleri ile aktarıyorum:
"Çiftçiye nasıl olduğunu sorun... Sürekli, ‘Kötüyüm, geçen sene daha iyiydik' der. Yani, sorduğunuzda her sene, bir önceki seneden daha kötüdür. Böyle söyler. O zaman şimdiye kadar çiftçinin yok olması lazımdı. Öyle değil mi? Ama gördüğünüz gibi."
Mehdi Eker'in zeytin üreticilerine yönelik söylemleri böyle. Durum ortada. Belki üretici bu durumdan da memnun değil ama Tarım Bakanı'nın da altını çizdiği gibi. Şartlar bu.

Tuesday, August 25, 2009

ORTAK AKIL VE GÜÇBİRLİĞİ 4.TOPLANTISI

ZEYTİN ve ZEYTİNYAĞI SEKTÖRÜ
ORTAK AKIL VE GÜÇBİRLİĞİ 4.TOPLANTISI
SONUÇ BİLDİRGESİ


26 Ağustos 2009 Çarşamba

Adana Ticaret Borsası ev sahipliğinde, Borsa Toplantı salonunda 26 Haziran2009 Cuma günü saat 10.30’da başlayan toplantıya Üniversiteler, Tarım İl Müdürlüğü, EZZİB, sektörün çeşitli kesimlerine mensup kurum temsilcileri, Doğu Akdeniz Zeytin Birliği ve Zeytindostu Derneği katılmışlardır.

Çukurova Bölgesinde yetiştirilecek zeytinin ürün bazında değerlendirilmesi ve pazarlama sisteminin oluşturulması bölümünde ürünün çeşitlendirilerek değerlendirilmesi ele alınarak bu güne kadar yaygın olarak dikimi yapılan ancak destekleme modelinin değişmesi nedeniyle dikimi azalan ve ürünlerinin değerlendirilmesinde sorun olacağı düşünülen trilye(gemlik) cinsi zeytinlerin ürünlerinin değerlendirilmesinde sorun olmadığı, farklı cinslerin karışımı ile damak tadına uygun kaliteli ürün elde etmenin mümkün olduğu, kooperatifleşme birleşme ve kaliteli üretim ile ürünün daha iyi değerlendirilebileceği, bölgesel çeşitlerin fidan üretimlerinin yetersizliği, geniş tarım alanlarında oluşturulacak yeni plantasyonlarda modern tarım tekniklerinin kullanılabileceği, envanter çalışması yapılmasının önemi, yeni çeşitlerin saptanmasında STK- Üniversite ve diğer kurumların birleşmesiyle oluşturulabilecek deneme bahçeleri ve AR-GE kurumlarının yararlı olacağı, ürüne olacak katma değeri nedeniyle Coğrafi İşaret çalışması ve her ürünün çeşidinin üreticisinin bahçesinin belirlenebileceği barkodu uygulaması yapılmasının önemi değerlendirildi.

Zeytin bahçesi tesisi yapılırken göz önüne alınacak faktörler ve fidan seçimi bölümünde fidanların güvenilir firmalardan temin edilmesi gerektiği, modern tekniklerin ve yeni gelişmelerin öğrenilmesinin önemi nedeniyle Zeytindostu Derneği’nce düzenlenen Yetiştirici Kursları’nın Adana’da da düzenlenmesi karara bağlandı.
Adana’da Çukurova Üniversitesi Araştırma Fakültesi bünyesindeki 105 dekarında adaptasyon çalışması yapılan 360 dekar büyüklüğündeki 86 çeşitten oluşan koleksiyon bahçesinin adana için önemi vurgulanarak koleksiyon bahçesi olarak kalabilmesi için çalışma yapılması karara bağlandı.
Prim Modeli bölümünde yeni ve tüm kurumlarca kabul edilebilecek yeni bir maliyet saptama modeli, yeni bir prim modeli arayışının gerekçeleri ve gerekliliği ile birlikte bugüne kadar yapılan çalışmalar değerlendirildi.

Tağşiş ve Kalite bölümünde denetim görevlilerinin denetimlerde ve sonrasında karşılaştığı zorluklar ile birlikte tağşişin ürüne zararı, bürokrasinin yavaşlığına özel akredite zeytinyağı ihtisas laboratuarlarının sağlayabileceği yararlar, tağşişli olduğu düşünülen zeytinyağı örneklerinden noter vasıtasıyla alınacak 4 numunenin eş zamanlı olarak Tarım Bakanlığı-Üniversite/Özel akredite laboratuarlar-İhracatçı Birliği aracılığıyla akredite yurtdışı laboratuarlara gönderilerek sonuç raporlarının eşzamanlı karşılaştırılarak farklılıklarının değerlendirilmesi gerektiği, beyaz tenekede ve markasız satışların ürüne zararı, satışa sunulan bazı markalı ürünlerdeki tüketiciyi yanıltıcı etiket-reklam bilgileri ve vatandaşlık bilinciyle hareketin önemi değerlendirilerek gündemdeki Gıda Polisi ve Gıda Müfettişliği konularındaki gelişmeler hakkında bilgi edinildi.

Dilek ve Temenniler bölümünde tanıtımın önemi ve Zeytinyağı Tanıtım Grubu’nun kuruluşu, kaynakları ve çalışmaları hakkında bilgi verildi.
Katılımdan duyulan memnuniyet ifade edilerek Adana’da 2010 yılı Ocak ayında yapılacak benzeri bir toplantının bilgisi verilerek bir sonraki Ortak Akıl ve Güçbirliği Toplantımızın Nizip’te de yapılmasına karar verildi.

Zeytindostu 1. Uluslararası Fotoğraf Yarışması'nda Dereceye Giren Eserler Sergilenecek

CHA
25 Ağustos 2009,Salı


Merkezi İzmir'de bulunan Zeytindostu Derneği'nin düzenlediği "Zeytin ve Zeytinyağı" konulu 1. Uluslararası Fotoğraf Yarışması'na katılan eserler sergilenecek.
Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu (FIAP) ve Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) işbirliğiyle düzenlenen yarışmanın sergisi, yarın Ege İhracatçı Birlikleri'nde saat 11.00'de açılacak.

4 Eylül'e kadar devam edecek olan sergi, hafta içi her gün saat 09.00 ile 17.00 arasında gezilebilecek.

Dokuz ülkeden 78 sanatçının toplam 249 fotoğrafla katıldığı yarışmada 46 eser, FIAP ödüllerine ve sergilemeye değer bulundu.

Sergide, altın madalya alan Yunanistan'dan Savvas Kois'in Yunanistan "Gods Gift", gümüş madalya alan Türkiye'den Önder Turacı'nın Türkiye "Emek-2", bronz madalya alan İngiltere'den Peter Rees'in "Olive Grove Montalcino" adlı eserleri, ayrıca 6 adet mansiyon, Zeytindostu Derneği özel ödülü ve sponsor ödülünü kazanan fotoğraflar bulunacak.

Friday, August 14, 2009

Zeytinciler ayakta, madencilerin taarruzundan korkuyor

Funda Özkan
Radikal
12 Ag 2009,Çarş.


Ege’de, Çanakkale’de, Küçükkuyu’da, hafta sonu yerli-yabancı turistlerin uğrak yeri Adatepe’de insanların elinde dosyalar, imza topluyor.
‘Zeytin Yasası’ndan yapılacak değişikliğe itiraz ediyorum’ tepkisi bu.Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) Başkanı Dr. Mustafa Tan,
“Olmadı, eylem yapacağız” diyor. İddialı, gelmiş geçmiş en büyük üretici eylemine imza atmaya kararlı. Tariş de ayakta, Başkanı Cahit Çetin‘in de öfkesi Mustafa Tan‘dan farklı değil.
AKP‘li üç milletvekilinin ki, üçü de zeytin-zeytinyağı topraklarına uzak illerin vekilleri, geçen mayıs ayında bir ‘yasa değişikliği teklifi’ hazırlamıştı.
Mevcut ‘Zeytincilik Kanunu’nun bir maddesini değiştirmeyi öneriyorlar.
Mevcut Zeytincilik Kanunu’nda diyor ki, “Zeytinliklere üç kilometre mesafe içinde hiçbir tesis kurulamaz. Sadece zeytin ve zeytinyağı ile ilgili tesis kurulabilir. O da Tarım Bakanlığı’nın izni şartıyla.”
Üç AKP’li milletvekilinin teklif ettiği değişiklikte ‘yenilenebilir enerji ve diğer işletmeler’
ibaresi ekleniyor.
Şeytanın gör dediği yer burası. ‘Diğer işletmeler’e neler girmez neler! Başta da madencilik tesisleri. Malum madencilerin, altıncıların, cennetten farksız Kaz Dağları‘na yönelik iştahı hiç kapanmadı. Bu topraklarda ‘enerji’ var ama madencilerin iştahını kabartan enerji değil. Zeytinyağı var, turizm var, temiz hava var, çeşidi zengin bitki var.
Mustafa Tan, “Muhalefet karşı, aslında AKP’nin bölge milletvekilleri de bu yasadaki maddenin değiştirilmesine karşı” diyor.
AKP‘nin üç milletvekilinin ‘en’ iyi niyetle bakıldığında zeytinciliğe verecekleri zararı tahmin etmedikleri hesaplanıyor.
Korkulan da şu, yeni yasama döneminde görüşülecek ‘teklifin’ bir gece yarısı geçip, madencilerin de bayram etmesi.
Güney Marmara’dan Akdeniz’in kuzeyine kadar 500 bin ailenin geçimini sağladığı zeytincilikte hiç dert bitmiyor.
Elbette şu boyut da var. Mümkün olsa da mevcut yasa uygulanabilir kılınsa, yazlık-ikinci ev adı altında dev apartmanların inşa edilmesinin önüne de geçilse. Tapuda ‘zeytinlik’ olarak geçen hiçbir arazinin üç kilometrenin altında mesafede o apartmanların da inşa edilmemiş olması gerekiyor.

‘Asıl yeşil zeytin para kazandırır’
Küçükkuyu Belediyesi Başkanı Cengiz Balkan da, Tariş kökenli, zeytin, zeytinyağı kültüründen geliyor. Küçükkuyu’da bu yıl altıncısı düzenlenen Uluslararası Kültür ve Sanat Festivali’nin yine çok önemli konukları var. Bulgaristan Halk Oyunları ekibi, Sırbistan Halk Oyunları ekibi, Midilli Halk Dansları Topluluğu, Ege’nin başladığı yerde, barış tohumları atıyor.
Başkan Cengiz Balkan bu sefer iki önemli panelin yapılmasını sağlıyor. Birinde ‘Ege’nin Değerleri’ tartışılıyor, diğerinde ‘Ege’nin Yeşil Zeytini.’
Adatepe‘de sabah Taş Mektep‘te, 68’lilerin önde gelen isimlerinden Fahri Aral‘dan ‘o günleri dinliyoruz.’ İstanbul Üniversitesi işgalinde Deniz Gezmiş‘in ve diğerlerinin şakalarını, hayata bağlılıklarını, keyifli bir dünya adına keyifle verdikleri mücadeleyi.
Öğleden sonra da festival kapsamındaki panel için biz konuşmacılar sıralanıyoruz.
Üretici Selim Kantarcı, “Bölge, yeşil zeytine sahip çıkmalı. Markalaşmaya, coğrafik tescile, organik üretime
dikkat etmeli” diye konuşuyor.
Bir değer üretici Mehmet Ok, “Yeşil zeytin için bilinç lazım. Yeşil zeytin dikkat ister, kalite ister” diyor.
Zeytinyağında oyuncular değişiyor, büyük markalar üretime geçtikçe, üreticinin-köylünün rekabet şansı azalıyor. Zeytinyağında üretici ne yerli devler, ne de olmayan destek primiyle (Yunanistan’da kilo başına 1.32 avro destek varken, Türkiye’deki 18.9 kuruşluk desteğe “olmayan destek” demek daha doğru değil mi?) yurtdışındaki rakipleri karşısında ayakta durabiliyor.
Oysa yeşil zeytinin getirisi daha fazla. İhracat şansı daha yüksek.
Yeşil zeytin destek istiyor, teşvik istiyor. Komşumuz Yunanistan sofralık zeytine de kilo başına 20 sent destek verirken, Türkiye’deki üreticinin yanına bile yaklaşan olmuyor.

Çukuru muhafaza etme stratejisi

Küçükkuyu Belediyesi’nin 6. Uluslararası Kültür Sanat Festivali’ndeki ‘Ege’nin Yeşil Zeytini’ panelinde konuşmacılardan biri olunca hemen Halim Mete‘yi aradım. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
(TOBB) Başkan Yardımcısı Halim Mete malum, anlattığı fıkralarla ünlüdür. “Hükümetin zeytin stratejisini bak şöyle özetle” dedi, dediğini yaptım.

“Çukuru muhafaza etme stratejisidir.”

Fıkra şu: Bizim Temel’in köyünün girişinde dev bir çukur varmış. Köye gelen düşüyor, çıkan düşüyor. Bakmışlar olmuyor, köy heyeti toplanmış. Biri demiş ki, “Çukurun yanına bir ambulans koyalım, çukura düşeni hemen ilçedeki hastaneye yetiştirelim.” Bir başkası demiş ki “Olur mu hiç. Ambulansla götürene kadar adam ölür, biz en iyisi çukurun yanına bir hastane kuralım.”
Temel gülmüş. “Kafaya bak kafaya. Ula ne uğraşacağız. Onun yerine kapatalım buradaki çukuru, gidip hastanenin yanına yeni çukur açalım.”
Halim Mete “İşte” dedi. “Hükümetin zeytin stratejisi budur.”
Panelde aktardım. Şunu da ekledim. Sadece mevcut hükümetin değil, maalesef ki tüm hükümetlerin zeytine de, zeytinyağına da, tüm tarım ürünlerine yönelik de stratejisi aynı.”

Tuesday, August 04, 2009

Röportaj - Mustafa Çakılcıoğlu ile Adatepe Zeytinyağı Müzesi ve Adatepe Zeytinyağı Üzerine

www.zeytinportali.com

Çanakkale-İzmir karayolu üzerinde Küçükkuyu kasabasının girişinde yer alan Adatepe Zeytinyağı Müzesi, modern müzecilik anlayışı gereği olarak düzenlenmiş ve Türkiye'nin gelişen kültür turizmi için özgün bir örnek teşkil etmektedir.

Zeytin ve zeytinyağının kültürü o kadar derinlere iniyor ki, yazılmış tüm kutsal kitaplarda çeşitli şekillerde ifadesini buluyor. Ülkemizde bu kadar eski ve köklü bir kültürü olmasına karşın, bu ürüne ilişkin yazılı ve görsel malzemelerin yok denecek kadar az olması, Adatepe Zeytinyağı Müzesinin doğuşuna gerekçe olmuş. Küçükkuyu'daki tarihi sabunhane binası restore edilerek, bir yandan kuru baskı tarzında zeytinyağı üretimine devam edilirken, öte yandan civar köylerden toplanmış zeytin, zeytinyağı ve sabun üretimine ilişkin çeşitli araç -gereç ve aksesuarlar fabrika binasında sergilenmeye başlamış.

