Thursday, October 30, 2008

Sıkıntılar çok, peki ya beklentiler?

Bahattin OKTAV
Zeytindostu YK Üyesi


Epey uzun bir zamandır yeni hasat dönemini bekliyorduk. Körfez bölgesi hariç, zeytinci yaklaşık 20 aydır çalışma zamanını gözlüyordu. Döküntüler başladı, nasipse Aydın ve yakın çevresi 15 gün ya da 1 ay sonra yeni hasata başlayacağız. Her sezon olduğu gibi heyecan büyük, bu sene ilaveten de belirsizlik!

Ben politika yapmadan sektörün sıkıntı ve beklentilerini aşağıda belirteceğim. Altını çizmek istiyorum,yazacaklarım KENDİ DÜŞÜNCELERİMDİR...! Sıkılmadan okumanızı temenni ediyorum.

• Küresel ekonomik krizden öncede zeytinyağı piyasasında belirsizlik söz konusu idi. Özellikle dünyadaki büyük zeytinyağı markalarının el değiştiriyor olması ve İspanya’da ki büyük stok miktarları, dünya fiyatlarının son 2 sezondur çok oynaklık göstermesine neden oldu. Ulusal zeytinyağı politikamızın ve prim sistemimizin kısıtlıkları, üreticisinden sanayicisine kadar zeytinyağı tedarik zincirindeki birçok firmanın ciddi anlamlarda zararlar etmesine ve özellikle son 1 yıldaki olumsuz gelişmelerle pazar kaybetmelerine sebep oldu. Bu zaman aralığında zeytin ve zeytinyağı sektörüne giren yatırımcıların çoğu zararlarını uzun yıllar kapatamayacaklar gibi görünüyor. Elbette küresel krizin emtia piyasalarına etkileri bir noktada son bulacaktır. Ancak unutulmamalı ki zeytinyağı dünya piyasalarında adının pek fazla zikredilmediği bir üründür. Öyle ki sadece Türkiye’nin bitkisel yağ tüketimi 1.600.000 metric/ton olup, dünyanın toplam zeytinyağı üretimi 2.820.000 metric/ton (Kaynak: www.mfao.es) ’dur. Yani ülkemiz gibi 2 ülke yalnızca zeytinyağı kullanıyor olsa dünyada zeytinyağı kıtlığı olacak. Ancak bu şartlarda bile kısıtlı olan bir ürün, bu sene yeterli alıcı bulamadı. İspanya’da ki tüketim yaklaşık % 10 azaldı ( Kaynak: http://olivegazette.blogspot.com/2008/08/spanish-domestic-consumption-continues.html ). Bunun yanında İspanya ve İtalya arasında ki Pazar çekişmeleri, bu ülkelerin Dahilde İşleme Rejimini çok iyi kullanıyor olmaları özellikle yeni gelişen pazarlarda ülkemiz gibi bazı ülkelerin pazarlama faaliyetleri üzerinde olumsuz etkiler yapmıştır. Peki ya beklentiler?

Beklentiler her zaman umutlu olmalı. Elbette bu işler bu noktada kalmayacaktır. Makro düşündüğümüzde bu ürünün kıymet ve değerinde ticarete konu olacağına bende inanıyorum. Ancak işlerin düzelmesi çok yakın görünmüyor. (Tabi bu duruma doğal afetler ve aşırı kuraklığı dâhil etmiyorum. Allah’ta göstermesin! ) Şöyle ki, bu sene özellikle Amerika ve diğer gelişmiş ülkelerde baş gösteren ekonomik kriz ve dalgalanma nihayetinde ekonomik büyümenin durmasına ya da yatay seyrine yol açacak. Zeytinyağı tamamen ekonomik büyüme ile doğru orantılı bir üründür. Büyüyen ve zenginleşen ülkelerde zeytinyağı tüketilir, çünkü diğer bitkisel yağlara göre pahalıdır. İsterseniz Amerika’da dönemsel olarak zeytinyağı tüketim eğrisine http://www.internationaloliveoil.org/downloads/USA_ang.PDF adresinden bir göz atalım. 1980 sonrası Amerika’nın önlenemeyen ekonomik büyümesi beraberinde zeytinyağı ithalatını 20.000 metric/ton seviyelerinden 280.000 metric/tonlara çıkarmıştır. Elbette bu ülkede yaşan İspanyol ve İtalyanların bunda katkısı şüphesiz ancak Türkiye bile en büyük zeytinyağı pazarlama kanallarını Amerika ve Kanada’da kurmaktadır. Alıcı ülkeler bunlardır ve bu ülkeler artık krizde. Gıda ticaretinin finansal krizden dolaylı etkileneceği de şüphesiz. (Durumu daha detaylı anlamak isteyenler için; kredi kullanan dış alıcılar ya da zeytinyağındaki fiyat spekülasyonundan faydalanan firmalar artık pozisyonlarını daha dikkatli kullanacaklar. Bunun yanında akreditiflerde de bankalar kanalıyla sorun yaşanması söz konusu olabilir.) Yani problemler derin. Cari açık fazlaları ve GSMH azalışları tüketime doğrudan etkisini zeytinyağı gibi ürünlerde daha derinden hissettireceğe benziyor.