Adatepe Zeytinyağı Müzesi ve müzeyi işleten Adatepe Zeytinyağı, Mahmut Ş. Boynudelik, Erhan Şengel, Haluk Yurtkuran, Zerrin İren Boynudelik, Serdağ Yurtkuran ve Müfit Erkarakaş tarafından kurulmuş. Bu ekip, hijyenik ve taş baskıda geleneksel olarak üretim yapan Adatepe Zeytinyağı'nı bugünlere getirirken, Mayıs 2009'da bu ekibe, hikayenin baştan bugüne tüm evrimine şahit olan Mustafa Çakılcıoğlu eklenmiş. ODTÜ'den elektrik mühendisi olarak mezun olan Çakılcıoğlu, uzun yıllar profesyonel kariyerine devam ettikten sonra, emekliliğiyle birlikte hem ortak hem de işletme müdürü olarak Adatepe'ye katılmış. Kendisiyle müzecilikten zeytinyağına, ticaretten uluslarası piyasalara uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Zeytin Portalı - Adatepe Zeytinyağı'nın macerası kaç yılında başladı?

Mustafa Çakılcıoğlu - Yaklaşık 14-15 yıl önce. Mahmut Boynudelik, Haluk Yurtkuran, Erhan Şengel’le başlıyor zeytinyağı üretimi. Önce burada bir iki zeytinlik alıyorlar. Daha sonra o zeytinlikleri profesyonel hale dönüştürüyorlar. Sonra bir müze kurma fikri oluşuyor. Erhan, reklamcı arkadaşımız, o biraz daha görsel öğelere önem veriyor. Sonra bugün hem müzeyi hem de fabrikayı barındıran işte bu bina bulunuyor (Eliyle taş binayı gösteriyor). Bu bina eski bir sabun fabrikası.

Zeytin Portalı - Binanın tamamı orijinal mi?

Mustafa Çakılcıoğlu - Orijinal. Yani bir iki tadilat geçirmiştir tabi. 40’lı senelerin ortalarında yapılmış bu bina. Bir müddet sabun fabrikası olarak kullanılmış, sonrasında da düğün salonu olmuş. Bir dönem alt katı sinema salonu olarak kullanılmış. Bizimkiler aldığında marangozhaneymiş burası. İzbe bir görünümü varmış. Bu haline getirildi sonra. Aslına uygun olarak yapıldı tabii ki.

Zeytin Portalı - Şu andaki görüntüsü çok güzel gerçekten. Hasat döneminde, fabrikanın ve bahçenin sakin görüntüsünden eser kalmıyordur herhalde.

Mustafa Çakılcıoğlu - Evet, haklısınız. Hasat edilen zeytinler bahçeye indiriliyor. Müzeye ait eşyalar biraz toplanıyor. Buraya indiriliyor. Yıkama da burada yapılıyor. Butik üretim yaptığımızdan, zaten bizim öyle muazzam bir üretimimiz yok.

Zeytin Portalı - Kaç ton mesela bu sene?

Mustafa Çakılcıoğlu - Bu sene 70-80 ton kadar işlendi. Tabi 300 tona kadar işlendiği oluyor.

Zeytin Portalı - Yaklaşık 15-16 ton civarı yağ…

Mustafa Çakılcıoğlu - 1’e 5 evet… Bu sene çok zeytin olmadı zaten. Yani bizimkiler daha doğrusu çok fazla zeytin almamışlar. Kendi zeytinliklerimizden de çok fazla ürün çıkmadı.

Zeytin Portalı - Kurak geçti geçen sene biraz da…

Mustafa Çakılcıoğlu - Bizim şimdi şöyle… Mahmut (Boynudelik)’un da artık bu konuda bir uzmanlığı var. Bu senenin rekoltesinden elde edilen yağ 0,7 asit. Zaten her dolum öncesi yaptırıyoruz bu ölçümleri. 0.7 asit oldukça iyi bir derece. Kısıtlı tutulmuş bu sene üretim. Bu sene ihracat da çok olmadı. Talep de olmadığı için hani çok da zorlamadık.

Zeytin Portalı - Ama önümüzdeki sezon iyi bekleniyor. Edremit’te dolu yağdı geçenlerde… Sizi etkilemedi mi?

Mustafa Çakılcıoğlu - Burada şimdi çok enteresan… Ayvalık’a yağdı. Duyduk Edremit’e yağdı. Buraya yağmadı. Buraya rüzgarı geldi sadece. Sizin o anlattığınız durum olmadı. Altınoluk’tan buraya yağmadı ama Ayvacık’a yağmış. Bu ortası böyle boş kalmış.

Zeytin Portalı - Özellikle geçen senenin birkaç katı mahsul bekleyenler var ama geçen sene de taban yapmıştı her şey.

Mustafa Çakılcıoğlu - Tarlalar kötü… Hepsine bakılacak tabi…

Zeytin Portalı - Siz zeytinliklerinizin düzenli bakımını yapıyor musunuz? Zeytinlikler hep dik yamaçlarda gördüğümüz kadarıyla.

Mustafa Çakılcıoğlu - Yok, bizde öyle şey yok, her şeyi tabiata bırakmış durumdayız (Gülüyor) Sulama mümkün mertebe yapılıyor. İşte gübresi, altının sürülmesi… Onlar yapılıyor. Bizim burada diğer bölgelere göre dağlık… Engebeli arazi.

Zeytin Portalı - Zor şartlar var. Milas’a benzetiyoruz. Toplanan zeytinler eşek sırtında indirilecek gibi…

Mustafa Çakılcıoğlu - Aynen öyle. Yol yok bazı yerlerde. Gerçi bizimkiler yollu da… Yani yol yanından geçiyor. Bazı tarlalarda, köylü için söylüyorum, çok zor hakikaten. Çok masraflı. Birçok köylü zaten değmez diyor. Ürün de azsa bırakıyor dalında. Siz de işin çok içindesiniz, ben yeni gelen olarak söyleyeyim, bu iş hakikaten çok zahmetli bir iş. Hele bir de bizim gibi taş baskı ile imalat yapıyorsanız ayrıca bir külfeti var. İşçilik çok fazla. İnsana dayanıyor. İşte bu işi yapan bir iki ustamız var. Az önce görmüşsünüzdür, ortada dolaşıyordu, kendisi bu işi yapan ustalarımızdan biri. O her şeye bakar. Başka bir sabun ustamız var. Birkaç bayan arkadaşımız var. Tabi sezonluk işçilerimiz var. Ücreti, SSK’sı, yemeği vs derken maliyete vurduğunuz zaman, gelen gelir gerçekten hiçbir şeye değmiyor. Sonra bu zeytinyağı niye pahalı deniyor.

Zeytin Portalı - Alyattes’ten Reşat Akkan'la konuştuğumuzda şöyle diyordu. Size daha önce söylenen rakamlar neyse söylenen geliri ikiye böl, harcamaları 2’yle çarp.

Mustafa Çakılcıoğlu - Doğru bir laf… (Gülüyor)

Zeytin Portalı - Bunu yaptığınız zaman dedi baktınız hala çıkan o sonuç sizi tatmin ediyorsa bu işe devam edin.

Mustafa Çakılcıoğlu - Bu işte bir gönül meselesi. Dediğim gibi… Mahmut’la Haluk’un bir turizm şirketi var. Ben işte emekli oldum. Çok da bir şey beklenmiyor aslında. Burada olmanın kendisi çok keyifli bir şey aslında, her şey bir gönül meselesi… Öyle başladı ve gidiyor. Ümit ederim bir gün para da kazanırız (Gülüyor).

Zeytin Portalı - Zeytincilik işinde daha önce bulunmamış insanlara gelir aracı olarak zeytinciliği öyle bir empoze ettiler ki zeytinyağı, altın sıvı bu, 1 koyarsın 3 alırsın diye. İstanbul gibi büyük şehirlerde yaşayan insanlar doğa özlemi ile birlikte zeytin yetiştirmeye geldiler. Tekrar birileri sıfırdan girmek istese siz ne tavsiyede bulunmak istersiniz? Girin ya da girmeyin der misiniz?

Mustafa Çakılcıoğlu - Girsinler. Şöyle ki bu kültürün devamı için mutlaka bir kere girsinler. Çok ciddi bir kültür bu, zeytinyağı kültürü nedir? MÖ 4000 yılından beri en azından işte burada. Deliceden bir şekilde bu zeytine dönüştürülüyor. Özellikle Edremit bölgesinde birileri mutlaka bunu yapmalı. İtalya’yı Yunanistan’ı bir tarafa atıyorum, mesela en son Tunus’a turist olarak gittiğimde inanılmaz bir zeytin yatırımı gördüm Tunus’ta. Müthiş… Usulüne uygun, tarımı, ağaçların yapısı, bakımı… Bütün bu ülkelerin zeytin rekolteleri yükselirken, bizimki geriye gidiyor çünkü yatırım yok. Hem tarlalara yatırım yok, hem imalata yatırım yok. Ama hipermarketlere girin, koca büyüklükte zeytinyağı vitrinleri var. Siz de biliyorsunuz yalan yanlış isimlendirmeler var, tüketicinin algılarıyla oynuyorlar. Başka bir şey değil… Erken hasat ilk sızma zeytinyağı yazıyor etikette. Sen ilk sızma zeytinyağı satamazsın… O satılacak durumda değil. Şu kadar bir şey çıkar. (Parmak ucuyla çok az diye gösteriyor) 10.000 litrelik ilk sızma zeytinyağından bahsediyor. Yani bunu birileri de düzeltmiyor.

Zeytin Portalı - Birileri pazarlama aracı olarak çok güzel kullanıyor.

Mustafa Çakılcıoğlu - Bilinçli bilinçsiz birçok firma yapıyor maalesef... Yatırıma dönersek eğer, devletlerin ülkelerin bakışı da çok önemli. Yani bugün Türkiye’de ne destek var ne teşvik var. Üretici ne yaparsa yapsın. Aslında hangi tarafta var da bunda da olsun diyeceksiniz ama… Devletin öyle bir ilgisizliği var işte. Bugün yüzümüzü dış pazara yönlendirdiğimizde, bizi internetten bulup da iş yapmak isteyen bir sürü firma fiyat istiyor bizden. Satışa yönelik olabilecek bir fiyat veriyorsunuz, alıcı da size karşı bir fiyat öneriyor. Arada bir uçurum var. Yunanların, İspanyolların, İtalyanların verdikleri fiyat çok daha ucuz, yani o zaman oradan alın demek zorunda kalıyoruz.

Zeytin Portalı - Rekabet konusunda ciddi sıkıntılarımız olduğu açık...

Mustafa Çakılcıoğlu - Kesinlikle... Ve satıyorlar muhtemelen, ayrıca kaliteleri de yüksek hani yalan yanlış bir şey değil. Dolayısı ile ilk soruya geleyim. Birileri bu işe girecekse girsinler ama kafa yorarak girsinler. Bu işin iki adım ilerlemesi için ne yapılacaksa bence yapılsın.

Zeytin Portalı - Siz ortaklarınızla birlikte çok eğitimlisiniz bilgilisiniz bu işe girerken hesabını kitabını her şeyini yapmışsınızdır. Bize bu ne getirir bizden ne götürür… Tutmayan planlar neler oldu?

Mustafa Çakılcıoğlu - Tutmayan planlar para kazanmak. Para kazanmadık (Gülüyor). Gönül işi şeklinde duruyor devam ediyor.

Zeytin Portalı - Şu açıdan soruyorum. Yanlışım varsa düzeltin, elinizdeki ürünü çıkartmakla ilgili bir sıkıntı yaşamadığınızı düşünüyorum. Daha çok niş bir pazara hitap ediyorsunuz.

Mustafa Çakılcıoğlu - Hiçbir sıkıntı yaşamadık hatta malımız erken bitti.

Zeytin Portalı - Yani gelirler öngörüldüğü gibi olup da giderlerin çok yüksek olması mı planı bozan?

Mustafa Çakılcıoğlu - Dolayısıyla bu şu anda amatör bir ruhla bir profesyonellik gibi bir şey. Keyif almakla alakalı… Öteki türlü ben bu işten para kazanacağım dediğinizde yok bizim tip insanlar para kazanamaz.

Zeytin Portalı - 2006 yılında Adatepe markasında reklam ve pazarlama ile ilgili bir yoğunlaşma görüyoruz. Son 1-1,5 yıldır sanki daha az mı gözümüze batıyor?

Mustafa Çakılcıoğlu - Aslında çıkmaya devam ediyor… Biraz daha artacak tabi. Biliyorsunuz ki, siz gündemde olduğunuz sürece varsınız… Bizim internet üzerinden arayan ya da 800’lü hat üzerinden arayan kemik bir alıcı kitlemiz var. Ücretsiz hat üzerinden sipariş eden bir grup insanımız var tabi ama tabi onlara da kendimizi sık sık hatırlatmamız gerek çünkü piyasada başka iyi markalar da var. Bugün bir markete gittiğiniz zaman farklı markaların kaliteli ürünleri de satılıyor. Daha kolay ulaşılabiliyorlar. Biz de şunu yaptık. Kargo şirketiyle anlaştık bir süre önce. Hakikaten çok uygun fiyatlarla taşıyorlar ürünlerimizi.

Zeytin Portalı - Küçük miktarlarda da alan oluyor mu?

Mustafa Çakılcıoğlu - Alan var. Şöyle mesela 110 liraya kadar kargo ücreti bize ait dedik 110 liradan sonrası… Genelde şöyle yapıyorlar; iki arkadaş birleşiyor, 2 teneke aldığında 110 lirayı geçiyor. Biraz ona göre ayarladık işte. Bunun dışında bir şişe alan da var. Kargo veririm diyor öyle bir meraklı bir müşterimiz de var. Mesela burada yazlığına giderken bir şişe alıp götürüyor, dönerken 2 teneke alıp götürüyor evine. Biliyorsunuz ki eylül ekim kasım gibi 2 teneke daha sipariş verecektir. Öyle bir kitlemiz var. Dikkatli ve bizi izleyen…

Zeytin Portalı - Bizim gördüğümüz aslında insanlar almak istedikleri, duygu onun hissi… Zeytinyağı aslında her yerde üretiliyor. İyisini aradıktan sonra iyisi de var her yerde. Önemli olan sadece iyisini satmak değil, yanında zeytinyağını alana o kültürü de pazarlayabilmek. O açıdan baktığımızda sizin aslında zarf da mazruf da tam…

Mustafa Çakılcıoğlu - Ona biraz kafa yoruldu aslında. Müze konsepti ile imalat ve sunuş yaratıldı. Bizim dükkân daha ufaktı, bu sene itibariyle biraz daha büyüttük. Biraz daha göze hitap eder hale getirdik. Bu etkili oluyor tabi. Refika’nın hikayesi o ayrı bir şey. Köyün buraya yakın olması köyden ismimizi almamız hakikaten bunlar önemli unsurlar.

Zeytin Portalı - Refika’nın yüzü en tanıdık figürlerden birisi…

Mustafa Çakılcıoğlu - Arkadaşlarımız PR(Public Relations:Halkla İlişkiler) çalışmasında gerçekten başarılı olmuşlar ama bunu devam ettirmek de lazım. Gündemde kalmak diye bir şey var. Onu yapıyoruz. İşte onun yanında zeytinyağı ağırlıklı, zeytin ve zeytin türevi bir takım ürünler var. Zeytinlerimizin hepsi de Edremit cinsi. Bu bölgede sadece Edremit bulunur. 4 farklı şekilde değerlendiriyoruz, kırmamız var, çizik zeytinimiz var, yuvarlama ve sele de var. Hakikaten iyi oldu. Fiyat da fena değil biraz ucuz tuttuk herhalde. Onun dışında zeytin ezmesi var. Mesela yeşil zeytin ezmesine iyi talep var. Dükkânda bir tadım köşemiz var. Orada bu tatları tattırıyoruz, bu çok etkili oluyor. Dükkan satışına yönelik seramik ve zeytin ağacından yapılmış aksesuarlar bulunduruyoruz. Sanatçı arkadaşlarımız var, elleriyle zeytin ağacına bir kez daha hayat veriyorlar. Kitap yazmaya başladık, Mahmut’un zaten kitabı vardı, bir kitap daha geliyor. Kapsamlı ve güzel olacak. Mahmut’un eşi Zerrin Boynudelik, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde sanat yönetiminde öğretim görevlisi. Sanat Tarihinde Zeytin diye çok kapsamlı bir kitap yazdılar, Bilgi Üniversitesi basacak onu da… O çok ciddi ve güzel bir şey olacak. Zeytin kültürü üzerine A’dan Z’ye belli bir seviyede bilgi veriyor. Ayrıca bir hikaye kitabımız da var; Adatepe Öyküleri diye. 11-12 sene yaz kış Adatepe’de kalınca köylülerle konuşarak, onların hikayeleri çok basit ve tatlı bir anlatımla yazıya aktarıldı.

Zeytin Portalı - Ciddi anlamda göz nuru emek her şey var. Tüm bunları yaparken köylünün etkilenmesi nasıl oldu?

Mustafa Çakılcıoğlu - Çok ciddi bir saygı. Burada herkes zeytinci, bunu da unutmayalım. Komşunuz zeytinci, bilmem necisi zeytinci Küçükkuyu’ya girdiğinizde herkes zeytinci. Zeytincilik var, zeytinyağı var. Sonuçta biz, böyle bir ortamda saygınlık kazandık. Burası müze. (Eliyle müzenin girişini gösteriyor) Zeytinyağı fabrikasından çok zeytinyağı müzesi. Zeytinyağı müzesi olarak geçiyor. Belli bir saygınlığa kavuştu. Kabul gördü. Buranın yerel yönetimi, değişik iktidarlar geldi geçti, her konuda destek oldular. Burada bir festival olur, bizi de mutlaka bir danışma kuruluna alırlar. Yani öyle güzel bir iletişim oluştu. Bunu devam ettirdik, köyde bir dernek de kurduk. Gene biz önayak olduk. Köyün derneği olarak köyün bir takım dertlerinin çözümüne ön ayak olalım dedik. Mesela, bir projemiz var. Her eve bir SSK ya da bir sağlık güvencesi olsun dedik. Tek bir şey belki ama birer tane iş ayarladık hepsine. SSK yapılmasını sağladık. Köye de böyle bir katkımız olsun dedik. Köyün de bir şeyi yükselsin, güzelleşsin diye.

Zeytin Portalı - Peki uğraşırken müze statüsü kazanınca devletten herhangi bir teşvik ya da yardım oldu mu? Devletin özel müzeler için ayırdığı bir bütçe var mı?

Mustafa Çakılcıoğlu - Hayır, hiçbir teşvik olmadı. Avrupa fonlarıyla bir iki şeyimiz var. İleride Avrupa Birliği’nin bir takım projelerinde ulaşacağız belki. O süreç de epey zor bir süreç, bir takım şeylerle uğraşıldı ama. Adatepe Zeytinyağı Müzesi, özel müzecilik statüsünde Türkiye’deki tek örneği, Kültür Bakanlığı’na kayıtlı tek zeytinyağı müzesi. Çanakkale Müzesi ile iyi ilişkiler var zaten, oraya akredite. Bir takım envanter oradan onaylanıyor. Defteri oraya bağlı. Müzecilik de ayrı bir iş aslında. Zeytinyağının tamamen dışında bir uğraş, müzecilik. Ücretsiz yaptık. Buraya gezen mağazamızı da gelsin görsün dedik.

Zeytin Portalı - Peki, bu fikir tuttu mu?

Mustafa Çakılcıoğlu - Tuttu, evet. Müze olması bir iki puan getirmiştir bize. Gruplara özel sunumlar yapıyoruz. İsteyen herkese de açık aslında. Zeytinyağı ülkesiyiz diyoruz ama hakikaten gelen sorulardan, ülke olarak bilgisiz olduğumuzu görüyorum. İzmir’den, İstanbul’dan, Ankara’dan, Karadeniz’den her yerden insanlar geliyor buraya... Çok enteresan, kültür çok zayıf kalmış… Bu konuda zeytin, zeytincilik ve zeytinyağı üzerine kitlenin şeyine bağlı seviyesine ve ilgisine bağlı kimi zaman 10 dakika, kimi zaman bir saatlik böyle sunuşlarımız da oluyor. İlgi görüyor bu tabi zeytin satışına da etki ediyor.

Zeytin Portalı - Peki, bu sunumların yaz aylarında felsefeden seramiğe birçok farklı eğitimin verildiği Taşmektep ile bir bağlantısı var mı?

Mustafa Çakılcıoğlu - Hayır, bizim buradaki sunumlarımızdan tamamen bağımsız. Taşmektep kendi içinde dönen bir şey. Adatepe’nin kurucularının ortaklığı var tabii. O fikri yaratanların biri de Mahmut ve Zerrin, onlar daha çok önayak oldu. Taşmektep, çok güzel bir okuldur. Eğer o tarafa doğru gittiyseniz görürsünüz, okul 1940’lı senelerden kalma bir ilkokul, sonra öğrencisi kalmamış. Adatepe köyü eskiden 300 haneli büyük bir köymüş, zamanla Rumlar gidince Türkler ya kıyıya inmişler ya da yukarıda başka köylere göç etmişler. Önemini kaybedince hane sayısı düşmüş, öğrencisi olmayınca okul kapanmış tabi. Şimdilerde öğrencileri, taşımalı olarak Küçükkuyu’ya getiriyorlar. Okulun da öncesi var, köyün meydanında eski bir kilise varmış, okul onun taşları ile yapılmış aslında. Çok enteresan bir dönüşüm var orada. O çok hoş bir bina. 1940’ların mimarisi. O okul, muhtarlık kontrolünde boş duruyordu. İşte orası kiralandı, bakımı tadilatı yapıldı. Taşmektep seminerlerinin 10’uncu senesi bu sene. Her sene devam ediyor… Çok enteresan… Bazı şeyler çok ilgi çekiyor. Bu sene tanıtımına geç başladık. Hocaların durumu belli değildi, bakalım ne kadar ilgi olacak.

Zeytin Portalı - Müze konusuna dönecek olursak, bununla ile ilgili Türkiye’deki okullardan olsun, başka kuruluşlardan olsun kendinizi ve zeytinyağını tanıtmanız için davet ve istek geliyor mu? Fuarlar haricindeki istekleri soruyorum, fuarlardan davet aldığınızı biliyoruz.

Mustafa Çakılcıoğlu - Maalesef yok, bölgeden geçen turlar, okul turları haricinde, öyle bir şey istek olmadı bu güne kadar bildiğim…

Zeytin Portalı - Olur ya bu bilgi birikimini paylaşmak amacıyla istek oluyordur belki, şehir şehir gezecek kadar büyük çapta olmasa da…

Mustafa Çakılcıoğlu - Bizim eğitim sistemimizde keşke olsa… Ben şunu biliyorum, İtalya’da 15 gün dolaştığımda böyle gittiğimiz her yerde okul otobüsleri görüyordum. Onlar İtalyan… Çok hoşumuza gitti tabi. Kalkmış Milano’dan bilmem neredeki şeyi gezmeye çıkıyorlar. Kendi kültürünü gezmeye gidiyor adam. Bu ilkokul seviyesinde de var lise seviyesinde var. Bu kültür öyle gelişiyor. Yoksa buraya gelenlerin konuşmalarından anladığım kadarıyla bizde bu kültür çok eksik. Yani biz o aktüel kültür mü diyelim popüler kültür mü diyelim her şeyi onunla öldürmüş durumdayız. Çok daha değişik şeyler ön planda. Buraya ait veya bu şeyin parçası zeytincilik. Midesine düşkün bir ülkeyiz aslında. İnsan burada düşünüyor ki zeytinyağı nedir çiçek yağıyla arasındaki fark nedir herkesin aklında kolesterole iyi geliyormuş, “–muş” ama… O kadar…

Zeytin Portalı - Gider zeytinyağını küçük kapsüllerde alır ama yemekte kullanan olmaz.

Mustafa Çakılcıoğlu - Şehir efsanesi der ki zeytin çekirdeği yutsam bilmem neye iyi gelir mi? İnternette dolaştı bir ara. Odun yutsun daha iyi… (Gülüyor)

Zeytin Portalı - Siz normalde ihracat düşünmüyoruz dediniz ama bu büyük marketlerden talepler geldi mi?

Mustafa Çakılcıoğlu - Geldi şöyle… Bir dönem Migros’a ve Real’e verdik. Ancak onların ödeme politikaları farklı, o dönemde ürün de yetersizdi, bize hiç uymadı 9 ay sonra ödeme almak…

Zeytin Portalı - 6 ayı duymuştuk… 9 ay çok yüksek…

Mustafa Çakılcıoğlu - Migros ve Real’le biz o macerayı kapattık. Çok da güzeldi. Özellikle ben İstanbul’da 1 tane, Ankara’da 4-5 tane dolaştım. Aslında çok da güzel şeyler yaptılar. Bizden sonra butik zeytinyağları girdi. Onlara, güzel yerler verdiler. Ama ödemeleri pek uymuyor. Sonra bir de onlar fiyatları belirliyorlar. Bizim dışımızda kampanya yapıyor tamam yapsın ben cebime giren paraya bakarım. Peki, kabul ettik diyelim onu da inanılmaz uzun vadelerde ödüyor. Biz öyle yapamayız. O adam da diyor ki, ben herkese böyle ödüyorum, sana özel bir durum değil diyor.

Zeytin Portalı - Hangi yıldaydı?

Mustafa Çakılcıoğlu - 2007 senesinde.

Zeytin Portalı - Satış rakamlarına etkisi ciddi olmuştur öyleyse?

Mustafa Çakılcıoğlu - O dönem yapıldı zaten ona güvenerek o zaman mal vardı mesela bu sene isteseler uygun fiyata da olsa maalesef elimizde çok fazla ürün yok. İhracatta da öyle devamlılık da olmadığı için güvenemiyorsunuz. O zaman şöyle yapıyoruz. Bize geldi güvenilir bir de alıcı diyelim dost müttefik üreticiler var. Diyoruz ki ben Adatepe olarak ürün sağlayamam ama sana ismi cismi şu olan güvenilirliği bilinen bizce de bilinen şu üretici vardır veya üreticiler vardır. Onlara yönlendiriyoruz.

Zeytin Portalı - İhracatta devamlılığı sağlamak en büyük problem. Firmalar Amerikan pazarını zorluyor, düzgün mal sevkiyatı sağlayamayıp o kadar emeği boşa atıp 2 ay sonra pazarı terk ediyor. Bunlar hep konuşulan deneyimler...

Mustafa Çakılcıoğlu - Ağır tabi… Amerika’da gıda için resmi ve sektörel kriterler çok ağır… Ambalajlama çok ağır bir de tabi devamlılığı olması lazım malın… Biz mesela Japonya’ya sattık. Başarı hikayesi olarak anlatılabilir… Sabun satıldı çok ciddi miktarlarda. Zeytinyağı çok az. Sonra bir durgunluğa girdi ama hala düşünüyoruz. Görüştüğümüz insanlar var yine.

Zeytin Portalı - Onlarla bağlantı nasıl kuruldu?

Mustafa Çakılcıoğlu - Şöyle dediğim gibi bizim ortakların turizm şirketi Oasis, Japonya piyasasına ilk giren şirketlerden. Öyle bir Japon kültürü var arkadaşlarımızın. O kanalla Japonya ile özel bir bağlantı oldu. Hatta buraya Japonlar geldi, Adatepe’de ev aldılar o seviyede kaynaşma oldu… Bizim arkadaşlarımız sıklıkla gidip geliyorlar. Tabi zamanla Oasis’in işleri de değişti, Japonlar’dan daha çok, Türkleri yurtdışına seyahati işine dönünce ilişkiler eskisi gibi olmadı. Yine de Japonlarla münasebet ciddi anlamda devam ediyor.

Zeytin Portalı - Ekonomik anlamda getirisi olan bir iş oldu mu bu girişim?

Mustafa Çakılcıoğlu - Oldu tabi. Sabun işinden baya para kazanılmış o zaman.

Zeytin Portalı - Devamının gelmemesinin sebebi?

Mustafa Çakılcıoğlu - Yani bilmiyorum belki biz üzerine düşmedik veya oradaki ara satıcılar çok şey yapmadılar ama ürün çok ciddi satıldığını biliyorum yine yapılabilir. Şimdi yine bir Japon’la görüşüyoruz, numuneler gitti. Farklı gramajlarla farklı şeyler üretilecek. Şu anda ciddi bir girişim içerisindeyiz.

Zeytin Portalı - Japon pazarına doğru bir akım mı var?

Mustafa Çakılcıoğlu - Var çünkü Avrupa pazarına, ben öyle düşünüyorum, zeytinyağı olarak biz satış yapamayız. Yani İtalyanlar, İspanyollar, Yunanlar olduğu sürece… Fiyat rekabeti zor. Sonuçta Avrupa Birliği’nde diğer Akdeniz ülkeleri çok hakim. Mesela bir maceramız mı olacak bilmiyorum ama Güney Amerika’ya bir ihracatımız olacak. Venezüella’yla görüşmelerimiz devam ediyor. Oldukça uzak ama… (Gülüyor). Sabun konusunda özellikle. Amerika her zaman olabilir ama bilmiyorum çok uğraşmak lazım zor bir pazar.

Zeytin Portalı - Sizi Venezüella’dan internet aracılığıyla mı buldular?