Kısacası küresel piyasalarda 2008/2009 zeytinyağı sezonu büyük fiyat dalgalanmalarının olmayacağı, aksine özellikle İspanya’daki yüksek stok devri ve beklenen tarihi rekolte (Kaynak: http://olivegazette.blogspot.com/2008/09/record-inventories-in-spain.html) ile fiyatların daha da değişik bir hal içinde olacağını bekleyebiliriz. Bunun yanında şaşırtıcı bir şekilde ilk defa Naturel birinci ile Extra Virgin fiyatları birbirine o kadar yaklaştı ki, bu anlamda İspanya’da future işlem yapanların çoğu büyük miktarda zararlar etti. Yani bu sezon, zeytinyağı ticaretiyle ve ihracatıyla uğraşan firmalar için daha da meşakkatli geçeceğe benziyor.

•Üreticiler için sıkıntılar başlı başına bir kitap haline getirilebilir sanırsam. Nereden başlanacağı meçhul. Hani bir laf vardır ya “Çiftçiye kargalar bile düşmanmış” diye, aynen öyle. Özellikle son 3 senedir yaşanan aşırı kuraklık ve bununla birlikte gerekli sulamanın yapılamamış olması ağaç ve ürün kayıplarını yıldan yıla katlamaya devam ediyor. Kuraklığa ve Akdeniz sıcağına en fazla dayanan ağaçlardan biri olan Zeytin ağacı, Türkiye gibi ülkelerde, son yıllarda topraktan, az olan gıdasını bile alamamaya başladı. Son 10 senedir dikilen binlerce zeytin fidanı bile bu sene üretimimizi 200.000 metric/tonun üzerine çıkarmaya yetmeyecek belli oldu( Kaynak: İTB ve EİB 2008/2009 zeytinyağı rekolte tahminleri). Bunun yanında mazot, gübre ve işçilik maliyetlerinde ki astronomik artışlar, 1 kg zeytinyağının maliyetini 2 katına çıkarmış durumda, fiyatlar ise geçen senenin de altında. Yani zarar üstüne zarar. Bazı çiftçilerle konuştuğumda halen zeytini ağaçtan toplatıp toplatmama karasızlığı içindeler. Yani çiftçi ve üretici açısından durum pek de iştah açısı değil.

Üretici konularında politika ve uygulanacaklar ilgili kurumların projeleri ile belli olacak. Elbette bizlerin müdahale şansları az. Yine de şunu söyleyemeden edemeyeceğim, keşke PRİM 0.21 YTL değil de 0.75 YTL olsaydı. Keşke masrafların bir kısmını prim karşılasaydı. Ama zor, ama olmuyor işte.

Beklentiler ise üretici kesiminden olumsuz. Tayfa parasını hazır nakitten ödeyemeyecekler ve borçlu olanlar düşük fiyatlardan ürünlerini satacaklarını düşünüyorlar. Eve girecek yağlarda da, parası olan üretici 2 sene de bekletse yeterli fiyat yükselişinin gerçekleşmeyeceğine inançlı.

•Konu çok olsa da sayfaları daha da uzatmadan zincirin son halkası olan tüketicilerden bahsetmek istiyorum.
Türkiye’de kişi başına ne kadar zeytinyağı tüketiliyor? Hep bir ağızdan yanıt veriyoruz: “ 1 LT”, gerçekten öyle mi sizce? Bunun doğruluğunu hangi kurum raporu söylüyor. Marketlerinin satış rakamları üzerinden bu sonuca ulaşılıyor ise yanlış yaptığımız kesin. Aslında zeytinyağı sektörünün keşmekeşliği burada. Biz yapacağımız işlerde yol haritalarını belirlerken hesaplar üzerine değil hayaller üzerine düşünüyoruz. Bakın bakalım büyük markalar yıl içerisinde ne kadar ambalajlı ürün satmışlar, ya da üreticiler ne kadar tüketmişler, bir de buna beyaz tenekede satılan yağları ekleyin. Şahsen bende çıkacak rakamı çok merak ediyorum.