Mustafa Çakılcıoğlu - Hayır, bir tesadüf olmuş. Bir tanıdığın tanıdığı üzerinden buradaki elçi üzerinden olmuş ortak tanıdıklar çıkıp neden olmasın diye bir maceraya başladık işte numuneler gitti görüşüyoruz. Fiyattı şartlardı tartışılıyor. Bu işlerde de o dakika olacakmış gibi düşündüğünüz iş o anda olmuyor. Bir vakit bir mail atıp unuttuğunuz bir iş bir ay sonra beş ay sonra dönebiliyor. Başka yerlerle de görüşüyorlar, dönüş ancak olabiliyor.

Zeytin Portalı - Bu arada konuşmanın başında emekli oldum demiştiniz öncesinde hangi görevlerde bulundunuz?

Mustafa Çakılcıoğlu - Emekli daha önce olmuştum. AGE diye büyük bir inşaat şirketi var. En son yaptığım iş Kuzey Irak’ta biz bir havaalanı yaptık ben 5 sene boyunca o havaalanı projesinin başındaydım. Üniversite binaları yaptık. Yurtlar yaptık. Kürt bölgesinde. Enerji nakil hatları işleri vardı. Televizyon binası yaptık. O orada mesela. Gana’da hastane projeleri vardı. Onun başındaydık. Yurtdışı dediysek Avrupa değil. İlginç yerlerde… En son yine şirket Arabistan’da bir iş aldı. Bana dediler sen git ben n’olur artık gitmeyeyim dedim. Şartlar çok ağırdı hakikaten, Kuzey Irak da öyleydi.

Zeytin Portalı - Ailece mi gittiniz?

Mustafa Çakılcıoğlu - Hayır, ben gittim. Eşim burada o da F16 Tusaş’ta bilgi işlem müdürüydü. 17-18 sene boyunca bilgi işlemdeydi. O da geçen sene emekli oldu. Ondan sonra buraya geldik. O vesile oldu işte. Gelip gidiyorduk zaten. 14 sene önce tam buranın kuruluş aşamalarında biz buraya tatile gelmiştik arkadaşlarımızı görmeye. Köyü çok beğendik tabi. Biz üç sene sonra size burada bir ev satalım dediler, peki dedik, sonraki 3 sene onun izinlerini bekledik. Ondan sonra inşaatı 2 sene sürdü. Yani rölantide gitti. 3-4 sene önce bitti ev. Orada artık oturuyoruz. Burada herkes çok rahattır. Hiçbir iş yaptıramazsınız. N’olur gel şu işi yap dersin, bir hafta beklersin… Bugün tesadüf kapı bozuldu, bir marangoz tanıdığımıza yaptırmaya çalışıyoruz, bir haftada ancak gelir herhalde. (gülüyor)

Zeytin Portalı - Büyükşehirlerdeki zamanın akış hızıyla buranınki çok farklı…

Mustafa Çakılcıoğlu - Buranın insanı öyleyse öyle ama insanı rahatsız ediyor tabi… Hele bir de düzenli hayattan sonra tabi… Bir de bizim mühendislikte öyle olmazsa olmaz. İş onu gerektiriyor. Şimdi buraya adapte ettik kendimizi.

Zeytin Portalı - Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.

Mustafa Çakılcıoğlu - Ben teşekkür ederim.

Thursday, July 23, 2009

Zeytini sevmeyen zihniyet

Ali Ekber Yıldırım
Dünya
23 Temmuz 2009,Perş.


Son yıllarda zeytinciliğe ilgi duyanların sayısı arttı. Türkiye’nin zeytin ağacı varlığı 90 milyondan 150 milyona ulaştı. Bu artışta Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın zeytin dikenlere verdiği desteğin büyük payı var. Desteklerle, Ege, Antakya, Adana, Mersin, Gaziantep’te zeytinciliğe büyük yatırımlar yapıldı.
Verilen desteklerden, dikilen zeytin çeşidine kadar pek çok konuda ciddi hatalar da yapıldı. Bu hatalara rağmen Tarım Bakanlığı, zeytinciliği geliştirme konusunda ciddi adımlar attı. Sektör yeni adımların atılmasını beklerken, iktidar partisinin “zeytin sevmez” 3 milletvekili bütün bu olumlu gelişmeleri tersine çevirecek bir çabanın içine girdi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi(TBMM) Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Kütahya Milletvekili Soner Aksoy, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Adana Milletvekili Vahit Kirişçi ve Çevre Komisyonu Başkanı Ankara Milletvekili Haluk Özdalga bir araya geldi ve bir yasa değişikliği teklifi hazırladı.
Üç milletvekilinin hazırladığı teklif “Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Yasası”nda değişiklik yapılmasını öngörüyor. Teklif, AKP Grubu’nda onaylandı ve 3 Temmuz’da TBMM Başkanlığına sunuldu.
Teklif kabul edilir ve yasalaşırsa ne olacak?
1- Zeytincilik Yasası’nın öngördüğü “zeytin sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinliklerin bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek tesis yapılamayacak ve işletilemeyecek” hükmü kaldırılacak. Zeytinlik sahalarında Tarım Bakanlığı’nın izni ile tarıma dayalı sanayi tesisi ve yenilenebilir enerji üretim tesisleri kurulacak.
2- Belediye sınırları içinde kalan zeytinlik alanların daraltılamayacağı hükmü de kalkacak, belediyelere zeytinlik alanları ranta açma olanağı sağlanacak.
Bu değişiklikle yasa delinecek ve son yıllarda hızla gelişen zeytinciliğe büyük bir darbe vurulacak. Hatırlanacağı üzere, daha önce madenciler de benzer girişimlerde bulundu. Bu girişimler Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’dan döndü.
Zeytincilik Yasası’nı delme girişimleri bundan sonra da olacaktır. Çünkü, zeytini sevmeyen bir zihniyet var. Zeytinlik alanları sanayiye, turizme, madenciliğe, inşaat sektörüne açmak için fırsat kolluyor. Bu zihniyetin çabalarını boşa çıkarmak, engellemek için, zeytincilerin de en az onlar kadar uyanık olması ve bu tür tehlikelere karşı güç birliği içinde olması gerekiyor.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi Murat Narin, bu teklifin TBMM’de kabul edilmemesi için Körfez bölgesindeki üreticileri, bölge milletvekillerini harekete geçirmek için yoğun çaba gösteriyor.
Yasa değişikliği teklifine karşı çıkanlardan biri de CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Tarım Komisyonu Üyesi Selçuk Ayhan. Tarım konularında üreticiden, ülkenin değerlerinden yana tavır alan Selçuk Ayhan, basın açıklaması ile konuya dikkat çekti ve herkesi zeytinciliğe sahip çıkmaya çağırdı.
Zeytincilik sektörünün gündemindeki bir başka önemli konu ise, Uluslararası Zeytinyağı Konseyi(UZK) üyeliği. Türkiye 1963’te üye olduğu UZK’ dan 1998’de dönemin siyasetçileri ve bürokratlarının hatası sonucunda ayrıldı. Büyük tartışmalara neden olan bu ayrılık sektöre zarar verdi. Türkiye’nin konseye yeniden üye olması için çalışmalar sürdürülüyor.
Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın da desteği ile üyelik için yoğun çaba gösteriyor. Üyelik için gerekli olan ön anlaşmayı sağlayacak yasa tasarısı Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından TBMM’ne sunuldu.
Sonbaharda UZK’ nın dönem toplantısı var. UZK da yeni bir yapılanmaya gidiyor. Bu nedenle gerekli yasal düzenlemelerin tamamlanarak Türkiye’nin üyeliği sonbahar toplantısında gerçekleşirse çok daha avantajlı bir konuma sahip olacak. Bunu başaramazsa uzun bir süreci beklemek zorunda kalabilir.
Türkiye, bir yandan İspanya’dan sonra dünyanın ikinci büyük zeytinyağı üreticisi olmak için her yere zeytin dikiyor. Diğer tarafta zeytini sevmeyen zihniyet, zeytinlikleri ranta, sanayiye, inşaata peşkeş çekmeye çalışıyor. Yüz yıllardır zeytini sevenler bu kutsal ağacı günümüze taşıdı. Umarız zeytinciler bu mirası gelecek kuşaklara taşımayı başarır.

Tuesday, July 21, 2009

Birliklerde yine sorun var…

Ali Ekber Yıldırım
Dünya
21 Temmuz 2009,Salı


Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri çok zorlu bir süreçten geçiyor. Dünya Bankası’nın dayatması ile 8 yıl uygulanan yeniden yapılanma sürecinin tamamlanmasında bu yana 7 ay geçti. Gerekli yasal düzenleme yapılamadığı için, birliklerin bilançolarındaki borçlar kredi almalarını engelliyor. Kredi alamayan birlikler ürün alamıyor, çalışanlarının maaşını ödeyemiyor. Mal varlıklarını satarak çarkı çevirmeye çalışıyor. Fakat, kriz ortamında varlıklarını satmak da kolay olmuyor.
Bu süreçte, Kayısıbirlik kapandı. FİSKOBİRLİK hükümetin hışmına uğradı, üç yıldır fındık alamıyor.Gayrimenkullerini satmak için defalarca ihale açtı, satamadı. Tariş Pamuk ve Yağlı Tohumlar Birliği, 1 milyar lirayı aşkın mal varlığına karşın, 300 milyon lirayı bulan borcu nedeniyle büyük sıkıntı yaşıyor. Sorunları aşmak için olağanüstü genel kurur kararı aldı.
Bu zorlu süreçte birliklerin en önemli sorunu finansman. Bu konuda özel bankalardan çok, kamu bankaları birliklerin önünü kesmeye, onları zor durumda bırakmaya çalışması dikkat çekiyor. Birliklerin ürün almaması, piyasadan çekilmesi için çaba gösteren kamu bankaları var. Bu bankalarının tutumu siyasi baskıdan kaynaklanıyor.
Hükümet, en başından beri Dünya Bankası’nın dayatmaları doğrultusunda birlikleri sistemin dışına itmek için elinden gelen her türlü çabayı gösteriyor. Muhalefet ise genel olarak tarım ve birlikler konusunda ilgisiz. Oysa, sorun 17 birliğin ve yöneticilerinin sorunu değil. Ülke tarımının, milyonlarca üreticinin, sanayicinin hatta ihracatçının sorunudur.
Birlikleri yönetenlerin hiç mi suçu yok? Elbette çok. Fakat, sorunların kaynağı doğru ve gerçekçi tespit edilemezse çözümsüzlük devam eder.
Birliklerin yaşadığı sorunların ana kaynağında neler var?
1- Tarıma bakışta ve destekleme politikasındaki yanlışlar
2- Birliklerin faaliyet alanına giren ürünlerde yaşanan sorunlar
3- Avrupa Birliği’ndekine benzer bir piyasa düzeninin eksikliği
4- Finansman sorunu
5- Geçmişten gelen alışkanlıklarla birlikleri “devlet” görme anlayışı
6- Birlik yönetimlerinden kaynaklanan sorunlar
7- Üretici - kooperatif - birlik dayanışmasının sağlanamaması, kooperatifçilik bilincinin olmaması
Sorunlar uzayıp gidiyor. Yukarıda sıraladığımız birkaç maddeden de anlaşılacağı
gibi yaşanan sorunlarda herkesin payı var. Fakat, çözüm konusunda kimse parmağını oynatmak istemiyor.
Çözüm üretmek bir yana birlikleri “kara delik” olarak gören anlayış ne yazık ki bu ülkede hep iktidarda oldu. Bu anlayış ve birliklerin varlığından rahatsız olan lobiler birliklerin kapısına kilit vurmak için her fırsatı değerlendiriyor.
Oysa, bazı somut adımlar hemen atılabilir. Hükümet, hayvancılık desteklerini üretici örgütleri üzerinden dağıtırken birliklerin faaliyet alanına giren ürünlerin destekleme primini birlikler üzerinden ödememek için diretiyor. Ayçiçeği primini Trakyabirlik ve Karadenizbirlik, pamuk primini Tariş Pamuk, Çukobirlik, Antbirlik ve Gapbirlik üzerinden verilse bu ciddi bir kaynak girişini sağlar ve birlikler rahat bir nefes alır. Üreticiler birliklere ortak olur, sahiplenir. Birlikler güçlenir. Fakat kimse birliklerin güçlenmesini istemediği için bu basit çözüm bile uygulanmıyor.
Birliklerin faaliyet alanına giren ürünlerde yaşanan sorunlar elbette bu kurumları da çok olumsuz etkiliyor. Türkiye, ürettiğinden daha fazla pamuk ithal ederken, pamuk üretimi hızla gerilerken, pamuğun üretim maliyeti fiyatın çok üstüne çıkarken Tariş Pamuk Birliği’nin sorun yaşamaması mümkün mü? Yüzlerce tekstil fabrikası, çırçır işletmeleri, iplik fabrikaları kapanırken sektörün en önemli aktörlerinden biri olan Tariş Pamuk’un sarsılmaması beklenemez.
Türkiye’deki 17 birlik, 2000 yılından 2008 yılı sonuna kadar 8 yıllık sürede sadece 250 milyon liralık fon ile 23 üründe faaliyet gösterdi. Çarkı döndürdü. Hükümet, 2006’da FİSKOBİRLİK’ i devre dışı bıraktı ve Toprak Mahsulleri Ofisi(TMO)’ni görevlendirdi. TMO, sınırsız devlet kaynaklarına rağmen bir tek ürünü, fındığı yönetemedi. Görev zararı milyar doları aştı.
Birlik yönetimlerini suçlarken TMO’nun fındık deneyimine bakmakta yarar var. Birlik yöneticilerini suçlayarak, “biz söylemiştik” demekle sorunlar çözülmüyor.
Yazıyı tamamlarken birde düzeltme yapmamız gerekiyor. Yeni Asır Gazetesi , “Pamuk Birliği Dosyası” yazı dizisi kapsamında görüşümüzü sordu.Yukarıda yazdıklarımızı söyledik. Fakat gazeteye “sorunların ana kaynağı pamuk birliği yönetimi, profesyonel yönetim eksikliği, iç çekişme” diye yansıdı. Diziyi hazırlayan iki arkadaşımız da gazeteciliğe DÜNYA’ da başladı. Taraflı yazmaları mümkün değil. Fakat, yazıyı sayfaya koyan meslektaşlarımız hükümete yönelik eleştirileri, pamukta yaşananları ayıklayınca geriye anlamsız bir “yönetim” suçlaması kalmış. Böyle sığ düşünmediğimizi okurlarımız bilir. Bu konudaki görüşümüz yukarıda yazdıklarımızdır.

Monday, July 20, 2009

‘Yağ ile barışma zamanı’

GAMZE ERBİL
Cumhuriyet
18.07.2009


Gün geçmiyor ki bilim adamları beslenmeyle ilgili yeni verilerle karşımıza çıkmasın. Sürekli yenilenen araştırmalar sonucunda eskiden tu kaka olarak bilinen yiyecekler yararlı, yararları saymakla bitirilemeyenler ise abartılmış olarak sunuluyor. Yumurta, margarin, kırmızı şarap, et bunlardan bazıları. Şimdi de sürekli şişmanlıkla ilişkilendirilen yağlar tartışma konusu. Bilim adamlarının bu konuda söyleyeceği yeni şeyler var. Bizden haber vermesi...

30 yıldan fazla süredir yağlı yiyeceklerin zararlı olduğuna; kalp hastalıklarından obeziteye ve kansere kadar bir dizi sağlık sorununun fazla yağlı besinler tüketmekle ilişkili olduğuna inanılıyordu. Yağlı besinler sigara gibi “zararı kanıtlanmış” sayılıyor ve bir dizi kısıtlamanın konusu olarak hedef alınıyordu. ABD’de yayımlanan Ode dergisinin son sayısındaki bir haber, bu konudaki “obsesif korkuların aşılması gerektiğini” ve yağlı besinler konusundaki yaklaşımın değiştiğini öne sürüyor. Buna göre, yağlı gıdalarla beslenmek hastalıklara ya da kilo almaya neden olmuyor. Dahası az yağlı beslenme zayıf ve sağlıklı olmamızı sağlamıyor.
Yağ tüketimine karşı yürütülen kampanyaların başını çeken Amerikan Kalp Derneği’nin (AHA) bile yakın zamanda beslenme kılavuzunu yenilediği belirtiliyor.
Almanya Aachen’deki Beslenme Hekimliği ve Diyet Uzmanları Derneği Sekreteri Irina Baumbach’a göre, kötü yağlardan korunmak için geliştirdiğimiz beslenme alışkanlıklarımız yanlış beslenmemize ve daha fazla yememize neden oluyor. Daha çok kimyasal, nişasta ve şeker tüketimininse, en korkulan hayvansal yağlardan bile zararlı olduğu söyleniyor.

Doymamış yağlar yardımcı

Yapılan son araştırmalar, kimi yağların (zeytin yağı gibi doymamış yağlar) kolesterol üzerindeki yararlı etkilerinin dışında vitaminlerin alınmasına da yardımcı olduğunu ortaya çıkarttı. Yağlar ayrıca hücreleri onarıyor, hormonları düzenliyor. Yine doymamış yağların kansere karşı destek sağlayan antioksidan özellikleri de bulunduğu belirlenmiş. Sıkça tekrarlanan, göğüs kanserinin aşırı yağlı beslenmeyle ilişkili olduğu tezinin de kanıtlanamadığı bildiriliyor.
Yağlar ile ilgili bir başka önemli saptama, uzun sürede hazmedildikleri için daha uzun süre tok tuttukları ve böylelikle kilo almayı önledikleri yönünde. New England Journal of Medicine dergisinde yakın zamanda yayımlanan bir başka araştırmaysa kimi yağ türlerinin kalori biriktirmek yerine, yakılmasını sağladığını gösteriyor.
Hollanda Wageningen Üniversitesi’nde Kamu Sağlığı Profesörü Daan Kromhout, yağ konusunun bir zamanlar düşünüldüğünden daha karmaşık olduğunun ortaya çıktığını belirtiyor. Kromhout, “Bugün yağ ve şişmanlık arasındaki ilişkiye dair herhangi bir kanıta sahip değiliz” diyor. Hollandalı pediadristler ise çocukların ihtiyaç duyduğu ve ancak yağlarla alınabilecek kimi gıdaların tüketilmeyişinden dolayı anne ve babaları uyarma ihtiyacı duyuyorlar. Hollanda Gençlik Servisi Derneği Elise Buiting “6 yaş altındaki çocukların yağa ihtiyacı var” diyor. Buna göre, anne ve babalarının beslenme rejimine uymak durumunda kalan çocuklar, ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar.

Daha fazla şeker

1960 ve 70’lerde Amerikalıların yaklaşık yüzde 14’ünün obez olduğu, bugün bu oranın yüzde 30’dan fazlaya çıktığı ve bir diğer yüzde 30’un da “aşırı kilolu” olarak nitelendirildiği belirtiliyor. Avrupa’da da durum benzer, yağ tüketimi düşmesine karşın obezite oranları yükseliyor. İngiltere’de obezite oranı 1980’den bu yana üç katına çıktı. Hollanda’da aşırı kilolu yetişkinlerin oranı 1981’de yüzde 28 iken 2008’de yüzde 36 oldu. Aynı dönemde obezlerin oranı yüzde 5.1’den 11.2’ye yükselerek ikiye katlandı. Obezite Araştırmaları Derneği’ne göre Avrupa Birliği’nde nüfusun kabaca yarısı aşırı kilolu ya da obez.
AHA’ya göre, az yağlı tüketim doktrinine uygun olarak 1990’larda her yıl binden fazla yağı düşürülmüş ya da az yağlı besin piyasaya sürüldü. 90’ların sonunda nüfusun yüzde 90’dan fazlası az yağlı ürünleri tüketiyordu. Bir araştırmaya göre üç yetişkinden biri “gıdalarda yağın yerini alabilecek bir besin maddesine ihtiyaç olduğuna” inanıyordu.
Böylelikle, yağın yerine geçecek yeni bir besin arayışı ortaya çıktı. Gıda şirketleri düşük yağlı ürünleri sunarken bu ihtiyacı da gözetmek durumundaydı. Yağın hem lezzet ve hem diğer niteliklerini ikame etmek için şeker kullanılmaya başlandı.
Yine araştırmalara göre, şekerin yağdan daha fazla kilo aldırdığı ortaya çıktı.

Yağ nasıl hedef oldu?

Yağ tüketiminin tartışılmaya başlandığı dönem 20. yüzyılın sonlarına denk geliyor. 1970’lerde beslenme kılavuzları bol miktarda yağ ve protein içeriyordu. Çünkü insanları tok tutuyor ve çok yemelerini engelliyordu. O dönem obezite Avrupa ve ABD’de önemli bir sorun değildi. Kilo almanın nedeninin yüksek karbonhidrat tüketimi olduğu düşünülüyordu ve akademik makaleler Afrika ve Karayipler’deki obezite sorunlarını nişastalı beslenme ile ilişkilendiriyordu.
Kalp hastalıkları giderek artan bir kamusal sağlık sorunu haline gelirken bilim adamları kalp hastalıklarını kolesterol ile ilişkilendirdi ve buradan yağlı yiyeceklere dönük bir soru işareti oluştu. Minnesota Üniversitesi’nden fizyolog Ancel Keys öncülüğündeki bilim adamlarının bu yaklaşımı çok eleştiri almasına karşın ABD Kongresi bu eleştirilere katılmadı. 1970’lerin sonlarında bir Senato komitesi Amerikalıları daha az yağ tüketmeye sevkeden bir beslenme kılavuzu yayımladı.
Diğer yandan, uzmanlar kalp hastalığına neyin neden olduğu konusundaki araştırmalarını sürdürdüler. Farklı yağ çeşitlerinin etkileri üzerine keşifler artarken kalp hastalığı ve yağlar arasında kurulan bağlantı da zayıfladı. Örneğin, fındık, balık, zeytin yağı ve avokadodaki doymamış yağlar kötü kolesterolü (LDL) düşürüyordu. Massachusetts Tufts Üniversitesi’nde Beslenme Bilimi ve Politikaları Profesörü Alice Lichtenstein, “1990’ların başında her şeyi az yağlı yiyorduk ve daha zayıf hale gelmedik” diyor. ABD Kongresi’nin beslenme kılavuzu yürürlüğe girdiğinden beri, tam tersine şişmanlama artmış durumda.

Tasarımda Dünyanın en iyisi !‏

Davut Demir
18 Temmuz 2009,Cumartesi



Kendisi ile geçtiğimiz Vinolive fuarında tanıştım. Fuarı ziyaret eden binlerce insan arasında farkını abartılı şekilde gösteriyordu. İri gövdesi, sırtına akan uzun saçları ve inanılmaz dikkatli bakışları ile bana yabancı gelmeyen bu adamı bir süre takip ettim. Bir süre sonra standlar dan birine yaklaştı ve zeytinyağı ambalajlarını incelemeye başladı. Kaşları son derece çatık, gözlerinde kızgın ama dikkatli bir ifade ile bir şişeyi eline aldı. Dudaklarını buruşturdu, sanki elindekini beğenmemişcesine.
O sıra standa görevli bir bayan onu ağırlamak için bir şeyler söyledi. Elindeki şişeden gözünü ayırmadan o da bayana bişeyler söyledi. Kızcağız hafif tedirgin olmuşcasına oradaki yetkili olduğunu düşündüğüm bir adama seslendi. Mesafeli takip ettiğim bu kişinin yanına yanaştım, amacım kulak misafiri olmaktı. Stand yetkilisi gayet güleryüzlü bir şekilde karşıladı bu adamı, hoşgeldiniz ben "filanca" nasıl yardımcı olabilirim vs.
Adam şöyle bir soru sordu ; "Bana zeytinyağından bahsedin lütfen". Stand yetkilisi "Zeytinyağımız şöyle, zeytinyağımız böyle..." derken sözünü kesti ! "Hayır, hayır... bana zeytinyağını anlatın lütfen, nedir, nerden gelmiş, kim üretmiş ?" Stand görevlisi bu konuda da oldukça bilgiliymiş ki başladı tarihçesini anlatmaya. Binlerce yıl öncesinden bugüne gayet kısa, öz ve akıcı bir şekilde hiç kekelemeden aynı sempatik tarzıyla tarih dersi verir edasında anlattı.
Adam ciddiyetini ve dikkatini bozmadan dinlediği stand yetkilisine şöyle dedi ; " Ne kadar muhteşem bir geçmiş, ne kadar asil ve faydalı bir meyve değilmi ?" Stand görevlisi ; "Evet, zeytinyağı insana bahşedilmiş en büyük hediyedir" diye cevap verdi.
İri gövdesi ile derin bir nefes alan bu adam hafif bir tebessümle kendisine tarih dersi veren stand yetkilisine aynen şu cümleyi kurdu ;
"Peki siz bu ambalajlarla bu hediyeye gereken değeri verdiğinizi düşünüyor musunuz ?, sizce bu tasarımlar bırakın kurumsal ve marka imajınızı, zeytinyağı gibi eşsiz bir ürünün hakkını vermiş mi ?"
İşte bu an stand yetkilisi kekelemeye başladı... zor bela ancak "bu konuda gerçekten tasarımcılarla çok sıkıntı yaşıyoruz ama..." dedi ki adam tekrar tebessümle "Beyefendi, lütfen kendinize ve ürününüze bir iyilik yapın. İşini bilen, bu konuda tecrübeli ve profesyonel bir tasarımcı bulun. O hem markanıza, hem kurumunuza hemde ürününüze yakışanı yapacak, sizde daha kolay satarak, daha çok kazanacaksınız".
Stand yetkilisi "Haklısınız beyefendi, siz de zeytinyağ ile mi uğraşıyorsunuz acaba" diye sordu. Adam "Tavsiyemin maksatlı ve kişisel çıkarlara hizmet etmemesi adına ismim ve mesleğim saklı kalsın, hayırlı işler diliyorum" dedi ve yavaşca uzaklaştı oradan. Bu esnada çok tanıdık gelen bu adamın yanına yaklaşarak tanışmak, konuşmak istedim. Kendimi tanıttım, ismini sordum. Etrafına şöyle bir bakınıp sanki kimse duysun istemezmiş gibi adını söyledi " Zülfikar Fidancı".
Eşsiz tasarımlarını son iki yıldır büyük ilgi ve beğeniyle takip ettiğim Zülfikar Fidancı, zeytinyağı konusunda neredeyse Dünya çapında "Duayen" olarak kabul görmüş, çok tanınmış bir Grafik Tasarım Sanatçısı olarak karşımda duruyordu. Bende eski bir tasarımcı olarak yakaladığım bu fırsatı kaçırmadım tabi. Bir süre ayakta, bir süre oturarak yaklaşık 2 saat sohbet ettik. Zeytinyağı için hayranlıkla dinlediğim hayallerini anlattı, tıpkı en büyük aşkından bahseder gibi. Bir yerde de yazmıştı şu cümleyi ; "Zeytinyağı, düşünürken kendimi kaybettiğim, tasarımını yaparken kendimi bulduğum bir yaşam biçimi benim için". Uzun sohbetin arkasından arabasına kadar eşlik ettim kendisine. "İnternet'de uzun süredir yeni çalışmalarınızı görmüyorum" dedim. Artık tasarımlarının mahremiyeti olması gerektiğini düşündüğünden "Onları sadece görmesi gerekenlerle paylaşıyorum" dedi. Arabasının bagajından çıkardığı büyük ve siyah sunum çantasını açtı. İçinde bugüne kadar eşine rastlamadığım birbirinden muhteşem onlarca zeytinyağı ambalaj tasarımları gözlerimi kamaştırdı. Ben heyecanla bu harikaları incelerken o da hemen arkamda belkide saatlerdir fırsat bulamadığı sigarasını içiyordu. İnanın her tasarımı bir öncekini unutturacak kadar güzeldi, değişikti, farklıydı !
Zülfikar Fidancı'nın, zeytinyağını üreten ve satan herkesin mutlaka tanıması gereken bir "Duayen" olduğunu düşünüyorum. Bu arada kendisinin yurtdışında verilmiş pekte önemsemediği 7-8 ödülü var. Biri hariç tamamı zeytinyağı ambalajı için.

Zülfikar Fidancı'nın bazı çalışmalarının sergilendiği en geniş web sitesi.
http://byzed.deviantart.com/

AYDIN HAVASI !!!!!

Serdar Öçten ÜNSAL
Zeytindost/Kuşadası
20 Temmuz 2009,P.Tesi


Akşam üstü Denizli yönünden Aydın istikametine doğru ilerlerseniz havayı mutlak kokoreç kokuları saracaktır.İster istemez aracınızda bu kokoreç kokularını hatta yoğun dumanı soluyacaksınız.Seven var sevmeyen var, ne kadar sağlıklı olduğuda şüpheli , tıpkı yol boyunca satılan zeytin ve zeytinyağları gibi !!!!!

İlk durak Gencelli sağda keklik çiftliği tabelasını gördüğünüzde karayolunun sağı ve solu çakma zeytin ve zeytinyağcılarla dolu. Horsunlu girişi Alpet benzin istasyonu 300 mt geçiyorsunuz manzara aynı sağlı ve sollu olmak üzere.Kuyucak trafik ışıklarını geçip PO benzin istasyonuna varıncaya kadar 12 adet sergi sayabildim , sıra sıra yağlar ve zeytin dolu petler gün ışığını kesmişlerdi.

Ben Atça yı çilek festivallerinden tanır ve bilirdim ama meğer öyle değilmiş,çakma zeytin ve zeytinyağı festivali için aday beldemiz olmuş da haberimiz yokmuş!!!!! Sultanhisar girişini süsleyen yağ petleri orjinal görüntü veriyor.

Umurlu girişinden önce organize sanayi bölgesinin karşısında çam ağaçları ile kaplı yol boyu güzel bir alan var,alan güzel de alanı dolduranlar çakmacı yağcılar !!!!