Bunun yanında son yıllarda zeytinyağını süs eşyası haline getirdik. Bu ülkede zeytinyağı depolarda yığın yığın dururken 500 ML’si 20 YTL’ ye yağ satılıyor. Satanı eleştirmiyorum, sonuçta ticaret bu, ancak sistem yanlış. Ürüne değil ambalaja para ödüyor bir kısım tüketici. Bu durumda ticaret hacminin azalmasına dolayısıyla tüketimin düşmesine neden oluyor. Küçük bir hesapla neden böyle olduğunu izah edeyim:
500 ML Sızma Zeytinyağı _ İthal Ambalajda 15-20 YTL arası, bu durumda kişiler bir anda bunun 1 LT’ sinin en azından 30 YTL olacağını tahmin ediyor. 5 LT için fiyat bile yazmıyorum. Gerçekte aynı markaların 5 LT’leri elbette çok çok çok pahalı değil ( yani pahalı aslında da! ) ama tüketici aldığı ürün üzerinden fiyatlandırmaya gidiyor. Ürün normalde ikamelerine karşı pahalı olduğundan bir anda zeytinyağı gıda değil de yıllarca saklanacak şarap kıvamına giriyor. Diğer yanda ise ürünün asıl sahibi olan üretici perişan. Büyük ihtimalle en iyi fiyat bölgesi olan Körfezde bile adamcağız ürününü 7 YTL’ye satmış. Yani işler bir anda ticaretten çıkıp, hobiye dönüyor.

Tüketicinin de beklentileri var elbette. Daha ucuza zeytinyağı tüketmek istiyor. Hem de son yıllarda artan marka sayesinde beyaz tenekeden uzaklaşmaya çalışarak. Sadece istediği kısıtlı ücretinden, gelirinden daha fazla pay ayırarak zeytinyağını market sepetine (market budget-İktisadın temel kavramıdır) dahil etmek. Çünkü ikamesi çok; yan yana raflarda ayçiçeği yağı, mısır özü yağı, soya yağı, kanola yağı, fındık yağı, bitkisel margarinler, tereyağı ve karışım yağlar var. Hem de marka çeşitliliğini katarsak onlarca ürün. Şimdi sizde asgari ücretle 2 çocuk baksanız, hadi asgari ücret demeyelim İstanbul gibi bir metropolde 1500 YTL gibi bir maaşla, ev kirası, çocuk masrafı v.b. ödeseniz 5 LT’si 12.90 olan ayçiçeği yağını mı yoksa 49.90 olan zeytinyağını mı tercih edersiniz? Realist olmak lazım.....

Yazdıklarımdan ve düşüncelerimden umutsuzluğa ben bile kapıldım Ama şunu unutmamak lazım, Türkiye önümüzdeki yıllarda 300.000 metric/ton zeytinyağı üretecek. Bu ürün göz nuru, çünkü kışın en soğuk günlerinde çıplak elle toplanıyor. Sıkıntısı ve emeği büyük. Dünyanın da en helal kazanç kapılarından biri. Acilen bu işi iyi bilenlerin bir şey yapması gerekiyor. Ben eminim ki yapılacak. Bir milyondan fazla kişinin ekmek yediği bu sektör bu günleri de atlatacak.

Hayırlı İşler, hayırlı hasatlar.

1 comment:

Anonymous said...

Yazınızı soluksuz okudum; yazdıklarınıza kesinlikle katılıyorum.Dış pazarlardaki gelişmeler endişe verici olmakla beraber bizler -yani üreticiler- için artan maliyetler de bu iş ile ilgili kaygılarımızın boyutlarını arttırıyor.Benim Mersinde 5 yaşında 2800 adet gemlik cinsi zeytin ağacım var,ve özellikle düşük fiyatlar ve bu bölge de zeytini değerlendirecek bir pazar olmadığı için sıkıntı yaşamaktayım.Umarım bu sene maliyetlerimi çıkartırım diye hesap yapıyorum.
Sertac Kaya