Bunlar tadım paneline ulaşmaya çalışırken gördüklerim,özellikle yer belirttim ki Tarım ilçe müdürlüğü elemanları çok aradık ama bulamadık demesinler !!!!!

Birde Çine girişinde tamamen tesadüf eseri benzin almak için girdiğim Opet Sabuncular petrol istasyonu daha ileri gitmiş , madeni yağların yanına zeytini de eklemiş , süper fikir !!!!!!! reyonda ne ararsan var.......

Aydın iline has görüntüler değil elbet ,zeytin yetişen her yöreye ait zenginliklerimiz !!!!!!!!!!!!

Yol bu, git git bitmiyor , buralara kadar gelmişken Osman Menteşe' ye uğramadan geçmek olmaz.Hava sıcak ,araç göstergesi dışarıda 40 C gösteriyor.Asfalt erimis resmen virajlarda araba kayıyor zor zaptediyorum.İçim de yanmış Yatağan a girmek üzereyim,uzun zamandır Yatağan dan geçmemiştim,güzelleşmiş tekrar yeşil özelliğini kazanmış görünüyor. Yatağan içinden geçerken birde ne göreyim aaaa pazar yeri kurulmuş,taze meyvalar,sebzeler,kuru gıdalar,peynirciler ve vazgeçilmezimiz çakma zeytin ve zeytinyağcılarımız.Köylüler bir yere kadar anlaşılıyor diyebilirsiniz fakattttttt burada peynircilerde pet şişelerde yağ satıyorlar. Sordum kaç lira ? hocam bulamazsın böyle yağ 7.00 satıyorum ama sana 6.00 tl olur sanki babasının oğluyum ya hemen indirdi fiyatı :))))) peki içindeki ne yağı pek zeytinyağına benzemiyor diye sorunca cevap yok !!!!!!

Adresini soracak arkadaşlar ,kendilerini artık biliyorlar ; Ahmet TOKSÖZ caddesi üzerine kurulan cumartesi pazar yeri,adrese teslim yani !!!!! Haaa bu arada 2009/8962 sayı var elimde Yatağan ın plaka numarası değil, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Yatağan ilçesi suç bildirim numarası !!!!!!! belki takip etmek isteyen arkadaşlarım olabilir diye yazdım.

Osman Menteşe bu arada çiftlikte beni bekliyor , sıcaklığın verdiği bunalım ile zar zor buluyorum çiftliği Sayın Menteşe yol tarif ediyor , köy meyadnından sola sap ,devam et trafoyu görünce sağa dön. Köy meydanını geçiyorum ama önüme gelen üç yol ağzı :))) hangisine gireyim ? soldan devam ediyorum şans benim yanımda trafoyu gördüm döndüm sağa git git bitmiyor sıcak ve tozlu topraklı taşlı yol,gözümde büyüyor nihayet göz yordamı ile buluyorum çiftliği tabela yok,romorkun üzerinde yazan isimlerden tahmin ediyorum.Sayın Menteşe ile zeytincilik üzerine konuşuyoruz zaman nasıl geçiyor anlamıyoruz.Ama sayın Osman MENTEŞE yılmış, tükenmiş durumda kavgalardan bıkmış.Ödül almak ona yolun sonu gibi görünüyor aman ha, arkadaşlar destek olalım daha yeni başlıyoruz.

Akşam üzeri ayrılıyorum yanından ,rota Didim.....

Bafa gölü kıyısında serinliyor hava , yol çalışmaları var ,bölünmüş yollar yapılıyor çok doğru bir terim !!! yollar yapılıyor ZEYTİNLİKLER bölünüyor yok ediliyor.Bafa gölünün kenarında uzanan yolun sağı ve solu yol kenarına kadar zeytinliklerle dolu , çalışma başlamış ne olacak diye soruyorum kendi kendime , zeytinliklerin üzerine viyadük yapamayacaklarına göre kesecekler tabi nasıl olsa göze batmaz diyecekler......Bu konuda da duyarlı olalım sesimiz çıksın !!!!!!!!

Karacabel tüneli girişinin önü Çakma zeytinyağı bahçesi çeşit çeşit. şaşırdım,sarı,kahverengi,yeşil renkli yağlar var , yağ teknolojisi ilerlemiş demekki . Mümtaz Hocam dan akıl almış olabilirler :)))) Hepsi de LABRANDA yağı diye satılıyor.Ankara da fuarda o köyden yağ getirmişlerdi kooperatif yağı idi burada satılanlara benzemiyor bilin istedim. Milas- Didim arasında Akgün restaurant var yağ bayii mi lokantamı ayıramıyorsunuz.

Milas - Söke yolunun Didim ayırımında otobüs durağı için yapılmış bir yapı var , hani yolcular yağmurdan , güneşten korunsun diye durak yaparlar ya o cinsten bir şey. Ama gelin görün ki adamlar zeytin ve zeytinyağı satış ofisi yapmışlar,asıl yolcularda güneş altında bekleşiyorlar, görmedim duymadım bilmiyorum derseniz yakında evinizden sizleri çıkarıp çakma zeytin ve zeytinyağı satacaklar haberiniz ola , duyduk duymadık demeyin sonra......

Olaylar o kadar hızlı gelişti ki sizlere Kuşadası Değirmen Çiftliğini,Selçuk'ta ki Efes Köftecisini,Şirince yağlarını,Tariş-İzmir Sertifika törenini yazamadım.Hiç mi iyi bir şey yok diyen arkadaşlarımız var,doğrudur iyilerde var ,yazılanlar sonrası iyi olanlarda var. Zeytinyağlarında isim kullanmamaya özen gösteriyorum ki reklam olmasın,bu seferde reklam yapılıyor diye serzenişte bulunanlar çıkacaktır.

Sayın Osman Menteşe'nin çiftliğinden ayrıldıktan sonra geceyi Didim de bir arkadaşımın yanında geçirdim.Sabah erkenden Kuşadası - Davutlar yolu üzerinde bulunan Değirmen Çiftliğine Gürsel TONBUL hanımı ziyaret amacı ile uğradım.Günlük yaşanan olaylardan konuştuk,çiftliğinde ağırladığı gönüllü çalışma grubu üzerinde konuşmaya fırsat bulamadan kendisi , oğlunun geçirdiği bir kaza üzerine Antalya ya gitmek üzere ayrıldı.Geçmiş olsun dileklerimi bir kez daha iletiyorum.Gece çiftlikte gönüllü çalışma grubundaki arkadaşlarla geç vakitlere kadar konuştuk.Değirmen çiftliğinin Müdürü sayın Hamit ÇAM arkadaşıma da sonsuz teşekkürler ediyorum.Değirmenin güzel restoranında zeytinyağlı mezeler eşliğinde şaraplarımızı yudumladık.

Ertesi gün Selçuk'ta aday tadım panelindeki arkadaşımız Ahmet bey ile bir araya geldik.Selçuk parkında otururken heykeltraş Mehmet AKSOY ile tanışma fırsatım oldu,hep beraber OVA'L yumurta süslemeciliği sergisini gezdik.30 Temmuza kadar Efes Müzesinde sergileniyor tavsiye ederim.26 ağustos 12.30 da ise Mehmet AKSOY beyin yaptığı, Selçuk ta bulunan kurtuluş savaşı adımlarını simgeleyen heykelin gölgesindeki Atatürk'ü mutlaka görün.İsa bey caddesi No: 2 de bulunan EFES KÖFTECİSİ ne gidin ama zeytinyağlı yemekler yiyin , harika zeytinyağı tadın.Bozuk olmayan yağ tattığım tek yer oldu diyebilirim.

Öğleden sonra ŞİRİNCE ye çıktık,güzel bir köy,Sevan NİŞANYAN çok şeyler katmış ama bir o kadar da sevilmiyor daha doğrusu köye katkılarından dolayı çekememezlik var.Kaçak inşaatçı diye söz ediyorlar kendisinden fakat köyü görmeden karar vermeyin.emeklere yazık etmeyin derim.Çöl içinde vaha nasıl olursa öylede olmuş.

Matematik köyünüde gezdik,ama uzaktan bakınca görünmüyor yeraltı şehri gibi.Tam karşısında kayalara kaya mezarı yapıldığı söyleniyor :)))) Sevan NİŞANYAN kendi oyma kaya mezarını yapıyor deniyor,bilmiyorum ama güzel reklam olmuş,herkes ondan bahsediyor.Köy içerisinde Zeytinyağları var markaları var üretim tarihleri var ama yağlar bayatlamış sıcaktan bozulmuş.Orada da beyaz şişe var.Dolaşırken 12 yaşlarında bir çocuğa sorduk nedir bunlar diye ? aldığımız cevap şu ; Tarım ilçe müdürlüğünün pet şişeyi yasakladığını söylüyor ve cam şişenin sağlıklı olduğundan bahsediyor.Demek ki herkes biliyor ama gereğini yapmıyor sonuç bu........

Son olarak Şirince den ayrılırken arkadaşımız Ahmet Bey Mürver şurubu diye bir şey içirdi ,yol üzerinde bir kır lokantasında içtik,tatlı şerbet gibi bir şey.Bir ağacın çiçeklerinden elde ediliyormuş.Soğuk içince şerbet tadı var.Ahmet Beye katkı ve yardımlarından,ilgisinden dolayı teşekkür ederim.Akşam üzeri Selçuk tan ayrılarak İzmir'e geçtim.Tariş tesislerinde Zeytinyağı Tadımına katılanlara verilecek sertifika töreni vardı.

Önceden organize edildiği her halinden belli olan bir tören oldu,orada olduğumdan memnun olmayan insanlar vardı,öyle hissettim.AAAA sizdemi gelecektiniz sizi beklemiyorduk sözleri hislerimde yanılmadığımı gösterdi.En son sertifika bana verildi :))))) sayın Cahit ÇETİN,sayın Mustafa Tan,Sayın Ümmühan TİBET hanım ve Yeni asır medya grubu ve Deulcom yetkilisi konuşmalar yaptı,sorun yokmuş gibi davranıldı.Ama asıl ilginç olan sanki eğitim teknik olarak verildi de scala belli oldu,iki göstermelik isim ortaya atıldı,çığlıkların bile sahte olduğu çok belli oluyordu.Ortaya verilen 2 isim Tariş tadımcıları ile tadım yapacaklarmış oldu tabi inandık .Hele bir sahne vardı anlatması nasıl olur bilemiyorum ama hani üniversitede kep törenleri yapılır ve kepler hep birlikte havaya atılır kutlamalar yapılır ya aynen öyle , ismi açıklanan bayan katılım sertifikasını havaya fırlattı :))) Bunun bir kıstas olmadığı açıklansa idi diğer insanların aaa biz kazanamadık homurtuları olmazdı.Orada bulunmamın asıl nedeni Sayın Mustafa TAN ile görüşmekti onu da başardım.Ayak üstüde olsa 15 dakika kadar konuştuk,incelik ve nezaketinden ötürü sayın Mustafa TAN'a teşekkür ediyorum.Yemek ve çay davetine ,acil olarak ayrılmam gerektiğinden olumlu yanıt veremedim belki ama, yinede inceliktir.Her şey ilklerle başlar.!!!!! Baştan şunu söyleseler biz Zeytinyağını tanıtacağız, gerisi hikaye kimse inanmasın iş bulacağız,adam avutacağız demesinler.Tariş te değişime başlanmalı !!!!!! Koltuklarda ne var da kalkılamıyor anlamıyorum.Gençlerin önünü açmak gerekiyor.

Friday, July 17, 2009

Tansaş Zeytin Satarak 230 Bin Fidan Dikecek

CHA
15 Temmuz 2009,Çarşamba


Tanşaş, zeytin satarak fidan dikmeyi sürdürüyor. Müşterileriyle el ele vererek 3 yılda Ege'ye 200 bin fidan kazandıran Tansaş, şimdi de Şirince'ye 30 bin fidan dikiyor.

Tansaş'ın Şirince'de oluşturacağı 30 bin fidanlık orman alanına yönelik protokolün imza töreni için İzmir İl Çevre ve Orman Müdürü Doç. Dr. Osman Tatar, Migros Ticaret A.Ş. Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Şevki Tuncer ve Ege Orman Vakfı Başkanı Cem Bakioğlu ortak bir basın toplantısı düzenledi.

Ege Orman Vakfı işbirliği ile 2006 yılında 'Küresel Isınmaya Karşı Çözüm Siz Olun' sloganıyla harekete geçen Tansaş, Ege'nin bozulan orman alanlarını yeşertmeye devam ediyor. Müşterileriyle el ele vererek projenin kapsamını her yıl genişleten Tansaş, son olarak Ege Orman Vakfı tarafından üretilen zeytinleri Tansaş mağazalarında tamamen üretim maliyeti olan 5,5 TL'den müşterilerine sunuyor. Tansaş mağazalarından müşterilerin satın alacağı her kavanoz zeytin için 1 fidan dikilerek, Şirince mevkiinde 30 bin fidanlık ormanlık alan oluşturulacak.

Migros Ticaret A.Ş. Satıştan Sorumlu Genel Müdür Yardımcı Şevki Tuncer, geçen yıl 21 bin kavanoz zeytin satarak Torbalı'da 21 bin fidan diktiklerini belirtti. Tuncer, Tansaş mağazalarında 30 bin kavanoz zeytin satışından birer fidan da Şirince'ye dikeceklerini söyledi. Başlattıkları çevre projesi ile 2006 yılında Urla'ya 100 bin fidan dikildiğini hatırlatan Tuncer, bugüne kadar ise Ege'nin tahrip olmuş, yanmış orman alanlarına 200 bin fidan dikildiğini açıkladı. Tuncer, son olarak Tansaş'ın çevre dostu tüketicilerinin yoğun ilgi gösterdiği zeytinlerin her 1 kavanozu için 1 fidan dikilerek, Şirince'de 30 bin fidanlık orman oluşturulacağını kaydetti. Zeytinin mağazalarında üretim maliyeti olan 5,5 TL'den müşterilerle buluştuğuna dikkat çeken Şevki Tuncer, böylelikle 430 gramlık kavanozlardaki İzmir Şirince mevkiinde yeni 30 bin adet fidana dönüşeceğini belirtti.

Zeytinyağından detarjan ile çevremizi kurtaralım

İzzettin Yurtsever
Queen Elizabeth Hotel Genel Müdürü
Turizmde bu sabah
9.7.2009


Avrupa'nın en çevreci ülkesi olarak kabul edilen Finlandiya, kimyasal maddelerden arınarak daha temiz ve daha yeşil bir dünya oluşturmak için 1.Küresel Kimyasal Maddeler Forumu 27-29 Mayıs 2009'da Helsinki'de düzenledi.

Bilimsel riskleri gidermek üzere REACH (AB'nin yeni kimyasallar politikasını oluşturan sistem) kuruldu. Herkesin tüketici olduğunu, günlük yaşantıda yediğimiz-içtiğimiz-giydiğimiz her üründe ve çevremizde çok zararlı-orta zararlı-az zararlı kimyasal maddeler bulunduğuna dikkat çekilip, yasalar gereği bu konuda en duyarlı sektörün kimya sektörü olduğuna dikkat çekildi.

Özellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde denetimin yetersiz olduğunun altı çizildi.Bilimsel riskleri gidermek için ECHA(Avrupa Kimyasal Maddeler Ajansı)nın kurulduğuna dikkat çekilirken, Finlandiya Başbakanı Matti Vanhannen ülkesinin kimya sektörü ile dirsek temasında olduğunu, sivil toplum-siyasi çevre ile ilgili makamlar ve iş dünyası ile işbirliği yaparak dünyanın karşılaştığı zararı en düşük düzeye indirmek için barışçıl bir çalışmaya gerek olduğunu belirtti.

FORUM'DAN ÇIKAN AB'NİN ÖZET AÇIKLAMASI : ''İNSAN VE ÇEVRE İÇİN EN İYİ ATILIMI KİMYA SEKTÖRÜ YAPMALI''

İşte AB'nin ve tüm Dünyanın (Singapur'da şişe içinde arıtılmış lağım suyu içilmektedir)çağımızdaki doğayı en fazla tehdit eden tehlikelerin başındaki Çevre Kirlenmesine devrim yaratacak en aktif katkıyı müthiş buluşu bir Türk Firması yıllarca süren AR-GE çalışmaları sonucunda dünya tüketicilerine sundu.
Dünyada çığır açacak bu eşsiz buluşun patenti alındı, Üniversiteler ve Tübitak da faydalı ürünü belgeledi.

Dünyada ilk ve tek olarak %100 naturel zeytin ve defne yaprağından imal edilen, diğer deterjanlardan daha etkili temizleme gücüne sahip olduğu kanıtlanan deterjan sentetik yüzey aktif kimyasalları da içermiyor. İçerisindeki aktif maddelerin %80'ini parçalanma özelliğine sahip.Ambalajı da doğaya uyumlu, yumuşatıcı gerektirmeyen, makineyi kireçten koruyan, cilde zarar vermeyen, çamaşırları yıpratmayan ve ütüye hazır bu süper deterjan su ve enerji tasarrufunda da avantajlar sağlıyor. Mevcut konsantre ve toz deterjanlardan daha etkili temizleme gücüne sahip olduğu yapılan test ile kanıtlanan üründe petrol türevi kimyasal kullanılmıyor.
Mevcut deterjanların yurt dışından ithal edilen esas dolgu maddesi sülfat-aktif madde olarak lapsa-sedes-alüminik gibi kimyasallardır. Bu üründe bütün hammadde yerli malı. Yurt dışından herhangi bir katkı maddesi kullanılmıyor.

New Matic isimli yerli ve yeni naturel konsept, bu ürünün fiyatı daha yüksek olması gerekirken firma bu konuda da tüketicilere çevre adına cazip fiyat politikası ile destek veriyor.

Günlük 100 ton toz ve 50 ton sıvı deterjan üretme kapasiteli fabrikaya sahip olan firmanın evsel ve endüstriyel çamaşır deterjanı yanı sıra zeytinyağından üretilen dünyanın ilk ve tek tablet bulaşık deterjanı,zeytinyağından yapılan katı ve sıvı sabun, şampuan, duş jeli, sıvı bulaşık deterjanı ve diğer temizlik ürünü kimyasalları piyasada satışa sunulmaktadır.

Bu aşamada tüm çevre dostları ve insan sağlığını her şeyin üstünde tutan, dünya tüketicilerine evsel ve endüstriyel üretime başlanan tüm semavi dinlerinde kutsallığı belirtilen doğanın mucizesi zeytin ağacının eseri olan bu ürünü kısa sürede tüm dünyaya tanıtıp, yaşlı ve kirlenen gezegenimize önemli çevresel katkıda bulunmak için kullanımını yaygınlaştırmak gerekmektedir.
Çevre Bakanlığı– Turizm Bakanlığı ve Sanayi Bakanlıklarından alınacak çevreye duyarlı ürün belgesi gitgide artmakta olan Çevreci Oteller ve Sanayi Kuruluşları için bu ürün tercih nedeni olmalıdır. Hatta bu ürünü kullanan tesislerin kapısına ''BU TESİS DENİZİ VE ÇEVREYİ KİRLETMEYEN DOĞANIN MUCİZESİ ZEYTİNDEN YAPILAN KİMYASALLAR KULLANMAKTADIR'' plaketi asılmalı, çevreci kurumlara ürün tanıtılarak kamuoyu desteği alınmalı ve İlgili Bakanlıklar tarafından sağlığa ve çevre kirlenmesine en az zararlı bileşimlerin saptanıp bu standardın dışında deterjan üretimine izin verilmemesi gerekmektedir. Artık seyahat eden,tatil yapan turistler çevreci tesisleri tercih ediyor, doğaya saygı gösteren, doğallığı konsept olarak sunan tesisleri arıyor.
Bolluğun, adaletin, sağlığın, güzelliğin, üstünlüğün, barışın, zaferin, gururun, bilgeliğin, aklın, ölümsüzlüğün, arınmanın ve yeniden doğuşun simgesi olan 1000 ila 3000 yaşına kadar yaşayabilen yanlızca meyvesi ve ondan elde edilen yağı değil; yaprağı da, insan sağlığı yönünden önemli olan kutsal Zeytin ağacı üzerine Allah'ın Kuran'da ayetlerde buyurulduğu gibi yemin etmektedir.Zeytin için sevgili peygamberimiz hadislerinde ''Zeytinyağı 70 derde devadır. Zeytin yağı yiyiniz ve onu vücudunuza sürünüz. Çünkü o mübarek bir ağaçtan meydana gelmektedir.''diye buyurmaktadır.
Temizlik ve Temiz Çevre ile ilgili Kuran-ı Kerim'de bir çok ayetlerde adı geçen ve Allah'ın nurundan yarattığı öne sürülen ve sıvıların üstüne çıkan bu mübarek ağacın yağı içerisinde ne olduğu hala bilinemeyen bulunamayan bazı kimyasallar ihtiva etmektedir.Zeytin yağını zeytin yağı yapan bu kimyasallardır.

Bu kimyasallar zeytinyağını normal oda şartlarında sakladığınız zaman asırlar boyunca bozulmadan yenilebilecek evsafta kalmasını sağlamaktadır. Yani bu madde veya maddeler zeytinyağına antioxidan olarak etki etmektedirler. Zeytinyağını zeytinyağı yapan bu malzeme yoğun bir şekilde zeytin çekirdeğinin içerisindedir.
Bu faydayı elde etmek için ise kahvaltılarda yenilen zeytin çekirdeklerini atmayıp yutmak gerekir. Yutulan Zeytin çekirdeği boğaz boşluğundan mideye girene kadar eriyen yediğimiz tek maddedir. Yani hazmı en kolay yiyecek olan zeytin çekirdeği bile ülser gastrit gibi mide problemlerini bitirdiği gibi bağırsak ve sindirim yollarını düzenlemekte, basur ve prostatı engellemekte vee iç organlarda oluşabilecek kanserojen hücre riskini binde birlere indirgemektedir..

Zeytinyağından yiyecek olarak yararlanmanın dışında Geçmişi M.Ö. altı binlere kadar uzanan sabunun yanı sıra günümüzde çeşitli kozmetik ürünler,şampuan,duş jeli, el ve ayak kremleri, vücut yağları, zeytinyağı çayı gibi bir çok doğal ürün üretilmektedir.
Sofralık zeytinde dünya ikincisi, zeytin yağında dünya 5`incisi olan Ülkemizde katı ve sıvı sabun, elde yıkama ve matik deterjan, bulaşık deterjanı ile toz ve sıvı yüzey temizleyicilerinden oluşan temizlik ürünlerinin 2007 üretimi 1.8 milyon ton olarak gerçekleşmiştir.
Temizlik ürünleri pazarının 2007 yılı cirosu 2.7 milyar dolar olmuştur.
2007 yılında sadece çamaşır makinesi deterjanı üretimi 760 bin ton olarak gerçekleşti. Yıllık ciro ise 740 milyon YTL olmuştur.
2007 yılında 184 milyon dolar tutarında 228 bin ton temizlik ürünü ihraç edilmiştir.
231 milyon dolar tutarında 126 bin ton ithalat yapılmış olup, Türkiye'deki temizlik ürünlerinin yüzde 4'ü merdiven altı üretimidir.
Sağlıklı yaşam ve sağlıklı çevre için herkesi, çevreci kurumları zeytin ağacı dikmeye, daha fazla zeytin ve ve zeytinyağı tüketmeye, zeytinden yapılan ürünler kullanmaya insanlık adına davet ediyorum.

DETERJANLARIN ÇEVREYE ZARARLARI:

Deterjanlara temizleyici özellik veren yapısındaki yüzey-aktif maddelerdir. Üreticiler çoğunlukla deterjanlar içinde pahalı olan bu maddeleri düşük oranda (%10-30) kullanmakta, onun yerine ucuz olan bentonit, kaolin, değişik tuzlar, asitler ve silikatlar gibi temizleyici özellikleri olan suda az eriyen inorganik maddeler karıştırmaktadırlar. Bir deterjanın yapısındaki biyolojik bozulmaya (biyodegredasyon) uğratmayan maddelerin oranı onun çevre kirlenmesi ve sağlığa olan zararlarının göstergesidir.
Deterjan içerisinde bulunan yüzey-aktif madde dışında önemli oranda (%70-90) bulunan temizleyici, beyazlatıcı, yumuşatıcı, köpürtücü, parlaklık verici ya da antiseptik özellik veren katlı maddelerinin çoğu da yüzey-aktif madde gibi insan organizmasına gıdalarda ve diğer yollardan girdiklerinde dokularda iritasyon sonucu olumsuz etkilere neden olabilmektedirler. Her ne kadar bu maddelerin kanserojen etkili olduklarına ilişkin bilgi olmasa da bir çok kanser türünün dokuların sürekli iritasyonu sonucu oluşabildiği literatürlerde vardır.
Ülkemizde üretilen deterjanlara katılan dedosil benzen (DDB) yüzey-aktif maddesi kimyasal yapısında sağlam halkalı gruplar içerdiğinden su ve toprakta bakteri ve enzimlerin etkisiyle oldukça güç çözünmekte dolayısıyla doğada giderek birikmektedir.
Sentetik deterjanların içerdikleri fosfor nedeni ile alıcı ortamlarda ötrofikasyona neden olduklarının yanısıra ayrıca deterjanların sulara neden olduğu köpük,estetik bir sorun olarak ortaya çıkar. Bunun ötesinde deterjanlar kimyasal yapılarına bağlı olarak alıcı su ortamlarında çeşitli düzeylerde kirliliğe neden olabilirler.Deterjanların ham maddesi olan alkilbenzen sülfanatlar (ABS) alıcı ortamlarda parçalanması çok güçtür. Bu nedenle pek çok ülkede deterjan üreten endüstriler ABS üretimini durdurmuş ve onun yerine lineer Alkil Sülfanat (LAS) üretimine başlamışlardır.LAS'lar aerobik koşullarda biyolojik olarak kolay ayrışabilmekte ve deterjanlarla kirlenme problemi azalmaktadır.Bir diğer önemli kirletici maddede deterjanlarda katkı maddesi olarak kullanılan ve yüzey aktif aktif maddelerin etkinliğini artırmada özelliği olan Sodyum Tripolifosfat (STPP) olup, kullanımında da çeşitli kısıtlamalar ve yasaklamalar söz konusudur. Katkı maddelerinin birinci görevi suyu yumuşatmaktır. Bunların birçok avantajları yanı sıra fosfor içermesi nedeni ile önemli çevre problemlerine yol açmaktadır. Çünkü STPP içerdiği yüksek düzeydeki P (fosfor) nedeni ile sularda alg çoğalmasının artmasına ve dolayısıyla oksijen azaltımına neden olmaktadır. Bu durumda su canlıları yok olup,Ötrofikasyon ortaya çıkmaktadır.
1960'lı yıllarda A.B.D gibi bazı batı ülkelerinde deterjanların doğa kirlenmesinde önemli rol oynadığı belirlenmiş ve bu konuda bir dizi önlemler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
Kullandığımız her gram deterjanla sağlığımızı ve çevremizi tehlikeye atıyoruz.2010 da 20 milyon insan kanserli olacağı tahmin edilmektedir.

Çevreyi kirleten malzemelerden—plastik ambalaj, deterjan, temizlik maddeleri vs.—mümkün olduğu kadar uzak kalmalı, ya da kullanmaya mecbur isek en az miktarda kullanmalıyız.
10 litre suya 1 lt ürün, çamaşırhanede 1 lt suya 2 gram deterjan konuyor. 60 kğ malzeme için 300 lt su tüketilmektedir. Yani 1 e 5.

Otellerde geceleme başına 3 kğ tekstil yıkanmaktadır. 150.000 geceleme yapan bir tesiste 450 ton çamaşır 2 günde bir yıkandığında 225 ton yapar. Her kğ için 10 gram ana yıkama(new matik) yani 2.5 ton. Bunun yarısı kadar normalde yumuşatıcı kullanıldığında 3.750 kğ eder.

Otellerde temizlik ürünlerinin %40 çamaşırhanede, %35 i mutfakta, %25 i katlarda ve genel alanlarda tüketilmektedir. Lüks bir otelde 30 kalem ürün kullanılmaktadır. Normalde iyi bir otel 20 kalem ürün kullanır. Otellerde para ödeyen kişi başına düşen(geceleme başına) toplam temizlik malzemesi tutarı 125 gram civarıdır.Buna otelde çalışan personel toplamının 1/3 de ilave edilerek hesaplanır.Bu asrın başında sabun elde edilmesinde kullanılan yağların kıt bulunması, temizleyici başka maddelerin bulunması için çalışmaların başlamasına neden oldu.
Ham petrolden sentetik yolla elde edilen deterjan üretilmesine başlandı.
Çeşitli gıda maddeleriyle vücudumuza giren miktarı yapacağı zarar yönünden önemlidir. A.B.D'de bir günde insan vücuduna giren deterjan yüzey-aktif maddesinin 0.3-3 mg arasında olduğu belirtilmesine karşın ülkemizde bazı yörelerde yapılan çalışmalar içme sularında çok yüksek miktarlarda deterjan bulunduğunu ortaya koymuştur.
Sonuç olarak medeniyet gereği olan temizlik işlerimizde kullandığımız deterjanların vazgeçilmez yararlarının yanında çevre kirlenmesi ve özellikle sağlığımız açısından zararlarından korunabilmek için üretimlerinin kontrol altında tutulması zorunludur.

Nitekim 1978 yılında Marmara denizinde 126 balık çeşidi varken bu gün bu sayı 25 çeşide inmiştir. 2050 yılına kadar da denizlerdeki canlıların %98 inin yok olacağı tahmin edilmektedir.(Oxford başta olmak üzere amerikan üniversitelerinin açıkladıkları raporlardır.)
Küçük çocukların boğaz enfeksiyonu geçirmelerinin en başlıca sorumlusu bu deterjanlardır.
Dünyada en büyük deterjan ve temizlik maddeleri üretici, ihracatçı ve ithalatçı ülkeleri Avrupa Birliği ülkeleridir. AB ülkeleri dünya deterjan ve temizlik maddeleri ihracatının yüzde 57.5` ini, ithalatının ise yüzde 50` sini oluşturmaktadırlar. Son yıllarda daha çok önem kazanan çevre faktörü, deterjan sanayisini çevre dostu ürünler geliştirmeye yöneltmektedir.
Son yıllarda deterjan sektöründe daha etkin formüllü ve daha küçük hacimli kutularda sunulan konsantre deterjanlar önem kazanmıştır.

ÇEVRE SORUNLARI :

İnsan ve diğer canlıların yaşam ortamı olan su, hava ve toprağın endüstriyel teknolojinin gelişmesine paralel olarak çeşitli sentetik maddeler ve diğer toksik atıklarla hızla kirlenmeye yüz tutması daha şimdiden Dünyanın bir çok yöresini yaşanmaz duruma getirmiştir.

Çevre kirlenmesinde rol oynayan organik ve inorganik maddelerin sağlık üzerine olan olumsuz etkileri gıdalarla ya da diğer yollardan organizmaya alınmalarıyla olmaktadır. Şu an, tabiatta 1000 yılda yaratılmış petrolü 1 günde tüketiyoruz. Daha geçen yüzyılın başlarında dünyanın yakıt rezervleri full iken, şimdi göstergelerde kırmızı ışık yanıyor.
Atık sulardaki kimyasal maddeler ve organik bileşikler suda çözünmüş olan oksijenin miktarının azalmasına sebep olur. Bu da suda yaşayan bitki ve hayvanların ölüm oranlarını arttırmaktadır. Çiftçiler tarafından daha verimli ürün elde edebilmek için kullanılan gübreler,yağmur gibi etkenlerle yeraltı ve yer üstü sularına karışmaktadır. Yüksek oranda nitrat (NO3-) ve fosfat (PO4-3) içiren gübreler suya karıştığında suda yosunların daha fazla üremesini sağlar. Bu da yosunların diğer canlılardan daha fazla oksijen kullanmasına sebep olur ve diğer canlıları tehdit eder. Bu tür sular da pis kokulu ve kötü tatlı olurlar. Benzer olarak deterjanlar ve tarım ilaçları da su kaynaklarını önemli ölçüde kirletmekte olup canlı hayatını tehdit etmektedir. Ancak,bu kullanılan maddeler bakteriler tarafından parçalanabilir hale getirilebilirse kirlenme oranı azaltılabilir.
İçme suyu az gelişmiş ülkelerdeki kırsal kesimde yaşayan insanların %61'i ve şehirlerde yaşayanların %26'ı sağlıklı içme suyu içememektedir. Her yıl 5 milyon kişi su sebebiyle oluşan hastalıktan ölmektedir.
Ülke dışındaki su havzalarından taşınan kirlilik,sanayi gelişimine paralel olarak gerçekleşen nüfus artışı, plansız kentleşme, denetimsizlik, partizanlık, eğitimsizlik, rant edinme,petrol kökenli ve deterjan gibi doğada kolay parçalanmayan sentetik organik maddelerin tüketiminin artması, kültür balıkçılığı, evsel ve sanayi atık sularının iyi arıtılmadan denize boşaltılması,turistik tesislerin ve yapılaşmanın sahillerde çoğalması, alt yapının yetersiz olması, yat turizmi, endüstriyel ve tarımsal faaliyetler sonucu atıkların artması sularda kirlenmeye neden olmakta bu da sonuç olarak canlı ekosistemi bozmaktadır.
Turistik ve ticari amaçlı Gemilerin normal operasyonlarından kaynaklanan sintine ve atıklar ile çöplerini denize boşaltmaları ve, bu gemilerin legal veya illegal yollardan taşıdıkları tehlikeli atıkların veya maddelerin denize boşaltmaları kontrol ve cezalarla engellenmelidir.
Çevreye duyarlı olmanın bu kadar önemli olduğu günümüzde bizler kendimizi ve kurumunuzu yeteri kadar koruyor muyuz?
1 litre atık su 8 litre tatlı suyu kirletiyor. Kirli sular yüzünden yılda 250 milyon kişi hastalıklara yakalanıyor ve 1 milyon 800 bini çocuk olmak üzere 5 milyon insan ölüyor. 50 yaşın altındaki ve bebek ölümlerinde inanılmaz bir artış var... Bunların hepsi atık suya bağlı.
50 yaşın altında ölümlerde ülke olarak bir numaradayız. Bizi neyin zehirlediğini bilmeden ölüyoruz. Atık suların etkisinin çok kötü olduğunu biliyoruz. Atık suyun yüzde 80′i arıtılmıyor bizim ülkemizde. Avrupa'da yüzde 90′ı arıtılır. Durum böyle. Ülkemizde son zamanlarda bebek ölümlerinde inanılmaz bir artış var. Sebebi de ishal. İshalin sebebi ise su. Su kaybı oldukça bebeğe su veriyorsunuz. Kaynatılmadan içilen sular öldürüyor. 50 yaşın altındaki ölümlere ve kanser vakalarına baktığımızda dönüp dolaşıp su mevzusuna geliyoruz. Çevre kirliliği, atık su kullanımı kanser yapıyor. 250 organize sanayi bölgesinde sadece 37'sinde arıtma tesisi var. Bu suyu içen hayvanların zaman zaman telef olduğu görülüyorMeyveler, sebzeler atık suyla yıkanabiliyor. Ya da atık sudaki zehir bitkinin DNA'sına da giriyor. yeraltından çekilen sularda tükeniyor ve akiflerin dengesiz bozuyor, su tuzlu çıkabiliyor.
ÇEVRE SORUNLARININ TURİZME OLUMSUZ ETKİLERİ :
Sera gazlarının neden olduğu küresel ısınma sonucunda sıcaklıkların artması, iklimlerin bozulması, global iklim değişikliği neticesi kuraklık ve sel baskınlarının artması, yağmurların azalması, çölleşme, yer altı sularının sondajla çekilip akiflerin dengesinin bozulması, buzulların erimesi, okyanusların ısınması, depremlerin artması, büyüyen enerji sorunu nedeniyle sık sık elektriklerin kesilmesi, nükleer enerjiye çevrecilerin karşı çıkması, petrol rezervlerin azalması, turistik tesislerin ve düzgün arıtmasız yerleşim yerlerinin deniz suyunu kirletmesi, kanalizasyon sorunu, deterjan gibi kimyasal maddelerin deniz dibindeki yaşamı yok etmesi, trafik-elektronik-mekanik-yoğunluk-gürültü-görüntü-çevre-su-toprak kirliliğinin artması, kimyasal ilaçlamanın zararları, otellerde çokça kullanılan plastiğin çevreye zarar vermesi, uçakların küresel ısınmaya neden olan karbondioksit gaz salınımı nedeniyle havayı kirletmesi, orman yangınları, çeşitli amaçlarla ormanların yok edilmesi, rant nedeniyle orman arazilerinin imara açılması, ağaç ve bitki dokusunda tahribatın artması, aşırı betonlaşma, kıt kaynakların israf ve bilinçsiz kullanma sonucu azalması, erozyon ve çevresel nedenlerle tarımda üretimin gerilemesi ve verimliğinin azalması, nüfusun artması, kentleşme ve sanayileşmenin hızlanması, savaşların artması, ozon tabakasının incelmesi, , bazı canlı türlerinin yok olması, organik kirlenmenin devam etmesi, Antartika'nın yok olması, denizlerin yükselmesi, atıkların artması, yorgun gezegenimizin nükleer denemelerle dengesinin bozulması, fosil yakıtların yoğun kullanılması nedeniyle asit yağmurlarını artırması, kanser gibi öldürücü hastalıklarda önemli artışlar olması, ölümle sonuçlanan vakalarda artışlar olması, sağlıklı içme suyu probleminin artması, bilinçsizce avlanma nedeniyle biyolojik çeşitlilikte azalma olması, sahil yerlerinin plansız-programsız yapılaşmaya açılması ve kaçak yapılaşmanın artması, astım- kronik bronşit gibi çeşitli solunum yolu hastalıkları-kalp ve damar hastalıkları-böbrek rahatsızlıkları- çeşitli kanser vakaları-çeşitli göz hastalıkları-kolera gibi çeşitli bulaşıcı hastalıkların ve işitme bozukluklarının artması, insan psikolojisinin bozulması, saldırgan davranışlar - stres - huzursuzluk - boşanmalar - gelecekten kaygılanma - işsizlik - kendini yalnız hissetme - mutsuzluk gibi kötü sonuçlara neden olan çevre sorunları turizmi olumsuz etkilemektedir.

Çevre sorunları 50 yıldan beri dünya gündemindeki en önemli sorunlardan biri olmuştur. Çevre sorunlarının artması çevre kirliliğinin boyutlarını yerel kirlilikten, bölgesel asit kirliliğine, küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi ile ortaya çıkan küresel kirlenmeye doğru genişletmektedir.
Çevre sorunları insanlar ve diğer canlılar üzerinde birçok önemli ölümcül hastalıklara sebep olmakta ve her geçen gün daha da artan bu hastalıkların yanı sıra psikolojik hastalıklarda ortaya çıkmaktadır..
Çevre kirliliği hava kirliliğinde olduğu gibi binalar, araç ve malzemeler üzerinde de olumsuz etkiler meydana getirmektedir.

ALL INCLUSIVE'IN ÇEVREYE OLUMSUZ ETKİLERİ :

Bugünkü piyasa şartlarında uygulamayı tercih etmekte olduğumuz all inclusive konsepti gerçekten yorucu, yüksek tempolu, tüketimi furyaya dönüştürerek özendirdiği, oda kullanımında-masada-büfede tüm gün doldur boşaltın rutin yapıldığı, azalan kaynakların israfını hat safhaya çıkarttığı, bu kar marjları ile turizm hamallığı yapılıp tesislerin aşındırıldığı, otel restoranları ve lobby'lerinin yönetmeliklere göre yerden kazanmak için genişçe yapılmadığından oturma kapasitesinde hizmeti aksatan memnuniyeti ve kaliteyi düşüren bir görünüm ortaya koyması, personeli bitkin düşürdüğü, verilen hizmetin karşılığının alınmadığı, zerafet ve şahsileştirilmiş hizmetlerin yerine daha genel hizmetlerin verildiği, hijyene yoğun tüketim nedeniyle yetişilmediği, maliyetlerin aşağı çekilmek istenmesi sonucu sağlıklı gıdaların birinci derecede tercih edilmeyip bir dizi sorunların ortaya çıktığı,gıda güvenliğine yeterince dikkat edilemediği, kalifiye elemanın çalışmak istemediği, eğitimin yeterince yapılamadığı, standartların oluşturulamadığı, maaşların emek karşılığında artırılamadığı, artan balık talebini karşılamak için denizde kurulan balık çiftliklerin denizi kirletmelerine olumsuz katkıda bulunduğu, her yeni all inclusive uygulayan tesisin denizin kenarında kurulup en büyük sermayemiz olan denizin kirlenmesine olumsuz katkıda bulunduğu, tüm alanlarında toplu ve yoğun hizmet verilmesi nedeniyle enerjinin fazla tüketilmesi sonucu elektrik kesintilerine neden olduğu, aşırı yiyecek artığı çöplerden dolayı haşere ve sineklerin çoğalmasına ortam yarattığı, kalite sistemlerinin gerçek anlamda uygulanamadığı, tesisler dolsun diye ürünün ucuza satılması ile oluşturulan kitle talebinin destinasyonların alt yapı ve diğer yıpranma maliyetlerine neden olduğu, özellikle yiyecek-içecek de ayrıca enerji-su-kağıt-deterjan ve diğer israfların hat safhada olması sonucunda fiyata yansıtılmayan hizmetlerin karlılığı azalttığı, 5 yıldızlı bir otelde toplam harcamaların %30-35 inin yiyecek içeceğe gittiğini, 5 yıldızlı 200 odalı bir otelde yiyecek içecek ürünlerinin bir aylık tüketim miktarının orta boy bir ilçenin tüketimini geçtiğini, all inclusive de kişi başına 5 kğ yiyecek tüketilmekte olup bunun yaklaşık 1/3 ü çöpe gitmesine neden olduğu, bu rakamın Antalya'ya gelen turist sayısı ve ortalama gecelemesi ile çarpıldığında her bir yiyecek kaleminin milyon tonları geçmesine neden olduğu, artan her 1 litrelik atık yağın 1 milyon litre içme suyunu kirletmesine olumsuz katkıda bulunduğu, konseptin her yeni açılan tesiste daha fazla ücretsiz hizmet verme yarışına soktuğu, tüketici haklarının yeterince korunamadığı, reklamasyonları arttırdığı, turizmcileri konukseverlikten maliyet severliğe yönelttiği, kaçak yiyecek ve içecek ürünlerinin ve kalitesiz - güvencesiz ürünlerin cost nedeniyle tercih edildiği, obezeliği - et tüketimini ve dengesiz beslenmeyi özendirdiği, çocukların sağlıksız tüketici olmasına ortam hazırladığı, çevre ve sağlık koşullarını elverişsiz kıldığı, nefsin terbiye edilmesini zorlaştırdığı, tatilde yiyecek-içecekten kaynaklanan rahatsızlıkları artırdığı gibi yukarıda sıraladığım konularda hem turizmcilerde hem de toplumda rahatsızlıklar dile getirilmektedir.

TÜKETİCİLERE DETERJAN VE KİMYASALLAR KONUSUNDA UYARILAR :

Alışveriş yaparken mutlaka etiketleri okuyun. İnsan sağlığına ve çevre kirliliğine neden olan maddelerin bulunduğu ürünleri satın almayın.
-Çamaşır suyu ve deterjan yerine arap sabunu ya da zeytinyağlı sabun kullanın.

-Ekolojik tarım ürünlerini tercih edin.

-Bebeğiniz için tek kullanımlık bez değil, yıkanabilen bez kullanın.

-Plastik bardak, tabak gibi eşyaları kullanmayın.
Ovarak temizlik için, ovma işlemini boraks ile yapın, sonra bol suyla temizleyin.

-Dezenfektan hazırlamak için, sıcak suya yarım bardak boraks katın ve uygulayın.

-Bulaşık yıkarken makineye deterjan yerine eşit miktarda boraks ve çamaşır sodası kullanabilirsiniz.

-Mobilyalarınızı cilalamak için, yarım litre bitkisel yağa 1 yemek kaşığı limon yağı koyun ve yüzeye uygulayın.

Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne
sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya
fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir.
Deterjanı çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür,
kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer
sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da
limonlu suyla silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven
kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve
ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci
eldiveni: Pamuk eldiven)

-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle
halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla
temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.